İngiltere Büyücedünyası > Apples & Oranges
Hallederiz, icabında.
(1/1)
Das:
[justify]Aman da amaaan! Ne kadar zaman oldu değil mi? Siz gittiğinizden beri dostlarım, benim için fazla zaman geçmedi. Aynen, daha geçen size 2-3 hafta önceki olayı anlatıyordum. Evren ne kadar güzel değil mi? Benim için hafta, sizin için aylar! Ancak beni bırakıp gittiğinizde kalbinizin bir kenarında kalmışımdır kesin. Unutmamışsınızdır prens Lucian’ı. Şöyle bir özetleyecek olursam; iş, iş, iş derim. Eski, boş gezenin boş kalfası Das kalmadı artık. Meşgul olmak çok zor güzellerim. Kalbim istiyor güzel kızlar göreyim. Sürekli it kopuğun işine bakmayayım. Katilleri, pislikleri Azkaban’dan kurtaracağız diye çevremiz yüzü façalı adam doldu. Eli yüzü düzgün adam gelmez oldu büroya. Ölü Chadwick ve Korkunçlu Andy’i de yıkatıyorum haftada bir. Yoksa Bakanlık geliyor kapımıza kokudan. Zaten sürekli bir teftiş var. Dolunayüzlüm de gelmiyor ha teftişe. Yüzü beş karış asık, meymenetsiz Bakanlık Çalışanları geliyor. Seherbazlar kapılarımızda geziyor. Sürekli bir 5 kuşak safkan mısınız diye durdurup soru sormalar falan… Açıyorum kolumu diyorum ben Barthélemy ailesindenim kessen kolumu, kanım mavi-beyaz-kırmızı akar. Cornelia da kendisini devlete mi adadı ne yaptı? Diyorum kızım, al şunları başımdan. Bir iyiliğini görmüyoruz. Dükkanı kapatıp kaçamazsın da şimdi. Chadwick ve Andy ölür ben olmazsam herhalde ehehe. Başka bedavaya çalışacak kişi de bulamam yani. Karın tokluğuna çalışıyolar.
Neyse efendim, olayımıza dönelim. Oturmuşuz üç kişi, dükkanın arka kısmında öğle yemeği yiyorduk. Ben bu mutfağı baştan yaptırdım. Fareleri, küfleri falan hep yok ettik. En yeni fırfırlı mutfak aletlerini getirttim. Büyüyle yapıyorlar yemekleri. İki asa sallamayla temizleniyorlar. Bize kalınca pislikten canavar çıkıyor mutfakta. Arkama yaslanmışım, bacak bacak üstüne atmışım, çayımdan da yudumluyorum. Keyif!
“Bok gibi buranın havası ha.” dedim. “Biraz daha erken yakalansaydı Carmilla da, yazın olsaydı paramız. Sizi benim memlekete götürürdüm lan. Denize girerdik. Sen yüzmeyi biliyor musun?”
Odada üç kişi olmamıza rağmen soru sorduğum kişinin Andy olduğunu anlamak zor değildi. Ölü Chadwick hiç konuşmaz, ölü gibi gezerdi etrafta sadece. Eylem adamıydı. “Yok.” dedi minik çocuk soruma. “Joseph bizi bağlayıp ıslak sopa ile döverdi. Söylediğini yapmadığımızda yüzümüze çuval kapatıp su dökerdi. Sizin gibi İblisin döllerini de kutsal suyla leşe çeviriyoruz.” dedikten sonra önündeki çorbayı yemeye devam etti. Herhalde su ile olan münasebetini özet geçmişti.
“Hmm…” Kafamı salladım dediği çok normal bir şeymiş gibi. “İyiymiş.” Tekrar dışarı baktım. “Ayağını sokarsın sen de ya. Seneye gidelim kesin.” Elimdeki çay fincanını dudaklarıma götürüp şöyle bir hüplettim serçe parmağımı kaldırarak. Tam bir İngiliz beyefendisiyim ha. Tek farkım böyle dandik yağmur sonrası havalarda sokaklarda takılıp paçalarımı çamurlamıyorum.
