İngiltere Büyücedünyası > St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi
Mağaranın Bıraktığı İzler
Marigold Adeena Godwinson:
[justify] Ay kadar parlak gümüşi saçları olan kadın takındığı güçlü maskesini yavaş yavaş düşürürken Goldie arkadaşını böyle görmeye dayanamayacağının farkındaydı. Daha önce pek çok defa birbirlerine sırlarını açmışlar ve birlikte gözleri şişene kadar ağlamışlardı. Fakat bu sefer elinden ona kendinin bile inanmadığı sözcükleri sarf etmek dışında yapacak bir şey gelmiyordu. Bundan nefret ediyordu, en yakın arkadaşına yalan söylemekten nefret ediyordu.
Genç kadına usulca sarılırken, “Max iyileşecek diyorum sana,” dedi yumuşak bir tınısıyla. “Ona ne kadar değer verdiğini biliyorum ve söz veriyorum tedavisini bizzat ben takip edeceğim.”
Altın saçlı olanın da gözleri dolmuştu, bunu belli etmek istemediği için kafasını öteki tarafa çevirdi. Aklına ablası gelmişti, ona tekrar kavuşacağından, birlikte tekrar mum ışında saçlarını örerken dedikodu yapacaklarından emindi. Onu öyle çok özlemişti ki! Bakanlığın onu ölü ilan etmesine ve çoktan cenazesini yapmış olmalarına rağmen kabullenmek istemiyordu gerçeği. Ölü bedeni hala bulunamamıştı bir kere. Kendini kandırmaya devam edebilirdi dilediği gibi.
Tezgaha yöneldi gözlerini yaşlar gitsin diye hızlı hızlı kırpıştırarak. İkisine de bir bardak kahve koyacaktı, kahve iyi gelmeyecekti de ne gelecekti?
Doldurduğu kupaların birini arkadaşına uzattı ve sedyenin ucundaki boşluğa oturdu. “Bilirsin beni,” dedi buruk bir gülümseme eşliğinde. “Ne derdim olacak en iyi arkadaşımı iyileştirmekten başka?”
[/justify]
Luna White:
Marigold'un ona sarılması ne kadar kötü durumda olduğunu hatırlattı Luna'ya. Goldie'den bir şey saklamaya çalışmamıştı hiç ancak onu böyle bir durumda görmesini de istemezdi. Çünkü elinden hiçbir şey gelmezken yalnızca oturup ağlamak Luna'nın tarzı değildi. O bir savaşcıydı, kılıç kullanamasa da savaşmaktan kaçmazdı. Başına gelen her şeyin nedeni bu olsa da kurtulmasının nedeni de buydu. Max'le bu kadar uyuşmalarının nedeni de.
"Sana güveniyorum Goldie. Max senin elinde olduğu sürece iyileşeceğine eminim."
Başka ne diyebilirdi ki? Can dostunu kaybetmekten deli gibi korktuğunu, ölecek gibi hissettiğini mi? Yoksa Goldie'nin içi boş umutlarına ortak olmayı deli gibi istediği için yalanlarına göz yummuduğunu mu? Hayır, bunları dile getiremezdi, getirirse gerçek olurdu. Her şey iyi olacaktı, olmalıydı.
Goldie'nin uzattığı fincanı alıp kahve kokusunu içine çekti. Mağaranın nemli, boğucu havasından sonra taze kahve kokusu iksir gibi gelmişti. Bardağın içine üfleyip büyük bir yudum aldı. İçini ısıtan kahvenin dertlerini götüreceğini umdu. Bir anlığına da olsa rahatladı, bir anlığına da olsa endişe etmeyi bıraktı.
"Eline sağlık Goldie. Senin kahven olmasaydı nasıl yaşardım bilmiyorum."
Ardından iç çekti. Çok fazla derdi, birçoğunu kendisi açmıştı başına ama yine de vardı. Marigold'un da ne kadar meşgul olduğunu biliyordu. O yüzden hiçbir derdi olduğuna inanmasa da dostunun sözlerine gülümsedi. Ruhsuz değil, biraz buruk ama gerçek bir gülümseme.
Arkadaşının eline uzanıp tuttu. Gözlerindeki hüzün ve minnetle, buruk gülümsemesi onu nasıl göstermişti kim bilir? Elini hafifçe sıktı.
"Bunca zamandır hep yanımda olduğun için teşekkürler. Sen olmasan ne yapardım, bilmek bile istemiyorum. İyi ki varsın."
Sözlerinde samimiydi. En kötü anlarında, en mutlu zamanlarında, sinirden çıldırdığı anlarda, tek kelime bile etmek istemediği zamanlarda her daim onu dinlemişti Goldie. Tüm söylenmelerini dinlerken bile şikayet etmemiş, her daim yanında olmuştu. Minnetkar bir insan değildi genel olarak ancak Goldie'nin varlığına tüm kalbiyle minnettardı.
RP SONU
Navigasyon
[0] Mesajlar
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git