İngiltere Büyücedünyası > Seherbaz Büro
Bakirenin ölümü
Nora Gray:
Npc Seherbaz:Persephone
Sabahları çalışan biri değildi genç kadın. İşini seviyordu. Masa başında belge doldurmaktansa suçluların peşinde koşmayı severdi. Herkesin bir bağımlılığı vardı sonuçta. Persephone'nin ise adrenalindi. Korku, heyecan ve hareket yaşamının bir parçasıydı artık. Ama o sabah her şey o kadar monotondu ki rapor kağıtlarını doldurmayı bile bitirmişti. Ayaklarını masaya attı. Tam çekmecesinden çıkardığı beyaz dizisini okumaya başlamıştı, kapısı çalındı. "Bayan De León?" Boğazını temizledi. "Gelebilirsiniz." Yeni gelen stajyer oldukça kibar ve nazikti. Ya da sadece üstü olduğundan Persephone'nin tüm isteklerini yapıyordu. Oldukça fırsatçı biriydi genç kadın. Bu nezaketi değerlendirecekti. "İstediğiniz yeni belgeleri getirdim."dedi tiz bir sesle adam. Hayali etrafta koşuşturup, suçluların korkulu rüyası olmaktı belli. Ama ne kadar gerçekleştirebilirdi bu hayali? Kibar biriydi. Seherbaz olmak sert insanların işiydi. Onun gibi tiz sesli bir hanım evladı başarılı olamazdı. Fakat o gün kimsenin hayallerini yıkabilecek kadar neşeli değildi. "Teşekkürler, gidebilirsin." dedi çıkartabileği en nazik ses tonuyla. Ayaklarını masadan indirdi, genç adam odadan çıkarken belgeyi okuyordu.
Yirmi yedi yaşında, kadın, bakanlık çalışanı. Öldürülmüş. Dosya ilgisini çekmişti. Faili meçhul cinayetlerle ilgililenmeyi severdi. Dedektiflik bürosunda çalışmadığı için hayıflandı. Ama istihbarat da oldukça zevkliydi. Yavaşça kapağını açtı dosyanın. İçinden düşen bir kaç fotoğraf yüz üstü düştü. Yere eğilip, fotoğraflardan birini kavradı. Ceset resimleri... Kurbanın görüntüleri, hiç bir duygu uyandırmamıştı. "Belki de artık duygusuzumdur", dedi genç kadın fotoğraflara bakarken. Vahşi bir şekilde ölmemişti kadın en azından. Dosyadaki diğer kağıtlara göz gezdirdi. Birkaç genel bilgi dışında sıradışı bir şey yoktu.
Fakat bir isim ister istemez gözüne takıldı. "Baba adı: Dios Feodor d'Ibelin..." dedi kendi kendine. Soyadı beyninde yankılandı. Daha önce nerede duymuştu bu adı? Zihninin derinliklerine baktı. Balian. Kimdi bu kadın? Neyiydi? Her kimse gidip baş sağlığı dilemek doğru bir davranıştı. Özellikle akrabalarını kaybetmiş kişilere iyi davranırdı Persie. Kendi babasının acısını üzerinden yıllar geçse bile hala atlatamamıştı. Ayağa kalktı ve ofisinden dışarı çıktı. Belki işe gelmemiştir, diye düşündü. Ama gidip bakmak en iyisiydi. Her ne kadar Syrinx yüzünden araları çok iyi olmasa da çocukluktan beri tanıdığı biriydi sonuçta. Ofisinin kapısı çaldı, ses gelmeyince açmayı denedi fakat kilitliydi. En azından denemişti. Kafasını kaldırdı ve sağa doğru döndü. Aradığı genç adamın meraklı gözleriyle karşılaşmıştı. "Balian, ben kayb-" cümlesini tamamlamadan söze atıldı genç adam. Kulaklarına inanamadı Persephone. Kurbanın akrabası olduğunu bilmiyor muydu genç adam?
