Dünya Ülkeleri > Diğer Dünya Ülkeleri

Eskidendi,çok eskiden

<< < (2/2)

Ecthelion Strange:
Büyünün sözleri kulaklarına geldiği anda tüm vücuduna elektrik gibi yayılan gücü hissetmeye başlamıştı Ecthelion. Karanlık bir akım bedeninde dolaşıyor, içindeki bir şeyleri dışarıya çıkarmaya çalışıyor gibi hareket ediyordu. Hazırladığı büyünün amacı düşünüldüğünde de büyük ihtimalle dışarıya çıkarmaya çalıştığı şey yaşlı adamın ruhuydu. Tam Ecthelion göğsünün içini devasa bir kaşıkla oyuyorlarmış gibi bir acı ve hemen ardından gelen boşluk hissine kapılmıştı ki yan tarafında gülen bebeğin sesini duydu. Hiç bir şey olmamış gibi gülücükler saçıyordu küçük yaratık, belki de o da vücudunda dolaşan bir güç hissetmiş, minik beyni bunu gıdıklanmayla karıştırmıştı. Adam sarı gözlerini ona çevirip kötü bir bakış attı. Bir bebeğin gülüşü normalde bile içinde bulundukları karanlık, tozlu, koyu renk antika eşyalarla döşenmiş bodrum katına uymazdı. Şimdi çevrelerine kanla bir daire çizilmiş, yerdeki semboller güçle parlıyor ve yan taraflarında boğazı kesik bir ceset duruyorken ise hiç uymuyordu. Derken öğrencisinden canı yanmış gibi bir ses çıktı ve çemberdeki güç dağıldı. Ecthelion sinirle neredeyse hırlayarak ayağı kalktı ve siyah pantolonuna bulaşmış tozları silkeledi. Misty ayakta durmakta zorlanıyormuş gibi yan tarafındaki duvara dayanmış, sol eli ile sağ kolunu kavramıştı. Ustası kadının yere düşürmüş olduğu asasını yere tekmeleyip çemberden çıktı ve ona yaklaştı. Naziklikten çok çok uzak bir biçimde kolunu kavrayıp kendine çekti ve yaraya baktıktan sonra burnundan alaycı bir ses çıkardı. Kesik derin değildi bile. Aptal kadın suçluluk hissi yüzünden kurbanın verdiği büyü gücünü yapması gereken büyü yerine kendine yönlendirmiş olmalıydı. Tuttuğu sertlikle sanki yere atmak ister gibi geri bıraktı öğrencisini.

“Seni bundan daha iyi yetiştirdiğimi sanıyordum.” Soğuk, normalde dalga geçer tonu yüzünden incelen sesi şimdi ciddiyetle ve kalın bir şekilde çıkmıştı. Misty adamı terslemek üzeriydi ki sarı gözlerinin içine baktı ve yüzünden kanın çekildiğini hissetti. Dudakları aralandı ama bir ses çıkaramadı, sadece o gün açık bıraktığı sarı saçlarını iki yana savuracak bir şiddet ile kafasını iki yana salladı. “Ecthelion… Hayır…” Sonunda ancak iki kelime çıkarabilmişti korkuyla gerilmiş ses telleri yüzünden incelmiş sesi ile. Yaşlı adam bir aslanın avının kalanlarını koklayıp beğenmediği için giden çakal edasıyla burun kıvırdı kadına. “Seni öldürmeyeceğim.” Ses tonu ve yüz ifadesi onu sevdiğinden yada merhamet duyduğundan değil, daha çok onun uğraşmaya bile değmeyeceğini söyler gibiydi. Misty kuru bir şekilde yutkundu. Kendini buna hazırladığını sanmıştı, ama görünüşe göre hala çocuklar ve bebekler zayıf noktasıydı. Sonunda yüzünü kendi içinde ahlakı ile savaşarak duvara çevirdi. “Özür dilerim…” diye mırıldandı. Ecthelion homurdanarak kadına arkasını döndü. “Gerçekten üzgün değilsen özür dileme kadın.” Çünkü içinde mutlu olduğunu gayet iyi biliyordu ustası. Kadın içinde üzgün falan değildi, hatta bu bebek denen ağlamak ve altlarına etmek dışında bir halt etmeyi beceremeyen yaratıklardan birini incitmek zorunda kalmadığı için mutlu bile olmuş olmalıydı. Misty bakışlarını duvardan almadan kafa sallamakla yetindi. Olaya farklı açılardan bakıyorlardı. Kadın bir bebeğe zarar vermediği için özür dileyen kendisini sorgularken, ustası onu kişiliği bile olmayan küçük bir yaratığa terk etmiş kendisini görüyordu.

