İngiltere Büyücedünyası > Knockturn Yolu
Malum Bir Bitki Sevkiyatı
(1/1)
Locomotor:
[justify]Karanlık bir çarşamba akşamı, hava durgun lakin sisli. Hatta sis, bu dar sokağı sanki çanaktan boşaltılmışçasına iyice kaplamış durumda. Hava ise, esinti olmamasına karşın üzeri kumaşla örtülü olmayan her bir parmağın birkaç dakika içerisinde uyuşabileceği kadar soğuk. Böyle bir akşamda her ne sebepten ise yolunuz bu izbe yoldan geçerken bir kadın ve bir erkek sesi arasında geçen bazı kısık sesli konuşmalar duyuyorsunuz, bir sevkiyat ile alakalı:
-Hey, o taşıdığın sandıklara dikkat et! Saksılar kırılırsa oluşacak çığlık mı, çığlığa istinaden intikal edecek sihirsel yasal yaptırım çalışanları mı yoksa teslimatını eksik alacak olan Sansar mı daha can sıkıcı olur muamma. Hadi!
-Tamamdır patron!
Konuşmaların geldiği yer, yolunuzun ilerisinde gözüküyor ancak sisten ötürü henüz bir görüş olduğu söylenemez. Belki yetkili bir mercisiniz, belki alelade bir vatandaş. Ancak bu yoldan düz devam etmenin bela anlamına gelmesi kuvvetle muhtemel. Ne yapıyorsunuz?
1- Bu, rastlantısal olarak karşılaştığınız bir GM enstantanesidir. Herhangi bir şekilde eylemde bulunmak için spesifik bir mesleğe yahut gruba mensup olmanıza lüzum yoktur. Karakterinizin kişiliğine göre olaya müdahil olabilir, yolunuzu değiştirebilir yahut bakanlığa ihbarda bulunabilirsiniz. Belkiyse bambaşka düşünceleriniz vardır, kim bilir?
2- Buraya her ne yapıyorsanız, ne yaptığınıza dair tek bir RP yazmanız yeterlidir. RP'nizin olay örgüsünü karakterinizin açısından olayların sonuna kadar götürecek lakin mutlak nihayete erdirmeyecek bir RP olması ve sonunda bir Düello/Görev Zarı bulundurması gerekmektedir. Zar sonucuna göre başarınız bellenecek ve çok ufak bir GM durum metni girilecektir. Sonrasında bir şey yazıp yazmamak tamamen size kalmıştır.
3- Eylemlerinize ve attığınız zar sonucuna göre başarı miktarınız belirlenecek ve bu doğrultuda karakterinizin başına olumlu ve/veya olumsuz şeyler gelecektir.[/justify]
Blaze:
Yaylana yaylana Knockturn sokaklarının nemli duvarlarına yakın kenarlarından ilerliyordum. Bir elimi eski, bazı köşelerinde yırtıklar bulunan ince ve dizim altına doğru uzanan deri ceketimin cebine atmış, işaret parmağımı da cebin dibinde açılmış deliğe sokup çıkararak oyalanıyordum. Aklımdan geçen düşünceleri susturmak için küçük bir yöntem sadece. Diğer elimle geçtiğim yerlere küçük dokunuşlar bırakıyor, arada refleks ile kemerimde sabitli yadigar hançerimi kontrol ediyor, arada da önünden geçtiğim sokaklarda bizim çocuklardan var mı anlamak için ani ıslıklar patlatıyordum parmaklarım arasından. Cevap aldığım nadir anlarda da diyecek bir lafım yoksa geçip gidiyordum kimseyle konuşmadan.
Kalabalık saatler bir yana, akşam yemeklerinden sonra insanlar daha dikkatsiz oluyorlardı. Mayışıyor, göz kapakları kapanıyor, uykuları geliyor… Hele bir de alkol almayagörsünler. O zaman bizim için ziyafet onlar için rezalet başlıyordu işte! Hiçbir şeyin farkında olmadan geçirdikleri güzel bir gecenin sabahında aynı bir çapulsuz gibi beş kuruşsuz bir güne açıyorlardı gözlerini. Biz de bir güzel kahvaltımızı ediyorduk sonrasında. E yine o akşamlardan biriydi işte. Bar çıkışlarında beklemek, sokakları bir amaç olmaksızın turlamak, bela aramak veya bela olmak… Gerçi, en son benimle randevuya çıkabileceğini düşünen Christopher adındaki bir sapığa haddini bildirdiğimden beri bir belaya karışmayalı zaman geçmişti. Cornelia’m da Bakanlık’ta işe başladığından beri göze batmamak için pek daha fazla uğraş gösteriyordum. Böyle bir isteği olmasa da, biz de boş kazanla gezmiyoruz. Evde asası kırılasıca bir seherbazla yaşıyorum artık. Evini bir hırsızla paylaştığı duyulsa elimizdeki bütün koz gidebilir. Benim de işime geliyor içerden bir yakınımın olması, o açıdan Cornelia’nın başına dert olmamak birinci vazifem. Bir yandan da ulan diyorum, kim nereden bilsin benim kim olduğumu? Nüfusa kaydım bile yok diyorum. Hırsız olduğumu bilseler sorun sadece Cornelia ile yaşıyor olmam mı diyorum. Diyorum da diyorum ama işte mahalle arası bir popularitem de söz konusu. Onu da kabul etmek lazım. Çık sor esnaflara; yüzü boyalı de, TAK: Blaze. Sokak çocuklarının elebaşı de, TAK: Blaze. Geçen gün bir soykan asilzadesinin başına şöyle bi olay… TAK: Blaze. Tanınırım babında söylüyorum yani bunları da. Doğruya doğru arkadaş.
