17 Nisan, 2026 09:50:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Sadece sıradan bir gün  (Okunma sayısı 37 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Bartemius Rosier

  • Bakanlık Çalışanı
  • 5. Seviye
  • İleti: 19
  • 718 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Bartemius Rosier
  • Güç Puanı: 15
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Emre
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 2
Sadece sıradan bir gün
« : 03 Eylül, 2022 19:16:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
New York
Zamanında çapkınlık için tutulmuş ufak apartman dairesi.

Saat daha çok çok erken. Ama ben sarhoşum. Hastalıklı derecede beyaz olan elimin parmakları arasında yarısı küle dönmüş bir sigara diğer elimde de neredeyse dibine gelinmiş bir bira şişesi var. Dibinde kalan son yudumuda içtikten sonra ayaklarımın dibinde yatan cam şişe çöplüğüne katılacak o da. Biramın son yudumunu içip iyice ufalan sigaramı şişenin içine atıyorum sonra şişeyi de normalde yaptığım gibi sertçe yere fırlatmak yerine parmaklarımın ucuyla yavaşça yere bırakıyorum. Tek pencereli ufak dairemde başka bir bira şişesinin kalmamış olduğunu fark ediyorum o anda. Yastığa dayalı başımın bir kaç santim uzağında duran sigara paketine uzanıyorum. Sadece iki tane kalmış. Birini dudaklarımın arasına sıkıştırıp yakıyorum. Evde yiyecek bir şeyler olmadığının uzun süredir farkındaydım, midem daha da fazla süredir farkındaydı ama dışarı çıkıp bir şeyler almaya uğraşmamıştım. Şimdi ise hem içkim hemde sigaram aynı anda tükenmişti. Bana küçük çaplı dumanlı cennetimden çıkmamı söylüyordu sanki birileri. Dairemin bozuk zili ekranı karıncalanmış bir televizyon gibi cızırdadı.
Kapıdaki her kimse kapının kilitli olmadığını içeri girebileceğini bağırıyorum. Normalde kapıya gidip ilk önce delikten kimin geldiğine bakardım ama başım öyle kötü dönüyordu ki kafamı yastıktan kaldırdığım an kusacağıma emindim. Odama ayakkabılarıyla birlikte Nico giriyor. Neresine bakarsanız bakın dikkat çekici ama boş bir piçtir o. Ama bu gün üstüne cart sarı bir deri ceket giydiği için bakışlarım önce kıyafetlerine kayıyor. Normalde olsa gözlerinizi turuncu saçından ve kocaman mavi gözlerinden alamazdınız. İçeri sırıtarak attığı ilk adımlar odamın ortasına gelip beni görünce duraksıyor, gülümsemesi sekteye uğruyor. Galiba bok gibi görünüyorum. İki gündür yataktan çıkmadığım düşünülünürse yüksek bir ihtimal. Bakışları önce bana sonra yerlerdeki büyük çoğunluğunu boş içki şişelerinin olduğu çöp yığınına kayıyor. ''Berbat görünüyorsun.'' dedikten sonra yanıma oturup sigara paketindeki o son kutsal aşkımı dudaklarına götürüp yakmam için bana doğru uzatıyor amcık herif. ''En azından palyaço gibi görünmüyorum.'' diyerek çakmaktan gelen tık sesi ile sigarasını yakıyorum. Keyifli keyifli gülerken burun deliklerinden yüzüme duman üflüyor. Belki de onunda kafası güzel. Saat. Saat kaç acaba? Pencereden gelen ışığa bakılırsa öğleden sonra ama vücudum akşam olduğunu söylüyor. Bir süre karşılıklı tüttürdükten sonra sonunda ağzındaki baklayı çıkarıyor herif. Rudy ile birlikte takılacaklarmış ve iki elemanın aklına birden beni çağırmak gelmiş. Ne iyi niyetli amcıklarsınız siz öyle. Rudy'nin Gregor'a borcu olduğunu ve benden borcunu sonra ödeyeceğini Gregor'a iletmemi isteyeceğini bilmesem duygulanacağım. Gregor tehlikeli bir herif. Birkaç yıl önce ufacık taş çatlasa on kişilik bir çetesi vardı bir halta yaradıkları da yoktu. Sonra yanlarına Leo diye sıkı bir eleman katılmıştı. Şu an herifler çeteden çok mafyayı andırıyorlardı. Yine de korktuğum yoktu, Gregor'un beni sevdiğini söyleyemem fakat bana bir şey olmasına izin vermezdi. Adam beş yıl kadar önce ölen ikiz kardeşime itiraf etmese de deli gibi aşıktı. Bana baktığında onu görüyordu büyük ihtimal. Bunları düşünürken iyice dalmış olmalıyım sigaralarımız bitmek üzere, Nico cevap bekler gibi yüzüme bakıyor. İyide bu herif ne diye Rudy'nin işlerini yapıyor? Yine eğlencesine başını belaya mı sokmak niyeti? Neyse Gregor'la beş kelime konuşmak şartıyla beleş yemekle içki. Deneyelim bakalım şansımızı.

