17 Nisan, 2026 08:39:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Das

Sayfa: [1] 2 3 ... 5
1
Apples & Oranges / Ynt: Hallederiz, icabında.
« : 19 Nisan, 2023 21:05:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Ya bu iki lavuğun adı neydi? Neyse önemli olan o değil. Diyorlar ki, yolunacak kaz bulmuşlar! “Hadi lan?” dedim deminki sinirli ve sabırsız halimden kurtularak. Daha dikleştim yerimde. Off bir de övüyorlar zengini. Para ve şöhret dediyseniz ben de varım orada gençler. Artık anlamış olmalısınız. “Chadwick! Çayı boşver! Şarap aç. CANIM ARKADAŞLARIM ile bir içelim! Biliyordum oğlum sizden iyi bir haber geleceğini. Okumuş adamlarsınız siz, diğerleri gibi it kopuk değilsiniz.” Of bak hırsızlık yapmayacağız diyorlar, düzgün plan var falan diyorlar. Ay ay! Keyiflendim! Şöyle yüksek bir meblağ geçse elime dükkanı kapatıp 1 ay tatile giderim memlekete. Cılız olanı cebinden bir liste çıkardığında elimi uzattım vermesi için. Çekti geri. Eski bağlantılarım falan diyor. Tılsım kulübünü mü söylüyor lan? Nakitle çalışacağını falan söylüyor şişman olan. Harbi harbi bunlar bulmuş bir tavuk da yoluyorlar. Beni de tanıştırsınlar, azıcık da biz yolalım.

Herif bulmak istedikleri malzemeyi söylüyordu ki Chadwick gel- LAN? Ölü Chadwick’i beklerken abidemle karşılaşınca kalbim küt küt attı ne yalan söyleyeyim. Ağzımı açtım, Blaze’in söylediklerinden sonra kapattım. Kardeşim neredesin günlerdir yoksun diyeceğim, ama çok da para var bu işte. Ne yazık ki seni arka plana atacağım abidem ya. Döndüm ikiliye tekrardan. Biraz daha uzatırlarsa ağızlarının ortasına rovaşata çekme hissi oluşacak içimde. “Yav siz benim adıma ne düşünüyorsunuz ki? Ne istediğinizi söyleyin, gerisi bende. Asıl önemli konu, ne kadar spani var bu işin içinde. Yüzde kaçı benim? Bakın benim yerim belli. Sizinki değil. Bu yüzden paranın yarısını önden alırım.”

Blaze arkada heyheylenince dönüp baktım buna. Chadwick’i görmüş. Ne bakıyorsun raconu kesiyor. Vay Merlin, kim bilir nerelerde takıldı da bu kadar agresifleşti. Bu senin petin mi dediğinde “Yok be Abidemm!” dedim. “Dostum o benim, çalışanım.” Herif inferi gibi gezince etrafta tabi millet tedirgin oluyor. Huyu bu ama arkadaşlar kınamamak lazım. Sonra çocuğunuz Ölü Chadwick gibi olur. “Oğlum sana demedim mi şarap aç diye! 4 yap bardağı hadi.” diyerek Chadwick’i kışkışladım elimi kaldırıp. O kendine has ölü gibi tavırları ile kapıdan çıkarken önümdeki ikili hukukçu olmamla ilgili gülüşüyorlardı.

“Hee, beğenemediniz mi? Bir daha mesleğime gülenin anasını gondiklesinler! Hadi gülün bakalım şimdi! İşte gördünüz mü? Her şekilde hakkımı savunuyorum. Müvekkillerimin de hakkını savunuyorum. Şimdi sen bana ödemenin yarısını veriyor musun bakayım? Kağıdı da pasla. 5. eşya mı demiştin?”

Cılız herifin elinden kağıdı alıp şöyle göz gezdiriyordum ki kapıdan içeri Andy girdi. Korkunçlu çocuk “Gabriel abi!” diye seslenince gözlerimi kağıttan ayırmadan “Dükkanda Alex diyeceksin be oğlum! Kafana vura vura aptal etmişler seni.” diye hayıflandım. Blaze’in Andy’i tanımadığını hatırlayınca da kafamı kaldırıp “Blaze bak bu Andy. Andy, Cornelia ve benim oğlumuz. O kadar uzun zamandır yoktun, büyümesini göremedin yiğeninin. Andy niye abi diyorsun oğlum bana, baba desene. Noldu yine ne istiyorsun?” diye sordum. Andy, Blaze’e nefret dolu bakış attı. Tüm herkese attığı bakış işte. Normal hali. Herifi büyücülerden tiksinsin diye büyütmüşler. Gelmiş bizim yanımızda kalıyor. Bizim de her yerimizden büyü akıyor anasını satayım. Üşendiğim için uçuyorum ben falan. “Para verir misin?” dedi tekrar bana dönüp. Çok düşünmeden elimi cebime atıp bir kaç Galleon çıkardım. “Baba dersen veririm.” Kendini zorlaya zorlaya “Para verir misin baba…” dedi velet. Bunu döve döve itaatkar da yapmışlar ha. Yazık harbi. “Al hadi.” Elimden kaptı parayı ve koştu. Dışarıda şeker meker alacak herhalde. Alışsın da şu ruh hastası hallerinden kurtulsun bebe. Tatile götürünce yüzmeyi de öğretirim buna. Cıppıdı cıppıdı yüzer. Cornelia da gelir mi ki lan?

Neyse önce iş. Sonra aşk.