Ecthelion sinirli bir şekilde bodrumun zemininde uzun sürede birikmiş tozları kaldırarak volta atmaya başladı. Adamın yürüyüşünün oluşturduğu ufak meltemlerle dört duvar diplerine konulmuş uzun bakır şamdanlardaki mumların alevleri titreşiyordu. “Sekiz yıl. Sekiz yıl bir tablo gibi üstünde çalıştım hala bu kadar pürüzün kalmış. Gerçi inanması güç değil. Şimdi öldüğümde neden arkamda hiç bir şey bırakmamış olacağımı söylediğimi anlıyor musun kadın?” Misty gergin bir biçimde dudaklarını ağzının içine çekip bıraktı, elini yarasının üstüne bastırmıştı kanamasını durdurmak için. Kurbanın verdiği büyü gücü ona akşamdan kalma gibi yapmıştı. Aralarında geçen bir çok konuşmanın içlerinden birinde adam cidden o cümleyi kurmuştu, fakat bu cümleden alındığını ustasının fark ettiğini bilmiyordu sarışın kadın. İşte bu yüzden Ecthelion korkunç bir adamdı. Bütün bu kara büyüler yada şeytana tapma olayları yüzünden değil. İnsanları ne kadar üzdüğünün yada rahatsız ettiğinin tamamen farkında olup, bundan suçluluk duymak bir yana, zevk aldığı için. Cevabının ne olacağından şüphesiz bir şekilde emin olmasına rağmen yine de sordu Misty. “Büyüden vazgeçecek misin?” İçinden ‘en azından ertele’ diye dua etti sarışın kadın. Fakat ustasından çıkan sinirli homurtu ile omuzları düştü. “Tabii ki hayır! Üç yılımı bu büyüye verdim! ÜÇ YIL! ROMANYA’DA!” Bağırmaktan gelen nefessizlik ve yaşlı ciğerleri yüzünden omuzlarının hızlı hızlı inip kalktığını hissetti Ecthelion. Sarışın kadın ani bağırmadan irkilerek geriye bir adım atmıştı. Bir an toz ve kanla lekelenmiş taştan zemine baktıktan sonra kararlı ama üzgün bir ifade ile iç çekip dayandığı duvardan doğruldu Misty. Başı bir an döndüğü, gözleri önünde koyu renkli benekler uçuştuğu halde “Tamam, bir kez daha deneyelim.” diyerek ustasının uzağa tekmelediği asasını yerden almak için eğildi. Ecthelion aniden ona dönüp kolunu ‘dur’ der gibi savurdu. “Sana ihtiyacım yok!” dedikten sonra kendi asasını çekip çemberin içine uzandı yaşlı adam. Misty bir kaşını kaldırmış fakat bir şey dememişti, ikisi de eğer ki büyü başarılı olursa bebek bedenine girerse ona her zamankinden çok ihtiyacı olacağını ikisi de biliyorlardı. Ki Ecthelion bir yetişkin olarak bile kendine bakmaktan acizdi, kafasını ne zaman bir kitaba gömse yemek yemekten tut banyo yapmaya kadar her şeyi unuturdu. Yine de yaşlı adam asasını kendine doğrultup öksürürken sesini çıkarmadı sarışın kadın. “Sufletul se debarasa!” Cadı anında cildine minik iğneler gibi saplanan büyü gücünü hissetmişti. Ustası bunu kat be katı ile hissediyor olmalıydı. Uzun, garip bir şekilde yontulmuş asa bebeğe dönerken dudaklarını ısırdı kadın. “Să accepte și să plaseze suflet!”

