Dünya Ülkeleri > Boleyn Adası
Asil ve Pek Köklü Boleyn Ailesi
(1/1)
Victorine Odette Boleyn:
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=9qAiE7WRu7U[/youtube][/spoiler]
[justify]BOLEYNLER’in kökenleri hakkındaki -tabii eğer Boleynler gerçekten de gayri resmi bir biçimde, öylece gökten adalarına düşmüş değiller de, fethetmişlerse- geçerli teorilere göre, Boleyn Adası, eski ve artık unutulmuş adıyla Lyonesse, bugünden yüz ila iki yüz yıl önce bir kumarda kazanılmıştır. Aynı hesaba göre adanın aslında resmi kayıtları olmadığı düşünülür.
Bu tahminler yanlıştır.
Ortaçağ Büyücüler Konseyi üyeleri Lyonesse’nin İÖ 2300’de sular altında kaldığını belirlemiştir. Bu tarih, Büyüceşura’daki resmi verilere göre MS 1099’dur.
Bu tarihler de yanlıştır.
Baş Büyücü Ulrick Gamp’ın (1690-1718), 1717’de yayımladığı ‘Batmış Krallık Efsane mi Yoksa Batırıldı mı?’ başlıklı makaleye göre Boleyn Adası’nın cennetin bir köşesinden çıkmış toprakları MS 1089’dan beri Boleynler’in elindeydi. Gamp’ın yardımcılarından biri hesabı daha da detaylandırmış, Boleyn Adası’nda 11 Kasım 1089 Pazar günü, sabah tam 9.00’da Boleyn sancaklarının dikildiğini, çünkü hanedanlığın sabah erkenden, henüz dinlenmiş hissederken böbürlenmekten hoşlandığını zaferle ilan etmiştir.
Bu da doğru değildir. Gerçek fetih anından yaklaşık on beş dakika sapmaktadır.
Şu dalgaların koca krallığı yutması meselesi, büyü tarihçilerinin anlayamadığı bir şakadır yalnızca.
Bu iki şeyi kanıtlar:
İlk olarak Boleynler’in son derece gizemli ve dolaylı bir biçimde hareket ettiğini. Kazanmak için evrenle zar atmazlar; kendilerini Tanrı ilan ettikleri dört tarafı denizlerle çevrili bir kara parçasında esrarengiz bir oyun oynamaktadırlar, muğlâk ve karmaşık bir pokere benzetebileceğimiz bu oyunu karanlık bir odada, yalnızca kendi içlerinde ve kazanacaklarını garantiye aldıkları rüşvet verilmiş krupiyeler başlarında devamlı gülümserken oynarlar.
İkinci olarak ise, Boleyn Adası’nın Akrep burcu olduğunu.
Gelecek Postası’nın ‘Günlük Falınız’ köşesine göre, bu tarihçenin başladığı gün Akrep burcunu bekleyenler şunlardı:
Akrep 23 Ekim/ 21 Kasım
Mottosu: Herkes bu dünyaya yalnız gelir, yalnız gider!
Çocuklarınız ile yeterli vakit geçirmediğiniz için suçluluk duyuyorsunuz.
Hislerinizin ve bunların yaşantınıza olan yansımalarının üzerinde çokça durabilirsiniz. Gerçekten ne istediğinizi bilmek, kendinizin farkında olmak bazı sınırları esnetmenizi sağlayacaktır. Burcunuzdaki tutulmalar ve Merkür’ün ileri-geri hareketleri, sizi bu anlamda bazı sorgulamalara götürebilir. Tutkulusunuz. Ama bunu yaşayamadığınızda her şey sizin için karmaşık bir hale geliyor. Bu karmaşayı çözmenin yolunun, isteklerinizden ve isteme şekillerinden geçtiğini öğreniyorsunuz. Kontrolü nerede bırakıp nerede alacağınıza dair fikir değişiklikleri yapabilirsiniz. Bu değişiklikler sizi memnun edecektir. Dahası, bugüne kadar değiştirmek için neden beklediğinizi bile düşündürtebilir. Hem kendinize hem de karşınızdaki insanlara başka bir yerden bakıyor, standartları ve tutkusu yüksek bir hayat için şans vermeniz gerektiğini anlıyorsunuz.
Bu her açıdan doğruydu. Çocuk meselesi dışında.
SEKİZ YÜZ YIL, adanın en yüksek tepesine konumlandırılmış taştan şatonun duvarları ardında yaşamak Tanrı kompleksi kazanmak için yeterince uzun bir süreydi. Ancak bir türlü toprakları kendi aralarında paylaşmadıkları için Büyücülük dünyasından bağımsız içlerinde üç büyük savaş atlatmışlardı, savaşlardan biri vardı ki Muggle tarihinde yer alan ‘Güllerin Savaşı’ ile 100 yıl sürmesi ve adanın öne çıkan iki ailesi arasında geçmesi açısından oldukça benzerdi.