Elimdeki kağıdı cebime tıkıştırdım hemen. Blaze’e kendi masamı gösterip “Danışmanım gel otur sen. Inferileri kafana takma hiç. Hayat bize yaşarken gülmedi ki, ölünce gülsün.” dedikten sonra lavuk ikiliye döndüm. “Öyle gizem yaratmaya ne gerek var yiğidolar. Söyleyin bakalım kimmiş bu dolu cepli kaz. Madem bu işe ortak olduk. Ben avukatınız olarak olayların her ayrıntısını öğrenmek isterim. Kazın da en güzel etinden bir kemirmeyi bana çok görmeyin.”[/justify]

2
NPC Karakterler / Ynt: NPC Karakter Listesi ve Başvuruları
« : 19 Nisan, 2023 17:18:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
NPC İsmi: Wolfgang Lorenz
NPC'nin Hogwarts Binası/Mensubu Olduğu Hizip: Matushka Üçüncü Enternasyonel
NPC'nin Fiziksel Özellikleri: Şu zamana kadar yazılanlarda kendisinin sarışın, yeşil gözlü, haşin bakışlı bir alman olduğu söylendi. Bu şekilde ilerleyince şöyle bir resimle taçlandırıyorum kendisini.

[spoiler][/spoiler]

NPC'nin Kurgudaki Yeri: Yediler konseyi görevindeki GM mesajında çıktı ilk. Düello teklif etmişti bana. Adamı herkesin içinde rezil etmeye çalıştığım için kaçmıştım. Sonradan öğrendim ki kendisi Uluslararası Sihirsel İşbirliği Departmanında diplomatlık yapıyormuş. Kermeste canım arkadaşım Ryan ve Xavier sağolsun kafalayıp eğlendim kendisiyle. Tam bir beyefendidir. Kibar, bakımlı bir erkektir. Nedense aslan burcu olarak düşündüm asdf. Hasmımdır.

NPC'nin Diğer Oyuncuların Kullanımına Açıklığı: Kullanın. Matushka üyesi ve Bakanlık çalışanı falan. İşinize yarar. Yakışıklı da şimdi.

3
Karakter Talepleri / Ynt: Galleon Talepleri
« : 19 Nisan, 2023 08:35:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

4
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 10 Nisan, 2023 04:02:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
https://buyucedunya-rpg.com/apples-oranges/kacakcilik/msg2973/#msg2973
3+4+3+2+4
https://buyucedunya-rpg.com/apples-oranges/hallederiz-icabinda-961/msg3327/#msg3327
4

TOPLAM 20 2.8'den 3 yaptm bunu xd

bunla 3 günlük online'lığım var. en son 1ken almşm buradan da 2

5 gp alaym

5
Apples & Oranges / Hallederiz, icabında.
« : 31 Mart, 2023 21:22:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Aman da amaaan! Ne kadar zaman oldu değil mi? Siz gittiğinizden beri dostlarım, benim için fazla zaman geçmedi. Aynen, daha geçen size 2-3 hafta önceki olayı anlatıyordum. Evren ne kadar güzel değil mi? Benim için hafta, sizin için aylar! Ancak beni bırakıp gittiğinizde kalbinizin bir kenarında kalmışımdır kesin. Unutmamışsınızdır prens Lucian’ı. Şöyle bir özetleyecek olursam; iş, iş, iş derim. Eski, boş gezenin boş kalfası Das kalmadı artık. Meşgul olmak çok zor güzellerim. Kalbim istiyor güzel kızlar göreyim. Sürekli it kopuğun işine bakmayayım. Katilleri, pislikleri Azkaban’dan kurtaracağız diye çevremiz yüzü façalı adam doldu. Eli yüzü düzgün adam gelmez oldu büroya. Ölü Chadwick ve Korkunçlu Andy’i de yıkatıyorum haftada bir. Yoksa Bakanlık geliyor kapımıza kokudan. Zaten sürekli bir teftiş var. Dolunayüzlüm de gelmiyor ha teftişe. Yüzü beş karış asık, meymenetsiz Bakanlık Çalışanları geliyor. Seherbazlar kapılarımızda geziyor. Sürekli bir 5 kuşak safkan mısınız diye durdurup soru sormalar falan… Açıyorum kolumu diyorum ben Barthélemy ailesindenim kessen kolumu, kanım mavi-beyaz-kırmızı akar. Cornelia da kendisini devlete mi adadı ne yaptı? Diyorum kızım, al şunları başımdan. Bir iyiliğini görmüyoruz. Dükkanı kapatıp kaçamazsın da şimdi. Chadwick ve Andy ölür ben olmazsam herhalde ehehe. Başka bedavaya çalışacak kişi de bulamam yani. Karın tokluğuna çalışıyolar.

Neyse efendim, olayımıza dönelim. Oturmuşuz üç kişi, dükkanın arka kısmında öğle yemeği yiyorduk. Ben bu mutfağı baştan yaptırdım. Fareleri, küfleri falan hep yok ettik. En yeni fırfırlı mutfak aletlerini getirttim. Büyüyle yapıyorlar yemekleri. İki asa sallamayla temizleniyorlar. Bize kalınca pislikten canavar çıkıyor mutfakta. Arkama yaslanmışım, bacak bacak üstüne atmışım, çayımdan da yudumluyorum. Keyif!

“Bok gibi buranın havası ha.” dedim. “Biraz daha erken yakalansaydı Carmilla da, yazın olsaydı paramız. Sizi benim memlekete götürürdüm lan. Denize girerdik. Sen yüzmeyi biliyor musun?”