Balian d'Ibelin:
Gazete okumalı ve bol çay içmeli öğle molasından dönerken, elinde tuttuğu kağıt bardakla çok iyi bir takım olmuştu. Üzerine giydiği açık renk ceketle aynı renkti yani bardak. Ayrıca Fransız olmasına rağmen, ayak uydurduğu İngiliz geleneklerine de hayret ediyordu. Çay içme alışkanlığını edinmişti bu ülkede yaşadığı müddetçe. Bugün, diğer günlere nazaran daha keyifliydi ama yine de yoğun saatler geçiriyordu. Öğlen molası kafa toparlamak için iyi oluyordu. Tabi bu bakanlıkta çalıştığı vakitler için gerekliydi. Sahada göreve çıktığında öldüren lanetlerden birine rast gelmediği için seviniyordu Balian. 'Bu iş için yaşlanmaya mı başlıyorum acaba?' diye düşünürken, büroya gitmek üzere yürüyordu. Aslında onu genç ve dinç tutan mesleğiydi, sadece bunun farkında değildi. İlerleyen yaşlarda politikaya atılıp, masa başında görev yapma fikri çokta kötü gelmiyordu Balian için.
Adımlarını bir an önce odadaki koltuğa yayılabilmek için hızlandırmışken, büro kapısının önünde gördüğü tanıdık bir sima yüzünden yavaşladı. Kendisinden birkaç yaş küçük, çocukluktan arkadaşı Persephone idi gördüğü. Syrinx ile olan akrabalığını da daha üç sene önce öğrenmişti. Üvey ablasıydı onun ve kendisiyle olan ilişkisini biliyordu. Bir işi düşmedikçe yada arada sinir etmek istediğinde uğrardı büroya. Çoğu seherbazla tanışıklığı vardı fakat genellikle tecrübeli olanlarıyla iş yapardı. Stajyerleri genellikle pas geçtiğini biliyordu Balian. Elinde tuttuğu dosyalardan iş için geldiği anlaşılabilir bir şeydi tabi. Bu saatte içeride kimse olmadığından kilitlenirdi hep.
Balian çok geçmeden kapının önüne vardığında, genç kadının tam arkasında duraksadı. Kendisine doğru döndüğünde, meraklı bakışlarını Persephone'nin yüzüne dikmişti bile. Kızın tam bir şey diyeceği vakit, Balian onun konuşmasına izin vermedi ve "Sana da merhaba Persephone. Ne güzel bir gün değil mi? " diye sordu. Kızın yüzünde beliren şaşkın ifadeye o an için anlam verememişti tabi. Bu sırada kapıyı açmak için asasıyla hamle yaptığında, elinde tuttuğu kağıt bardağı Perseophone'nin eline tutuşturup "Çöpe atıver. Güzel çaydı, tavsiye ederim." dedi ve açılan kapıdan içeri girdi. İlk yaptığı şey, üzerine muzzam derecede ağırlık yapan açık renkli ceketten kurtulmak olmuştu. Daha sonra masanın üzerindeki dosyaları gerekli birimlere ulaştırmak için hazırlamak üzere masasına oturdu. Masasına oturmuşken ortamdaki sessizlik ve kızın şimdiye kadar iğneleyici bir konuşma yapmamış olması dikkatini çekmişti tabi. Bakışlarını tekrardan ona yöneltip, "Bir sorun mu var Persephone ? Elinde ki dosyayla mı alakalı?" diye sordu merakla ve ciddiyetle. "İstersen getir, bakalım." diye de ekledi.
