17 Nisan, 2026 09:09:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Son mu ? Yoksa yeni bir başlangıç mı?  (Okunma sayısı 43 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Balian d'Ibelin

  • Hogwarts Profesörü
  • 11. Seviye
  • İleti: 67
  • 56 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Balian d'Ibelin
  • Güç Puanı: 17
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: tunahan
  • Meslek: Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 25
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 3
Son mu ? Yoksa yeni bir başlangıç mı?
« : 16 Nisan, 2023 16:28:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yunanistan - d'Ibelin Çiftliği

Npc: Adras d'Ibelin

Hava iyiden iyiye kararmaya başlamışken, devasa büyüklükteki çiftlikteki gün boyunca süren hareketlilik son buluyordu. Eylül aynının beraberinde getirdiği ılıman ve yağmurlu hava yüzünden, ahırlarda kapalı kalan hayvanların haykırışlarına çiftlik sakinleri alışmıştı çoktan. Her sene tekrarlanan ve sadık çalışanların çok aşina olduğu tablolardan biriydi bu akşamüstü. 12 dönümlük araziye, hayvanlardan ve birkaç tarladan oldukça uzağa yapılmış çiftlik evi hep sessizdi. Önünde hazır bekleyen Porche'nin çalışan motor sesinden ve sinirlenen Adras'ın heybetli sesinden başka bir şey duyulmazdı çifliğin o bölümünde. Dış süslemesinde çok abartıya gidilmeyen ama antik yunan mimarisinden izler taşıyordu bu büyük yapı. Dışarıdan üç katlı görünen evin içerisine girilirken eşlik eden kolonların oymaları ege denizine kıyısı olan eski yunan kentlerindeki mimariden izler taşıyordu. Bu kolonları mesken bellemiş sarmaşık bitkilerine yine göze gelen hoş görüntü sayesinde dokunulmamıştı. Küçükbaş hayvanların yaklaşmaması içinde özen gösteriyordu çiftlik çalışanları. Üst katlarında balkonu bulunmayan evin bu görevi üstlenen giriş kısmı, güzel manzarayı görecek şekilde oturaklarla ve birkaç insan vücudu şeklinde heykelle birlikte dizayn edilmişti. Evin şuanki sahibinin yaşlı vücudu düşünülerek çok fazla basamak kullanmadan çıkılabiliyordu buraya. Evin içine girildiğinde ise misafirleri karşılayan, şatafatlı mobilyalarıyla göz dolduran salon vardı hemen. Dış mimariye harcanmayan özen bu odaya gösterilmiş gibi, altın sarısı, gümüş grisi ve kırmızı rengin hakimdi odaya. Salonu süsleyen gümüş aksesuarlar ve tek elden çıkmış gibi benzer teknikle yapılan tablolar her yere dağılmıştı.

İşte bu şatafatı tamamlayan yaşlı bedende onun için ayrılmış koltuğunda, elinden hiç düşürmediği bastonuyla bekliyordu. Ak sakalları ve saçlarıyla değilde solmuş benzi söylüyordu yaşının seksene dayandığını. İksirlerle kontrol altında tutulan öksürük nöbetlerinden birisini atlatmıştı bir saat öncesine kadar. Gerektiğinde kullanması için hazırlanan mendili ve bir bardak suyu koltuğun kenarında ki masada hazır bekliyordu. Giydiği siyah takım elbisesinin içerisinde oldukça şık bir görüntü çizmişti kendine göre.