Odada üç kişi olmamıza rağmen soru sorduğum kişinin Andy olduğunu anlamak zor değildi. Ölü Chadwick hiç konuşmaz, ölü gibi gezerdi etrafta sadece. Eylem adamıydı. “Yok.” dedi minik çocuk soruma. “Joseph bizi bağlayıp ıslak sopa ile döverdi. Söylediğini yapmadığımızda yüzümüze çuval kapatıp su dökerdi. Sizin gibi İblisin döllerini de kutsal suyla leşe çeviriyoruz.” dedikten sonra önündeki çorbayı yemeye devam etti. Herhalde su ile olan münasebetini özet geçmişti.

“Hmm…” Kafamı salladım dediği çok normal bir şeymiş gibi. “İyiymiş.” Tekrar dışarı baktım. “Ayağını sokarsın sen de ya. Seneye gidelim kesin.” Elimdeki çay fincanını dudaklarıma götürüp şöyle bir hüplettim serçe parmağımı kaldırarak. Tam bir İngiliz beyefendisiyim ha. Tek farkım böyle dandik yağmur sonrası havalarda sokaklarda takılıp paçalarımı çamurlamıyorum.

Hop yine dükkanın kapısı açıldı. Bir çay keyfi yaptırmıyorlar deliricem. Doğruldum yerimde, bacağımı da indirdim. “Chadwick, oğlum temizledin mi girişteki peri tozlarını? Yine Bakanlık'tan geldilerse bu sefer kurtulamayız.” derken bıraktım çay bardağını masanın üstüne. Chadwick olumlu olarak nitelendireceğim bir kaç hırıltı çıkardı. Hemen girişe doğru hızlı adımlarla ilerledim yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirerek. Bakalım hangi tipsiz, çirkin, leş adam gelmiş de Azkabandan kurtulmaya çalışıyor.

“Vay… Merlin’in nasırlı elleri!” Hay lanet girsin ya. Yine saçma sapan tipli iki herif gelmiş dükkana. Tanıyorum tabi de uzaktan. Hep de bunların bana işi düşer. Bir kere de ben geleyim size de, ihtiyacım var diyeyim. Yok anasını satayım sürekli Alex abi birini bıçakladım, Alex abi birini soydum da bilmem ne. Yüzümdeki yalancı gülümseme kayboldu hemen. “Yav yine kim bilir ne becerdiniz de geliyorsunuz. Geç içeri geç geç!” diye sinirli sinirli yeni eklettiğim sihirle genişletilen odalardan birine davet ettim adamı. Bakanlık şu oda için o kadar izin çıkarmamı istedi ki, Ölü Chadwick günlerce Bakanlık'a gidip gelmek zorunda kaldı. Lüks, işlemeli koltuklar, kocaman bir halı, sarı ve bordo renkli dekorasyon ile en son döşenmiş bu odayı, kendi ofisim yapmıştım. Ofisten başka her şeye benziyordu ama. Yatak odası da olabilir, salon da olabilir… Kapının karşısında bir çalışma masası vardı ama işte. Ofis demeye yetmişti bu. Müşterilerimden biri ödemesini parayla yapmak yerine, eşyalarını verince burayı yapabildik. Mis gibi de oldu. Odaya geçerken “Chadwick! Kalk, üç çay getir bize!” diye bağırdım. Geçtim masamın yanına, götümü dayadım köşesine “Hayırdır?” diye sordum misafirlerime. “Bu sefer nasıl bir batağa düştünüz?” [/justify]

6
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 29 Mart, 2023 21:14:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
efendim merhaba,

şimdi benim bu süzülmeyi merline bağlasak da, oradan bana asasız büyü yapımı gücü mü versek?

33 gp'm var

asasız büyü yapma toplam olarak 3. seviyede 37 gp istiyor. Ben süzülmeye daha öncede 36 gp vermiş olduğum için 1 gp farkla bu gücü alıp, süzülmeyi de tılsım kulübünün kontenjanına şapmak istiyorum.

merlin tılsım kulübü 1-2-3. seviye : 7+14+21 = 42 gp yüzde 40 da indirim var 16.8. 17 gp diyelim.

Kıdemli uzmanlığı ve daire başkanlığını falan saklıyorum. Seth'ten de vardı daire başkanlığı şeysi kullanmadığım onu da unutmayalm. Eadwig mezun olduğu gibi müdür olacak asjkldfd

17+1  ile ham ediyorum bunu?

Sethin linki
https://buyucedunya-rpg.com/index.php?action=profile;u=45

7
Apples & Oranges / Ynt: Kaçakçılık
« : 01 Eylül, 2022 02:39:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Ahhh! Sesi beynimin içinde yankılanıyor resmen. Dişlerimi aralamadan nefes aldım iç geçirerek. Arada iplerden kurtulurum umuduyla kollarımı falan hareket ettiriyorum ama nafile. Tırnağıyla yanağımı çizmeye başladığında elimden geldikçe kaçırdım kafamı. Yine de oraya odaklanmayı başardı. Kanattığını anlamadım ilk. Sadece tokat yüzünden sızlayan yanağıma ekleme olduğunu düşünmüştüm. Ta ki, dolunayüzlüm parmağını, bu çizdiği yere götürüp oradan kan alana kadar...

