İngiltere Büyücedünyası > Hufflepuff Ortak Salonu

Geçmeyen Gece

(1/1)

André Harris:
Koyu kahve gözlerini zifiri karanlığa araladığında tenini sarmalayan muazzam bir rahatsızlık vardı. Sıcak?.. Islak?.. Dizlerini bir bisiklet pedalına yüklenircesine bir hızla sirküle ederek çenesine kadar yükselmiş yorganını attı üzerinden. Biraz "hışımlı" davrandığını; yorganını yatağın üzerinde tutan sürtünme kuvvetinin, dışarıya yönelen kütlenin çekimine mağlup gelmesi sonucu çıplak ayak bileklerinin üzerinde oluşan kayma hissiyatı ile idrak etmişti. "Hay Merlin..." diye içinden geçirerek doğruldu döşeğinin üzerinde, hiç istemeyerek. Yarı yolda, belinin alt yarısıyla üst yarısı arasında mükemmel bir doksan derecelik açı oluştuğu noktada yine söylendi içinden: "Hay Merlin..." Üst bedenini yatağa, başı kaz tüyü dolu yastığının üzerine denk gelecek şekilde geri bıraktı. Sağ yanındaki komodinin üzerine elini attı: Önce gözlük çerçevesini, sonra asasını kavradı ince parmakları. Üstten bir yarım çember çizdi asasıyla göğe ve sessizce geçirdi zihninden sihirli sözleri: "Accio.". Yorganının ucu asa tutmayan sol eline tutuştuktan sonra yumuşakça bıraktı elindeki ucu, bacaklarının üzerine.

Pijamasının koluyla önce alnını, sonra boynunu sildi. Kabus mu görmüştü? Hatırlamıyordu. Belki de fazla sıcaklamıştı yalnızca. Sebep neyse ne, bu geceki belki de altıncı uyanışıydı. Dışarıdan ışık namına en ufak bir iz olmadığına bakılırsa, pek fazla uyuyabilmiş olduğu söylenemezdi. Derin bir nefes verdi, sıkkın bir şekilde sağına döndü.

Geçtiğimiz gece neler olmuştu? Büyüceşura'ya darbe mi yapılmıştı? Seherbaz Büro'nun adı çok sık anılıyordu. Gerçi tüm bakanlık departmanları bulaşmış gibiydi de her ne olduysa. Babası iyi miydi? Okuldan önceki son günlerde kendisi biraz garip davranıyor gibiydi aslında. Babası olacaklardan haberdar mıydı? İşlerinin karışık olduğunu söylemiş ama detay vermişti. Belki de karışıklıklar patlak vermiştir sadece ve babasının bir alakası yoktur. Ama ya... İhtimaller çok fazlaydı ve huzurlu değildi. Gelecek Postası'nda da detay yoktu. Yalnızca Büyüceşura'daki pek çok kişiye baskın yapıldığı söyleniyordu. Ürperdi hoşnutsuz ihtimaller zihninde süzülürken, tüm sıcağa karşın yorganını yine çenesine değin çekti. Sarıldı ona. Kaç yaşına gelmişti artık; mezun olacak, tam anlamıyla reşit bir birey olacaktı yalnızca dokuz ay sonra. Yine de korkuyordu, birine sarılmak ve onun tarafından sarmalanmak istiyordu. Annesinin, kulağına, her şeyin iyi olacağını fısıldamasını istiyordu saçlarını okşarken. Babasını sağ salim görmek istiyordu. Ama elinde yalnızca detayları muamma bir haber ve haberin oluşturduğu boşlukların, yüreğindeki korku dolu dipsiz kuyudan çektiği kovalarla doldurduğu senaryolar vardı elinde. Olmayacaktı böyle. Yorganı bu sefer daha sakin bir şekilde üzerinden fırlattı, doğruldu. Önce soğuk taş zemine değdi yere daldırdığı sağ baş parmağı, irkilterek bedenini. Sonraysa terliğinin içerisini buldu ikinci dalışında. Ayağa kalktı, ortak salona yöneldi usul adımlarla. Yuvarlak, köstebek yuvasını andıran oda kapısından ortak salona çıktığında, sol tarafındaki duvar saati 2.52'yi gösterirken, hislerinde yalnız olmadığını gösteren bir manzara ile karşılaşacaktı...

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git