Dünya Ülkeleri > Diğer Dünya Ülkeleri

İhanet

(1/2) > >>

Nora Gray:
Npc cadı: Persephone De León

Üzerinde bulunduğu bota çarpan dalgalar yüzünü ıslatıyordu genç kadının. Ege'nin soğuk ve temiz sularına baktıkça boğazının kuruduğunu hissedebiliyordu. Yine de dakikalar sonra inecek olduğundan teknenin öbür tarafına yürüme gereği duymadı. Kaşe montu Yunanistan'ın cehennem kadar sıcak iklimi için fazla sıcaktı. Yüzüne vuran güneş mayışmasına neden oluyordu. Ufak huzur kırıntılarıyla süslenmiş anılarını düşleyerek zihninin rahatlamasını bekledi. Küçüklüğünü geçirdiği sular her zamankinden daha sakindi o gün. Tüm çocukluğunu yaşadığı topraklara dönmek onun nostaljik hissetmesini sağlamıştı. Ama aklında tek bir soru vardı. Adras d'Ibelin onu ne halt yemeye çağırmıştı? Ilık rüzgar yüzüne çarparken, korku ve endişe zihnine yeni yeni sirayet ediyordu. Cebinde duran ve henüz açma gereği duymadığı davet niteliğindeki mektuba uzandı. Zarfı düz beyaz renkteydi fakat güneşe tuttuğunda içini göstermeyecek kadar opaktı. Zarfın üzerinde büyük puntolarla gönderenin adı ve adresi yazıyordu. Gönderen, Darren Shan, her kimse Yunan sınırlarına girmeden mektubu açmaması için not düşmüştü. İsmi nereden hatırladığına emin değildi. Bakanlığın kara listesinden olmaması için dua etti kendi kendine. Arka cebinden çıkardığı kelebek bıçakla son derece sert olan kağıdı tek hamlede keserek zarfı açtı. İçinden çıkan kağıdın üzerinde neredeyse kusursuz bir el yazısı vardı. Uzaktan limanın ve martıların sesleri duyulurken gözlerini kağıt üzerinde gezdirmeye başladı.

"Değerli Bayan De León,
Umarım yolculuğunuz güzel geçmiştir. Önümüzdeki görevde size yardımcı olabilmek beni müteşekkir bırakır. Lütfen kendinize dikkat edin.

Sevgiler
D. Shan"

Görevin ne olduğunu bilememekten muzdarip zihni, aklına düşen aç kurtlar tarafından parçalanıyordu. Yine annesinin yediği bir boktan mıydı acaba? Yoksa teyzesine mi bir şey olmuştu? Endişe ile dudaklarını ısırdı. Ağzına gelen kan tadına rağmen durmuyordu. Zarfın içinden düşen kurumuş bir gül ile dikkati dağıldı. Eğilip gülü yavaşça yerden kaldırdı. Uzun süre önce kurutulmuş olmasına rağmen gülü kokladı. Tekrardan zarfın içine narince yerleştirerek cebine koydu. Bu zarif jest ona zamanında çok sevdiği birini hatırlatmıştı. Bir kaç saniye sonra teknenin motoru durdu. Martılar ağlarmışcasına daha güçlü bir şekilde bağırmaya devam etti. Tekneden inme vakti çoktan gelmişti.