↼♛⇀
Tarih dersini bir kenara bırakalım.
Boleynlerce cennetin bir köşesi olarak tanımlanırdı Boleyn Adası. Dört bir yanı yemyeşil ağaçlarla kaplıydı, gök daima masmavi ve güneş hiçbir zaman bulutların arkasına saklanıp parıldamayı bırakmazdı. Gündüzler nasıl berrak ve ılıksa geceleri de tek bir bulut bile olmazdı Boleyn Adası’nda. Bazı söylentiler korumaların bulutlu gecelerde tek tek evlere girip bulutları görenlerin hafızalarını sildiklerinden bahsederdi ancak buna dair hiçbir kanıt yoktu. Şatonun zindanlarında insan kesip pişirdikleri söylentisi gibi bu da asılsızdı. Boleynler gaddar olabilirdi, cani ve kana susamış psikopatlar olabilirdi. Fakat yamyamlık? Bu işledikleri günahlar arasında kesinlikle yoktu.
Adayı çepeçevre çevreleyen surlar vardı. Surlar adanın her yerini görürdü, eğer adaya bir yabancı girdiyse korumalar -bu görevi adayı yöneten üç hanedandan Lancaster soyuna mensup olanlar üstlenirdi- doğrudan alarma geçerdi. Bir odanın içinde kırmızı ışıkların yanıp sönüp “kanı bozuk alarmı!”, “kanı bozuk alarmı!” diye çığlık attığını hayal etmekte hiçbir sakınca yok, yaşanan buna bir hayli yakın sayılırdı.
Bir gerçek vardı: kendilerini Tanrı ilan etmiş bu sosyopatik aile topraklarını başkalarıyla paylaşmayacak kadar bencildi.
Dolayısıyla yüzmek, cisimlenmek ve uç uç tozu kesinlikle unutulması gereken yöntemlerdi; bir kere yüzmek için mesafe çok fazlaydı ve açık sularda hangi deniz canlılarıyla karşılaşılacağı belirsizdi, cisimlenmenin işe yaramamasının nedeni şatonun olduğu araziye cisimlenme karşıtı büyüler koymalarıydı, uç uç tozu için de şömine ağına bağlı aktif şöminelere sahip değillerdi. Eğer görünmezlik pelerinine sahiplerse süpürgeyle içeri uçmayı denemek fena bir fikir değildi ancak kulelerdeki ‘yabancı görünce vur’ emrine sahip korumalardan kaçmayı başaracak kadar iyi bir uçucu olmaları gerekiyordu.
Boleynler ellerinde olsa tüm dünya ile bağlantılarını keserdi ancak 1706 yılında yapılan bir toplantıda Britanya Sihir Bakanlığının bir parçası olmanın kendi çıkarları için faydalı olacağına kanaat getirmişlerdi. Gamp’ın onlar hakkında neden makale yazdığı sorusu da böylece açıklanmış oluyordu.
↼♛⇀
Adaya yapılacak girişlerde iki temel yöntem belirlenmişti:
Adanın ticaret akışındaki gemilerden birine binmek ya da seni içeri sokması için Yüce Boleyn’e yalvarmak.
İkinci yolu seçtiği bilinen tarihte yalnızca bir isim vardı, adının bir önemi yok, o da geldikten kısa bir süre sonra idam edildiğinden önemli sayılmazdı.
Ticaret akışı, bakanlık dışında adanın dış dünya ile bağlantısı denebilirdi. Bunun gerçekleşmesi için de oldukça dolambaçlı bir yol izlenirdi. En başında Yüce Boleyn’in muhataplarının zararsız olduğunu ve giriş izninin verildiğini beyan eden bir bildiri yayınlardı. İzin verildikten sonra adanın kurallarına uyacaklarına dair yazılı bir belge imzalanır ve hemen ardından bir düzine daha belge imzalama faslına geçiş yapılırdı.
“Adada yüksek sesle azizleri anacağıma dair yemin ederim”, “Eğer adada bir şey bırakırsam o artık Boleyn malıdır” tarzında maddeler içeren belgelerdi bunlar. İçeriği çoğu zaman muhatap ile paylaşılmazdı. Eğer imzalamamakta diretirlerse kapı hemen uçurumun kenarındaydı.
İzlerinizi ne kadar iyi örterseniz örtün izin almadan Boleyn topraklarına adım atılması hoş bir şey değildi. İmkânsız değildi, gayet de yapılabilirdi ancak fark edildiği anda işgalci alarmı devreye sokulurdu. Adada yaşayan bütün yetişkinler bu prosedürlerin zorunluluğunu bilirdi, düzen bu şekilde sağlanır, servetlerini bu şekilde servet katarlardı.
