[justify]
Bir yaz gündüzüne kıyasla olağanüstü derecede kasvetli sayılabilecek hava gökyüzüne derin bir fırçayla işlenmiş, bulutlar şişkince bir yağmuru yeryüzüne kurban etmek için Büyük Britanya'nın çeperine sızıvermişti. Kadın yatağından kalkıp ipek sabahlığına sarınırken yaptığı ilk şey, genişçe pencereyi sonuna kadar aralayıp çekmecesinin sol köşesine istiflediği puroyu dudaklarına götürmek oldu. Tütün dilinin üzerinde acı bir tat alıp boğazına ilerlerken yanma hissini yutkunarak geçiştirmeye çalıştı. Baskı altında hissediyordu kendisini. Son zamanlarda Britanya'daki büyücü ve cadıların başına pek çok hadise gelmiş, bir kısmı canlarından olmuş bir kısmı da ömürleri boyunca izini taşıyacakları, çeperi korkuyla kaplı bir fanusa hapsolmuşlardı. Kahır doluydu tüm bu yaşananlara, yitip gidenlere karşı. Öfkeliydi fani dünyanın öfkesine. Bir yandan kendisini geride kalanlara karşı mesuliyet dolu hissederken öteki yandan çalışma arkadaşlarının artık bir ruhun ötesinde olmaları sıkıyordu canını. İkinci bir dumanı çekti ciğerlerine, olabilecek en derin uçlarda hissetmeye kalkışarak gözlerini kapattı. Üzerine yüklenen sorumluluk beklediğinin daha da ötesinde gelmişti sanki cadıya. MACUSA'ya gidecekti bugün biraz da huzursuzlukla. Diplomatik ilişkilerin ne denli zedelendiği bir kenara koyuladursun artık aldıkları nefese dair bir güvenlik yoktu. Her şey, güvenlik açığı sayılabilecek potansiyele sahip hale gelmişti. Baş seherbaz ölmüş, öldürülmüştü. Üzerine bambaşka bir seherbaz da korkunç bir veda ile örtmüştü siyah perdesini anılarına. Başını iki yana salladı. Sorumluydu bakanlığa karşı; Britanya Büyücü Dünyası'nın itibarına, kendisine karşı ve ölenlere karşı sorumluydu. Emma'yı tıpkı bir çift çelik üzengi ile sağlamca tutan şey gururuydu, her şeye karşı duyduğu.
Baş seherbazın ve Bayan Boleyn'in ölümünün üzerinden taze sayılamayacak bir zaman geçmişti. Bayan Minamato'nun aylar öncesinde Sihir Bakanı Bay Carter tarafından görevlendirildiği iddiaları ortalıkta dolansa da bir türlü MACUSA eyaletleri içerisinde yaşanan olaylara dahil edilmemiş, bilhassa dehşet verici olaylar gün geçtikçe artar olmuştu. Britanya dünyasındaki büyücüler belki de daha karanlık günleri beklerken durumun etki artıcı kaynağına inmek var sayılmamıştı. Aylar sonrasında önüne gizli bir evrak getirilip konulduğunda odasındaki kilidi iki kez çevirmek zorunda kalmıştı Emma. Üzerinde Britanya Sihir Bakanlığı'nın resmedildiği bir logo vardı. Doğrusu ya, bunun ilk olarak quidditch finalinde yaşananlar ile ilgili olduğunu düşünmüş, büyüce dünyadaki sihirsel keşmekeşliğin davulunun niyahet kimin başında patlayacağını öğrenme umuduyla heyecanlanmıştı. Ancak umutları eline bir kül gibi serpildiğinde zarfın içerisinden çıkan parşömendeki imza ilişti ilk gözüne: Bay Carter'ın adı ve ünvanı yazılıydı üzerinde. Gözleri hızlıca tane tane iliştirilen, pek ala özenle yazılmış harflerin arasında dolaştı. Meredith Boleyn'in ismi yazıyordu ilk sıralarda. "MACUSA, bunca zaman geçmesine rağmen hala niçin bilgilendirilmemiş ki?" diye kaşlarını çattı. Tehlike ulusal değil, uluslararasıydı. Devam etti okumaya. Merlin'in mührünün kırıldığı konusunda da bilgilendirilmediklerini gördüğünde kızgınlıkla beraber homurdandı. Çok fazla şey gözden kaçırılmış ve çıkarılmıştı. Ne bekleniyordu ki? Parşömeni alıp tekrardan zarfa koydu. Kendisine verilen görev ve yönlendirmeler çok açıktı. MACUSA'ya gidecek, çalışanlarının kendi alanları çevresinde olanlara karşı vurdumduymaz ve bihaber olmalarına köpürecek, bunun uluslararası boyuta taşınıp kendi varlıklarına zararını ifade edecek ve göz dağı verecekti.