Hop yine dükkanın kapısı açıldı. Bir çay keyfi yaptırmıyorlar deliricem. Doğruldum yerimde, bacağımı da indirdim. “Chadwick, oğlum temizledin mi girişteki peri tozlarını? Yine Bakanlık'tan geldilerse bu sefer kurtulamayız.” derken bıraktım çay bardağını masanın üstüne. Chadwick olumlu olarak nitelendireceğim bir kaç hırıltı çıkardı. Hemen girişe doğru hızlı adımlarla ilerledim yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirerek. Bakalım hangi tipsiz, çirkin, leş adam gelmiş de Azkabandan kurtulmaya çalışıyor.
“Vay… Merlin’in nasırlı elleri!” Hay lanet girsin ya. Yine saçma sapan tipli iki herif gelmiş dükkana. Tanıyorum tabi de uzaktan. Hep de bunların bana işi düşer. Bir kere de ben geleyim size de, ihtiyacım var diyeyim. Yok anasını satayım sürekli Alex abi birini bıçakladım, Alex abi birini soydum da bilmem ne. Yüzümdeki yalancı gülümseme kayboldu hemen. “Yav yine kim bilir ne becerdiniz de geliyorsunuz. Geç içeri geç geç!” diye sinirli sinirli yeni eklettiğim sihirle genişletilen odalardan birine davet ettim adamı. Bakanlık şu oda için o kadar izin çıkarmamı istedi ki, Ölü Chadwick günlerce Bakanlık'a gidip gelmek zorunda kaldı. Lüks, işlemeli koltuklar, kocaman bir halı, sarı ve bordo renkli dekorasyon ile en son döşenmiş bu odayı, kendi ofisim yapmıştım. Ofisten başka her şeye benziyordu ama. Yatak odası da olabilir, salon da olabilir… Kapının karşısında bir çalışma masası vardı ama işte. Ofis demeye yetmişti bu. Müşterilerimden biri ödemesini parayla yapmak yerine, eşyalarını verince burayı yapabildik. Mis gibi de oldu. Odaya geçerken “Chadwick! Kalk, üç çay getir bize!” diye bağırdım. Geçtim masamın yanına, götümü dayadım köşesine “Hayırdır?” diye sordum misafirlerime. “Bu sefer nasıl bir batağa düştünüz?” [/justify]
Blaze:
Yürüyordum dükkana doğru. Gece geç dönünce bir güzel kestirmişim, kestirmek de denmez ona ha, bir güzel yatıp zıbarmışım. Sabah yüzüme vuran güneş ışığının sıcaklığıyla kuş cıvıltıları birleşince huzurlu bir sabaha.... uyandım diyemem. Beni uyandırabilecek bir kuş cıvıltısı değil çıkabilir, o kuş beyinliler benim odamın yanında bile geçemez. Evimizin direği canımız Grace yüzüme serptiği sularla bir kedi yavrusu gibi uyandırmıştı beni. Bu aralar nedense beni uyandırmak konusunda değişik bir takıntıları var bu ev hanesinin. Zorla kendime gelmeye çalışırken Grace dün geceden beri Seth ile Kirby'nin eve dönmediğini söyledi. Seth onu en son gördüğümden beri çok büyümüştü, Kirby'deki mallık ise tam bir cahil cesaretine dönüşmüştü. Bu ikilinin başına o saflık ve salaklıkla her şey gelmiş olabilirdi, her ne kadar evden gün ışığında çıkmayı tercih etmesen de, her ne kadar aylardır bensiz hayatlarını sürdürebildikleri hakkında söylensem de ve her ne kadar bir süreliğine dikkat çekmek istemesem de başlarına bir şey gelmediğinden emin olmam gerekirdi. Bu yüzden çıktım evden.