Ecthelion Strange:
Büyülü sözlerin bitişi ile enerjinin bütün vücuduna dağıldığını hissetti yaşlı adam. Fakat yanlış bir şeyler vardı. Enerji kulaklarına, daha doğrusu kafasına ulaştığı anda çevresini sessizlik, görüşünü beyazlık kaplamıştı. İçinden küfretti Ecthelion. Bir şeyler yanlıştı, duyularına etki etmemeliydi büyü. Kafasındaki dönme azalıp, görüşünü kaplayan beyazlık azalırken kulaklarına bir çınlama doldu. Bir saniye sonra burnundan dudaklarına inen sıcaklıkla birlikte genzinin de dolduğunu hissetti ve yan döndü adam. Yere burnundan akan kan büyük damlalar halinde sıçrarken Misty’nin çemberin biraz dışına diz çöktüğünü hissetti ama umursamadı. Yere hala damlamakla meşgul kanın üstünde dolaştı sarı gözleri. Çok saçmaydı, yeterince büyü gücü vardı, deneylerinde olumlu sonuç veren her şeyi yapmıştı, bir adamı kurban etmişti. Ama işe yaramıyordu. Kaderin oyunu, yada tanrının onaylamaması dedikleri şey bu muydu? Kendi kendine güldü Ecthelion. O tanrıya inanmazdı. Şeytana belki. Ama o da semavi bir varlık değildi gözünde, daha çok insanların kendi içlerinde olduğunu bildikleri kötülüğün simgesiydi. Henüz gençken Japon’ya ya yaptığı bir araştırma gezisinde ilginç bir cadı ile tanışmıştı. Kadın tıpkı kendisi gibi yeteneklerini kendi başına keşfetmiş, bunun için okula gitmemiş ve bildiği her şeyi kendi kendine öğretmişti. Meslek olarak muggleların isteklerini gerçekleştiriyordu kadın, yada sorularına cevap veriyordu. Fakat kapısına her gelen için yapmıyordu bunu, dışarıdan küçük, içeride ise devasa olan evinin çevresinde yapıyı çoğu insanın gözünden gizleyen tılsımlar vardı. Sadece dileği yada sorusu cadının kulaklarına layık olan yada cadının kendi deyimi ile ona cidden ihtiyacı olanlar evi görebilir, içeri girebilirdi. Ki buda ayrı bir gariplikti çünkü evin önünde ‘dilekleriniz gerçekleştirilir’ tarzı bir tabela yoktu, bazı insanlar evin çekimine karşı koyamıyor, çoğunlukla cevabını aradıkları bir soru olduğunu bile bilmeden içeri giriyorlardı. Ecthelion kadının aynı zamanda görücü olduğuna yüzde yüz emindi. İlk tanıştıkları gün genç hali kadından aniden evine girdiği için özür dilemiş, şans eseri karşısına böyle değişik bir yapı çıkınca ister istemez içine girdiğini söylemişti. Cadı güldükten sonra ona şimdi aklına gelmesine neden olan iki cümleyi seslendirmişti. ‘Bu dünyada şans diye bir şey yoktur. Olan sadece kaderdir.’ Kuru bir şekilde yutkundu yaşlı adam. Belki de kadın gerçekten görücüydü. Belki de o günkü sözleri bu günü bilerek söylemişti. Bu muydu kaderi? Yaşlı bir bedende hiç bir şeyi tamamlamadan, başaramadan, arkasında bir şey bırakmadan ölmek.