Üzerine ciddiyetini de giyerek kendisine bir profil oluşturan Emma, Sihir Bakanı'nın almış olduğu özel izinleri büyü ile genişletilmiş evrak çantasına özenle yerleştirmişti. Cebinden çıkarttığı işlemeli saatine göz gezdirdikten sonra aradaki zaman farkını en uygun hale getirecek şekilde planlamıştı kendisini. Amerika'nın saatine göre 11.00'de orada olacaktı ve cisimlenmeyi tercih edecekti. Pencereden son kez çevirdiğinde göz kapaklarını, vaktin geldiğini saatin 'tık' sesiyle anlamıştı. Gözlerini kapattı, belindeki asasını tutarak MACUSA binasına çıkacak sokaklardan en kuytu olanını düşünerek odaklanmaya çalıştı. Birazdan, orada olacaktı.
MACUSA'ya ulaştığında heybetli ve gösterişli bir yapı karşıladı Emma'yı. Roma İmparatorluğu'nun yaldızlanmış çağını anımsatacak kadar kabarık sütunları ile göz kamaştırıyor, ilk kez görenleri hayretler içerisinde bıraktığını düşünüyordu. Fakat bir soğukluk hissediyordu bu taştan duvarlara cadı. Aslına bakılırsa Britanya binası da şaşalıydı fakat MACUSA bürokrasinin sınırlarını içerisine daha fazla emmiş gibi hissettiriyor, sanki tüm bireyler ile arasına kalınca bir perde çekmiş gibi geliyordu. Kıpırdanarak bu soğukluğa gölge düşürme umuduyla eteğini çekiştirdi, üzerine giydiği kısa kollu gömleğin yakalarını düzeltirken nazik ve dik bir biçimde basamaklardan çıkmaya başladı. Çok geçmeden kendisini büyük bir lobi karşıladı. Düzenliydi fakat bu düzenin içerisinde de bölük börçük kargaşanın hakim olduğu bir resmiyet sarmalı vardı. Kendisi ile ilgilenebilecek bir yetkili aradı gözleri. Zira kapının ucunda elinde evrak çantasıyla pek ala görevli olduğu anlaşılabilecek bir kadın dikiliyordu. Nihayet ayakları usulca kendisine yaklaşan adamı gördüğünde kaşlarını kaldırdı şaşkınlıkla. Emma'nın yanına gelirken oldukça yavaştı. "Buyrun." demişti adam yüzündeki hiçbir mimik oynamadan. Emma tek kelime etmedi. Bu savruk hareketleri tasvip etmeyen yüz ifadesiyle çantasını açarken içerisinden imzalanmış izin kağıtlarını çıkartıyordu. "Britanya Sihir Bakanlığı, Uluslararası Sihirsel İşbirliği Departmanı..." diye kendisini tanıttığı sırada ismini buyur etti. Adam karşısında eriyip ufacık hale geldi, memnuniyetsiz iletişimini toparlamaya çalışarak durumun ehemmiyetinin farkındalığıyla kadını görüşeceği ikilinin yanına ulaştırabilmek için harekete koyuldu.