Bu sırada evin önüne yeni park eden arabanın susturulan motor sesini, genç bir simanın neden olduğu kapı sesi izlemişti. Elinden düşürmediği dosyaları arabanın yan koltuğunda getirmişti. Genç adamın düşünceli ve endişeli hali, basamaklardan tırmanırken iliklemeye çalıştığı ceketinin düğmesini kavrayan hafifçe kasılan ellerinden ve gerilen çenesinden belliydi. Sonunda hizmet ettiği yaşlı efendisini salonda beklerken görünce yutkundu ve okurken kullandığı gözlüğünü ceketin iç cebinden çıkartıp taktı. Bakışları İngiltere'de ki ünlü Gringotts Bankası'ndan gelen belgeye doğru kaydı. "Geciktin, evlat." işte o heybetli ses, yine sinirli bir tonda, sadece iki kişinin bulunduğu salonda duyulmuştu. "Bahsettiğim ihracat ürünlerinin taşınmasıyla ilgili bir sorun çıktı efendim." genç müdürün sesi kendinden emin çıksa da hal ve tavırlarında ki cekinme kendisini belli ediyordu. Adras bir sorun olduğunu duyunca, mavi gözlerini ona dikip açıklamanın devamını bekledi sabırla. "Türkler, gemimizi boğazdan geçirmek isterken sorun çıkarttılar efendim. Halledildi. Yeterince paraya her türlü işe izin verebiliyor. Silahlar İstanbul üzerinden Kıbrıs'a ulaşacak." soruna çözüm bulabildiğini anlatırken sesi daha gürdü müdürün. Adras tatmin olmuş şekilde nefes verirken karşısındaki müdürün asıl derdinin bu olmadığını çözebilmişti. Yine bakışlarıyla söylüyordu demek istediklerini. "Efendim, bir şey daha var. Geçen gün gelen bir belgeden haberiniz olması gerektiğini düşündüm." dedi elindeki kağıdı Adras'a uzatırken. Yaşlı adam bir müdüre bir de kağıda bakarak "Bu belge işleriyle uğraşman için seni işe aldım sanıyordum." dedi sakin ses tonuyla ama tehditkar bir tavırla. "Belge İngiltere'den geliyor. Gringotts'da ki aile kasasından çekilen bir para ile ilgili." İlgisini kağıda veren Adras, belgeyi eline aldı. "Yeğeniniz parayı çeken kişinin kim olduğunu araştırmak için istekte bulunmuş. Ve bu belge kasada hak sahibi olan herkese posta olarak gönderilmiş." Konuya olan ilgisi iyice artan Adras hiddetle yerinden kalktı ve "Gözlüğümü getirin!" diye bağırdı. Çok geçmeden eline alabildiği gözlüğünü takıp kağıdı incelemeye başlamıştı bile. "Helen Angelapulos." diyerek kağıtta yazılı ismi tekrar etti zihninde canladırmak için. Ama böyle biri yoktu ailede. Adras bu konu hakkında zihnine dolan düşüncelerle birlikte sinirlenmişti. Hızla artan nefes alış verişi ile birlikte, yeniden oturdu koltuğuna. Hizmet ettiği kişideki bu değişimleri sezen genç hemen sözlerine devam etti. "Ben araştırdım efendim ve her şeyi öğrendim. " keskin bakışlar ona dönmüştü bile "Helen Angelapulos, Amerika'da yetişmiş 27 yaşında yetişkin bir genç bayan. İngiltere ile görünürde hiç bir bağı yok lakin bakanlıkta işe girmiş. Ailesini araştırdığımda babası olmadığını ve annesinin soyadını aldığını gördüm." Adras duyduklarını keskin zekasıyla irdelemeye başladığında her şey açığa kavuşuyordu. "Efendim. İyi misiniz?" Diye sorduktan hemen sonra beklemeden "İlaçlarını getirin!" diye bağırdı. Ama yaşlı adamdan gelen tepki "Devam et." olmuştu. "Efendim ben her şeyle ilgilendim. Kızın hiç bir şeyden haberi yok ve aşırı tecrübesiz. Çok iyi bir katil halledecek, sizin endişelenmenize gerek yok." dese de Adras sinirle bir isim fısıldadı. "Dios Feodor." Ve devam etti "Bu ailede hiç bir sır saklı kalamaz, bilmiyor muydun? " dedi. Sanki karşısında dikilen bir ruhtan hesap soruyor gibiydi. Önüne getirilen iksir şişesini eline alırken içmeden önce, "İngiltere'ye gidiyoruz." dedi yanında ki gence. İksir etkisini gösterdiğinde, yeterli gücü toplayabilecekti. Eli hemen yanında ki asasına gittiğinde, sevdiği paltosunu olası bir yağmurlu havadan korunmak için kendisine çağırdı.

