Genel İşleyiş > Yetişkin Karakter Başvuruları
Cheshire
(1/1)
Cheshire:
Karakterin Adı ve Soyadı: Cheshire (Gerçek adı: Chester Veneris. Normalde söylemez de, hadi size kıyak geçsin.)
Karakterin Yaşı: 24
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Gerçek adını öyle herkese söylemeyen Bay Cheshire, tam bir yalancı ve düzenbazın tekidir. İnsanları bir karınca veya böcekten daha düşük görür ve yüzünde her zaman bir sırıtış vardır. Tatlı ve cana yakın durmasına karşın bu sempatikliğini insan kapmakta kullanır ve verdiği sözleri her an bozabilir. Gerçi, genelde çoğu sözünü tutar çünkü çıkarı olmayan konularda söz vermeyi tercih etmez.
Karakterin Kısaca Geçmişi: Bay Cheshire'ın nereden, kimlerden, ne zaman geldiği bilinmiyor. Doğum gününü bile gizliyor insandan ancak gençliğinin baharında olduğunu söylemekten de çekinmiyor. Gençliğinden beri sikiyle birlikte her dört ayda bir ülke değiştirir, gezebildiği tüm şehirleri gezer ve her ülkeden çeşitli insanları da sirkine katarak yeni yeni gösteriler hazırlar. Özel Üyeler için olan sirkinde bazen bazı 'minik kazalar' yaşandığı için çalışan bulmak onun için biraz da zorunluluktur aslında.
İstediğiniz Meslek: Gezgin Sirk Yöneticisi
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip:
Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü: 7
Lanet Gücü: 10
Tılsım Gücü: 10
İksir Gücü: 3
Örnek RP: [spoiler] Sarışın büyücü çocuk, evlerinin güzel bahçesinin verdiği huzurun tadını çıkarıyordu. Bir herbokolog olan annesinin eseri olan bu bahçe, türlü türlü çiçeklerle süslenmişti. Çok hafif bir rüzgar vardı ancak rahatsız etmiyordu, yanaklarına bir kelebek öpücüğü misali değip geçen bu yumuşak his gayet hoşnut bırakıyordu Starlight ailesinin en büyük oğlunu. Sarı, yumuşak saçları her adımında aşağı yukarı süzülüyor, rüzgarın hareket ettirmesine fırsat bırakmadan Lucretius'un hareketleri sayesinde ahenkle kıpraşıyorlardı. İnce, beyaz parmaklarıyla saçlarını düzeltirken bir gül ağacının yanına geldi ve gülümsedi. Ah, ne kadar da güzeldi annesinin yetiştirdiği bu güller! Daha güzel olmaları için-
“Ah, Luka. Bugün de mi bahçeyle ilgileniyorsun?”
Babasının sesiyle irkildi sarışın çocuk. Yumuşak tebessümünü yüzüne takınıp aynı kendi gibi sarışın olan genç seherbaza baktı. Lucian, Lucretius'un saçlarını şefkatle okşarken, çocuk lafa girdi.
“Evet babacığım. Çok güzeller ama annem çok meşgul ve bitkilerle ilgilenecek vakti yok... O yüzden ben ilgileniyorum.” dedi, babasının eline sırnaşırken. Lucian, oğlunun düşünceliliği karşısında gülümsemeden edememişti. Çocuklar evlatlıktı belki ama ikisinin de hem kendine, hem Mirabelle'e çok benzediğini inkar edemezdi. Görünüşleri, kişilikleri, alışkanlıkları, tepkileri, her şeyleri ikisine benziyordu. Oğlunun alnına bir öpücük kondurduktan sonra, çocuğun daha yeni düzeltmiş olduğu saçları karıştırıp kıkırdamış, arkasında kaşları çatık ama hafiften gülümseyen bir Lucretius bırakmıştı.
Ah, evet, nerede kalmıştık? Lucretius'un annesinin yetiştirdiği bu güller cidden çok güzeldi. Ama... Daha güzel olabilirlerdi. Lucretius, bakmaya doyamadığı bu eşsiz güzellikleri nasıl ilahi bir güzelliğe kavuşturabileceğini biliyordu. Yapmalı mıydı? Annesi de beğenir miydi, eğer gülleri güzelleştirseydi? Yoksa kızar mıydı işine karıştığı için? Her halükarda, denemeye karar vermişti. İlahi güzelliğin nasıl olacağını biliyordu ve eğer biri bunu beğenmezse, bu onların zevksiz olduğu anlamına gelirdi. Ve ilahi güzelliğe kavuşmanın tek yolu ise...
“Ölmeleri...” diye titrek ancak istekli, kısık bir sesle mırıldandı yeşil gözlü çocuk. “Ezilmeleri, acı çekmeleri, ayaklarımın altında yok olana kadar parçalanmaları...”
Düşündükçe bile heyecanlanmıştı istemsizce. Güllerin, ayaklarının altında ezildikten sonra yaratacakları o görüntü, Lucretius'un kalbini hızlandırmaya yeterdi de artardı. Annesi zevksiz biri değildi, beğeneceğinden kuşkusu yoktu çocuğun. Heyecanla sağ elini güllere attı ve hışımla koparttı. Büyük bir neşeyle parçaladıktan sonra yere atmış, tek ayağıyla ezmeye başlamıştı. Her hareketi daha da tatmin ediyordu çocuğu. Yüzünde yer alan, memnuniyet ve zevkin verdiği kocaman bir sırıtış eşliğinde gül yapraklarını paramparça edene kadar ezdi. Ayağını üstlerinden çektiğinde karşılaştığı görüntü sayesinde mutluluktan gözleri dolmuştu. Çok güzellerdi! Biraz önce yeşil yaprakların arasında, tüm ihtişamı ve canlılığıyla oldukça huzurlu duran kırmızı güller artık tanınmaz haldeydi.
Yaprakların suyu fışkırmış, ezik büzük kalmışlardı. Çevrelerindeki kızıl sıvı ise onları kan gölünde yatan cesetlere benzetmişti. Çok güzellerdi işte! Güzelliğin en üst seviyesi buydu ve Lucretius annesinin güllerine yardım etmişti! Güllerin üstüne, onlara ait olmayan kırmızı bir damla düştü aniden. Sarışın çocuk şaşırmıştı elbette, nereden gelmişti ki bu? Bir damla daha düşmesiyle, sonunda az önce bu damlalardan daha parlak bir kızıl renkteki şaheserlerin canına kast ettiği eline bakmak aklına gelmişti. Yeşil gözlerini yavaşça sağ eline yöneltti, işte oradaydı.
Gülleri bin kat daha güzel gösteren sıvının kaynağı, kendi eliydi. Lucretius'un sağ eli, güzelliğin en üst seviyesine çıkartabildiğini düşündüğü gülleri daha da güzel göstermişti.
Yoksa, acı çekerek yok olmak en güzel görünüşü vermez miydi canlılara? Güzel olmak için Lucretius'un kanıyla mı süslenmesi gerekirdi tüm yok olmuşların? Ah, ne kadar da zahmetli bir işti bu böyle! Lucretius'un tek görevi güzel şeyleri ilahi güzelliğe ulaştırmaktı, bunun için doğmuştu, o zaman kanının bu kadar kutsal olması gayet normaldi. İstemsizce kıkırdamaya başladı çocuk. Dünyadaki tüm güzellikler, bu yeşil gözlü çocuğun tek damla kanına muhtaçtı.
[/spoiler]
Locomotor:
Karakterinizi onayladım. "Sirk"inizin ilginç şov unsurları ve gizemli geçmişinizi takipteyiz Bay Cheshire.
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git