Lan? Kanımı... Dönüp baktım kızın yüzüne. Dudaklarına götürdü kanımı ve... AAAAAH! Bu çok fazla! Daha da zorlamaya başladım kollarımı kurtarmak için. Beyaz dudaklarına renk veren kanım değil, benim dudaklarım olsun lan! Dürüst bir tüccar mıyım diye sordu. "Öyleyim." dedim inatla. Kolumu kurtarmaya çalıştım ama başaramayınca "Off!" çektim bir. Dolunayüzlüm bana eziyet etmeye kararlıydı. Hoşuma gidiyordu gerçekten ama bağlı kalmak, aksiyon alamamak içimde bir yerlerde bir şeyleri kırıyordu sanki. Çenemden tutup kafamı kaldırdı. Derin derin nefes alıp kurtulmaya çalışıyordum iplerden. Kız da iyice oturdu kucağıma. Ellerini boğazıma sardı. Usulsüz bir şey yapıp yapmadığımı sordu tekrardan. Mantıklı düşünemiyorum ki. Düşünemiyorum bile. Derin derin nefes alıp arada bir iplerden kurtulmak için uğraşıyordum. Bir kurtulsam...

"Ihhh!" Ne kurtulması? Boğazımı sıkmaya başladı hafiften dolunayüzlüm.

Şimdi burada bir duralım mı?

Size bir hikaye anlatmıştım taa kaç zaman önce. Prens Lucian'ın Dağ'dan kaçma hikayesini. Hatırladınız mı? En tepesi altınlarla dolu olan Dağ'ı tırmanmaya çalışmıştı prensimiz ama başaramamıştı bir türlü. Bazen geceleri Dağ'ın mağaralarına girmek zorunda kalıyordu. Oralarda sürekli dövüşmesi gerekiyordu düşmanlarla. İşte bazı günler mağaralarda böyle boğulduğu oluyordu. Dağ da bu tarz şeylerden hoşlanıyordu belli ki. Benim bildiğim tek şey, Lucian'a bunu yapmasının sebebi onu bir hiç olarak görmesiydi. Peki hiç kimse miydi Lucian? Bir prensti o. Dağ'dan kaçtıktan sonra prens olduğunu hatırlamak için çok uğraşmıştı. Tekrar Dağ'ın anısı gün yüzüne çıkmasın değil mi? Bunu siz de istemezsiniz, ben de istemem. Lucian'ı gülen, eğlenen, eğlendiren bir prens olarak biliyoruz. Öyle kalsın bir süre daha.

Buyrun devam edelim.

"Doğru...? Ben... " Konuşamamıştım garip bir şekilde. Çoğunlukla konuşamamazlık yaşamam. Hep söyleyeceğim şeyler olur. Beynim çalışmıyor gibi. Üstelik bana sanki bir böcekmişim de ezmek istiyormuş gibi bakması... Sanki-

Bodrum kapısının açılması ile dolunayüzlüm ellerini boğazımdan çekince derin derin nefes almaya başladım. Üstümden kalksa da boş boş duvara baktım bir süre. Elinde iki bardakla Ölü Chadwick gelmiş, andaval gibi bakıyordu kapıdan bu sırada. Beni bağlayan ipler çözüldü yavaş yavaş. Büyüyü bozmuş olmalıydı. Yutkunup yerimde doğruldum. Bir yerlerim ŞAHA KALKMIŞ olduğundan öyle kolayca ayağa kalkabileceğimi düşünmüyordum.

"Şey... Chadwick..." Elimle yüzümü boydan boya ovduktan sonra kanayan yere orta ve yüzük parmağımı sürüp baktım kanıyor mu hala diye. Evet kanıyordu.

Boğazımı temizledikten sonra "Geç kaldın oğlum neredesin on saattir ya? Hanımefendi alışverişini yaptı gidiyordu. Değil mi hanımım?" dedim eski halimi takınmaya çalışarak. Ulan dolunayüzlüm, aklımı başımdan aldın yemin ediyorum. Şahlanmış yerlerimi pantolonumun içinde görünmeyen, düzgün bir yerlere getirmeye çalıştım. Salak Chadwick de sanki daha demin bakanlıktan gelen kadını üstümde beni boğarken basmamış gibi artık ne getirdiyse onları belgelerin olduğu masaya koydu. Ayağa kalktım. Rastgele gidip eşyaların içinden Felix Felicis formülünün yazılı olduğu parşomeni tuttuğum gibi dolunayüzlümün eline tutuşturdum. "Buyrun hanımım ihtiyacınız olan şey." dedim.

"Daha sonra tekrar belgelere bakmaya gelin özletmeyin kendinizi. Ama rica ediyorum, bir dahakine tek bir konuya BAĞLI kalmayalım da birbirimizi SIKBOĞAZ etmeyelim olur mu?"[/justify]


RP SONU

8
Apples & Oranges / Ynt: Kaçakçılık
« : 01 Eylül, 2022 00:17:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]İkinci bir büyü gelmesini beklemiyordum doğrusunu söylemek gerekirse. İşte iki üç ağlaşırız belgeleri unutur diye düşünüyordum. Bunun yerine... Bir anda yoktan var olan ipler ile bağlandım! Daha demin zorla ağlattığım için kendimi burnumu çektim şaşkın şaşkın bakarken dolunayüzlüme.

"Ama yine büyü kullanıyorsunuz..." diye mızmızlanmaya başlamıştım ki dolunayüzlümün yüzündeki o yırtıcı bakışı fark ettim. Fena. OH ÇOK FENA! Amanın! Yanıma geldi yılan gibi kıvrıla kıvrıla. Kollarımı iplerden kurtarmak için güç uyguladım o yaklaşırken. Hiç oynamıyor büyülü cart curtlar. Yutkunup biraz daha kıpırdandım yerimde. Geldi bembeyaz eliyle saçımı yakalayıp yüzümü yüzünün tam karşısında tuttu. Dalga geçer bir şekilde babamın bana kötü mü davrandığını söyledi. Doğrusunu söylemek gerekirse, babamı tanımıyorum. Beni yetiştiren herif evet kötü davrandı. Yine de... Dur. Demin yüzümün güzelliğini mi övdü?