Dediğim gibi, dikkat çekmek istemiyorum. Cornelia Bakanlık'ta çalışmaya başlamış, Das ise hukuk işlerine girişmiş. Şu anda çok işime yarayabilecek durumdalar, yıllardır beklediğim günler yaklaşmış gibi hissediyorum ve bazı planlarım var. Tabi dile dökülmüş planlar değiller, bir kesinlik kazanmadan da hareket etme düşüncem yok ama deniyorum. Bazı konuların arkasındayım diyebilirim. Yüzüme sürdüğüm kara boyayı birkaç seferdir es geçiyordum bu yüzden. Özellikle de bu saatlerde insan içine karışacaksam.
Önce olabilecekleri birkaç dükkanı ve sokağın etrafını turladım, içeriye göz attım ve tanıdık birkaç kişiye soruşturdum ancak ses seda yoktu. Endişelenmekle umursamamak arasında ince bir çizgide ilerliyorken hazır Das'ın mekanına da uğrayarak iki taşla bir kuş vurabileceğimi fark ettim, çocukları gördüyse söylerdi. Çok haberi varmış gibi neler olup bittiğinden. Dükkanını açtığından beri eve bile gelmiyordur bu tipini sevdiğim. Neyse bendeki de bahane. Sıcaktan bıktım demiyorum da işte. Giderken evde Grace'e kıyafet diktirmek için arada fazla kalan kumaşları almaya uğradığımız dükkanın önünde geçiyordum. İlk kenarda durup gözükmeden içeriyi gözlemledim. Boş gözüküyordu, bizim abi de oturuyordu masasında. Uzun zamandır görmeyince bana da geliyor konuşma isteği biliyor musunuz? O kadar da çürümemiş içim daha. Kapıyı gıcırdatarak girdim içeri. Adam beni görünce ayaklandı, "Buyrun nasıl yard- Hm- Iığ- Blaze?"
"Abi ayıp oluyor ya, tanımadın mı?" dedim kollarımı esnetip etrafa bakınırken.
"Valla tanıyamadım ya, dur şu gözlüğü bir çıkarayım... Hah..." Döndüm adama ben de anlık olarak. Dikkatle bakıyor suratıma, rahatsız oldum böyle de. "Ha şöyle bir yüzünü görelim yaa. Yemin ediyorum şu boyan olmadan yolda görsem tanımazmışım seni." dedi.
Tabi ben unuttum suratımın dımdızlak ortada olduğunu. Yanağımı kaşıdım rahatsızlıkla. "Heaaağ doğrudur herhalde." dedim yorum yapmayarak. Dükkanını turlamaya başladım yavaş yavaş. "Eee abicim nasıl gidiyor?" dedim niye geldiğimi düşünürken. İletişim kurma konusunda rahatsızlıklar yaşadığımı söyleyebilirim. Kuramıyorum yani.
"Her zamanki gibi, gerçi sen bilmezsin her zamanı. Yoktun bir süredir değil mi? Yoksa özellikle bana mı uğramıyordun?" dedi şakacı bir şekilde.
Kısaca güldüm buna. "Olur mu öyle şey? Yoktum bir süredir. Bizimkilerden de gelen olmadı mı hiç?" dedim, baktım kafasını sallıyor olumsuz anlamda. "Vefasız bunlar biliyorsun!" diye atarlandım ortaya. Sinirlendiriyorlar harbiden de. El bebek gül bebekler. Ben olmasan kıçlarını sokacak pantolonları yok. Kim bilir kaç ay neyle gezdiler etrafta. "Aman, ne bok yiyorlarsa yesinler." dedim homurdanarak. Elimi attım masadaki çer çöpe. Bir defteri alıp incelemeye başladım adam konuşurken. Başladı anlatmaya bana; mahallede olan olayları, yan dükkanla yaşadıkları kavgayı, yeni gelen esnafları, çocukların çevirdikleri işleri falan baya bir şey. Ben de arada yorum yapıyorum, gaza getiriyorum iyice. Bir de dayanamadı çin daması çıkardı en son, dedim yoook. Dinletemedim adam illa da oynayacağız diye tutturunca onu da oynayıp öyle kalktım. Giderken de "Ben alıyorum bu defteri, hadi Merlin kutsasın." diyip fırladım sokağa. Kaç saat kaldım ya kim bilir. İyi boş muhabbet çevirdik.