Çevrimdışı Darren Shan

  • Büyücü
  • 7. Seviye
  • İleti: 28
  • 176 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Darren Shan
  • Güç Puanı: 20
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Darren Shan
  • Meslek: İksir Üstadı
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 9
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 18
Ynt: Son mu ? Yoksa yeni bir başlangıç mı?
« Yanıtla #1 : 16 Nisan, 2023 20:51:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İngiltere

Gece bulutlu, yıldızsız ve sakindi. Karanlık biri için karanlık zamanlar uygundu zaten. Tamamen siyah takım elbisesi ile bulunduğu otoparkın içinde neredeyse hiç seçilmiyordu. Kundura ayakkabının çıkardığı sesleri duyunca yaslandığı Mustang'in kaportasından doğruldu. Beklediği yabancı geliyor olmalıydı. Sahibi yakından tanıdığı bu otoparkın ışıklarının yanmamasını özellikle rica etmişti Darren. Bir anlaşmanın ortasında rahatsız edilmek en sevmediği şeydi. Daha önce çok başına gelmemesine rağmen yine de tedbir almak her zaman önemli bir ayrıntıydı onun için. Adım seslerine karışan sağır edici bir böcek sesi ile yarım saatten fazladır beklediği bu adamın onun için elle tutulur bir iş vermesini bekliyordu. Aldığı ön bilgilendirme sonucu vardığı sonuç iş ne olursa olsun paranın iyi olacağıydı. İşi veren adamı ve kim olduğunu araştırmamıştı. Umursadığı pek söylenemezdi. Seherbaz olmadığını biliyordu, bu bilgi onun için yeterliydi. Adım sesleri neredeyse onun yanına gelmişti. Sigarasından son bir nefes daha çekip yere attı. Ayakkabısı ile ezdiği sigaranın da ışığı gidince artık karanlıkta görülmesi neredeyse imkansız bir hal almıştı. Adım sesleri ona bir kaç adım kala durdu. Karşısında sakallı ve uzun saçlı bir adam vardı. Görünüş olarak ona kendisini anımsatıyordu ancak biraz daha zayıf duruyordu. Giyimine bakıp çıkardığı iki saniyelik sonuca göre iş verenden ziyade işi ileten kişi modeline uygundu. Böyle insanların ortaya koymaya çalıştığı her şeyi bilen insan modelini pek sevmese de işi almak için katlanmak zorundaydı.