Yüzü fazla yakın. Ağzımdan kesik kesik nefes alarak önce gözlerine baktım dolunayüzlümün. Oradan da... Valla ne yalan söyleyeyim göğüslerine indi gözler. Ne yapalım? Zayıf mayıf müko kadın ha. Merlin dualarımı duydun nasip eyliyorsun. Sen bana kıyak yaptın ben de sana yapacağım söz.

Demin de ağladık lavuk gibi...

Saçımı daha sert çekince canım yandığı için bir ses çıkardım istemsiz. O sırada ne yaptı kız sizce? NE YAPTI? Kucağıma oturdu lan. Bu kardeşinizin kucağında güzeller güzeli bir kadın var. Hissediyor musun dolunayüzlüm? Duygularım kabarıyor. Baya... Yükseliyor.

Yüzümü sevdi. Parmakları ne kadar yumuşak öyle? Hala gözleri, dudakları, boynu, göğüsleri arasında geziyor gözlerim. Şuan bulunduğum durum yüzünden mi bilmiyorum ama kokusu var ya! Cennet böyle kokuyor olmalı ya. Timsah yaşlarımı yanağımdan silip bana bir tokat attı... Birader... Bundan daha okkalı tokatlar yemişimdir ama bu tokatın arkasından bir off çekmek zorunda kaldım.

Tokat mokat hak getire, daha da uzansın üstüme istiyorum ben. İsterse kafamı sağa sola vursun yani. Bir şey sordu bana ama benim aklım yok ki şuan. Gitti yani. Fiuv. Kulağıma geldi bir soru daha sordu. Benim beynim onu da algılamadı. Tek algıladığım şey kulağıma doğru fısıldadığındaki sıcak nefesinin içimi gıdıklamasıydı.

Derin bir nefes alıp "Hanımım çok kötüsünüz..." dedim yine ama bu sefer yalvarır gibi.

Genel olarak kullandığım ama benim olmayan bir ismi vurgulayarak ona cevap vermemi istedi. Cevap verecek halim mi kalmış benim? Tek düşünebildiğim şey kucağımda oturan kadının vücudu. Bağlaması tamamen haksızlık. O benim üstüme böyle çıkıp kulağıma fısıldarken belini tutamayacak mıyım? Memleketimden beni ayıran okyanus gibi dalgalı saçları, böyle güzelliklere dokunmama izin vermemesi ile paralellik sağlamıyorsa ne sağlıyordur efendim?

Kafamı ona doğru şöyle bir çevirip kokusunu içime çektim. Bir kere daha beni bağlayan iplerden kaçmak için sarstım vücudumu. Yok. Haksızlık bu. Tutamıyorum. Elleri kadar yumuşak olduğuna yüzde yüz inandığım baldırlarına dokunamayacağım. Yanağım sızlıyor. Acı da hoşuma gidiyor ha.

Ne cevap vereceğim bilmiyorum bile. Soruyu duymadım ki.

"Neyden bahsettiğinizi anlamıyorum hanımım." dedim fısıltıya yakın bir sesle. Resmen ruhumu emmeye karar vermişti dolunayüzlüm. Ruh emicilerin gereksiz şekilde erotikleşmiş tekniklerinden birini kullanması için beni yalvartırdı büyük ihtimalle. "Ben... Sadece... Geçinmeye çalışan dürüst bir tüccarım.."[/justify]

9
Apples & Oranges / Ynt: Kaçakçılık
« : 31 Ağustos, 2022 21:32:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Canlarım... Bu güzel hanımcığım benle flörtleşse, oynaşırken dilli milli büyü yapsa -beni bilirsiniz- hiç sorun etmem. Onun yerine bakanlığa götürürm lan seni düzgün dur diye dilimi damağıma yapıştırıyorsa... Harbi ayıp ediyordur! Ben dağ ayısı mıyım dolunayüzlüm? Yapma dersen yapmam yani. Demiyorsun ki. Üstü kapalı gel günaha girelim diyorsun!

Luna bir anda asasını çekip böyle bir büyü yapınca fena bozuldum. Elimi göğsümün üstüne koyup inanamayan bir şekilde gözlerimi sonuna kadar açıp izlemeye başladım kızın ortamda hayalet gibi gezmesini. Tekrar bir büyü yapıp ağzımdaki büyüyü bozduğu gibi belgeler konusunda soru sordu. Ben ise göğsümdeki elimi yüzüme götürdüm hemen. Tek elimle yüzümü kapatıp aşırı mutsuz bir sesle konuşmaya başladım.

"Aaaaahhhh! Dolunay yüzlü hanımımmm!" dedikten sonra resmen ağlayarak kadının uçurduğu ceketi diğer kolumla yakalayarak kırmızı koltuğun üstüne attım kendimi. Ceketime sarılıp devam ettim. "Siz! Ne kadar kötüsünüz böyle? Ay sonunu nasıl getireceğini düşünüp duran zavallı bir esnafım ben! Dükkanıma geliyorsunuz, benimle dalga geçiyorsunuz! Üstelik bir de... Bir de..." Bayağı bir ağlamaklı sesle konuşuyordum. Sanki tüm mal varlığım yanmış gibi.

"Beni susturmak için büyü atıyorsunuz!"

Şöyle ki, tabi bu hareketler yalan. Tamam sahibeciğim, sahiplen beni. Eğleniriz vesaire ama işin içinde fantezi yoksa özgürlüğümün alınmasına bozulurum. Bozuldum da!