Sigaramı söndürüp kalkıyorum, Nico rahatlamış görünüyor. Cidden neydi bu piçin derdi?
Yataktan kalkıp iki adım atıyorum sonra yere çöküp öğürmeye başlıyorum. Nico beni zar zor tuvalete götürüyor, ben kustuktan sonrada dairemde zar zor bir şişe su bulup bana getiriyor. İçmeden önce avucuma döküp yüzümü temizliyorum, bir yudum kadarını içtikten sonra kalanını tuvalete boşaltıyorum. Sular kesik çünkü. Bir iki ay önce faturalarımı ödemeyi bırakmıştım. Hah bu arada mumlar. Mumlar. Elektriğinde yok, seni dairene bırakmadan önce söyle Nico'ya sana mum alsın biraz.
Dairemden çıkmadan önce bir yarım saat daha oyalanmış oluyoruz böylece. Üstümde ne olduğu ancak dairemden çıktıktan sonra aklıma geliyor. Siyah kot pantolon, siyah atlet üstüne de gri renk hırkamsı bir ceket vardı. Biraz üşümek dışında bir problemim olmayacaktı yani. Florida da hava hiç bir zaman dondurucu olmazdı. Bunları hangi ara giymiştim ben? Belkide Nico giydirmişti beni. Hala sarhoştum biraz. Yeni bir arabası vardı. Nico için her şeyi diyebilirdiniz fakat parası olmadığını söyleyemezdiniz. Ha, bu arada Nico gerçekten bir piçti ama bu yüzden o kadar parası vardı. Yanlış hatırlamıyorsam babası şu zengin iş adamlarından biriydi. Hani şu sürekli takım elbise giyenlerden. Annesi ya hala Nico'nun babasının yanındaydı yada ölmüştü. Hiç birimiz onu görmemiştik çünkü. Rudy'nin evine giderken neredeyse hiç konuşmuyoruz. İlk önce son zamanlarda neler yaptığımı falan sormaya çalışıyor. Tek kelimelik cevaplar verip hevesini kırıyorum. Belki de tahmin ettiğimden kötü görünüyorum. Rudy'nin evinde aynaya bakmayı beynimin bir köşesine not ediyorum. Rudy'nin evi benim evime biraz uzak. Ben şehrin ortalarında bir apartmanda oturuyorum Rudy ise denize daha yakın bir yerde iki katlı aile evlerinin olduğu bir yerde yaşıyor. Rudy'nin evine varana kadar Nico iki sigara içiyor. Bana vermiyor, bende vermesini istemiyorum. İstesem bile vermeyecek nasıl olsa evdeki o son sigaramı da ben içmeyeyim diye içti büyük ihtimalle pislik. Araba durduğunda Nico'ya saat kaç diye soruyorum Nico arabadan inerken telefonunu çıkarıp saate bakıyor. Altı. Batan güneşe bakıp kafamı sallıyorum.

Rudy kapıyı çabucak açıp bizi içeri alıyor. Nico'nun yanında beni görünce rahatlar gibi oluyor. Bu ikisinin ne düşündüğünü merak ederken gözlerimle evin içini tarıyorum. Rudy ailesiyle yaşıyor gibi, fotoğraflara göre birde kız kardeşi var, sakallı biraz tombul bir baba ve sarışın mükemmel dişleri olan anneye sahip bir aile. Ve oğulları uyuşturucu bağımlısıydı. Bilmiyorlardı büyük ihtimal. Salonu sadece açık olan televizyonun ışığı aydınlatıyor. Koltuğun hemen dibindeki sehpanın üstünde çerezlerle bir paket cips var. Kül tablası yok. Bu sigara da yok demekti, neyse ki bira vardı. Nico sigara konusunda tam bir keşti. Yarım saat sonra terlemeye başlayacak kırk dakika sonrada balkona çıkıp sigara içecekti. Küçük Rudymiz ailesinin onun sigara içen arkadaşları olduğunu öğrenmesini istemiyordu.
Salona yerleştik, Rudy Nico ve bana da birer şişe bira verdi. Nico kafama diktiğim şişeye baktı ama bir şey söylemedi. Birkaç dakika sonra Nico ve Rudy uyuşturucudan sonra gelen günümüz gençliğinin en büyük günahını işlemeye başlıyorlar. Geyik yapmaya. Bana ne Cassie yeni kürtaj olduysa? Şu uyuşturucudan içeri giren herifide sevmezdim zaten, o kadar ki polise sıkı çalışmalarından ötürü bir kutu donut gönderebilirdim. Arada bir bana dönüp bir şeyler söyleyip gülüyorlar bende dinlemediğimi fark etmesinler diye kafa sallıyordum.

