[justify]Talihin olağanüstü bir şekilde kendilerinden yana olmasında tanrının parmağı olduğuna emindi Ares; dine bile dönebilirdi o anda, eğer buradan sağ çıkabilirlerse Pazar günleri kiliseye bile giderdi. Iris ve diğerlerinin peşlerinden geldiğini gördüğünde kaderi için kumar masasına oturmuş yüce yaradanının nelerden feragat ettiğini merak etmeden duramadı. Sözde organize bir kurtarma ekibi olmaları gerekirken daha görevin en başında ayrı düşmeleri hiç de iyi bir başlangıç sayılmazdı oysa, yine de bir şekilde başarmış gibi görünüyorlardı. André yanlarında, William ve Alfred’in omuzlarındaydı; merdivenlere arkada kimseyi bırakmadan ulaşmış sayılırlardı; geriye yalnızca bu lanet yapıdan ayrılmak kalmıştı.
“
Aptallığının bedelini bize ödettiğinin farkındasındır umarım!” dedi yanında koşan Eurus öfkeyle, hemen ardından arkasına bir bakış attı ve Michael’e yaklaşmak üzere olan bir oğlana
Colloshoo yolladı.
“
En azından deneyim oldu diyemez miyiz sevgilim?”
“
Başlatma deneyimine!” Arkasındaki mavi-sarı cüppelilere döndü bu sefer. “
Hadisenize neyi bekliyorsunuz bir düzine piç kurusu tarafından yakalanmayı mı? Zahmet olmayacaksa daha hızlı koşun!”
Merdivenlere ulaştıklarında önce Iris’in oradan çıkmasını bekledi Ares; peşinden William, Alfred ve André’yi yolladı; hasar görmüş olmalarına rağmen peşlerinden gelmekte olan kişilere daha dikkatli baktığında aslında aralarında çok da fazla yaş farkı olmadığını fark etmişti. Burada çocuklara ne yapıyorlardı böyle? Korkunçtu ancak şu an bunu düşünmenin sırası değildi. Michael’i de yukarı yollarken aralarındaki mesafeyi kapatmasına çok az bir yol kalmış çocuğa doğrulttu asasını, “
Stupefy!” diye bağırdı var gücüyle.
Eurus ise grubun en gerisinde kalan Mirabelle’i sinirle yukarı itti ancak kız aniden aklına bir şey gelmiş gibi geri dönmüştü. Ares’in ona seslenme fırsatı bile olmadı, nereden çıkardığını bilmediği buruşuk bir bitkiyi “
Yeet!” diye bağırarak onları takip eden güruha doğru fırlattı. “
Koşun!”
İnsanın huzurunu kaçıran Latince sözler korosundan da gür, kulakları sağır edecek türde bir çığlık yankılanmaya başladı koridorda. Bir adamotunu öylece salmak ne kadar akla yatacak bir fikirdi bilinmez, artık sadece yakalanmamak için değil kulak zarlarının iyiliği adına ayrılmak zorundaydılar oradan.
Tanrının kutsal mekânına leke sürmüşlerdi belki o gün, yapacakları son hamle ise ulaşılamamayı garantilemek adına merdivenleri ateşe vermek olacaktı. Plana ne zaman dahil olmuştu bilinmez, anlık gelişiyordu her şey, cenneti simgeleyen bu ulu yapıyı ateşe vermek ironik bile sayılabilirdi. Kendilerine şeytanın hizmetçisi diye suç atan insanların eline malzeme vermekti nihayetinde. Fakat bir kez daha olan olmuştu, kaşla göz arasında Michael ile birlikte merdivenlerden aşağı yuvarladıkları tahta kürsüye bir
Incendio yolladı Ares.
Ve en sonunda kaçtılar, kilisenin kasvetli ortamından buz gibi açık havaya çıktılar.
Soluklanmak için vakitleri yoktu ne yazık ki, bir çalılığın arkasına sakladıkları süpürgelerine doğru koştular duraksamadan. Son bir pürüz çıkacaktı karşılarına, içlerinden bazılarının süpürgesi orada değildi. Ellerindeki tek kurtuluş biletinin süpürge ile en kısa sürede oradan uzaklaşmak olduğundan çözümü ayakta kalanları arkalarına almakta bulmuşlardı.
William, André’yi; Alfred, Michael’i ve Eurus bundan hiç hoşnut olmasa da Ares, Mirabelle’i arkasına almıştı. Tabii ki de kalpsiz olmadıklarından yaralı porsukları André’ye yolculuk boyunca kendinden geçmemesi adına kısa bir ‘hayır benimkini giysin’ tartışmasının adından Ares oğlana cüppesini vermişti.
Yükünü Rab’be bırak, O sana destek olur. Asla izin vermez doğru insanın sarsılmasına.Havalandılar.[/justify]
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1