"Paris'te yaşadığımız zamanlarda babam aynı büyüyü yapıp beni döverdi! Tüm travmalarımı ortaya çıkardınız hanımım! Sizin hiç mi acımanız yok?" Harbi harbi sıktım kendimi ağlamaya başladım. "Çok acılar çektim hanımııımm! Ben size ne kötülük eyledim de bu anıları canlandırdınız kafamda? Sizin gibi güzel bir kadından etkilenmek suç mu, ha? Duygu sahibi olmak suçsa buyrun götürün! Bu adam beni çok güzel buldu, bir gelecek hayal etti deyin ruh emicilere! Sizin olup bu acıları çekeceğine ruhum, onların altında eziyet çeksin!"

[/justify]

10
Apples & Oranges / Ynt: Kaçakçılık
« : 31 Ağustos, 2022 01:35:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bak bak, nasıl bir anda tavladım kızı. Hemen hakkımda sorular sormalar, tanımak istemeler. Bu işi biliyorum ben baba. Kasapla konuşmamızı duymuş belli ki. "Yok yahu!" dedim. "Fransızım ben. Buongiorno!"

Dedi ki, belgelerimi görmek istiyormuş. Malıma güveniyorsammış. Kocaman gülümsedim. Bayanlar baylar. Bu kardeşiniz, daha demin güzeller güzeli bir kızı düşürdü! Bir şey de yapmadım ha. Yakışıklılığıma düştü herhalde. Şimdi ben okumadım etmedim ama aklım çalışır. Beni bilirsiniz yahu! "Mal" kelimesinin temsil ettiği şeyi siz de biliyorsunuz. Bilmiyorum demeyinnn! Bildiniz bildiniz. Malıma güveniyor muyum? Öyle bir güveniyorum ki! Ben ne kadınlar, koca karılar, adamlar, şerefsiz Wolfgang'ler götürdüm! Seçeneklerimi kapalı tutmayı sevmem. Anlarsınız ya.

Belgelerinizi görelim derken de üstü kapalı bir şekilde günaha davet ediyor bu kadın! Hem de duruşuna bak. Tam bir sahibe havası var. Dostlarım, canımlar... Ben sanırım sahiplenilmek istiyorum.

"Hemen... Burada mı?" diye sordum inanamayarak. Hala gülüyorum pişmiş kelle gibi.

"Yeni tanıştık."

Yok abi utanırım. Ya güvendiğim mallarım için belgelerimi gösterirken Chadwick elinde oraletlerle gelip beni çıplak görürse? Yani, görsün tabi ondan çekinmem de... Ya Cornelia lanetli veleti getirirse? Ya müşteri gelirse? Ya Ryan basar da, kız kardeşine yavşadıktan sonra dükkanda bakanlıktan gelen güzellikle iş üstünde yakalarsa? Lan ya Mirabelle görürse asıl? Kıza evleneceğiz okulun bitince diyorum. Oyaladığım için zaten sinirli bir de böyle yakalarsa öldürür beni.

"Önce bir oralet içelim hanımefendi. Öyle her diyene belgelerimi gösterseydim adım çıkardı Knockturn ve Diagon yolunda komple. Gelin içeri geçelim."

Kızı elimle tezgahın arkasındaki kapıya yönelttim. İşte arka taraf. Tam bir erkek evi. Ölü Chadwick'le içeride leş gibi yaşıyoruz. Mutfak diye adlandırılan yeri ben mükemmel yaptırdım tamam mı? Sonra biz neredeyse 1 aya yakın bulaşık yıkamadığımız için orada bir yapılanma oldu. Pek yaklaşamıyoruz. Sürekli dışarıya çıkıp restorantlarda takılıyoruz yemek için o yüzden. Luna Hanımcığımla bir girdik içeri, çıkarıp attığım çoraplarım yerde falan. Kovboy botlarımla tekmeleye tekmeleye dolapların altına ittirdim fazla durmadan. "Gelin gelin." dedikten sonra hanımın önünden aşağıya, taaa aylar önce unicorn soktuğum bodrum katına indim. At sağı solu kemirmiş her yer diş izi. Gören kurtadamım da, burada dönüşüyorum falan sanar. Şuan hem rehinciden kalan, hem de müvekkillerimin parayla ücret ödeyemedikleri zaman verdikleri ıvır zıvırlara ev sahipliği yapıyor burası. Güzelce kırmızı bir koltuk koymuştum, yanına mumlar falan. Çok seksi ortamdı da... İşte süpürmeyince her yer toz olmuş.

"Oturun hanımım, burada size belgelerimi gösterebilirim. " dedim göz kırparak. Bu arada gerçekten de katil bir cincüce tarafından yapılan sahte belgeler köşede duran masanın üstüne zulalı duruyor. Bıyıklarını yediğim cincüce. Çok kral adam. Bir ara düzenleyeceğim deyip duruyorum belgeleri de. Sıkıcı işler be!

Üstümdeki ceketi böyle seksi hareketler yaparak çıkardım Luna'ya bakarak. Koltuğun üstüne atmadan önce kafamın üstünde çevirdim falan.

"Siz de bana bakanlık rozetinizi gösterecek misiniz?" dedikten sonra göz kırptım kıza ima ettiğim şeyi anlaması için.[/justify]

11
Apples & Oranges / Ynt: Kaçakçılık
« : 30 Ağustos, 2022 20:12:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Ayakta durmaktan yorulduğum için ayaklarımı havaya kaldırmış süzülüyordum tezgahın arkasında. Ayaklarımı görmeyen biri öylece duruyorum sanardı yani. Dirseklerimi tezgaha koymuş, bir sokak ileride daha yeni St.Mungo'dan gelen kasapla konuşuyordum. Bu arada yani, zaten ölü Chadwick duş almıyor. Kasap da geldi leş gibi kıyma kokuyor. Ben de evden çıkmadan parfüm bocaladım üstüme. Dükkan leş gibi kokuyor anlayacağınız. Kasap diyor ki "Nimbus hisselerine yatırım yaptım. İngiltere Quidditch takımına yüklü bir bahis oynadım."