Balian d'Ibelin:
Zagora Şehri - d'Ibelin Çiftliği

Npc Büyücü:Adras d'Ibelin

Pelion Dağı'nın eteklerinde gizlenmiş ormanın, iğne yaprakli ağaçları hala  yeşilliğini korurken, Zagora isimli şehre ilerledikçe artan meyve ağaçları çoktan yaprağını dökmüştü. Çokta uzakta bulunmayan denizden doğru gelen ılık havanın etkisiyle çayırlarda kendisini yer yer gösteren yeşil rengi çok iyi saklıyordu bu sarımtırak yapraklar. Bahsedilen bu yeşillikleri, meyve bahçeleriyle hala ilgilenmeyi seven yaşlı çiftler kendi arazilerini dökülen yapraklardan temizlerler ise görmek mümkündü. Şehirde ki ekonomiyi yürüten ve canlı tutan d'Ibelin Çiftliği'nde çalışmayan, daha doğrusu çalışmaya mecali kalmamış, ihtiyarlar bu meyve bahçelerinden geçimlerini sağlıyordu. Şuan çiftliği idare eden Adras'ın,babası zamanında köydeki tüm sebze ve et üretimini üstlendiğinden, diğer vatandaşların ticaret adına satabildikleri tek şey meyve oluyordu. Koca çiftlik arazisinde meyve bahçelerine yer verilmemesi, şehrin diğer tüccarlarına d'Ibelin ailesinde ki alçak gönüllüğün bir parçası olarak gösterilmek istenmişti belki. Arazide süs amaçlı bolca kiraz ağacı vardı sadece. Onları da d'Ibelin ailesinin genç kuşağından gelen Balian, gezdiği Asya ülkelerinde görüp diktirmişti.

Yıllar boyunca birçok babaya, oğluna ve yine onun oğluna hizmet etmiş çalışma odasında ki mobilyalar çiftliğin en eski parçalarıydı. Dönem dönem girişte misafirleri ağırlayan büyük salondaki yada yatak odalarında ki mobilyalar çeşitli zevklere göre değişmiştir ama yalnızca bu odaya dokunulmamıştır. d'Ibelin ailesinde değişen isimlerin aksine değişmeyen amaçların bir göstergesi oluyordu bu durum, alınan kararların amaçlarının değişmezliğine bir örnek.

"İngiltere'ye yolladığımız mal miktarında ki artışa bakılırsa, siyasal olarak izlediğimiz yol başarılı olmuşa benziyor. Bunun yanında Balkanlar'da bir düşüş söz konusu olmuş, bana sorarsanız muggle siyaseti biraz daha ilginç işliyor o bölgede. Taktik değiştirip..."

