Npc:Adras d'Ibelinİngiltere'de, Yunanistan'ın kıyı kesimlerine hakim olan hafif ılık havanın aksine, çoktan nemli yağmur mevsimine girilmişti bile. İngiltere'nin her mevsim yağışlı olduğunu bilen yerli muggle ve büyücüler, artık alışmıştı şehrin bu huyuna. Adras'da zaman zaman ziyaret ettiği bu şehri tanımıştı ve üzerine giydiği yağmur geçirmez montunun eteklerini arkaya attırarak indi arabadan. Cisimlenmek yerine arabayla yolculuk etmeyi tercih ederdi yaşlı adam. Bu tercihinin ne yaşıyla ne de gücüyle alakası vardı. Gençlik yıllarında heybetli bir kurda dönüşüp geçtiği yolları, dağı, taşı anımsamayı seviyordu. Zihnine dolan güzel ve özgürlüğü hatırlatan anıları tekrar yaşamak gibiydi bu araba yolculukları onun için. Birkaç kere gözünü güç ve hırs bürümüş muggle devlet adamlarını ağırlamıştı bu arabada. O kadar aciz ve tembel görünürlerdi ki, onları evinde ağırlama şerefine ulaştırmak istemezdi. Adras'a göre, muggle politikacıların çoğu kendisini düşünen domuzlardan başkaları değillerdi.
Arabanın kapısının yanında elindeki asasını bir şemsiye olarak kullanan genç müdür karşıladı Adras'ı. O geleli birkaç gün olmuşken, Adras işlerin yoluna girmesini beklemeyi tercih etti. Kızın ölüm anında seherbaz yeğeninin görev yaptığı İngiltere'de bulunmaması gerektiği önerilmişti. Bundan otuz yıl kadar öncesinde politik hayatının etkilenmemesi için direkt olarak elini kana bulamayı bırakmıştı. Tabi birkaç istisnai durum haricinde. Akşam yemeğinin yeneceği otelin restoranına doğru gidiyorlardı Adras ve sağ kolu.
''Umarım bir sorun çıkmamıştır, evlat.'' dedi sesinin uyarıcı tonuyla. Yaşının ilerlemesine rağmen dik duran vücudu ile yanındaki gençten daha uzun görünüyordu Adras. Atalarından gelen her türlü miras geni taşıyordu: sarı saç, mavi göz, uzun boy. Zavallı gençte onun ıslanmaması için sonuna kadar kaldırdığı sol kolu uyuşsa da belli etmemeye çalışıyordu. Sağ omzu ve giydiği takımı yer yer ıslanmıştı.
''Bir sorun çıkmadı efendim. Akşam yemeğinden sonra görüşebilirsiniz. '' aldığı güzel haberle keyfi yerine gelen Adras, sesini çıkartmadan yoluna devam etti. İşe yeni aldığı genç adamın görevini yerine getirmiş olması da kayda değer bir gelişmeydi. Oldukça eski olduğu mimarisinden anlaşılan otelin, girişin sağ tarafında genişçe yer kaplayan restoranına girdiler. Eylül'de birkaç iş görüşmesi haricinde buraya gelen çok olmadığından mekan boştu. Zaten bu yüzden tercih edilmişti burası. Adras, ona özel ayrılmış masasına otururken, bir garson çoktan hazır bekliyordu masanın yanında. Genç müdür de efendisinin rahatının yerinde olup olmadığından emin olmak için, tedirgince dikiliyordu. Menüsü çoktan belliydi; kekikle ve zeytin yağıyla güzelce harmanlanmış, az pişmiş bonfile et, kuru cacık ve oldukça eski olması şart olan şarap. Keyfi oldukça yerinde olan yaşlı adam birkaç kadeh şarap içmeyi düşünüyordu kendi çapında kutlama yapmak için. Normal de akşam dokuzu beklerdi yemek için ama kahvaltısını erken yapmıştı bugün.
Dış görünüşün aksine, otelin iç dizaynı oldukça göz doldurucu tasarlanmıştı. Etrafını incelemek için taktığı gözlüğünün camlarında ki küçük su damlalarını silmek için eline aldı ve ceketinin iç cebinde hazır bulunan bezle iyice sildi. Yemek sonrası içtiği birkaç kadeh zihnini boşaltmış ve rahatlamasına yardım etmişti. Her zaman içmezdi alkolü ama yeri gediğinde de hayır demezdi hangi yaşta olursa olsun.