Sihirsel delegeler danışmanlarından birisi sihirsel kongre üyelerinden bir adamı da yanına alarak kendilerine ayrılan geniş bir odaya davet etmişti Emma'yı. Aralarında geçecek olan hararetli konuşmanın kimse tarafından duyulmamasının önemi, herhangi bir bakanlık çalışanına yetkili birimlerden önce sızdırılması konusundaki endişesiyle odanın etrafı büyüyle korunuyordu. İçeriye girdiğinde kongre üyesi Bay McCratch ve danışman Bayan Dumphill ayağa kalkmışlardı kendilerinden emin bir şekilde. Yüz ifadelerinde suçlayıcı tavırlarla karşılacaklarını düşündüklerini okumak aşikardı. Emma Louise duruşundaki özgüveni yerinden kıpırdatmadan elini uzatarak tekrardan kendisini tanıtma lüksünü (!) göstermek zorunda kaldı. "Ben, Britanya Sihir Bakanlığı tarafından görevlendirilen Uluslararası Sihirsel İşbirliği Departmanı çalışanı Emma Louise Guendolen." Karşısındaki iki çift gözün ruhlarındaki iletişim kaynaklarını okumaya çalışıyordu. Adam ve kadın, oturması için cadıya elleriyle işaret verdiklerinde Emma ilk olarak onların oturmasını beklemişti. Koltuğa onlardan önce değil, onlarla birlikte oturacaktı. Bir şekilde her ikisinin de kendisine tepeden bakmalarını engellemiş olacaktı böylece.
"Bugün sizinle ivedikle paylaşılması gereken, Amerika sınırları dahilinde olup Britanya büyücü dünyasında güvenlik ihlallerine sebebiyet veren, hayati risk teşkil eden durumları paylaşmak için buradayım. Zira bu durumlar uzun zaman öncesinde meydana geldi ancak MACUSA tarafından tarafımıza hiçbir bilgilendirilmede bulunulmadı. Amerika kaynaklı sıkıntılar ülkemiz topraklarında-" diye hararetle cümlelerine devam ederken Bayan Dumphill'in sesi kesmişti Emma'nın aklındaki cümleleri. "Ne yani? Bizi, size bilgi vermediğimiz konusunda mı suçluyorsunuz?" diye sorarken yadırgayıcıydı kadın. "Rica ederim Bayan Dumphill. Yalnızca sınırlarınız içerisinde büyücü dünyasını tehdit eden risklerin farkına varmadığınız ve bunların kontrolünü sağlamadığınız için bu tehditlerin uluslararası boyutlara taşındığından bahsediyorum." diyerek bakışlarını kararttı. Onun üslubuna karşılık her şeyi tane tane söylüyor, inanamama ya da anlamama haline karşılık ise kelimelerimin üzerini bastırıyordu. Ülkesinin sınırları içerisinde dış kuvvetlerden gelen kimliği belirsiz insanlar kol gezerken kimin iyi niyetli olduğunu anlamak kolay olmuyordu. İnsanların görünür yerlerinde güttükleri amacı belli eden işaretler olmadıkça karanlık ve ölümün varlığı da en nihayetinde iyilik ve aydınlık gibi yaşamını sürdürmeye devam ediyordu.