Matthew elinde tuttuğu  kağıtta yazan raporları okurken, kendi yorumlarını katarak geçen ayın değerlendirmesini yapmakla meşguldü. Çiftliğin idaresini şuan için elinde tutan ihtiyar Adras, yıllar boyunca duymaya aşina olduğu cümleler söylenirken başka düşünceler içerisine girmekten yaşlı zihnini alı koyamamıştı. "Bu kadarı yeterli." koltuğunda kıpırdanırken aklını kurcalayan o soruyu sordu "Şu gazeteci kız işini hallettin mi ?" sanki mobilyalar yanlış şeylerin konuşulduğunu belli etmek istercesine gıcırdıyordu genç müdür koltuğa otururken. "Evet efendim. Darren Shan, daha önce de birlikte çalışmıştık, ona ilettim aklımdakileri." söylenilenler başka soruların oluşmasına sebebiyet veriyordu yaşlı adamın zihninde, bu durumdan hiç hoşlanmazdı. "Aklındakiler ne?" huzursuzluğu mimiklerine yansımıştı, bakışları Matthew'i korkutmuş olmalıydı ki okuma gözlüklerini çıkarırken hafif bir titreme olmuştu elinde. "Stravos Ailesi'ne mensup Persephone De Leon'u tanıyorsunuzdur." tabi ki tanıyordu onu Adras, genç kızla birkaç kere karşılaşmışlardı. Epeyce ilginç bir karşılaşma olmuştu içlerinden bir tanesi, genç cadı şuan deyim yerindeyse avucunun içerisindeki bir minik serçe kuşu gibiydi. O cadı aklına Lilith'i de getiriyordu ister istemez. Karanlık geçmiş tüm aydınlık hatlarıyla Adras'ın zihnindeydi. "Kaynaklarım o kızın bakanlıkta, bizim sahte gazeteciyle bayağı haşir neşir olduğunu söyledi. Shan ile konuşurken bunu kullanabileceğimizi düşündük." adamın soğuk bir ifadeyle sunduğu fikri kendine üstlenmişti ama planda kendine düşen payı arttırmak fena fikir değildi " Gazeteci ölmeden önce öğreneceği tek şey arkadaşının bu planda bulunduğu olacak. Bize karşı giriştiği bu başarısız operasyonunda ölümün tek ceza olmaması gerektiğini düşündüm. " bu yorumu yapan da Darren Shan'ın kendisi olmuştu ama burada olmaması genç müdürün işine gelmişti tabi. Duydukları karşısında oldukça tatmin olan Adras ise bu fikrin kimden gelip kimden gelemeyeceğini anlayabilecek kapasitedeydi tabi, aldırış etmeden dinledi. "O küçük kız benim yüzümden bir kez daha bir aldatmacanın ortasına düşecek demek ki." kurduğu bu cümleyi sadece kendisinin hatırlayacağı bir anıyı barındırıyordu. "Hangi kızdan bahsettiniz efendim?" diye sordu haliyle Matthew, anlamamıştı. Adras cevap vermedi ve burnunu sokmaması gerektiği kanaatine varan genç konuşmaya devam etti "Persephone daha tam olarak haberdar değil her şeyden, bay Shan kabul edeceğinden emin ama kurbanın kim olduğunu söylememek gerekiyor. Bilerek arkadaşını öldürmek isteyecek birisi değil." oturduğu koltuktan kalkarken gözü kolunda ki saate gitti. "Her an gelmek üzeredir. Ben karşılamaya gideyim, izninizle." dedi ve Adras onaylayan bakışlarıyla gidebileceğini işaret ettikten sonra odadan çıktı.

Nora Gray:
Npc cadı: Persephone De León

Genç kadın yıllardır uğramadığı çiftliğe bir kere daha ayak basarken, elleri terliyordu. Ailesinin yıllarca dost bildiği düşman topraklarında olmak içindeki öfkenin alevlenmesini sağlıyor, tehlike içinde olduğunu bilen vücudu dengesini kaybediyordu. Büyük malikaneye girereken derin bir nefes çekti. Modern döşenmiş ama oldukça eski olduğunu bildiği ev toz kokuyordu. Tiksintiyle siyah kısa sivri burunlu stilettolarını girişteki kirişe sildi. Başında duran adam, geldiğinden beri tek kelime etmemişti. Sürekli etrafındaki adamlara emirler veriyor arasıra şüphe çekmemek için kadına dönüp gülüyordu. Ama Seph tüm olup bitenden haberdardı. Boğazını kaşıyarak ona yol gösteren adamı takip etti. Geniş, beyaz ahşaptan yapılmış bir kapının önüne vardıklarında sonunda ağzını açmaya karar veren adam, "Buraya ne için geldiğiniz konusunda bir fikriniz var mı?" dedi fısıldarcasına. Boğazı acımaya başlamıştı. "Tahminlerim var elbette." dedi pis pis sırıtırken. Karşısında düşmanı varken, dikbaşlı olmaktan hoşlanırdı. Ama eğer düşmanının bir piyonu varsa, karşıdakinin aklıyla oynamak her zaman tercihiydi. "Umarım, tahminlerinizde yanılmayacak kadar cesursunuzdur." dedi, kışkırtmaya çalıştığı adam son derece profesyonel bir ses tonuyla. Başarısız girişimini görmezden gelerek adamın cümlesi bitmeden elini siyah renkli, demiri yeni cilalanmış gibi duran kapı koluna götürdü.

