Dünya Ülkeleri > Diğer Dünya Ülkeleri
Yan Cadı, Yan!
(1/1)
Aleksandra Marzanna Jasnovidecký:
⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯ ⸸ ⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯
[justify]Aleksandra ölmeden önce bir kabus görmüştü.
Meydanın ortasına yığılmış kazıkların üstünde dört siluet, etrafında da onlara coşkuyla tezahürat yapan bir kalabalık vardı. Gökyüzü berraktı, kışın son ayıydı, anakarayı örten kar incelmeye başlamıştı. Kalabalık öyle gür seslerle tezahürat yapıyordu ki kral panayırda bu yılki vergileri düşüreceğini duyurmuş da ona alkış tutuyorlardı sanki. Ancak buna tezattı işitilen sözcükler. “Cadıları yakın!” diye haykırıyorlardı korkunç bir cinayeti desteklediklerinden bihaber. Sesler yükseldikçe birbirlerinden daha da güç alıyor, kan dondurucu fantazilerini ortaya döküyorlardı. “Derilerini yüzün! Yanmış etlerini köpeklere yedirin!”
Kazığa bağlı bedenlerin en küçüğü, 8 yaşından büyük değildi, hıçkırıklarla ağlıyor, af dileniyordu; üzerinde kan lekeleri olan bir paçavra vardı, saçları erkek gibi kısacık kesilmişti. “Lütfen,” diyordu çatallaşmış sesiyle. “Lütfen bizi bağışlayın. Biz bir şey yapmadık.” Cellatlarının umurunda değildi tabii bu yakarışları, aksine onun ağlamasından çarpık bir zevk duyuyorlardı.
Hemen yanında, ondan bir baş büyük, kızıl saçları aynı öteki gibi kısacık kesilmiş bir kız duruyor ve küçük olanı sessiz olması için azarlıyordu ana dillerinde. Af dilemenin hiçbir şey değiştirmeyeceğini biliyordu, onları izleyen kalabalığın gözünde bir karınca kadar bile değerlerinin olmadığı gerçekti. Kazığa bağlamadan önce onu soktukları ‘cadılık’ sorgusunda bir hayvandan farksız davranmışlardı kendisine, çırılçıplak soyulduktan sonra çeşitli aletlerle mahrem yerlerine dokunmuşlardı sırf şeytanın onda bıraktığı izleri bulmak için. Bu da yetmezmiş gibi sırayla ondan faydalanmış, sapıkça eylemlerde bulunmuşlardı tanrının adını zikrederek.
Genç kız o anda tanrının bir yalan olduğuna hiç olmadığı kadar emin olmuştu.
-Beklediğimiz yetmedi mi ateşleyin artık meşaleyi!
Kazığın arka tarafına anneleri bağlıydı, aynı kendileri gibi her yanı yara bere içinde, yüzünde yolun sonuna geldiğinin bilincinde olduğunu söyleyen bir ifade olmasına rağmen usulca kızlarına “her şey yoluna girecek,” diye fısıldıyordu. Yediği tokatlardan dudakları patlamıştı, iplere bağlı olmasa ayakta duracak gücü yoktu fakat yine de kızları için dik ve gururlu durmaya çalışıyordu.
Altın rengi işlemeleri olan kırmızı cüppe içindeki adam kalabalığın önüne çıktı, boynunda altın rengi ağır bir haç sembolü taşıyordu. Kalabalık onu görünce tezahürat yapmayı bırakmış ve dikkat kesilmişlerdi söyleyeceklerini dinlemek adına.
-Kardeşlerim! Bugün burada şeytanın kuklası olmuş, tövbe etmektense ölmeyi yeğleyen bu fahişelere hak ettikleri cezayı vermek için toplandık!
Kalabalıktan coşku dolu bir alkış koparken adam elini kaldırdı ve aniden ortam sessizleşti.
-Onlar ki yuvalarımıza kadar sızmış, suyumuzdan içmiş ve hastalıklarını çocuklarımıza bulaştırmış günahkarlardır! Az sonra meşale yakıldığında Tanrı’nın buyurduğu adalet ile buluşacaklar ve bir daha iğrenç tohumlarını bu dünyaya salamayacaklardır!
Birkez daha alkışlar koparken “Bu mudur Tanrı’nın adaleti anlayışınız!?” diye bir ses yükseldi kazığın üzerinden. “Cinayet mi?”
Kırmızılar içindeki adam bir ıstavroz getirdi ardından ağır ağır ona seslenene doğru yaklaştı.
-Söyle bana çocuğum, tam şu anda Tanrı’nın huzurunda tövbe edip günahlarından af diler misin? Bu haçı gururla göğsünde taşıyacağına yemin eder misin?
Altından haçı kızın dudaklarına yanaştırdı öpmesi için, kız ise haçın üzerine tükürdü.
-Przestawać Aleksandra!
Annesinin onu durdurma çabalarına aldırış etmedi. Nasıl olsa birazdan ölecekti.
-Hiçbir güç beni sahte bir ilaha tapınmaya ikna edemez!
Adam istifini hiç bozmadan kalabalığa döndü.
-Görüyorsunuz ya kardeşlerim, gencecik kızımızın zihni Şeytan tarafından yıkanmış! Onları yakmamızın neden gerekli olduğunu bir kez daha anlıyor musunuz? Şeytanın kirlettiği bedenleri kül olurken ruhları tanrının ışığında yükselecek!
Bir kez daha “Cadıları yakın!” naraları yükselir ve kırmızıdan sonra gelmiş siyah cüppeli cellatları meşaleyi ateşlenmeden önce kimse onlara son sözlerinin ne olduğunu sormadı. “Cehenneme gidin şeytanın uşakları!” diye tezahürat ettiler hep bir ağızdan.
Isı hızla yükseldi, alevler çıraları usul usul yuttu ve çıplak ten ile buluştu.
Ölümün hemen arkalarında onları beklediği bir gerçekti fakat Aleksandra buna izin veremezdi. Ecelin keskin orağının ardında süzülen ipleri görebiliyordu. Yalnızca biraz elini uzatacak ve bağlarını koparacaktı.
Öyle de yaptı. En azından denedi.
İplere uzandı fakat bu unutulmuş dalında hiçbir bilgiye sahip değildi. Kaderin iplerini kesmiş olsa da yerine yenisini dikmeyi unutmuştu, yalnızca yolu değiştirmesini sağlardı ipleri kesmek, sonuçları değil. Bir meşale tarafından değil küçük bir kibrit ile yakılacaktı idam tezgahı. Ve uyandığında ölecekti.
[/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git