Ayna. Ayağa kalkınca Nico bana bakıyor tuvalete gideceğimi söylüyorum. Büyük ihtimal yine bira yüzünden kusacağımı sanıyor. Asıl niyetimse aynaya bakmak. Kendimi ilk gördüğüm an nefesimle birlikte bir küfürüde dışarı veriyorum. Ne olmuştu bana böyle. Gözümün altındaki morlukların birinin boyayla yaptığı şaka olup olmadığını anlamak için siliyorum. Yok, anlaşılan orjinaldiler. Yüzümdeki kemiklerde iyice çıkmışlardı, anlaşılan kilo vermiştim ki bu benim için kötü bir şeydi çünkü zaten hastalıklı bir derecede zayıftım. Saçlarımda hiç acımadan iki gündür yataktan çıkmadığımı belli ediyorlardı. Birbirinden bağımsız şekilde sağa sola fırlamış saç tutamlarımı ellerimle biraz yatıştırmaya çalıştım. Sonuç biraz öncekinden de beterdi, bir banyo yapıp doğru düzgün bir tarakla açmadığım sürece bu saçlar bu halde kalacaklardı. Saçlarımda uzamışlardı. Kulaklarımın altında kıvrılıyordu uçları. Acaba iki gün değil iki haftadır mı yataktaydım. Görüntüme bakılırsa daha fazla bile olabilirdi.
Salona geri dönüp cipsleri ve çerezleri ağzıma tıkıştırmaya başlıyorum. Nico ve Rudy ilk başta ne halt etmeye çalıştığıma bakıyorlar sonra bir anlam veremedikleri için konuşmaya devam ediyorlar. Rudy'nin bana Gregor konusunu açması için bir saat, Nico'nun üç kere sigara içmeye çıkması ve benim iki paket cips yemem gerekiyor. “.... Çok değil sadece bir iki hafta erteletsen parayı denkleştireceğim.” Diyerek uzun cümlesini bitiriyor Rudy.
Tamam anlamında kafa sallıyorum. Rudy bunu yeterli bir cevap olarak görmemiş olacak ki sorar gibi bana bakıyor. Nico elini omuzuma koyuyor. “Konuşacak merak etme sen.” Dedikten sonra yeniden sigara içmeye çıkıyor. Bu kez bende onu takip ediyorum ve itiraz etmesine izin vermeden paketten bir sigara alıyorum. İsteksiz bir şekilde sigaramı yakıyor. “Senin olayın ne?” diye soruyorum belimi balkon demirine yaslayıp.
“Andre.” sigarasından bir nefes çekiyor “kendi yararına olmayacak kadar zekisin biliyorsun dimi?” Kaşlarımı çatıyorum. “Seninde bir işin olmasa beni sırf Rudy için Gregor'a göndermezsin. Neden bilmiyorum ama herifin bana yakın olmasından hoşlanmıyorsun. Rudy’yi de öyle aman aman önemsediğini söyleyemem, aksine sen oturup bir yandan patlamış mısır yiyerek Gregor'ın Rudy'i harcamasını izleyecek bir tipsin.” Bana uzun uzun keyifle gülüyor. “Benim olayım ha?” Yüzündeki gülümseme kaybolurken bir süre önüne bakıyor.