"İyi akşamlar Bay Shan." Sesi düz ve kendinden emindi. Daha önce de böyle ortamlarda sık sık bulunmuştu demek ki. Uzattığı eli kavradı. "İyi akşamlar." İsimlerini daha önceden birbirlerine vermişlerdi, bu sayede tanışma faslını hızlı geçip direkt olarak iş hakkında konuşabilirlerdi. "Helen Angelapulos..." Elleri ayrılırken söylenen bu isim Darren'ın aklında bir şimşek çakmasına sebep olmuştu. Kadını tanımıyordu ancak isim ona o kadar tanıdık geliyordu ki nedensizce içini bir hüzün kapladı. Dikkatini topladıktan sonra başını devam edebilirsiniz anlamında salladı. "27 yaşında bir kadın. Sihir bakanlığında çalışıyor." Demek bir büyücüydü. Çevresindeki büyücü sayısının artışı karşısında biraz endişeli hissediyordu. "Fazla zeki olduğu söylenemez. Sıradan bir insan." Sıradan bir insanın zengin birine ne gibi bir zararı dokunabilirdi ki? Darren'ın kafası bir türlü bu insanların işine basmıyordu. "Ve?" Laf kalabalığı etmenin lüzumu yoktu bu yüzden kısa cevaplar vererek konuyu sonuca bağlamak istiyordu. "Adresi elimdeki kağıtta yazıyor. Koruması veya bunun gibi onu koruyacak tarzda şeylere sahip değil. Asası dışında. Bunun sizin için bir sorun teşkil etmeyeceğini umarım." Darren için büyücüler ile normal insanlar arasında bir fark yoktu. Hepsi silahtan çıkan bir kurşuna karşı dayanıksızdı sonuç olarak. "Devam edin, lütfen." Darren'ın sert mizacı karşısında adam biraz sıkılmış gibiydi. Karşısında her lafa evet diyecek birini bekliyor gibiydi ancak Darren gibi bir adamdan istediğini alamayacaktı. "İş bitiminden önce size 10 bin dolar, iş bitince de 15 bin dolar vermeyi uygun gördük." Çoğul isim kullanarak kendini önemli biri gibi göstermeye çalıştığının farkına varmıştı Darren ancak onun gözünde bu adam sıradan bir elçiden farksızdı. "Anlaştık." Elini adama uzattı. "İşi bitirdiğiniz zaman ikinci adreste kalıyor olacağım. Oraya gelirseniz paranızın kalanını alabilirsiniz." Eller tekrar birbirine kilitlenmişti. "Bu gece iş biter." Elini adamdan kurtarıp arabasına bindi. Mustang'in motor sesi gecenin sükunetini bozup araba uzaklaşırken adam otoparkta tek başınaydı.

Darren'ın evi.


Evinin arka bahçesinde bulunan garajına gitti. Dışarıdan sıradan bir garaj gibi gözüken bu kulübe içinde bulunan kapı ile yerin 4 metre altında farklı bir odaya açılıyordu. Anahtarlarını karıştırıp kapağın anahtarını bulduğunda saat gece yarısını biraz geçiyordu. Demir merdivenleri yavaş yavaş indi. Elektrik şalterini kaldırdığında iki adet asma lamba cızırtı ile yandı. İki taraflı duvarlarda çoğunluğunu tabancaların oluşturduğu küçük bir silah koleksiyonu vardı. Sağ tarafa dayalı silahlara doğru ilerledi. İşi hızlı ve sessiz bitirmesi için gerekli olan silahı biliyordu. Ezbere bildiği silahlardan Heckler & Koch P30L, yarı otomatik, 15 9mm mermi kapasiteli tabancayı seçti. Kullanımı kolay ve hızlı çalışan bir silahtı. Silahı aldıktan sonra odanın sonunda duran demir masaya gitti ve silahına uygun olan susturucuyu alıp namluya taktı. Tabancayı beline taktıktan sonra masanın üstünde duran plastik kabloyu da ceketinin cebine koydu. Belki de silahı ateşlemesine hiç gerek yoktu. Çıkmadan önce masanın kenarında duran maymuncuğu da cebine atarak ışığı kapattı ve kapağı kilitleyip çıktı. Alacağı her şeyi almıştı. Arabasına binip adrese bakarken saat gece bire geliyordu.