Nora Gray:
Npc Seherbaz:Persephone
"Bir sorun mu var Persephone ? Elinde ki dosyayla mı alakalı?" Sesi düşündüğünden daha ciddiydi. Acaba gerçekten haberi yok muydu? Ya yakın bir akrabasıysa? Persephone'den öğrenmesi ne kadar doğru olurdu? "İstersen getir, bakalım." Kafasını hızlı hızlı sağa sola sallayıp dosyayı arkasına saklamaya çalıştı. Eninde sonunda öğrenecekti. Ama... İçinden bir ses yapmaması gerektiğini savunuyordu. Belki de sadece bir rastlantıdır, diye düşündü. Londra büyük bir şehirdi sonuçta. "Küçükken daha çekilebilirdin d'Ibelin."dedi ifadesiz şekilde. Dediği şeyin patavatsızca olacağını düşündü. Genç adamın duymak isteyecebileceği son şey daha çok iğneleme olmalıydı. "Starvosların şirketiyle d'Ibelin'lerin ilk antlaşmasının olduğu geceyi hatırlıyor musun?" diye sordu genç kadın. Kendisi sanki dünmüş gibi hatırlıyordu. Babası ve annesinin ayrılığının ikinci yılıydı. Babası henüz ikinci evliliğini yapmamıştı. Annesi ise Persie'yi daha iyi bir eğitim alabilmesi için teyzesi Selene'nin yanına yollamıştı. Teyzesi evli değildi o yüzden dedesiyle sık görüşürlerdi. Dedesini severdi Persephone, Yunanistan'ın yüce ve şanlı Dionysos Stravos'u öz be öz dedesiydi. Malesef iki sene önce uykusunda vefat etmişti. Dionysos, d'Ibelin ailesinin iş anlayışını profesyonelliğini hep çok takdir etmişti. Aile reisiyle gençlikten beri arkadaşlardı. Fakat onlar büyücü ve Dionysos bir kofti olduğundan aralarında ekonomik olmasa bile sosyal bir sınıf farkı vardı. Ama iki aile de umursamazdı bunu. Balian ve Persephone'nin ilk tanıştıkları gün, d'Ibelin ailesinin dedesi Dionysos'la ilk antlaşma yapmaya karar verdikleri gündü. Ada malikanesinde büyük bir ziyafet vermişti dedesi. İki aileninde tüm fertleri davet edilmişti. Dört yaşını yeni doldurmuş Persephone'nin üzerinde, ebevenylerinin boşanmasıyla oluşan bir hırçınlık vardı. Teyzesinin zorla giydirdiği beyaz gelinliğimsi elbiseyi zorla çıkarmış, yerine kot pantolonu ve tişört giymişti. Dedesi onun bu hırçın davranışlarını her zaman anlayışla karşılardı. O gün Balian'ı da hatırlıyordu. Yedi yaşındaki bir çocuk için fazla süslü giyinmişti. Yedi yaşında kim takım elbise giyerdi? O gece de aynen bunları söyleyip Balian'ın gözüne kum atmıştı. Bir kız kardeşi yada kuzeni olup olmadığını hatırlamaya çalıştı Persephone. Ama zihni nedense o gece için sadece gereksiz anıları toplamıştı.
"Senin... Helen adında bir akraban var mı?" diye sordu tereddütle. Sorusu genç adamın şüpheli bakışlarını üzerine çekmesine sebep olmuştu. Oturduğu yerden kalkan adam üzerine doğru yürüyordu. Yanlış bir şey mi demişti? Yutkundu. Belki de onu öldüren Balian'dı. d'Ibelinler gizemli işleriyle ünlüydü nasılsa. Kafasını iki yana salladı. Arkadaşına, hatta çocukluk arkadaşına kafasının içinden de olsa iftira atması doğru değildi. Üzerine yürüyen adam dosyayı elinden almak için hızlı bir hamle yaptı. Refleksleri kuvvetli olan Persephone hızla geri çekildi. Dosyaya ulaşmasını engellemişti. Ama yer çekimi faktörünü hesaplayamamıştı. İki fotoğrafın sanki ağır çekimdeymiş gibi yere düşüşünü izledi.