Çantasına uzandığında içerisinden kaçırılan ve ardından da cadı avcıları tarafından öldürülen Meredith Boleyn'in hareketli bir resmini çıkarttı önce. Ardından Merlin'in mührünün kırıldığına dair yazılan soruşturma evrakının bir aslını da birliği kuvvete dönüştürebilmek adına gösterecekti. Evrakları inceleyebilmeleri için karşısındaki bürokratlara izin verdiğinde Bayan Dumphill tekrardan milliyetçi bir tavır güden çehresiyle "Bu ithamlarınız çok yanlış Bayan Guendolen." dedi burnundan soluyarak. "Bizler, büyücülük dünyasının korunması konusunda sınırlarımız bünyesini olağan en iyi şekilde gözeten ülkelerden birisiyiz, bunu neredeyse tüm dünya biliyor." dediği sırada elindeki kağıtlara dönmüştü. Bu kadın fena halde uzlaşması güç, akıl almaz ve dinleyip anlamak konusunda çekince sağlayan bir kadındı. Bayan Dumphill'in ılımlı bir iletişim sağlanamayacağı yeterince açıktı. "Elinizdeki fotoğrafta gördüğünüz kişi Meredith Vivienne Boleyn, kendisi Britanya Sihir Bakanlığı'nın saygı duyduğu, elinden gelen tüm gayreti işine adayan bir seherbazdı." diyerek bulunduğu anın nabzını ölçmeye çalıştı. Her ikisi de kılını kıpırdatmadan fotoğraftaki genç kadının güzel ve cansız yansımasına bakıyorlardı. "Bayan Boleyn, cadı avcıları tarafından Britanya sınırlarında kaçırıldı. Ancak kaçırılması Britanya çizgilerinde kalmadan Amerika'ya taştı. Bunun bilgisini tarafınıza ilettiğimizi düşünüyorduk." dediğinde kaşlarını kaldırdı. Ses tonu bir açıklama mesajı değildi esasında, bir soruydu. Cümlesini yalnızca bir soru biçimi ile dile getirmemişti. "Böyle bir duyum aldık, evet. Fakat yalnızca duyumdu ve daha fazlası için bir talepte bulunulmadı. Ancak yapılan değerlendirmeler doğrultusunda..." diye homurdanarak göbeğini kaşıyan Bay McCratch'e öfkelendiğini belli eden ses tonuyla cevap vermeye koyuldu Emma. Kızmıştı çünkü ortada hiçbir inceleme yoktu. İhmaller denizinde boğulmanın bedeli insanların canlarına kast edilmeyle sonuçlanmıştı. "Yapılan değerlendirme denilen bir şeyden bahsedemezsiniz Bay McCratch." derken tısladı. "Veyahut yaptığınız denetimler bakanlığınızca yetersiz kaldı zira Meredith Vivienne Boleyn, Amerika sınırları dahilinde cadı avcıları tarafından katledildi." derken cümlesini adeta masanın üzerine tükürmüştü. Böyle bir durumun ihtimali söz konusuyken dahi üzerinde durulmamasına öfkeliydi, aynı amaç ve yaşamın peşinde koşturmaya çalışanların bu bölücülüğü niyeydi? Konunun Britanya tarafından geciktirilmesi durumuna da her ne kadar kızgınlık duyuyor olsa da duygularını profesyonelliği gereği gizlemek zorundaydı. Oturup kimsenin ardından ağlamadı ancak içten içe hissettiği ıstırap Emma'yı dolaylıca sarmalıyordu. "Ülkenizde cadı avcılarını besliyorsunuz ve bu durumu kontrol edemiyorsunuz! Kanlı baloda öldürülen büyücülerimizden haberdarsınızdır herhalde, değil mi?" dedi sert bir üslupla. Bayan Dumphill'in bakışlarındaki ateş yüzüne çarpsa dahi istifini bozmadı. Suçlu olan sözleri değildi, bu bakışmalar Emma'yı korkutmazdı. Emma, kongre üyesine baktı. Dudakları gittikçe gerilmişti. Sıkılgan bir yüzü vardı adamın. Çenesindeki seğirmenin gittikçe duyguya bulandığı, vicdanın azabıyla tütsülendiği aşikardı. "Bu konuda bizden ne istiyorsunuz?" dedi ellerini öne doğru uzatarak. "Şu an kim seherbazlarını cadı avcıları konusunda öne sürürse risk altında kalacak." derken çaresiz bir nefesi dışarıya bırakmıştı. Emma kaşlarını çatarak "Yani?" diye sordu kaşlarını çattığı sırada. Dirseklerini masaya koyarak adamın suratına yaklaştı. "Yani Bay McCratch, risk altına kalınırsa ne olacak? Farkında mısınız bilmiyorum ancak sizin ülkenizdeki cadı avcılarının kontrol edilemeyip yargılanamayışı nedeniyle öldü insanlarımız. Burada yapılacak ilk şey, sorumlusu olduğunuz şeyi kabullenmek ve ivedi bir şekilde çalışmalara başlamak. Aksi halde, Britanya Sihir Bakanı'nın kararı ile Britanya sınırları Amerika'ya kapatılacak." dedi bir çırpıda. Nefesi tükenmişti. Uzunca cümleler kurmak boğazını kurutmuş bu yüzden masanın üzerindeki su Emma'nın dilindeki yerini bulmuştu.