“-lion! Ecthelion! Beni duyabiliyor musun? İyi misin?” Kulaklarındaki çınlamalar yavaş yavaş geçerek ona duyma kabiliyetini geri vermeye başladığından sonunda çemberin hemen dışında diz çökmüş öğrencisini duyabilmişti. Yüzünden akan kanlara rağmen sakin bir şekilde Misty’ye döndü Ecthelion. “Gayet iyiyim.” diye mırıldandı isteksiz bir biçimde. Öğrencisinin gözünün önünde başarısızlığa uğramak hiç bir öğretmenin tecrübe etmek isteyeceği bir şey değildi. Ne var ki sarışın kadın bunu pek umursuyor gibi değildi, yaşlı adamın sözleri ile rahatlayıp dışarı derin bir nefes vermişti. Ecthelion eğer çemberi bozmayacak olsa çoktan yakınına gelip onu iyileştirmeye çalışacağını tahmin edebiliyordu. “Çığlık atmaya başladın bir anda, ölüyorsun sandım.” dedi Misty titrek bir sesle, ellerini diz çöktüğü dizlerinin üstüne koymuştu, parmakları eteklerinin koyu renkli kumaşını sıkıyordu. Kafasını sallayarak “İyiyim ben, merak etme.” diye tekrarladı yaşlı adam burnundan kan akmaya devam ettiği halde. Çığlıkları büyük ihtimalle kulakları o duymaz hale geldiğinde, görüşü beyazlıkla kaplandığında atmış olmalıydı. Görüşü hala tam olarak düzelmemişti, yine de çevresine bakındı deneyimli bir şekilde. Bu denemeler bile çemberin, kurbanın gücünün az da olsa bir kısmını harcıyordu. Artık yapabileceği en fazla iki, iyimser bakarsa üç deneme hakkı kalmıştı. Sonra yeni bir kurban gerekecekti.

Çembere girip onu omuzlarından tutup sarsmak istiyormuş gibi görünen Misty yalvarır bir sesle ona döndü. “Bu günlük bu kadar yetmez mi? Sonra tekrar deneyebiliriz.” Sarı gözleri ile kötü kötü kadına baktı Ecthelion. “Olmaz.” derken kollarına kuvvet verip kendini yerde oturur pozisyona getirdi. Bir kaç dakika önce dediği gibi senelerdir bekliyordu bunun için. Şimdi bir kaç kez lanet olası kader onu yanılttı diye başka bir güne atmayacaktı planlarını. “Usta…” yerinde huzursuz bir şekilde kıpırdandı kadın yaşlı adamın diyeceklerinden memnun olmayacağını bildiği için. “Lütfen beni dinle, kendi kafanı kızartacaksın!” Şimdi de yalvarmaktan bağırmaya geçmişti. Sinirli bir ses çıkartırken elinin tersi ile burnunu sildi Ecthelion. Neyse ki kan henüz durmasa da yavaşlamıştı. “Dinle beni kadın, ya bu küçük şeyin içine gireceğim, yada öleceğim.” Sarı gözleri kadının mavilerine kitlenirken ikisi de yaşlı adamın sadece bu günden bahsetmediğini biliyorlardı. Misty ustasının kendini incitmesine izin vereceği için kendine kızarak dudaklarını birbirine bastırdı ama kafası ile onayladı. Söylemek istediği kelimeleri yutmak zordu fakat onları söylemenin de bir anlamı yoktu, adam her zamanki gibi o ne derse desin kendi bildiğini okuyacaktı. Bu yüzden Ecthelion asası üstündeki tutuşunu sıkılaştırırken kendi yaralı kolunu tutup çemberden uzaklaşmak dışında bir şey yapmadı. Yaşlı adam sanki büyü onunda canını yakmış gibi yerde ağlamasa da huzursuz bir şekilde mızırdanmaya başlamış bebeğe bir bakış atarak asasını önce kendine, sonrada ona doğrulttu.  “Sufletul se debarasa! Să accepte și să plaseze suflet!”

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git