Balian d'Ibelin:
Balian samimiyetle ettiği teklifi umursamayan kadına sinir olmuşken, elindeki dosyayı saklamasına da anlam verememişti. 'Beni yeteneksiz olarak mı görüyor bu bücür?' diye düşündü. Tam ona serzenişte bulunacakken, Persephone'nin konu değiştirmek amaçlı gibi görünen sorusuyla karşılaştı. "Starvosların şirketiyle d'Ibelinler ile ilk antlaşmasının olduğu geceyi hatırlıyor musun?" Tabi ki hatırlamıyordu. Gereksiz bir geceydi. Çat pat aklında beliren tek görüntü ortama göre son derece zıt görünen küçük kız çocuğuydu. O kızın Persephone olduğunu, bu inatçı tavırlarını daha o dönemden belli ettiğini biliyordu. Daha 7 yaşındayken bile insan sarrafıydı Balian, tabi bu onun kendi hakkında ki kibirli düşüncelerinden sadece biriydi. Balian bazen aşırı derecede kibirli biri olabiliyordu. Aile genleri kusursuz işlemişti karakterine ve dış görünüşüne. Tabi aksi ve doğrucu doğasını, Hogwarts'ta eğitim görme sürecinde geliştirmişti. Ve diğer aile üyeleri gibi, safkan soy ve gelenek takıntısı olmadığı için gayet memnundu. Bir kız kardeşi yada erkek kardeşi olsa fena olmazdı onun için. "O geceye dair, kot pantolon giymiş, hırçın bir kız çocuğu hatırlıyorum sadece." diyerek cevap verdi. Tabi düşüncelere dalmış Persephone pek duymamış gibiydi bu söylediğini. Sanki aklını kurcalayan başka bir şeyler var gibi duruyordu. Balian iyice meraklanmıştı ve o dosyada yazanları okumak zorundaydı.
"Senin... Helen adında bir akraban var mı?" sorusu geldi uzunca bir sessizliğin ardından Perseophone'den. Balian'ı şaşırtmıştı bu soru. Kendi babaannesinin adını, onu hiç görmemiş bir cadıdan duymayı beklemiyordu. Çünkü babasına doğum yaparken ölmüştü genç yaşta, Balian bile görmemişti onu. Seherbaz, kadının elindeki dosyayı iyice merak ettiğinden, kararlı adımlarla cadıya doğru yürümeye başladı. Kendi ailesi hakkında bir dosya mıydı elinde ki ? Yoksa tamamen hedef şaşırtmak için miydi bu ilginç soru. Almak için yeltendi ama Persephone kıvrak bir hareketle geri çekilmişti. Dosyaya ulaşmasına izin vermeyecekti anlaşılan. Ama o anda dosyanın arasından, ani hareket yüzünden, süzülerek yere düşen bir çift fotoğrafı fark etti Balian. İlginç şekilde ayaklarının dibine, ters vaziyette düşmüştü iki fotoğrafta. Almak için yere eğilirken, "Var evet. Ama babamı doğururken, yaklaşık yüz yıl önce öldü." dedi. Kadının sorduğu soruya meydan okuyan bir bilgiyle karşılık vermişti. Persephone'den cevap beklerken, boş durmayıp elindeki fotoğrafları kendisine doğru çevirdi. Ölen bir kadın bedenine ait olduklarını anlamak zor değildi. Boynunda ki ip izinden nasıl öldüğü hakkında çıkarım yapmaya çalışıyordu, birden fotoğraftaki kızın tanıdık geldiğini düşündü. Nerede görmüştü bu kişiyi daha önce? Sonunda aklında beliren bir sahne hatırlamasına yardım edecekti, restoranda sebepsiz yere çemkiren genç, sarışın bir kadın. Daha geçenlerde gördüğü, o deli kadın ölmüş yada öldürülmüştü demek ki. Ama neden Balian'dan bu dosyayı saklama gereği duymuştu ki Persephone? "Benim bu kadının ölümünü araştıramayacak kadar beceriksiz bir seherbaz olduğumu mu ima ediyorsun seni bücür?" diye sordu fotoğrafa bakarken. Hala masumane fikirler dönüyordu kafasında.