Bay McCratch daha uysal bir adamdı, diğer danışman gibi savunmacı iç güdülere sahip değildi. "Bizi bunlarla suçlayamazsınız!" diyordu danışman gözü dönmüş bir şekilde. Sanki ömür yüz yıl olsa susmayacak bir kadın gibi dizlerine dek düşen çenesini toplamakta zorlanıyor gibiydi. "Suçlamıyorum Bayan Dumphill." dedi sabrını kontrol altında tutmaya çalışarak. Emma'nın şu an en son istediği şey çileden çıkıp duygularıyla hareket etmek, karşılaşmayı karşılıklı birer atışmaya dönüştürmekti. "Zaten gerçekleşen bir olayın "suçlama" kapsamında sayılmadığını ifade etmek isterim." derken noktalama işareti koymaya çalıştı kadının sesine. "MACUSA, kendi içerisinde büyüyen bu 'terör' birleşimlerini durdurmak konusunda geri adım atacak ise sınırlarımızın açık kalmasının ne anlamı var? Sizler de biliyorsunuz ki, bu bir grup ya da çete olmaksızın bireysel silahlanmalar ile de kendi ulusunuzdaki büyücü halkının da sonunu getiriyor." Bacak bacak üzerine attı. İki bürokrat bu konuda neler yapılabileceği hususunda münakaşa ederken parmaklarıyla masada sessiz bir ritim tutturdu. Sıkılmıştı. Danışman cadı, kendisinden beklenemeyecek hızda bir dinginlikle "MACUSA adına, kayıplarınız için üzgünüz Bayan Guendolen." diye sıkılganlığını böldüğünde keyfi biraz olsun yerine gelmişti Emma'nın. Atışmanın zamanı değildi. Zaten yeterince baskı altında hissettiği bu dönemlerde birilerinin üzerinde tepinmek tercih edeceği son şey oluyordu genellikle. "Bu konuyu ilgili dairelerimiz ve bakanımızla paylaşarak sizleri haberdar edecek ve olağan ne hızlı şekilde güvenlik önlemlerimizi sıklaştıracağımızdan emin olabilirsiniz." dedi bu defa da kongre üyesi adam. "Kimsenin zarar görmesine izin vermeyiz." derken söylediğinin sahiciliğinden şüphe duydu Emma. Yalnızca cadıyı geçiştirmek, konuşmanın uysallığını korumak için bu sakin yolu tercih de ediyor olabilirlerdi. Bürokrasinin içi böyleydi işte, yapılacağı beyan edilen şeyler yapılmaz, tam aksi gerçekleştirilmek üzere yola koyunulması muhtemel şeyler gerçekleştirilebilinirdi. "Umarım." derken konu hakkındaki son sözlerine karışan Emma verdiği göz dağını korumaya devam etti. "Aksi halde Bay McCratch, belirttiğim gibi. Ülke sınırları Britanya tarafından kapatılacak ve halkına bu konuda açıklama yapmak durumunda kalan taraf biz değil, siz olacaksınız." diye omuzundaki saçı bir kenara attı.