Zihni ona alarmlar verirken ağır adımlarla evin geri kalanına hiç uymayan, sanki yüzyıllar önce dizayn edilmiş gibi duran odayı inceledi. Oda boştu. Bunak kurt buralarda değildi anlaşılan. Büyük masanın önündeki eski sandalyelerden birini çekti. Yeni ütülenmiş dar kesimli siyah pantolonunu çekiştirerek oturdu. "Bay d'Ibelin, yakında buraya gelecek. O zamana kadar size eşlik etmemi ister misiniz Bayan Stravos." dedi refakatçisi. "De León. Annemin ailesinin adını kullanmıyorum." olabildiğince sinir bozucu olmaya çalşıyordu kadın. Ayaklarını büyük masaya uzatırken çantasından bir törpü çıkardı. Genç adam, onu şaşkın gözlerle izliyordu. Normal davranışlarının tam zıttında davranmak ister istemez hoşuna gitmişti kadının. "Bunağın bir yerlerde düşüp ölmediğine emin misin? Çünkü bunun olması harika olmaz mıydı?" Cümlesini sahte bir alkışla tamamladı. Tırnaklarını törpülemeye devam etti.

Balian d'Ibelin:
Npc Büyücü: Adras d'Ibelin

Dışarıdan gelen hareketlilik, beklenilen misafirin sonunda çiftliğe ulaştığının habercisiydi. Beklediği süreçte, kıza karşı kullanacağı anılarını tazeledi. Her neredeyse, anılarına ulaşmak ve onları yeniden yaşamak için, geriye yaslanır ve gözlerini kapatıp zihninin derinliklerinde seyahat ederdi. Yıllar önce, Pelion dağının tepesinde ki buluşmalar ve konuşmalar hala o günkü tazeliğindeydi. Bir ihtimal unutursam diye şişelemişti tüm bu anıları, çalışma odasının biraz ilerisindeki kilitli odada saklı duruyorlardı.

Geçmişin tozlu ve karanlık manzaralarını gezerken, ruhunun bedenine dönmesini sağlayacak o seslenmeyi duydu."Bay d'Ibelin!" Matthew çoğunlukla tırstığı o trans haldeki Adras'la karşılaşınca ne yapması gerektiğini biliyordu. Avazı çıktığı kadar bağıracaktı sadece. Yaşlı büyücü gözlerini ışığa alıştırmak için kırpıştırırken, "Geldi mi? Hemen odama getir."emrini verdi. Hemen sonra Matthew odadan misafiri getirmek için çıktı. Adras ise oturduğu tek kişilik koltukta dikleşti ve hemen yan tarafa koyduğu, topuzu beyaz bir kurt şeklinde oyulmuş, bastonunu alıp iki eliyle kavradı. Oyulmuş kurt silueti epeyce büyüktü, iki el kavramışken bile uzaktan seçilebiliyordu. Stravos kızı içeri girdiğinde, yüzüne takındığı küstah gülümseme ile kızı karşıladı Adras. Kızdan yayılan vahşi ve her an saldırıya geçebilirmiş hissine alışıktı. Başka bir Stravos kızını hatırlatıyordu; annesini. Oğluyla evlendirmek için epeyce çaba sarf etmişse de, kadının bir muggle ile evlenmek için kaçtığını duyunca yıllar sonra yaşadığı ilk mağlubiyetini tatmıştı. Şimdi sahip olduğu güç sayesinde, o kadının kızını elinde tutuyor olmak epeyce keyif veriyordu Adras'a. "Umarım yolculuğun iyi geçmiştir. Siz gençler her yere cisimlenerek gitmeyi seviyorsunuz, Balian'dan biliyorum." konuşurken sinsi bakışlarını ve alaycı ses tonunu eksik etmiyordu. "Gemi yolculuğu da iyidir, zihin açar." dedi ama karşısındaki cadıdan ses çıkmadı. Kendisinden her ne isteniyorsa bir an önce öğrenip gitmek istiyor gibi görünüyordu. Bu durum Adras'ı uzunca sohbet etmeye teşvik ediyordu aslında, ama vakit kaybetmek onada yaramazdı "Annen ve baban nasıllar? Gerçi annen şuan başkasıyla evli değil mi? " sorusuyla devam etti söze yaşlı büyücü, bastonunu kavradığı sağ elini havada sallayarak "Babanı boşver." dedi ve sözü yeniden annesine getirdi, iplerin elinde olduğunu hatırlatmak istiyordu öncelikle. "Senden istenilen bu küçük ricayı yerine getirirsen, çevrendeki herkes iyi olacaktır." konuşması bittiğinden cadıdan gelecek bir tepki beklemeye başladı. Matthew bu odaya girmeden önce bir tuzak hazırlayarak, bu evde, kendini gazeteci olarak tanıtan küçük elma kurdunu öldürmesi gerektiğini söylemişti. Matthew tam olarak güvenmediği bu genç cadının yanında Darren'ı da görevlendirmişti bu iş için. Muggle teknikleriyle, büyünün gücü birleşince güzel bir plan oluşturulabilirdi.