Nora Gray:
Npc Seherbaz: Persephone
"Benim bu kadının ölümünü araştıramayacak kadar beceriksiz bir seherbaz olduğumu mu ima ediyorsun seni bücür?" diye sordu genç adam. Persephone bu sorusuna göz devirdi. Neden her şey kendi ile ilgili olmak zorundaydı? Balian küçükken de çekilesi değildi, dedi içinden sözlerini geri alırcasına. O küçük kolları her zaman dev gibi kol düğmeleri taşırdı. Dedesi severdi Balian'ı küçükken, nazik davranışlarıyla herkesi etkilerdi. Dedesinin kendisi dışında birine bu kadar ilgi göstermesini sevmezdi, kıskanırdı küçük Persie. Küçükken nefret etmesinin tek sebebi bu da değildi elbet. Bir kaç yaşlı teyze durup durup "Balian çok yakışıklı değil mi? Sana onu alayım mı?" diyip utandırırlardı küçük kızı. Persie her burun kıvırdığında ise daha yakışıklı ve kibar birini bulamayağını söylerlerdi. Çocukken yaşadığı bu utanç travmasını hala unutamamış olan kızcağız hala her Balian ile karşılaştığında onu görmezlikten gelirdi.
"Bana bir daha bücür dersen boğazını tekmelerim." dedi gayet sakin bir sesle ama dil çıkararak. Balian omuz silkti. Sıfatını haketmiyor değildi... Fransızlar, dedi kendi kendine. Gerçekten çılgınlardı. Kendisi de bir taraftan Fransızdı ama İspanyol kanı ağır basardı hep. Gibraltar'dı onun evi. En az çapkın babası kadar İspanyol kanı vardı onda. Görüntüsü benzemezdi belki ama ruhu benzerdi. Ruh değil miydi zaten önemli olan? Ruh değil miydi zaten bir insanı bir yere bağlayan?
Kafasını alakasız düşüncelerinden kurtarmak için iki yana salladı. Eğer tanımıyorsa kimdi bu kadın? Belki de yeterince iyi tanımıyordu ailesini genç adam? "Aslına bakarsan Balian..." boğazını temizledi. Üstüne vazife olmayan bir şeyi yapıyormuş gibi hissediyordu. Kötü haberi verme görevi ona düşmüştü. Oluşan acıma hissini yuttu. Duygusal biri sayılmazdı çok. Fakat Balian sevmediği bir arkadaşı olsa bile arkadaşıydı. Onu umursamazlıktan gelen adamın masasına oturdu. Dosyayı eline aldı. Kadının bilgilerinin olduğu sayfayı açtı. Adam dikkatle onu izliyordu. "Baba adı: Dios Feodor d'Ibelin."
Son heceyi duymadan dosyayı çekerek aldı Balian. Yüz ifadesini okumak zordu. Şaşkın yada üzülmüş değildi. Fakat griye çalan gözlerinin altındaki dehşet duygusunun terörü görülebiliyordu. Yıllardır arkadaşlardı fakat Persephone'nin daha önce Balian üzerinde görmediği bir ifadeydi bu. Gerçekten sevdiği biri miydi? Söylediklerinden pişman olmuştu. "Kaybın için üzgünüm Balian." Hislerini anlamaya çalışıyordu Persephone. Bir kısmını anlıyordu hatta. Sorun şuydu ki, hissedemiyordu. "Yapabileceğim bir şey varsa... Her zaman burdayım." Genç adamın yüzündeki dehşet ifadesi bir anda yerini şaşkınlığa bıraktı. Olağanüstü bir şey dememişti ki Persie, şaşkınlığına bir anlam veremedi. "Bir sorun mu var d'Ibelin?"
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git