''Efendim bay Shan'ın geldiği haberini aldım.'' diye fısıldadı müdür Adras'ın kulağına doğru. Bir anlık zihin boşalması ile soran gözlerle, konuşan gence bakınca
''Helen meselesi için anlaştığım kişi.'' diye hatırlatma yapmak zorunda kalacaktı müdür.
''Burayı toparlasınlar.'' dedi ve bir parmak şıklatmasıyla çağrılan garson ona söyleneni hemen yaptı. Normal de arabada yapardı böyle görüşmelerini Adras ve bunu bilen genç şaşırsa da bir şey diyemedi. Yaptığı hareketlerin sorgulanmasını hazmedemeyen bir efendisi vardı.
Çok geçmeden gelen kişiyi karşılamak için restorandan ayrılan müdür, yanında takım elbiseli ve oldukça duygusuz bir izlenim yaratan bir adamla birlikte içeri girer. Soyisim olarak tanıdığı adamın orta yaşlarda olduğunu anlaması güç değildi fakat giyiminden ve yüzündeki ifadeden anladığı şey tecrübe ve yalnızlık olmuştu Adras'ın. Gözlük camlarının arkasına gizlenmiş mavi gözlerini Shan'ın üzerinde bir süre gezdirdi. Göze batacak derece rahat tavırları, onun bu tip buluşmalarda sık sık bulunduğunun göstergesiydi. Çevresine yaydığı enerji işini severek değil de profesyonelce yapan bir katil olduğuna işaret ediyordu. İşine yeni başlamış genç müdürün aksine eli ayağı birbirine dolaşan birisi olmadığı çok açıktı. Shan giydiği ceketini savurarak hemen Adras'ın karşısına oturduğunda ilk yaptığı şey elini ceketinin iç cebine atarak aldığı çakmağıyla, ağzına attığı sigarasını yakmak olmuştu. Tabi genç müdür
''Bay Shan...'' diye itiraz etmek için söze girmek üzereyken Adras bir el hareketiyle onu durdurunca sustu. Onu büyük bir yükten kolayca kurtaran adamın sigarasını rahatça içmesinde bir sakınca yoktu.
''Sen söz verilen parayı getirirken biz biraz sohbet edelim.'' dedi sağ kolu aynı zamanda işletmesinin müdürü olan gence bakarak.
''Soru sormamana ve yüz ifadene bakacak olursak bu işte profesyonel olduğun çok açık genç. '' dedi düz bir ses tonuyla. Shan'ın tek yaptığı doğrudan bakmak ve içine çektiği sigarasının dumanını dışarı üflemekti. Geçmişinde her ne yaşadığı yahut muggle doğumlu olması pek umrunda değildi Adras için. Bu tip işler için böyle biçilmiş bir kaftan bulmak zordu. Adras bulduğu bu hazineyi kaybetmemeye kararlıydı.
''Bundan sonra ihtiyacım olduğunda, bana çalışacaksın.'' oturduğu koltuğuna yaslandı ve devam etti.
''Tabi karşılığını misliyle alacaksın.'' bu sırada bir çanta içerisinde gelen, anlaşılandan biraz daha fazla miktarda ki para tam ortalarındaki masaya gösteriş yaparcasına koyuldu.
''Tamam.'' oldu cevabı kısaca. Birkaç fırttan sonra biten sigarasını umursamazca yere atıp ayağıyla söndüren Shan masada duran çantayı eline aldıktan sonra arkasına bile bakmadan restorandan çıkıp gitti. Adras memnun kalmış bir yüz ifadeyle yolcu ettikten sonra
''Bu adama ihtiyacımız olduğunda bulacaksın. Sende iyi iş çıkardın evlat.'' dedi. Genç müdürün aldığı iltifat sonrası vücuduna yayılan gurur dalgası görülmeye değerdi.
''Geceyi burada geçirmek ister misiniz?'' diye sordu çok beklemeden ve aldığı olumsuz bir
''Dönelim.'' yanıtıyla şemsiye tutma görevine devam etmek üzere asasını çıkarttı. Adras yeğeniyle aynı şehirde bulunmak istemiyordu şuan için. Ama aklında bazı planlar belirmeye başlamıştı bile. Buraya dönüşü daha farklı bi nedenden ötürü ve daha ihtişamlı olacaktı.
SON