Bir köşeyi daha döndüm, ilerledikçe zemine yaklaşan sis tabakası çoğalıyor ve görüş hizamı her adımda biraz daha azaltıyordu. Yavaşlattım adımlarımı, ıslık çalmakla devam etmek arasında gidip geliyordum. Bu sokağın yakınlarında genelde Seth ve Martin’in gezdiğini bilsem de karşımda ne olmadığını bilmeden yerimi belli etmeye niyetim yoktu. Önce sakince yoluma devam ettim, köşelerden sıyrılarak ilerliyordum yavaşça. Derken beklediğim üzere birkaç konuşma uğultusu işitmeye başladım. Daha çok yaklaştığımdaysa sözlerine kulak misafiri olabilmiştim sonunda. Şaşırmaya hiç gerek yok, burası tam da böyle işlere uygun bir yer. Kimse başına her türlü tehlikenin gelebileceği bu sisli ve kirli sokaklarda dakikalarını geçirmek istemez, kendisi de bu tehlikeyi yaratanlardan değilse. Benim gibi yani.
Elimi belime atıp hançeri bir hamlede çıkardım, döndürüp bileğime doğru gizledim. Sislerden arınacak kadar yaklaşacak ve kim olduklarını daha net görecektim. Suratları bildiğim kadar önemli değilse, konuşacaktım.
“BEN biliyorum en can sıkıcı olanını.” diye atıldım konuşmaya. “Böyle ortalıkta gizli işler çevirebileceğini sananlar, benim çok canımı sıkıyorlar.” dedim kaşlarımla dudaklarımı büzerek. Başka bir şey demeden önce sandıklara çevirdim gözlerimi. “Gece gece hiç çığlık sesine katlanacak halimiz de yok, haklı bu arkadaş. Aman… Dikkat.” Arkamı dönüp çömecek bir yer aramaya ilerlerken de yanlarında başka biri daha var mı kontrol etmek için içeriye çevirdim gözlerimi.
Eğer etrafta gözüken bir sandık varsa gidip birinin üstüne oturacak. Yoksa da kaldırım köşesine çökecek.
bknz: [spoiler][/spoiler]
Oturduktan sonra döndüm bu ikiliye ve “Ee abisi hayırdır siz? İlk defa görüyorum sizi ben burda.” dedim. Hançeri gizlemeye devam ediyorum, sonuçta bana bir zararları olmadı. Herhangi bir hamleye gerek yok. Amacım aslında işime yarayacak bir şeyler koparabilmek. En kötüsü, neler dönüp bittiğini öğrenebilmek.
Yetenek 1d10 : 1, total 1
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 2, total 2
Locomotor:
Sis perdesinin derinlerine indikçe simalar kendini belli etmeye başlıyor: Asasıyla ufak sandıkları bir at arabasının arkasındaki vagondan kaldıran ve daracık, dışarıdan kapısı kapalıyken bakılsa hiç dikkat çekmeyecek bir depo alanına ilerletiyor bir figür. Bir yetmiş boylarında, kısmen cılız vücudunun üzerindeki uzun ve omuzları geniş montun kalıbı sebebiyle iyice cılız duran bir bedene sahip, sarışın bir figür. Vagonun hemen yanı başında ise şaşırtıcı bir şekilde etek değil, pantolon giyen ve pantolonunun üzerine, belinden içeri sokulmuş bir tunik ve uyluklarını kısmen kapatan bir mont atmış, bir elli boylarında bir kadın vardı, küt ve perçemli kestane rengi saçları olan. Asası elinde, koyu kahve asasının ucu ise sokaktaki sisin en yoğun olduğu kısım.
Sandıklar ancak vagonun ve deponun içerisinde olduğu için kaldırım köşesine, ikiliye yanaşan kadın da haliyle görüş açısına girmişti. İkilinin, ansızın işlerinin ortasında çıkagelip efelenmeye başlamanızdan rahatsız olduklarını ise yüzlerinden okumak mümkün. Üstelik gelip kaldırım kenarına, kendilerine hesap sorarcasına çökmeniz, belli bir rahatsızlık ve tehditkarlık raddesini aşmışa benziyor ki...
-Petrificus Totalus!