“50. caddeyi duydun dimi?”
Ağzım açık kalıyorum öylece. 50. caddeyi herkes bilirdi. Bütün oğlancı kulüpleri oradaydı. Reşit olmayan oğlanları da sattıklarını duymuştum. Ama son zamanlarda hoşuma gitmeyen bir söylenti çıkmıştı. Nico'nun oradaki tiplere çocuk bulduğu. Lanet olsun. Yeni araba, yeni ceket. Son zamanlarda Gregor'un 50. caddeden epey rahatsız olduğunu da duymuştum. “Nico…” diye başlıyorum ama sözümü kesiyor. “Sadece oraya el atmamasını söyle olur mu?” Sigarasını balkondan aşağı atıp içeri giriyor. Bense bir süre soğukta öylece dikiliyorum.
Kararsızım. Gregor'a yapmasını yada yapmamasını söyleyeceğim hiç bir şeyin ucu bana dokunmayacak, yine de gerginim. Cidden Nico'nun olayı neydi? Sırf para kazanmak için böyle bir işe girmezdi. Belki de o da oğlancıydı. İnanabilirdim. İlk tanıştığımızda bana da biraz sarkmaya çalıştığını hissetmiştim. Normal bir bara gitsem bile her zaman bana asılan bir herif çıkar. Boyum bir seksene yakın olmasına rağmen ince bir yapım vardı, yüzümün hatlarıda çok yumuşaktı, belkide boyum dışında feminen göründüğüm içindi. Kendimi boyum kısa hayal edemiyordum. Ağır ağır içeri girip Nico nun yüzüne bakmadan koltuğa çöküyorum. Pis bencil. Niconun polis tarafından yakalanmasındansa Gregor dan bir güzel dayak yiyip işin içinden sıyrılmasını tercih ederdim. Ama Gregor u engellersem büyük ihtimal polis ağına takılacaktı yada daha da kötüsü mafyaya yada oralardaki büyük adamlar her kimse Nico onlara kazık atmaya çalışırdı. Onlarda bunu çakıp Nico yu Gregor'un yapacağından çok daha beter ederlerdi. İşte bunu hiç istemiyordum. Elimi yana atıp hala yüzüne bakmadan Niconun elini tutup sıkıyorum. Kafasının bana döndüğünü duymaktan çok hissediyorum ama hala gözlerinin içine bakamıyorum. Lanet olsun. Normal insanlar bana günahları kadar güvenmezlerken sen neden bana hayatını bırakıyorsun? “Ailen yarın sabah gelecek değil mi?” Rudy nin onaylayan bir ses çıkardığını duyuyorum. “O zaman Andre bu akşam burada kalsın, yarın sabah ailen gelmeden onu uyandırıp bi taksi çağır o evine gider.” Bunun üstüne kafamı çevirip ona bakıyorum. “Seni şimdi o pislik yuvasına gönderemem. Tanrı aşkına elektriğin bile yok.” Elini küçük bir çocuğu ikna eder gibi omuzuma koyuyor. “Şimdi ben gidip o çöpleri biraz toparlarım yarında bir temizlikçi tutarız. Faturaların nerede biliyor musun onları ödemeliyiz.” Bir süre düşünüyorum. “Posta kutumdadırlar herhalde.” Nico ceplerimi karıştırırken tepki vermiyorum en sonunda anahtarlığımı buluyor ve halkadaki en küçük anahtarı alıp gerisini bana geri veriyor. Galiba posta kutumun anahtarını aldı ve galiba benim yerime faturalarımı ödeyecek. İyi çocuk ya bu Nico. Bir süre Rudy’le hangi odada kalacağımı konuşuyorlar. En sonunda benim Rudy'nin odasında uyuyacağım anlaşılıyor, Rudy de koltukta uyuyacak çünkü anne babasının yatağına yatmayacak kadar terbiyeli bir çocuk.

Nico beni omuzlarımdan tutup yukarı kata çıkarıyor. Rudy ise hala aşağıda televizyon izliyor. Nico belli ki Rudy'nin odasına daha öncede gelmiş. Yatağa oturuyorum Nico da nazikçe ayakkabılarımı çıkarıyor. Hala bu herifin benimle neden bu kadar ilgilendiğini anlayabilmiş değilim. Nico herkesle dalga geçer, kendine bir yararı yoksa kimseye iyilik yapmazdı. Tam anlamıyla alçak bir herifti bu al ver ilişkilerinde ama nedense faydadan çok zarar getiren bu benle gayet nazikçe ve sabırla ilgileniyordu. Açıkça ben başka biri olsam benle ilgilenmeye kasmazdım. Bacaklarımı yukarı çekip uzanıyorum, Nico da üstümü örtüp oturuyor. “Gregor'la konuşacaksın değil mi?”
“Rudy'le yattın mı?” diye aniden soruyorum bir an bocalıyor sonra sakince evet anlamında kafa sallıyor. “Bu yatakta mı?” İkinci bir evet. Biraz kıpırdanıp yayların sesini dinliyorum, evet,sormasam bile burada yapıklarını anlardım. Nedense yüzünde bir suçluluk ifadesi beliriyor. “Sabah eve dönünce beni ara olur mu?”
“Bu elemana güvenmiyorsun, değer vermiyorsun, onunla yatıyorsun ama bir şekilde beni bu eleman için Gregor a gönderiyorsun…” Bir süre susuyorum Nico da cevap vermiyor hareket eden eli duraksıyor yalnızca. Göz göze gelmeye çalışıyorum ama gözleri benim saçlarıma kitlenmiş. En sonunda pes edip iç çekiyorum. “Kendine bir şey olmasına izin verme yeter.”
“Vermem.” deyip bana gülümsedikten sonra kalkıp gidiyor.
Yatak örtüleri yumuşatıcı hatta neredeyse temizlik kokuyor, Rudy'nin benim için yeni çarşaflar takacak zamanı olmamıştı belki de tesadüftü, yine de Rudy gibi kokmayan çarşaflarda uyumak güzeldi. Yastıkta evimdekinden daha yumuşaktı ve karnımda uzun süreden sonra ilk defa dolu olduğu için kısa sürede uykuya daldım.