İşgalci prosedürü çok basitti. İşgalcileri bul ve imha eti. Burada kastedilen imha yönteminin öldürmek olmadığının da altını çizmek gerekiyor. Boleynler barışçıldır ve haklarında yeterince olumsuz dedikodu varken bir de bunun üzerine yabani imajı çizecek değiller, politik konumlarını farklı türden korkularla ellerinde tutmayı tercih ediyorlar. İmha ile kastedilen tatlı dille adayı terk etmelerini rica etmekti. Eğer işgalci eylemini sürdürecek olursa kendilerine zor kullanma hakkı tanırlardı.
Tabii bütün bunlar adaya giriş ile ilgiliydi. Boleynler’in yaşadığı asıl şatoya giriş bambaşkaydı.
↼♛⇀
Aynalar.
Girişin anahtarı efsunlanmış aynalardı ve onlar hakkında bilinen tek şey yalnızca Boleyn kanı taşıyanların içinden geçebildiğiydi. Çok eskilere dayanırdı aynaların varlığı, araziyi koruyan büyülerle aynı dönemde yapılmıştı. Aslında aynaların icadı şaibeli ve bir o kadar da tartışmalıydı, Victorine Odette Boleyn’in büyük büyük büyük babası -adamın lakaplarından biri Kafası Gidik Boleyn’di- onları kaldırmak için zamanında girişimde bile bulunmuştu fakat aile üyeleri bunun safkanlıklarını korumak için önemli bir önlem oluğu konusunda hemfikirdi.
Safkan sıfatına bambaşka bir boyut kazandırmıştı aile, saflık onların soyadlarından sonra gelirdi.
Adanın yerli halkının yaşadığı bölgenin limandan farkı koruma büyülerinin tamamının burada bulunmasıyla başlıyordu ve içeride kesinlikle cisimlenilemezdi. Boleyn yerleşkesine girme lütfuna erişenleri önce ormanın içinden geçen bir yol hemen peşinden de yaklaşık yüz kırk kilisenin bulunduğu (yanlış duymadınız kesinlikle ve kesinlikle her yıl emin olmak adına var olan kiliseler -buna artık KULLANILMAYAN ve YIKILMIŞ olanlar da dahildi- tek tek sayılır, şimdiye kadar yalnızca bir kere hatalı sayım yapıldı o zaman bile yüz otuz yedi kilise sayılmıştı) bir şehir karşılardı.
Kiliseler Godwinsonlar’ın, adanın üç büyük ailesinden üçüncünün, kontrolündeydi. Yıkılmış ve artık kullanılmayan kiliseleri moloz yığını haline gelmiş olsalar bile kapatmayı reddetmişlerdi, orası Tanrı'nın eviydi sonuçta eğer Tanrı istemeseydi o kiliselerin hepsi bugüne kadar sağlam kalmış olurdu, dolayısıyla o yapılara herhangi bir müdahalede bulunmak yaradanın işine karışmak sayılacaktı. Ona böyle bir saygısızlık yapılamazdı, o en yüce olandı, o bu adayı onlara bahşedendi.
Godwinsonlar, Boleynler ile aynı soya mensup olsa da kendi soyadlarını almaları görüldüğü üzere onlara yeni bir ideoloji de kazandırmıştı. Daha tutuculardı, daha manyaklardı ve her şeyin bir nedeni olduğuna inanırlardı. Tanrıları’nın azizler tarafından bu adayı onlara bahşetmeleri de bir tesadüf değildi.
Şehrin adanın en korunaklı ikinci bölgesi haline gelmesini sağlamışlardı bu yüzden kimse onlara bütün bu dini saçmalıklar için sesini çıkarmıyordu, kiliselerinde kaldıkları sürece hiçbir sorun yoktu. Aktif olduğu bilinen iki kilise bir de katedral vardı küçük Hamlet şehrinde. Her hafta düzenli bir biçimde orda ibadet edilir ve bu güzel toprakları onlara bahşettiği için dua ederlerdi.
Yukarı, adanın en tepesine, çıkıldığında altın rengi kuleleriyle şato bütün heybetiyle göz kamaştırıyordu, Boleyn Hanedanı’na mensup bütün ailelerin yaşadığı yerdi burası. Adanın en sıkı korunan yeriydi ayrıca, Hogwarts'ı bile geride bırakan güvenlik önlemleriyle Büyük Britanya'nın en güvenli yeri olduğunu iddia etme cüretinde bulunuyorlardı. Bunun ne ölçüde doğru olduğu bilinmez tabii, ailenin abartmayı sevdiği de bir gerçekti. Üç ana kule vardı göze çarpan, en yüksekleri öyle görkemli işlemelere sahipti ki adeta haykırıyordu: "Burada Yüce Boleyn yaşıyor."[/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git