Nora Gray:
Npc cadı: Persephone De León

Yüzünden sahte bir samimilik akan adamın tehditkar tavırları midesini bulandırıyordu. Kafasını çevirdi kadın. Ayaklarını masanın üzerinden çoktan çekmişti. Fakat cam törpüsüyle tırnaklarıyla uğraşmaya devam ediyordu. Adamın konuşmasının arasında gözlerini ona çevirdi. Ruhsuz surat ifadesi, cam mavisi soluk gözleriyle uyum halindeydi. "Sorduğunuz için teşekkürler Bay d'Ibelin." Kenarında beyaz tozlar oluşan tırnağına üfledi. "Annem mükemmel, yeni kocasıyla bu sene Afrika gezisine çıktı. Babamsa..." babasından konuşmak istemedi kız. Şefkatli biri numarası yapan yaşlı adam babasının durumunu sorarken aklından ne geçtiğini merak etti kız. Bu sefer hedefi kimdi? Babası mı? Kafasını hızlı hızlı iki yana salladı. Tırnağı yanlış törpülemişti. Babasının adamın umurunda olmadığını biliyordu. Derdi annesiyleydi. Seph'in doğumundan üç sene önce oğluyla evlendirmek istemişti. Tam olayları bilmiyordu genç kadın lakin düğün günü annesi, yaşlı bunağın oğlunu terk edip bir muggle olan babasıyla kaçmıştı. Annesi bununla ilgili şu sözleri söylemişti, "Çok naif bir çocuktu. Tutkudan uzak ama zarif. Babasından farklı olarak sevme duygusunu henüz kaybetmemişti. Ama onun yavan ve basit aşkı beni kendine hiç bir zaman çekmedi." Annesinin sözleri kulaklarında yankılanırken. Ne kadar bencilce diye düşündü genç kadın. Arzu, tutku, ten uyumu... Üzerinde biraz kafa yorunca annesini yargılamaması gerektiğini anlamıştı genç kadın. Zira kendisi içinde önemliydi bu kavramlar. "Senden istenilen bu küçük ricayı yerine getirirsen, çevrendeki herkes iyi olacaktır."

Adam, tüm ayrıntılarıyla isteklerini anlattığında, belirtilen görev hakkında aydınlanmıştı kadın. Öldürmek basit bir istekmiş gibi konuşuyor. Kadından bir cevap bekliyordu. Kadın ağzını açmadı başta. Verilen emirleri sindirmeye çalışıyordu. Eğer şansı olsaydı, cam törpüyü adamın boğazına saplardı. İstemsizce çattığı kaşları başka çaresi olmadığını bilerek yumuşadı. "Yapacağım." dedi dişlerini birbirine bastırarak. "Ama bana bunları yaptırdığın için cezasız kalmayacaksın yaşlı bunak." diye fısıldadı, adamın duymamasını umarak.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Tam sürüme git