Helen Angelapulos'un evi


Mütevazi, tek katlı bir evdi. Ufak bir bahçesi, bahçede de ufak tefek süs eşyaları bulunuyordu. Arabasını sokağın başında bırakıp eve yürümüştü. Çıkan sesten dolayı büyük ihtimalle uyuyan bu sokağı uyandırmanın bir anlamı yoktu. Bir hayalet gibi en ufak bir ses çıkarmadan eve doğru ilerledi. Uzaktan hareket eden bir karartıydı sadece. Evin tahta kapısına gelip yavaşça ittirdi, tahmin ettiği gibi kilitliydi. Cebinden maymuncuğu çıkartıp tek dizinin üstünde kilitle sakince uğraşmaya başladı. Neredeyse hiç ses çıkarmıyordu. Titizliği yüzünden biraz uzun sürse de kilit sonunda açılmıştı. Kapıyı yavaşça araladı ve sığabileceği kadar boşluk bıraktıktan sonra içeri süzüldü. İki odası olan sade döşenmiş sıradan bir memur eviydi. Eşyaların bir kısmı kutuların içinde duruyordu. Yeni mi taşınmıştı yoksa bir yere mi taşınıyordu bilmiyordu, pek ilgilendiği de söylenemezdi. Bir iki adım atıp salona göz gezdirdi. Salon karanlık ve bomboştu. Bacağına sürtünen bir şey hissedip kafasını eğdi. Eli çoktan beline gitmişti. Ancak endişesinin boşa olduğunu siyah renkli bir kedi görünce anladı. Küçük bir miyav sesi ile bir iki kez bacağına sürtünen kedi aradığı ilgiyi göremeyince tekrar karanlık salonda kayboldu. Kediler ile güzel anıları yoktu bu yüzden pek haz etmezdi kedilerden. O daha çok köpek insanıydı. "Yemeğin mutfakta Daisy!" içeriden gelen genç bir kadın sesi ile kendini salona attı Darrren. Demek hala uyumamıştı genç kadın. Çıplak ayağın parkede çıkardığı sesin odaya doğru yaklaştığını duyabiliyordu Darren. Kapının arkasına saklanarak cebindeki ipi çıkardı. Doğru anı kollayarak sessizce bu işi halledebilirdi. Sakince beklemeye başladı. Saniyeler ile senkronize bir şekilde ilerleyen ayak sesleri kapının önünde durmuştu. İçeri birkaç adım attıktan sonra ufak bir 'klik' sesi ile salonun beyaz ışığı yandı. Kapıya bakan aynadan iki yabancının gözlerinin temas etmesi bir saniye bile sürmemişti. Kadın tam çığlık atacaktı ki Darren kapıyı sertçe itti. Kapı cılız kadına çarptığında kadının çığlığı boğazında kalmıştı. Kapının arkasından çıkıp ipi kadının boynuna geçirdi. Saniyeler kadın, Darren'ın kolları arasında debelenirken hızla geçiyordu. Sonunda hareketsiz kalan kadının öldüğünden emin olmak için boynunu hızla çevirdi Darren. Kemiğin kırılma sesi boş salonda yankılandı. Duyulan tek ses her şeyden habersiz uyuyan kedinin mırlama sesiydi. Kadını sürükleyip koltuğu yatırdı. Nefessizlikten morarmış dudakları ve korku ifadesi kazınmış suratı işin bittiğinin göstergesiydi. Evde bulduğu bir kafese kediyi koyup evden çıktı. Her ne kadar kedileri sevmese de bir kediyi sahipsiz bırakamazdı. Geçerken bir barınağa bırakmak en iyisiydi. Kapıyı kapatıp elinde kafes ile arabasına yürürken iş vereni bulacağı adresi aklından geçirdi. Ezberi her zaman iyi olmuştu.

Çevrimdışı Balian d'Ibelin

  • Hogwarts Profesörü
  • 11. Seviye
  • İleti: 67
  • 56 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Balian d'Ibelin
  • Güç Puanı: 17
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: tunahan
  • Meslek: Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 25
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 3
Ynt: Son mu ? Yoksa yeni bir başlangıç mı?
« Yanıtla #2 : 17 Nisan, 2023 13:22:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc:Adras d'Ibelin

İngiltere'de, Yunanistan'ın kıyı kesimlerine hakim olan hafif ılık havanın aksine, çoktan nemli yağmur mevsimine girilmişti bile. İngiltere'nin her mevsim yağışlı olduğunu bilen yerli muggle ve büyücüler, artık alışmıştı şehrin bu huyuna. Adras'da zaman zaman ziyaret ettiği bu şehri tanımıştı ve üzerine giydiği yağmur geçirmez montunun eteklerini arkaya attırarak indi arabadan. Cisimlenmek yerine arabayla yolculuk etmeyi tercih ederdi yaşlı adam. Bu tercihinin ne yaşıyla ne de gücüyle alakası vardı. Gençlik yıllarında heybetli bir kurda dönüşüp geçtiği yolları, dağı, taşı anımsamayı seviyordu. Zihnine dolan güzel ve özgürlüğü hatırlatan anıları tekrar yaşamak gibiydi bu araba yolculukları onun için. Birkaç kere gözünü güç ve hırs bürümüş muggle devlet adamlarını ağırlamıştı bu arabada. O kadar aciz ve tembel görünürlerdi ki, onları evinde ağırlama şerefine ulaştırmak istemezdi. Adras'a göre, muggle politikacıların çoğu kendisini düşünen domuzlardan başkaları değillerdi.

