Büyücedünya RPG

İngiltere Büyücedünyası => Godric's Hollow => Konuyu başlatan: Marcus Lloyd - 02 Nisan, 2022 02:04:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866

Başlık: Bir Dolunay Gecesi
Gönderen: Marcus Lloyd - 02 Nisan, 2022 02:04:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Yıl 1861, Mayıs 18...

Yeniden bir dolunay gecesiydi. Alışmaya çalışıyordu bu duruma. Henüz altı ay olmuştu ısırılalı ve hala canı yanıyordu. Dönüşümü geçirirken tüm kemiklerinin kırıldığını hissediyordu Marcus. O kadar çok canı acıyordu ki, tarifi yapılamazdı bu hissin. Birkaç kişinin haber vardı, Marcus'un kurt adam olduğundan. Etrafındaki daha fazla insan, genç adamın böyle olup olmadığını belki biliyorlar belki bilmiyorlardı ama bunu kafasına takmıyordu. Düşünmesi gereken daha mühim meseleler vardı. Hayatı boyunca artık bir sihirli yaratık olacaktı. Normalde, yaratıklarla ilgilenirdi işi sebebiyle. Ama bundan gayrı kendisi de bu şekile bürününce ne yapacağını bilemez hale geldi. Gerçekten bilmiyordu.

Ailesi yanında olsa bu durumu nasıl karşılardı? "Bence beni evlatlıktan red ederlerdi. Ama elimde olan bir şey değil ki. O lanet ite ben mi dedim, 'gel beni ısır,' diye. İnsanların düşünceleri umrumda değil aslında. Eğer onlarla uğraşacak olsaydım, Sihirli Yaratıklarla ilgilenmezdim," Son derece hak veriyordu kendisine. Eğer evrendeki büyücülerin fikirlerini dinleyecek olsaysı bu işle uğraşmazdı bile.

Elinde çevirdiği sopa, bir anda kırılıverdi. İstemsizce olmuştu bu. Marcus, hemen kafasını yukarı kaldırdı. Kafasını üstünde, sanki gökyüzünden bir güvercin ona bakarmış gibi Ay da onu izliyordu. "Ah... Başlıyoruz işte!" İçinden hem bir sürü küfürler geçiriyordu hem de kendisini sakinleştirmeye çalışıyordu. Aklında sadece çok az şeyler dolanıyordu. "Düşünsene, bir an aniden annem ortaya çıkıyor. Sanki hiç ölmemiş gibi. Ben buna gerçekten sevinirdim. Hakkım değil mi zaten? Bir kere bile göremedim o kadını. İçim o kadar çok acıyor ki, hiç kimseye de anlatmadım derdimi, anlatamam da... Ben ailem olan tek kişiyle, babamla bile rahatça konuşamazken gidip başka birisine mi dil dökeyim. Ah, hiç gerek yok buna. İnsanları görünce midem bulanıyor, midem bulanınca da sinirleniyorum. Sakinleşmek için oradan uzaklaşıyorum ama yine o canlılar karşıma çıkıyor. Sanki kısır döngünün içine yerleştirilmiştim. Ama bir kere bile olsun şu halima isyan etmedim. Gereksiz bir duygu bence isyankar olmak. Onun yerine içki içmeyi yeğlerim..."

Gözlerini gökyüzüne diktiğinde neler olduğunu anlayamadı. Yukarısı farklı renkte gözüküyordu. Ellerini kaldırıp baktığında, üçer dörder tane pençe gördü. Şaşkınlıkla dona kaldı orada. Kurt adam şekline girmişti ama hiçbir şey hissetmemişti. Bu durum gerçekten ilginçti. Aklında deli gibi düşler vardı. Bu yüzden burada boş boş durarak vakit kaybedemezdi. Tekrardan dört ayak üzerine düştü ve hiç durmadan koşturmaya başladı.