Çocukları da bulamayınca gittim dükkana sonunda. İçeri girdim, her yer değişmiş. İçeriden konuşma sesleri geliyor ama asla tanımadığım bir ortama dönüşmüş. Bir tane de çocuk var, yüzü deseniz beş karış, gözü deseniz ters dönmüş sanki, kafası deseniz bir şeye basar hali yok. Bomboş bakan bir çocuk var karşımda ya. Arkama baktım, farklı bir yere mi geldim lan ben diye. O kadar da unutmuş olamam ki diyorum. Neyse kaptım elindeki çaylardan birini, sese doğru ilerlemeye başladım. Genişçe bir odaya girdim, Das iki adamla konuşuyordu harıl harıl. Ne yalanlar çeviriyor yine kim bilir. Adamlar geldiğimi fark edince "Devam devam, hiç bozmayın." diyip kafamı salladım, sonra bir koltuğa atlayıp bacaklarımın üstüne oturdum. Bir elimi dizime koydum, çayı yudumlamaya başladım konuşmalarını izlerken. Bunlar konuşurken de kaş göz yapıp bunlar ne ayak anlamaya çalışıyordum. Tiplerinde zaten meymenet yok. Aynı benim gibiler ha. Sevdim de bir yandan.
Bunlar konuşurlarken etrafı inceliyordum, ilk defa geldim ya. Bir baktım bu otistik dikmiş gözlerini bana bakıyor. Bana mısın da demiyor ha, sapık mıdır ne üdüğü belirsiz hayvanat. Hayır tepki de vermiyor hareketlerime. Kafa sallıyorum yok. Ses ediyorum yok. Nah çekiyorum ona da bakıyor sadece. Sanki beyni yok lan çocuğun. Das'a döndüm bu sefer kaş gözle çocuğu işaret ediyordum. Valla bir otantik hali var, rahatsız oldum. Odaklanamadım. Gitti kafamdaki her şey. Kalktım bunlar konuşurken, çocuğun karşısına geçtim. "Ne bakıyorsun lan öyle höddddük gibi?" dedim çıkışarak. "Ayı mı oynuyor hayyyy-ırrrr-dırrr?" Das'a döndüm. "Bu tip ne lan? Evcil hayvanın mı ne bu?" Sohbetlerini bir şekilde böldüm mü farkında da değilim ama şimdi Das'ın işlerini de bozmuş olmayayım. Dikkat çekmeyeceğiz dedik iyi ki. "Beyler bi, bi dakika. Ben de kendimi tanıtayım bir. Ben danışmanı olurum sayın hukukçu beyefendinin." Adına ne diyordu bu unuttum lan. "Birazdan sizin konuya da odaklanacağım ben de tabi, siz devam edin."
Maskeli Kişi:
İkili günün erken saatlerinde aldıkları görevleriyle Diagon Yolu üzerindeki çeşitli yerleri gezmeye başlamıştı. Kendilerine verilen listedeki birkaç kalem için çoktan konuşup anlaşmışlardı bile. Kimi yerde Nicholas'ın boşboğazlığıyla indirime girmişler, kimi yerde ise Malcolm'ın gölgesi altında ter döken esnafın ödemede yardımı olmuştu. Bay Maxima'nın gözüne girebilirlerse başka işleri için de kendilerini tutabilirdi, bu da parasal açıdan oldukça işlerine gelirdi...