"Vay merlinin sivilceli çenesi!" dedim ben de. Griffinlere yan basmış herif. "Valla olaydan ben çok ekmek yedim ağabeyim. Bakanlıkta tanıdığın olması lazım, onlar aylar öncesinden biliyordu saldırıyı. Biliyorsun benim ablam bakanlıkta."

"Biliyorum biliyorum... İzin mi verdiler saldırıya lan yoksa?" dedi kasap şaşırmış bir şekilde.

Omzumu silktim. "Ben sadece bildiğimi söylüyorum. Yorumlamak sana düşer. Senin benim gibi küçük esnafı bitirmek için yaptıklarını biliyorsun."

"Vay şerefsizleeer vaayy... Ee Gabriel? Köye gidecek misin yaz bitti neredeyse?"

"Ne köyü abi?"

"Memleketine yahu."

"Kuzey Karolina mı köy abi?"

Mükemmel geyik sohbetimiz dükkana girip çat diye konuya giren kadın ile sonlandı. Kadın kendini tanıttığında döndüm bir baktımmmm...

VAY MERLİN SEN NELER NELER YARATTIN DA YANIMA YOLLADIN BE AGAM?

Böyle bembeyaz... Baya bildiğin beyaz. Narin mi narin! Büyülü mü büyülü bir güzellik sinirli yüzle bakıyor bana da diyor ki sen kaçakçısın! Dükkanın sahibi sen misin diyor.

"Dükkanın..."

Of güzelim be, sen iste ben seni kaçırayım. Senin istediğin her şeyi getirtip önüne sereyim be. Off afet ki afeeeet!

"Sahibi? Kim?"

Hebele hübele. Ulan karı aklımı aldı. Büyülü güzelliği ha, ben size söylüyorum. Ben her türlü ucube ile çalışıyorum gözlerim güzelliklere alışık değil çok. Cornelia var, Ryan'ın kardeşi Megan var, rastgele karşılaştığım pembeli güzellik var... Bak üç tane sayabildim. Merlin bu dördüncüyü bana nasip eyle amin.

"Benim. Evet benim sahibi hanımefendi." dedikten sonra döndüm ölü Chadwick'e, "Chadwick git iki oralet getir bize." dedim. Kasaba da, "Abi müşteri geldi sen de bir yol al istersen?" dedim. O da zaten bakanlıktan geldiler diye götüm götüm kaçtı dükkandan.

Uçmayı bırakıp yere kondum bir koşu cam mam bir şeyler açtım içeriyi havalandırmak için. Kapıyı vesaire.

Etrafta dört döndükten sonra "Ah hanımefendi!" dedim ne zaman güzel bir kız görsem kalınlaştırdığım sesimle. "Siz dolunay oldunuz hayatımın bu  gece döneminde. Bu ziyareti neye borç- Ah, bakanlık demiştiniz. Daha geçen gün Apollo Boleyn kendisi gelip çayımı içti, kruvasanımı yedi. İkinci bir ziyarete gerek olmasa bile iyi ki gelmişsiniz de gözlerimizi güzelliğinizle kutsamışsınız!" HOP! Yakaladım elini öptüm muuucuuuk. Bırakmadım çünkü ben şerefsiz bir herifim, eğer izin verirseniz ilerletirim. Elini çekmezse kolundan öpe öpe omzuna giderim.

Abi bir de yaz tatili ha. Mirabelle bir şekilde görse Griffinlere yan basan bu sefer ben olurum. Neyse canım, genç adamım! Kanım kaynıyor yahu!

"Luna Hanım, benim bütün eşyalarım kayıtlıdır." Sahte belge ile tabi ki! Vergi mi vereceğiz bir de? "Buyrun isterseniz getireyim bir kaç eşya, sizin de ilgilendiğiniz çıkar? Boleyn bey de gelip safkanlığını arttırıcı steroid aldı mesela. Çok uygun fiyata, buyrun."
[/justify]

12
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 30 Ağustos, 2022 18:26:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Süzülmeyi seviye 3 yapmak istiyorum.



Seth link
https://buyucedunya-rpg.com/index.php?action=profile;u=45

14
Apples & Oranges / Kendi işinin patronu olma stajı
« : 24 Ağustos, 2022 05:00:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]"Evet! Evet güzelim. Benim direkt ejderha ile sevişen arkadaşım da var. Ben sana onu da getireceğim! Yumurtayı arkadaşlar omlet yapıp yemiş. Haftaya bir tane daha sipariş edeceğim. Söz direkt kapına, dükkanına getireceğim hiç merak etme!"

Ejderha yumurtası satacağımı söylediğim adamın omzuna elimi koymuş yüzümdeki gülümseme ile konuşuyordum. Üzerimde artık sürekli giydiğim mavi süslü takım elbisem, saçlarım arkaya jölelenmiş. Gençler size bir şey söyleyeyim mi? Siz yokken ben biraz parayı kırdım gibi. Ne kadar şerefsiz herif varsa hepsini Azkaban'dan kurtarmaya başladım. Böyle olunca da her türlü yeraltı kişisini tanır oldum. Eh, hediye falan da gönderiyorlar. Ben de onları ya satıyorum, ya da çeşitli iyilikler karşısında hediye ediyorum. Tam bir aracı adam oldum! Cornelia Bakanlıkta arada görüşüyoruz. Blaze nerede hiçbir fikrim yok. Yine uzaklaştı gitti.

