17 Nisan, 2026 08:58:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Toz Tutmuş Tüy ve Parşömenler  (Okunma sayısı 35 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Aethelwulf Ares Caldecott

  • Ravenclaw Bina Başkanı
  • 9. Seviye
  • İleti: 47
  • 157 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Aethelwulf Ares Caldecott
  • Güç Puanı: 0
  • Sevgilim, aşığım sana
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 5
  • Tılsım Gücü: 5
  • İksir Kabiliyeti: 4
Toz Tutmuş Tüy ve Parşömenler
« : 12 Eylül, 2022 19:35:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
⚘


[justify]Yazın son ayı en sıcak günlerini yaşar ve Diagon Yolu’nda hararetli bir süpürge yarışı süregelirken sokağı oldukça net bir şekilde görebilen bir pencere vardı, yanına da bir çalışma masası konumlandırılmıştı, kırık camdan içeri sızan gün ışığı havada dans edermişçesine süzülen toz taneciklerini aydınlatıyor, odaya ne kadar uzun süredir el değmediğini gözler önüne seriyordu. Sadie Rosemary Caldecott’un ölümünün ardından bir daha gelen olmamıştı oraya, Ares’in annesinin ne kadar emek ve değer verdiğini bildiği gazetesi o günden sonra adeta terk edilmişti.

Genç büyücü ortasında bir delik olan kapının önünde öylece dikiliyordu, içeri girmesine engel olan hiçbir şey yoktu fakat bir türlü o ilk adımı atacak cesareti kendinde bulamıyordu. Annesinin açmak için ne kadar emek harcadığını bildiği gazeteyi bu şekilde görmek kalbini sızlatmıştı. Bir gün kendisine devredeceğini söylüyordu kadın, Ares ise gazeteyi değil Bakanlıkta Seherbazların başı olmak istediğini söylüyordu, böylece annesi onun başarılarının haberini yapabilecekti. Bu hayali hiçbir zaman gerçekleşemeyecekti, halen başarılı bir seherbaz olabilecek olsa da bu fikir eskisi kadar cazip gelmiyordu.

Derin bir nefes aldı içeri adımlamadan önce. Odadaki mobilyaların hepsine birer örtü serilmişti, pembe duvarlara sıçramış kahverengi lekeler halen yerinde duruyordu. O korkunç cinayet gecesinin izleri ve annesinin kanını kimse temizleme teşebbüsünde bulunmamıştı. Yavaşça tozlanmasın diye mobilyaların üstüne örtülmüş çarşaflara uzandı; gözler önüne serdiği mobilyaların hepsi kadının zevkine göre seçilmişti: zarif ve şık. Üzerine bastığı zeminde kurumuş kan lekeleri vardı, örtüleri onların üzerine fırlattı bir soğukkanlılıkla. Sıra çalışma masasının üzerinde duran parşömen ve tüy kalem takımına geldiğinde duraksamıştı.

Eli bir türlü örtüye gitmiyordu, gözlerinde yaşlar birikmişti; annesini, geç saatlere kadar bu masanın başında ertesi gün yayımlanacak gazetenin haberlerini yazarken izlerdi küçükken, her ne kadar ona yatmasını söylese de o işini bitirene dek ayrılmazdı başından. Bazen dayanamayıp uyuyakaldığı zamanlar olurdu, o zaman annesi işini erken sonlandırır ve oğlunu kucaklayıp evlerine cisimlenirdi.

Gümüşi bir yaş yavaş yavaş oğlanın yanağından süzüldü ve örtüye damladı. Ne zaman bu kadar sulu göz olmuştu? Her annesiyle olan hatıralarını anımsadığında ağlamaya başlarsa onun için nasıl güçlü duracaktı? Güçlü durmak için söz vermemiş miydi kendine?

Örtüye uzandı ve çekti, tüy kalemin altın ucu halen yeni gibi ışıldıyordu, parmaklarını usulca tüy kısmında gezdirdi. Annesinin ruhu bu kalemin içindeydi, bundan emindi, dokunuşu onun varlığının hemen yanında onunla beraber kalemi tuttuğunu hissettiriyordu.

Ansızın camdan bir rüzgâr esti, parşömenlerden biri hemen önüne düştü.

İçindeki bir şey, bir his, onu yazmaya davet ediyordu sanki; annesi miydi onu cesaretlendiren yoksa gerçekten istiyor muydu bir sonraki baskının insanların ellerinde dolaştığını görmeyi? Masaya sıfırlanmış sandalyeyi rahat oturabileceği bir konuma getirdi. Tüy kalemin ucunu mürekkep şişesine batırdı, hareketleri beyninin değil de bir başkası tarafından yönlendiriliyor gibiydi, parşömene hiçbir harfe benzemeyen bir çizik attı ve tam o anda durdu.

Ne yapıyordu? Haber mi yazacaktı? Yoksa intihar mektubunu mu?

Parmaklarını serbest bırakmaya karar verdi, onun adına karar verebilirlerdi. Kalemin parşömeni okşaması odadaki sessizliğin yerini alırken birkaç sözcük saman rengi kâğıdın üzerinde belirmişti bile çoktan. “Değerli Veritas Libertate okurları...”[/justify]