En sonunda yolları -eski- Apples & Oranges'a varmıştı. Suç ortakları değişmiş olan dış görünümüne bakmadan içeri girmişlerdi, eski sahibesini araya gözlerle boş girişte kapının açılışıyla çalan zille birlikte.
"Vay... Merlin’in nasırlı elleri!" sözleriyle karşılarına Alex çıkmıştı Cornelia yerine. Nicholas'ın kulaklarına kendilerini karşılamaktan daha çok görmek istemezcesine bir ses tonunu takınmış gibi gelse de, durumun ortağının rahatsız olmayacağı bir seviyede oluşu gereksiz yorum yapmasını engellemişti. Yaşantısı boyunca öyle çok yerden kovulmuştu ya, Malcolm'ın artık hangi ses tonu ve hangi beden diliyle ortamda bulunmasının rahatsızlık verip vermediğini anlayabildiği özele yakın bir yetisi var olmuş denilebilirdi. Normalde, normal avukatlık işi için ağırladığı müşterilerine özel sunduğu yalancı gülümsemesi yüzünden yok olmuş; belki de gelen ikilinin isteyeceği yasadışı isteklerin yaratacağı sorunlar nedeniyle yerini stresli bir yüze bırakmıştı Alex;
"Yav yine kim bilir ne becerdiniz de geliyorsunuz. Geç içeri geç geç!"
Eski işyerinin eski moda döşeli zamanlarından uzak ve daha gösteriş ve işlemelerle ile dolu biçimdeki ofisine doğru yönlendirilen ikili, masanın önündeki iki saldalyeden birine oturmuşlardı. Alex içeri girerken çalışanına çay söylemiş, masanın kenarına yaslanmıştı.
"Hayırdır? Bu sefer nasıl bir batağa düştünüz?" diye söze başladı yeni avukat, eski düzenbaz.
"Biz de seni gördüğümüze sevindik Alexander..." dedi Nicholas, Alex'e dönerek ".. görüşmeyeli palazlanmışsın. Sevindim bu duruma." diye ekleyip. Malcolm ise söze karışmayıp gözlerini ofiste gezdiriyordu, başka bir işletmeye girmiş gibi geliyordu kendine ve öyleydi de zaten. Önceden bildikleri Apples & Oranges değildi burası, aradıkları araçları kolayca bulabilecekleri bir rehinciye görünüş olarak da hiç benzemiyordu. Yine de ikili şanslarını deneyeceklerdi, ne de olsa Cornelia da, Alexander da önceden tanıdıkları insanlardı.
"Batağa düşmedik, tam tersine cepleri ağır müşteri bulduk!" dedi Malcolm eski dostuna bakarak. "Hem de nasıl..." diye söze devam etti sıska olan;
"Öyle çaylaklarla birlikte belaya da bulaşmıyoruz artık, eski moda kaldı öyle gösterişli hırsızlık işleri. Artık her şey gölge altından ilerliyor, üstümüz başımızdan okunacak başarılarımız!" diye mutlulukla ekleyip. Daha fazla sözü uzatıp işyeri sahibinin ters tutumu altında kalmak istemeyen adam sözlerine devam etmeden önce cebinden bir liste çıkarmıştı, listede öyle her yerden kolay kolay bulunamayacak birkaç tuzak malzemesi, yapılması gereken Tılsım ve Lanetlemeler ile büyülü demir ustalarının elinden çıkması gereken planlar vardı. Doğal olarak hepsini değil, yalnızca eskiden rehinci olan bu yerin çalışanlarının edinilmesinde yardımcı olabilecekleri araçların listesini sunacaktı;
"Edinmemiz gereken birkaç parça araç var, onları bulmamızda yardım etmeni istiyoruz. Eski bağlantılarınla hani, anlarsın ya" dedi Nicholas, Malcolm ise "Sen sormadan önce söyleyelim; veresiye de değil, parasıyla." diyerek destek çıktı ortağına. Alexander'a listeyi uzatmadan önce son bir şeyler daha eklemek isteyen Nicholas "Bak şu listenin başındaki dört tanesini bulduk ama beşinci..-" diyerek söze başlamışsa da, odaya giren kadın nedeniyle sözlerini yarıda kesmişti.