Kulağınız kısa boylu kadının dudaklarından dökülen sihirli sözleri duyarken asasının ucundaki sis bir anlığına zayıflamaya başlıyor ve sisin yerine mor bir ışık huzmesi yükselmeye başlıyor. Bu esnada sandıkları taşıyan cılız adam ise leviosa tılsımının etkisi altındaki sandığı daha bir hızla ilerletip asasını sandıktan olabildiğince hızlı bir şekilde azat etmek istiyora benziyor. Ne yapıyorsunuz?
Blaze:
Sandıklar taşınmaya devam ederken karşımdaki kadınla birbirimize dikmiştik gözlerimizi. Kabul etmek gerek, güçlü gözüküyordu. Normal biri olmadığı kesindi. Buranın patronuydu. İyi işler yapan kadınlar böyle giyinmezdi. Saf gözükmek istemediği belliydi. Asasından çıkan sisin karanlığa dağılışını izlerken daha dikkatli olmam gerektiğini anlayarak asama yönelmiştim. Cevap bekliyordum ancak kadının dudakları açıldığında konuşmak istiyor gibi bir hali yoktu. Üzerime gelecek olan büyüyü mor ışığın gözüme vurmasıyla fark ettiğimde çömdüğüm yerden yana doğru kendimi fırlattım. Takla atarken asamı çıkaracaktım hızla. Eğer fırsatım kalırsa expelliarmus ile asasını kaldıracaktım ortadan. Hep oyun bozanlık yapıyorlar böyle ya olmuyor.
Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 4, total 4
Locomotor:
[justify]Belki de fazla özgüven her daim faydalı olmayabilir... Her ne kadar makul ve efektif olabilecek bir düşünceyle hamle yapsa da Blaze, belki de çömer pozisyonda olmasından ötürü yeterince hızlı kaçınamıyor ve mor ışığın hedefi haline geliyor. Bir kere oluşmuş atılma ivmesiyse kontrolüne sahip olamadığı bedenini havada ilerletmeye devam ediyor ve yere yığıldığında ustalıkla, ansızın çektiği asası, taşlaşmış elindeki sıkı tutuş ile ucu yere değerken, bedenini taşlaştıran kadını işaret ediyordu. Nitekim o kızıl kıvılcımı yaratacak vakti bulamamıştı.
Birkaç saniye içerisinde bol paltolu cılız adam da elini boşa çıkartıp yerde yatan hareketsiz bedene doğrultmuştu kendisini. Başını solundaki vagonun üzerindeki kadına çevirdi:
-İşini bitireyim mi patron?
-Bizim işimiz bitti sayılır, bu depoyu bilip bilmemesiyse pek ehemmiyetli değil. Bunu o bunak Jonathan düşünsün.
-Jonathan'ın peşine mi düşsün istiyorsunuz?
Omuz silken kadın vagondan aşağı attı adımını. "Sen işini hallet, son iki sandık. Baş baş," diyerek yerde hareketsiz duran kadının baş ucuna geldi ve renkli gözlerine baktı. Yüzü artık daha belirgindi. "Bizim şimdi gitmemiz gerekiyor, büyünün etkisi de uzun sürmeyecektir zaten. Eğer buralarda pis işler dönmesinden haz etmiyorsan..." Parmağını sevkiyat yapılan depoyu işaret edecek şekilde doğrulttu ve devam etti sözlerine: "Şu deponun sahibinin peşine düşebilirsin, en azından bir miktar pis işi önlemiş olursun."
Eliyle yerdeki kadının üzerini aradı ve hançer ile para kesesini aldı üzerinden. Hançeri ve para kesesinin içerisindeki paranın büyük bir kısmını kadının bedeninin altına asasıyla yerleştirdi ve içerisinde kalan az bir meblağ kesesini de geri bıraktı ait olduğu yere. Bir Galleon hariç. Altın meteliği parmaklarının arasında, Blaze'in hareketsiz bedenine karşın görebileceği bir açıyla gezdirip son sözlerini söyledi: "İpsiz sapsız sigortası bedeli diyelim."
Yüzünde ince, özgüvenli bir gülümsemeyle arkasını dönüp sessiz sokakta kısık topuk sesleriyle uzaklaşmaya başladı. Sokağın kenarındaki hareket edemeyen lakin algıları açık olan bedenin sahibine n'için bunları söylemişti, kim bilir? Bu tavrı muhtemelen birçoğu için bir hayli sinir bozucu olurdu. Ama gerçekten neden yerdeki oyunbozana bilgi veriyordu yahut parasını güvenceye alıyordu ki an içerisinde? Ne yazık ki bu sorular cevaplarını bulamadan cılız adam işini tamamladı ve ikili, hızlıca vagona atlayıp gecenin karanlığında uzaklaştılar ve bir iki dakika içerisinde dağılacak olan sislerin ardında kayboldular...[/justify]
Büyünün etkisi geçmeden evvel kimse Blaze'in hareketsiz bedenini soymaya kalkmadı. Bu rastlantısal olay örgüsü neticesinde sonuç olarak Blaze
- 1 Galleon kaybetti,
- 2 Güç Puanı kazandı
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git