Önündeki diğer parşömeni bu defa ikilinin önüne uzatırken boğazını kısaca temizlemek üzere öksürdü. Sabahki puronun acılığı hala kalmıştı etinde. "Merlin'in mührünün kırıldığı konusunda bilginiz var mıydı?" dedi dudaklarını yalarken. İkisi de ses seda çıkarmadan bakanlıktan aslı onaylanan, altında Cornelia'nın da imzasının bulunduğu evrakları okuyordu. "Hayır." dedi Bayan Dumphill şaşkınlıkla. Sesi içine kaçmış gibiydi. Utanç vardı bu defa yüzünde. Belki de sorumluluklarını bu denli saldıkları, bünyesinde çalıştıkları bakanlığın ne işe yaradığını unuttukları için utanç duyuyordu, kim bilir? "Aksini düşünmedim." dedi Emma yadırgayan ve -işte şimdi- suçlayan bir ses tonuyla. "Merlin'in mührü kırıldı ve geride 6 mühür kaldı. Bu konuda da Britanya Sihir Bakanlığı olarak çalışma ve önlemlerinizi artırıp başarılı ve güvenilir çalışanlarınızı sahaya çekmeniz gerektiğini düşünüyoruz. Elinizdeki evraklarda şu anlık bilmeniz gerekenler yazılı. Yine Britanya Sihir Bakanlığı olarak bu konuda işbirliği yapmaya hazır olduğumuzu da bilmenizi isteriz." diyerek derin bir nefes aldı. Bunalmıştı dört duvarın arasında. Tek olmasından mütevellit kendisini aslında tavrından şikayetçi olduğu kadınla aynı kefeye koymak durumunda kalmıştı. Emma da savunucu bir rol benimsemişti ancak en azından haklı bir savunmanın peşindeydi elindeki belgelerle. İçerisinde bulundukları durumun ciddiyetinin farkındaydı ve bu farkındalığı Amerika Birleşik Devleti'nin de bilmesini istiyordu. Kadın "Nasıl olabilir, nasıl bilgilendirilmemiş olabiliriz, aklım almıyor!" diye hayrete düşerken "Bu konuda bilgilendirilmeniz gerekmiyor Bayan Dumphill. Biz nasıl takip ediyorsak sizlerin de büyücü dünyasındaki iş birliği çerçevesinde bunu takip etmeniz gerekiyordu." dedi tepeden bakarak. Yeni başlayan mezunlara işi öğretmeye çalışan bir kıdemli gibi hissediyordu kendisini. Aksine durum hiç öyle değildi. Kadın varsa yoksa kendisinden üç yaş büyük olabilirdi ancak. Adamın ise saçları beyazlamaya, yer yer kelleşmeye başlamıştı. Alın çizgileri geçirdiği ömrün birer gölgesi gibi parıldarken yaşının Emma'dan büyük olduğu netti.
Üst düzey yetkililerin kafalarındaki yer edinen birkaç soruyu yanıtladıktan sonra doğrusunu anlayabilmeleri uğruna bazı şeyleri birer kez daha tekrar etmesi gerekmişti. En nihayetinde görüşmelerini tamamlamak için son cümlelerini sarf ederken "Biz bu konuda ne denli ciddi isek sizden de aynı yaklaşımı sergilemenizi bekliyoruz." dedi Emma. "Burada bugün paylaştıklarımızın uçup gitmesini istemiyoruz. Britanya Sihir Bakanlığı'nın kendisini tehdit eden her türlü duruma karşı duracağını ve elinden geleni ardına koymayacağını bilmenizi isteriz. Aksi takdirde son kez belirtmeliyim ki, söylediğim hiçbir şey sözden ibaret olmayacak."
Soğuk karşılama, soğuk ve çekingenlik dolu bir merasim ile tamamlandığında MACUSA'dan ayrılması yeterince kısa sürmüştü. Cebinden çıkarttığı saate baktı. İki saat geçmişti aradan. Şu an için Bay Carter, mühim bir görüşmesi yoksa bakanlıktaki makamında olmalıydı. Aceleyle iki sokak ötedeki tenha köşeye geçti, belindeki asasını bir elinin parmaklarıyla tuttu. Gözlerini kapatırken zihninde canlandırdığı görüntü Britanya Sihir Bakanlığı'nın giriş katıydı. Önce ofisine gidip üzerindeki yükten kurtulacak ardından detayları konuşmak üzere Seth Carter'ın odasına gitmek üzere harekete koyulacaktı.
[/justify]