"Devam devam, hiç bozmayın." diyen kadını başlarıyla sessizce karşılayan adamlar, boş koltuklardan birine geçen kadının dediği gibi konuşmaya, daha doğrusu Alexander'ı yapacağı iş yükünün azlığı konusuna inandırmaya çalışmaya devam ediyorlardı. Gerçi arada Malcolm'ın kadını çaktırmadan süzüyorduysa da, kadının tepkisi ona değil başkasına patlamıştı.
"Ne bakıyorsun lan öyle höddddük gibi?" bağırışıyla yerinden kalkan kadın "Ayı mı oynuyor hayyyy-ırrrr-dırrr?" sözleriyle odadan çıkmadan önce;
"Beyler bi, bi dakika. Ben de kendimi tanıtayım bir. Ben danışmanı olurum sayın hukukçu beyefendinin, birazdan sizin konuya da odaklanacağım ben de tabi, siz devam edin." diye ekleyerek ofisten çıktığında ikilinin tek bir ağızdan;
"Hukukçu mu dedi?" diye şaşırmalarından sonra kıs kıs gülmeye başlamalarıyla bu değişik toplantıları kısa bir araya geçmişti.
Das:
[justify]Ya bu iki lavuğun adı neydi? Neyse önemli olan o değil. Diyorlar ki, yolunacak kaz bulmuşlar! “Hadi lan?” dedim deminki sinirli ve sabırsız halimden kurtularak. Daha dikleştim yerimde. Off bir de övüyorlar zengini. Para ve şöhret dediyseniz ben de varım orada gençler. Artık anlamış olmalısınız. “Chadwick! Çayı boşver! Şarap aç. CANIM ARKADAŞLARIM ile bir içelim! Biliyordum oğlum sizden iyi bir haber geleceğini. Okumuş adamlarsınız siz, diğerleri gibi it kopuk değilsiniz.” Of bak hırsızlık yapmayacağız diyorlar, düzgün plan var falan diyorlar. Ay ay! Keyiflendim! Şöyle yüksek bir meblağ geçse elime dükkanı kapatıp 1 ay tatile giderim memlekete. Cılız olanı cebinden bir liste çıkardığında elimi uzattım vermesi için. Çekti geri. Eski bağlantılarım falan diyor. Tılsım kulübünü mü söylüyor lan? Nakitle çalışacağını falan söylüyor şişman olan. Harbi harbi bunlar bulmuş bir tavuk da yoluyorlar. Beni de tanıştırsınlar, azıcık da biz yolalım.
Herif bulmak istedikleri malzemeyi söylüyordu ki Chadwick gel- LAN? Ölü Chadwick’i beklerken abidemle karşılaşınca kalbim küt küt attı ne yalan söyleyeyim. Ağzımı açtım, Blaze’in söylediklerinden sonra kapattım. Kardeşim neredesin günlerdir yoksun diyeceğim, ama çok da para var bu işte. Ne yazık ki seni arka plana atacağım abidem ya. Döndüm ikiliye tekrardan. Biraz daha uzatırlarsa ağızlarının ortasına rovaşata çekme hissi oluşacak içimde. “Yav siz benim adıma ne düşünüyorsunuz ki? Ne istediğinizi söyleyin, gerisi bende. Asıl önemli konu, ne kadar spani var bu işin içinde. Yüzde kaçı benim? Bakın benim yerim belli. Sizinki değil. Bu yüzden paranın yarısını önden alırım.”