Arabanın kapısının yanında elindeki asasını bir şemsiye olarak kullanan genç müdür karşıladı Adras'ı. O geleli birkaç gün olmuşken, Adras işlerin yoluna girmesini beklemeyi tercih etti. Kızın ölüm anında seherbaz yeğeninin görev yaptığı İngiltere'de bulunmaması gerektiği önerilmişti. Bundan otuz yıl kadar öncesinde politik hayatının etkilenmemesi için direkt olarak elini kana bulamayı bırakmıştı. Tabi birkaç istisnai durum haricinde. Akşam yemeğinin yeneceği otelin restoranına doğru gidiyorlardı Adras ve sağ kolu. ''Umarım bir sorun çıkmamıştır, evlat.'' dedi sesinin uyarıcı tonuyla. Yaşının ilerlemesine rağmen dik duran vücudu ile yanındaki gençten daha uzun görünüyordu Adras. Atalarından gelen her türlü miras geni taşıyordu: sarı saç, mavi göz, uzun boy. Zavallı gençte onun ıslanmaması için sonuna kadar kaldırdığı sol kolu uyuşsa da belli etmemeye çalışıyordu. Sağ omzu ve giydiği takımı yer yer ıslanmıştı. ''Bir sorun çıkmadı efendim. Akşam yemeğinden sonra görüşebilirsiniz. '' aldığı güzel haberle keyfi yerine gelen Adras, sesini çıkartmadan yoluna devam etti. İşe yeni aldığı genç adamın görevini yerine getirmiş olması da kayda değer bir gelişmeydi. Oldukça eski olduğu mimarisinden anlaşılan otelin, girişin sağ tarafında genişçe yer kaplayan restoranına girdiler. Eylül'de birkaç iş görüşmesi haricinde buraya gelen çok olmadığından mekan boştu. Zaten bu yüzden tercih edilmişti burası. Adras, ona özel ayrılmış masasına otururken, bir garson çoktan hazır bekliyordu masanın yanında. Genç müdür de efendisinin rahatının yerinde olup olmadığından emin olmak için, tedirgince dikiliyordu. Menüsü çoktan belliydi; kekikle ve zeytin yağıyla güzelce harmanlanmış, az pişmiş bonfile et, kuru cacık ve oldukça eski olması şart olan şarap. Keyfi oldukça yerinde olan yaşlı adam birkaç kadeh şarap içmeyi düşünüyordu kendi çapında kutlama yapmak için. Normal de akşam dokuzu beklerdi yemek için ama kahvaltısını erken yapmıştı bugün. 

Dış görünüşün aksine, otelin iç dizaynı oldukça göz doldurucu tasarlanmıştı. Etrafını incelemek için taktığı gözlüğünün camlarında ki küçük su damlalarını silmek için eline aldı ve ceketinin iç cebinde hazır bulunan bezle iyice sildi. Yemek sonrası içtiği birkaç kadeh zihnini boşaltmış ve rahatlamasına yardım etmişti. Her zaman içmezdi alkolü ama yeri gediğinde de hayır demezdi hangi yaşta olursa olsun. ''Efendim bay Shan'ın geldiği haberini aldım.'' diye fısıldadı müdür Adras'ın kulağına doğru. Bir anlık zihin boşalması ile soran gözlerle, konuşan gence bakınca ''Helen meselesi için anlaştığım kişi.'' diye hatırlatma yapmak zorunda kalacaktı müdür. ''Burayı toparlasınlar.'' dedi ve bir parmak şıklatmasıyla çağrılan garson ona söyleneni hemen yaptı. Normal de arabada yapardı böyle görüşmelerini Adras ve bunu bilen genç şaşırsa da bir şey diyemedi. Yaptığı hareketlerin sorgulanmasını hazmedemeyen bir efendisi vardı.