"Az sağa." Yanımdaki adama bir dakika işareti yapıp tekrar "Sağa lan! Chadwick! Çocuğun boyu kısa oğlum, sağa doğru kaldır şunu!" dedim. Dükkanın önündeydik. Tekrar boyattığım tabelayı ölü Chadwick ve korkunçlu çocuk Andy'e astırıyordum. Andy'i yakın bir zamanda Cornelia getirmişti. Manyak mıdır nedir saçma sapan canavar gibi çocuk. Sürekli sövüp duruyor bize. Benim için sorun yok. Cornelia işe giderken bırakıyor lavuğu, ben de burada iş yaptırıyorum. "Ya Andy, defol git üstüne çıkacak sandalye bul müşteri kaçacak senin yüzünden." diyerek şöyle bir tekme attım kıçına çocuğun. Sonra tekrar yumurta sözü verdiğim adama dönüp "Ağabeyim bak, sana karşı mahçup oldum ben. Elimde yeni bir parça var çok özel, herkese göstermeyeceğim bir şey. -Chadwick, bırak tabelayı özel parçayı getir bakma öyle davar gibi- Dünya kupasında Stéphane Mondragon'un altında patlayan Nimbus." Chadwick içeri gidip bir kutu getirdi içinde gerçekten parçalanmış bir Nimbus süpürge parçaları vardı. İkimiz de tutup açtık adam görsün diye. "Nasıl?" diye sordum o gülüşümü bozmadan. "Stéphane Mondragon, bunun üstüne binmiş abi. Poposu, memeleri her şeyi değmiş bu parçaya. Hoşuna gitti dee mi? Seni köftehooor! İşini biliyorsun ha! Geç içeri çocuklar ilgilensin senle abim. Kral adamsın."

Adamı sırtından ittirerek içeriye, dükkana soktum. Bu sırada Andy gelmiş, kendisine tabure getirmişti. Chadwick ile birlikte tabelayı takmaya devam ettiler. Ben de öyle, sağa sola diye yönlendiriyorum bunları. İşleri bittiğinde şöyle güzel giyinimli bir velet geldi. Bu lavuk bizim evsiz çetesi için fazla iyi giyinimli ve yaşı da büyük. Buna velet denmez. Ergen denir. "Hayırdır birader?" diye sordum içeri girmesin diye. Staj için geldiğini söylediği anda da "Haaa!" dedim. Unutmuşum staj ayağına reklam vermiştim tanınmak için. "Staj tabi ya! Stajyerimiz gelmiş." diye elimi uzattım ergene sıkmak için. "Alexander Turner." diye tanıttım kendimi. "Avukat, girişimci, bilirkişi. Egnast Twinkle'ı tanır mısın? Eski başseherbaz, yeni gizem dairesi başkanı. Ondan öğrendim tüm teknikleri. O adam var ya, bu günlere gelebilmek için çatısız evde kalmış, köpek maması yemiş! Ne emek verenler var bir bilsen. Çok kral adamdır Twinkle. sürekli gelir hal hatır sorar. Der bir isteğin var mı diye."

Ben ergene kolpa atarken dandirik Knockturn sokağının az ötesindeki sokaktan bir çocuk çıka geldi koşarak. Yanıma gelip "Gabriel abii!" diye bağırdı. Bizim Kirby'ydi bu evsiz veletlerden. Kaç kere dedim artık dükkanın yanında Gabriel deme bana diye. Salak işte çocukken düşürmüşler sanırım hafızası kötü. "Abi, Sihirli Yaratıklar Düzenleme'den geliyorlar. Terzi, cincüce yerine çocuklara kulak takıp sattığını ihbar etmiş."

"Hadi lan?" dedim. "Ben satmadım onları oğlum. Alexander Turner ben, avukat. Git söyle Gabriel burada değilmiş de."

Tekrar ergene dönüp omzuna koydum elimi. Dükkanda kalırsam başım derde girebilir. "Gel." dedim buna. "Diagon yolunda yürüyelim, her başarılı iş vücudunu çalıştırmakla başlar. Ben ne yaparım, her gün en az 10.000 adım atarım. Bir de Norveç keçiboynuzu yerim. Ejderha eti. O da çok önemli. Adın neydi senin bu arada?" Ergen beyi de kendimle yürüterek Diagon yoluna doğru yürümeye başladım biraz hızlı adımlarla.[/justify]

15
İlanlar / Ynt: Hınzırlar Kollektifi Acil Durum Dayanışması
« : 16 Ağustos, 2022 22:51:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Biz o kadar şerefimizle haysiyetimizle tamamen HELAL şekilde paramızı kazanmaya çalışıyorken, Bakanlığın bunu engellemek için uğraşması rezillikten başka bir şey değil değerli kardeşim Cinco. Eğer buna sessiz kalırsak büromuzun, dükkanımızın kapısına gelip bize el ense bile çeker bu seherbazlar.

Bana sorarsanız eğer, seherbaz denen mesleğin kaldırılması gerekiyor. Çünkü ancak dikta rejiminin kirli işlerini yapıyorlar!

Daha geçen bunlardan biri sapıtıp katliam yapmadı mı? Fazla yetki verince kafaları gidiyor işte.

Hukuki konularda her şekilde yanındayım Cinco'm. Yaz beni listene.


(Ekleme, zaten biz başka yerlerde de birlikteymişiz yahu! Mavi giyin, özgür ol *kıps* )

Sayfa: [1] 2 3 ... 5