17 Nisan, 2026 10:07:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Hayaletler ve Tarot Kartları  (Okunma sayısı 44 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Aleksandra Marzanna Jasnovidecký

Hayaletler ve Tarot Kartları
« : 29 Ağustos, 2022 15:20:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯ 𓇬 ⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯

[justify]Hayaletler saydamdır. Bağlı oldukları bir amaçtan dolayı fani dünyadan kopamamış kayıp ruhlardır. Manevi varlıklarını sürdürdükleri sürece onlara göz kulak olabileceklerine inandıklarından terk edemezler sevdiklerini. Ya da sadece ölümün esrarından korkmuş ve devam etmeye cesaret edememişlerdir. Ancak bu sözde özgürlüğü seçenler her zaman yanlarında ölümden bir parça taşıyacaklardır. Çünkü zaten bir kere o ince uzun elleriyle dokunmuştur onlara. Bir ortama girdiklerinde ansızın bastıran soğuk, huzursuzluk ve hatta hissettirdikleri korku bunun birer kanıtıdır.

Ölüm başlı başına kasvetli bir kavramken asla sonsuz huzura kavuşamamak daha da berbattır doğrusu. Çekilen onca acının sona ereceği ana gelmek, ama mutluluk parmaklarının ucundayken kayıp gitmesine izin vermek…

Tabii, bir insanın hayalet olması için illa fiziksel anlamda ölmesi gerekmez. Sesleri çıkmadığı ya da daha az çıktığı için orada oldukları halde varlıklarını belli edemeyen, diğer insanlar tarafından yok sayılan kişiler vardır. Yaşamın içindeki silutlerdir onlar. Ve rüyalara da yansır bu. Düş içinde bir hayalet olarak etrafta gezinirken, gerçekten orada yok gibidir insan. Onların yanından kayıp geçen bir histir yalnızca. Belki biraz üşüme, biraz korku salar etrafına ama kimse onu göremez. Başkalarının ne düşündüğünü öğrenmek için mükemmel bir fırsattır. Kimse onun hakkında bir şey düşünmüyorsa bu fırsatın niteliği sorgulanabilir.

Aleksandra yıllar önce ölmüştü. Kaderin ağlarını kurcalarken fazla ileri gitmiş, işine burnunu soktuğundan hayaletleri görmekle lanetlemişti tanrı onu. Ve zaman içinde onlardan biri haline gelmişti; kimsenin adını hatırlamadığı, yaşamın içinden bir siluetti o artık. Ne bir ailesi ne de bir adı vardı.

Solan tek şey parlak kızıl saçları değildi o uğursuz günden sonra; firuze bakışları da rengini kaybetmiş, griye dönmüşlerdi. Ona bakan biri ya hayalet ya da bir vampir sanabilirdi rahatlıkla, uzaktan dahi fark edilen zayıf bedeni bir ölününki kadar beyazdı, teni yıllardır güneş görmemişti sanki. Gözlerinin altında günlerin uykusuzluğunun getirdiği koyu renk halkalar vardı; uyku onun bir diğer laneti olmuştu kabuslarında gördüğü ölümlerden dolayı, bir kere ölümü gördü mü o kişinin hayaleti bırakmazdı peşini, nereye baksa karşısına çıkar keyfini kaçırırdı.

Yalnızca üç kişi vardı onun bu sırrını bilen: Afrodit, Bayan O’Malley ve bir zamanlar aşık olmak üzereyken kaybettiği o isim... Richard. Belki de uçuruma doğru giden hayatındaki son kırılma noktasıydı onu o şekilde kaybetmek. Hogwarts’ı terk etmişti son senesinde, bütün bu ızdırabını dindirmek adına canına kıymaya çalışmıştı sonrasında ancak bütün denemelerinde bir nedenden ötürü hayatta kalmıştı.

Bayan O’Malley ile bu şekilde tanışmıştı, son seferinde onu kurtaran isim Isolde’ydi. Morana bir abla gibi benimsemişti onu, ardına saklandığı karanlıktan çıkmasını sağlamıştı. Birbirlerine ne kadar benzediklerini fark etmeleriyle aralarında bir bağ oluşmuş ve çok geçmeden Mag Mell’den iş teklifi almıştı Morana. Mag Mell’in bir falcıya ihtiyacı yoktu belki ama hayatı biraz da olsun düzene girecekti bu sayede.

Altı koca yıl olmuştu, bir ömrün çeyreği bile olmasa da bir şeyleri değiştirmek için yeterince uzun bir süreydi. Isolde elinden geldiğince yardımcı olmuştu bu konuda, bazen hazırladığı yatıştırıcı iksirler bazen de şarap kadehleri eşliğinde şömine karşısında dertleşerek.

Ancak kabusları peşini bırakmayacak, çığlık çığlığa uyandığı geceleri geri gelecekti.

Mag Mell’in gözlerinin önünde yakılması içinde geride bıraktığına emin olduğu travmaları tetiklemişti. Ailesini de bu şekilde kaybetmişti Morana, cadı avcılarının elinde, bir kazığın üzerinde... Gençliği ve sevdikleri küçük bir kibrit alevi ile kül olmuştu acımasızca. Ve o gün karanlığa, ait olduğu yere, geri dönmüştü bir kez daha.

Gözlerinin önüne dökülen gümüşi saçlarıyla, Mag Mell’de, onun için ayrılmış sessiz köşesinde tarot kartlarını karıyordu; dokunduğu her bir kart, daha önce bu deste tarafından bir kehanet biçilmiş artık hayatta olmayan her bir ruhun ölüm anını gösteriyordu ona. Ölüm nedenleri falında ecel çıkması olmayabilirdi belki ancak Morana’nın lanetiydi bu; ölümün soğuk pençelerinden sağ kurtulmanın bir cezası ya da tanrının bozuk espri anlayışının bir cabası...

Her bir kayıp ruhu gördüğünde hissettiği ecelin kan donduran nefesiydi. Ona unutmak istediği bir ismi fısıldıyordu, kulaklarını tıkasa bile Banshee’nin çığlığından beter, alçalmak bilmeyen tınısıyla. “Aleksandra bize gel... Aleksandra... Aleksandra...”
[/justify]
« Son Düzenleme: 19 Eylül, 2022 17:06:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Aleksandra Marzanna Jasnovidecký »