Blaze arkada heyheylenince dönüp baktım buna. Chadwick’i görmüş. Ne bakıyorsun raconu kesiyor. Vay Merlin, kim bilir nerelerde takıldı da bu kadar agresifleşti. Bu senin petin mi dediğinde “Yok be Abidemm!” dedim. “Dostum o benim, çalışanım.” Herif inferi gibi gezince etrafta tabi millet tedirgin oluyor. Huyu bu ama arkadaşlar kınamamak lazım. Sonra çocuğunuz Ölü Chadwick gibi olur. “Oğlum sana demedim mi şarap aç diye! 4 yap bardağı hadi.” diyerek Chadwick’i kışkışladım elimi kaldırıp. O kendine has ölü gibi tavırları ile kapıdan çıkarken önümdeki ikili hukukçu olmamla ilgili gülüşüyorlardı.
“Hee, beğenemediniz mi? Bir daha mesleğime gülenin anasını gondiklesinler! Hadi gülün bakalım şimdi! İşte gördünüz mü? Her şekilde hakkımı savunuyorum. Müvekkillerimin de hakkını savunuyorum. Şimdi sen bana ödemenin yarısını veriyor musun bakayım? Kağıdı da pasla. 5. eşya mı demiştin?”
Cılız herifin elinden kağıdı alıp şöyle göz gezdiriyordum ki kapıdan içeri Andy girdi. Korkunçlu çocuk “Gabriel abi!” diye seslenince gözlerimi kağıttan ayırmadan “Dükkanda Alex diyeceksin be oğlum! Kafana vura vura aptal etmişler seni.” diye hayıflandım. Blaze’in Andy’i tanımadığını hatırlayınca da kafamı kaldırıp “Blaze bak bu Andy. Andy, Cornelia ve benim oğlumuz. O kadar uzun zamandır yoktun, büyümesini göremedin yiğeninin. Andy niye abi diyorsun oğlum bana, baba desene. Noldu yine ne istiyorsun?” diye sordum. Andy, Blaze’e nefret dolu bakış attı. Tüm herkese attığı bakış işte. Normal hali. Herifi büyücülerden tiksinsin diye büyütmüşler. Gelmiş bizim yanımızda kalıyor. Bizim de her yerimizden büyü akıyor anasını satayım. Üşendiğim için uçuyorum ben falan. “Para verir misin?” dedi tekrar bana dönüp. Çok düşünmeden elimi cebime atıp bir kaç Galleon çıkardım. “Baba dersen veririm.” Kendini zorlaya zorlaya “Para verir misin baba…” dedi velet. Bunu döve döve itaatkar da yapmışlar ha. Yazık harbi. “Al hadi.” Elimden kaptı parayı ve koştu. Dışarıda şeker meker alacak herhalde. Alışsın da şu ruh hastası hallerinden kurtulsun bebe. Tatile götürünce yüzmeyi de öğretirim buna. Cıppıdı cıppıdı yüzer. Cornelia da gelir mi ki lan?
Neyse önce iş. Sonra aşk.
Elimdeki kağıdı cebime tıkıştırdım hemen. Blaze’e kendi masamı gösterip “Danışmanım gel otur sen. Inferileri kafana takma hiç. Hayat bize yaşarken gülmedi ki, ölünce gülsün.” dedikten sonra lavuk ikiliye döndüm. “Öyle gizem yaratmaya ne gerek var yiğidolar. Söyleyin bakalım kimmiş bu dolu cepli kaz. Madem bu işe ortak olduk. Ben avukatınız olarak olayların her ayrıntısını öğrenmek isterim. Kazın da en güzel etinden bir kemirmeyi bana çok görmeyin.”[/justify]
Blaze:
Das bu mala bir şarap getirmesini söyledi. Başımıza sardığı şarapçıdan kurtulduk derken bu şimdi elitist havalara mı girdi lan ne bu böyle? Para harbi bol gibi duruyor şu işlerinde. İyice bir dinleyeyim bakayım. Sokakta çürüdük yemin ederim. Artık esnaf işlerinden para çıkmıyor yeterince. Normalde esnafların anlaşamadığı huyu bozuk biri olunca alttan bana gelir, ya bir şeyler öğrenmemizi ya içeri sızıp bir şeyler aşırmamızı isterlerdi. Ben de tipini beğenmediysem adamın, yapıştırır geçerdim. Şimdilerde yeni gelen olmuyor. Enflasyondan dolayı millet yeni dükkan açamıyor, e haliyle var olanlar da sorun çıkarmıyor artık birbirine. Ben de iyi insanlara kötülük yapmam. Gözüme batmadıkça dokunmuyorum kimseye. Böyle böyle ağzım kokarak geziyorum ortalıkta. "Sen bana bi' kaymak birası çöz içerden." dedim eksik beyinliye. "Hatta varsa ekmek arasına bir şeyler koy da getiriver." dedim. Aklında tutabilecek mi diye inceledim dik dik suratını. Hayırlısı be.