Çok geçmeden gelen kişiyi karşılamak için restorandan ayrılan müdür, yanında takım elbiseli ve oldukça duygusuz bir izlenim yaratan bir adamla birlikte içeri girer. Soyisim olarak tanıdığı adamın orta yaşlarda olduğunu anlaması güç değildi fakat giyiminden ve yüzündeki ifadeden anladığı şey tecrübe ve yalnızlık olmuştu Adras'ın. Gözlük camlarının arkasına gizlenmiş mavi gözlerini Shan'ın üzerinde bir süre gezdirdi. Göze batacak derece rahat tavırları, onun bu tip buluşmalarda sık sık bulunduğunun göstergesiydi. Çevresine yaydığı enerji işini severek değil de profesyonelce yapan bir katil olduğuna işaret ediyordu. İşine yeni başlamış genç müdürün aksine eli ayağı birbirine dolaşan birisi olmadığı çok açıktı. Shan giydiği ceketini savurarak hemen Adras'ın karşısına oturduğunda ilk yaptığı şey elini ceketinin iç cebine atarak aldığı çakmağıyla, ağzına attığı sigarasını yakmak olmuştu. Tabi genç müdür ''Bay Shan...'' diye itiraz etmek için söze girmek üzereyken Adras bir el hareketiyle onu durdurunca sustu. Onu büyük bir yükten kolayca kurtaran adamın sigarasını rahatça içmesinde bir sakınca yoktu. ''Sen söz verilen parayı getirirken biz biraz sohbet edelim.'' dedi sağ kolu aynı zamanda işletmesinin müdürü olan gence bakarak. ''Soru sormamana ve yüz ifadene bakacak olursak bu işte profesyonel olduğun çok açık genç. '' dedi düz bir ses tonuyla. Shan'ın tek yaptığı doğrudan bakmak ve içine çektiği sigarasının dumanını dışarı üflemekti. Geçmişinde her ne yaşadığı yahut muggle doğumlu olması pek umrunda değildi Adras için. Bu tip işler için böyle biçilmiş bir kaftan bulmak zordu. Adras bulduğu bu hazineyi kaybetmemeye kararlıydı. ''Bundan sonra ihtiyacım olduğunda, bana çalışacaksın.'' oturduğu koltuğuna yaslandı ve devam etti. ''Tabi karşılığını misliyle alacaksın.'' bu sırada bir çanta içerisinde gelen, anlaşılandan biraz daha fazla miktarda ki para tam ortalarındaki masaya gösteriş yaparcasına koyuldu. ''Tamam.'' oldu cevabı kısaca. Birkaç fırttan sonra biten sigarasını umursamazca yere atıp ayağıyla söndüren Shan masada duran çantayı eline aldıktan sonra arkasına bile bakmadan restorandan çıkıp gitti. Adras memnun kalmış bir yüz ifadeyle yolcu ettikten sonra ''Bu adama ihtiyacımız olduğunda bulacaksın. Sende iyi iş çıkardın evlat.'' dedi. Genç müdürün aldığı iltifat sonrası vücuduna yayılan gurur dalgası görülmeye değerdi. ''Geceyi burada geçirmek ister misiniz?'' diye sordu çok beklemeden ve aldığı olumsuz bir ''Dönelim.'' yanıtıyla şemsiye tutma görevine devam etmek üzere asasını çıkarttı. Adras yeğeniyle aynı şehirde bulunmak istemiyordu şuan için. Ama aklında bazı planlar belirmeye başlamıştı bile. Buraya dönüşü daha farklı bi nedenden ötürü ve daha ihtişamlı olacaktı.
SON