Adamların arkasından ellerindeki listeye bakmaya başladım. Gözümü kıstım okumaya çalışarak. Uzaktan kelimeleri birleştiremedim tam, Das eline alınca yanına geçtim daha net görmek için. Ku-bb-üsün kız- Ney? Kızgın... kumsalı... Kubüs ne lan? "Şey mi dostum? Yine yangınlar yine ben... Kimi yakıyoruz gençler?" dedim bıyık altından gülerken.
İçeri Cornelia'nın evlatlığı girmiş, Das bana tanıtmaya yeltendi. Ben gördüm bunu evde de bozmadım. "Geldi ikinci tipini sevdiğim. Bunları aç mı bakıyorsunuz lan Alex?" dedim ismini sonda zorlukla söyleyerek. Ama çocuktaki bakışlara gel, ben böyle dikmiyorum kimseye gözleri. Dişe diş değil mi ama? Ben de diktim bu sefer. Das baba ayağı çekiyor çocuğa, ben de boyunun ölçüsünü alıyorum böyle. Baktım atmıyor geri adım, hançeri çıkarmışım refleks. Masaya diktim çevirmeye başladım. Neyse sevdim çocuğu, aldı parasını işine baktı. Das'a gel hele... Kafasını sokacak bir banyo bulamayan Das efendi millete babalık yapar olmuş. "Merlin bereketini artırsın kardeşşşş." dedim cebindeki paralara bakarak. Aklım çelindi iyice.
Konuya dönecek olursak, bu ikilinin cepleri boş değil belli. Herkes işindeee gücündee. Bana da bundan nemalanmak düşmez mi? Düşeeer. "Şimdik, icabında kardeşimin de işlerine destek olmaya geldim buraya, o yüzden beni de sayın bir parmak. Amaaa... Ben siz alttan mı üstten mi yürürsünüz bilmem. Amaç şu yüzüne tükürdüklerime benzemekse, ben diyeyim baştan o bize terss." Das'a baktım, bunun her şeyi ters gerçi. "Bana ters en azından. Öyle süslü püslü işlere gelemem, ama başka bir şey olursa eliniz kulağınız oluruz." Cornelia'nın konumunu riske atmak istemediğimize göre, hedefin kim olduğu da önemliydi. Das haklıydı. "Hallederiz yaani icabında. Ama bu kimin nesidir, huyu nedir suyu nedir bilelim. Ona göre konumlanalım." dedim. "Parayı da peşin alırız ha. Danışmanın olarak fikrim bu Da-Alexcim." Dilim söküldü ha. Bugün sosyalleşmem tutmuş belli. Şu işe karıştığıma pişman olursam güzelce bi' söverim. Bir yandan da buraya dönmekteki amacımı düşünüyordum. Aradığım kişileri bulabilmek için böyle cebi dolu kişilere yakın olmak, iyi tanımak lazımdı. Bu ikilinin kendi başına hareket edecek kafaya sahip olduğuna inanmıyordum. Ayrı düşseler bir işi başarabileceklerine de. Arkalarında mutlaka bir kuklacıları olmalıydı. Yoksa da, vay halimize.
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git