Dünya Ülkeleri > Fransa
Leydi Delacroix'in Yakalanışı ve Sorgusu
(1/1)
Xander Warren:
Yine yollara düşmüş, bu sefer de Leydi Delacroix denilen bir cadıyı temizlemek için atının üstünde yol tepiyordu. Cadının ne yaptığını tam olarak bilmiyordu ama önemli de değildi. Cadı olması ölmesi için yeterli bir sebepti. Tabii bu sefer farklı bir rol izleyecekti. Alabildiği kadar bilgi alacaktı.
Xander malikaneye gittiğinde şunu gördü ki tek bir insan yaşamıyordu burada. Ya da insan olamayacak varlıklar yaşıyordu da denebilir. Engizisyondan aldığı bilgilerin yeterli olacağına inanarak malikanenin kapısından içeri girdi. Atını her zamanki gibi yolun başına bağlamış, tüm eşyalarını yanına almıştı. Planı basitti. Hiçbir büyü, alçakça yöntem onun kılıcına karşı gelemezdi.
Malikanenin etrafında dolaşıp biri var mı diye kontrol ettikten sonra seslerin geldiği malikaneye girdi. Sesler biri büyü yapıyormuş gibi geliyordu. Xander içeri girmeden kılıcını kınından çıkarttı. Ardından kapıyı tekmeleyip içeri girdi.
İçeride çürümeye yüz tutmuş bedeninin üzerinde bir cadı vardı. Yerde bazı çizimler vardı. Cadının gözlerinden akan yaşlar adamın üzerinde değiyordu. Xander böylesi bir manzarayı izleyecek değildi. Tam saldıracaktı ki cadının konuşmasını duydu.
“Lütfen… Yalnızca onu hayata döndürmeye çalışıyorum.”
Güçsüz, titrek sesin sahibi bir cadı olmasaydı da Xander durmazdı. Şimdi durmayacağı gibi. Cadının boğazına kılıcını dayadı, yerdeki asasının üzerinden geçip kırdı. Cadı kendini korumaktansa Xander’in Maximillien Delacroix olduğunu tahmin ettiği adama bakmaya devam etti.
Xander buna müsadeye etmeyip boğazına doğrulttuğu kılıcı hareket ettirmeden diğer eliyle cadının kolunu sıkıca tuttu. Ardından sürüklercesine odadan çıkarttı. Cadı acılar içindeymiş gibi çığlıklar atıp cesedin yanına gitmek istese de Xander buna müsaade etmedi. Onu tutup malikanenin etrafı gezerken fark ettiği kömürlüğe sürükledi. Cadı yaralanmış bir hayvan gibi inliyor, gözlerini eskiden cesedin olduğu yerden çekmiyordu.
Xander onu kömürlüğe götürüp bir sandalyeye oturttu. Asası olmayan bir büyücü sıradan bir insandan çok farklı değildi. Hele ki yas tutan biri, her şeye karşı korumasız olurdu. Sandalyeye sıkıca bağlı cadıya baktı kısaca. Çok tanıdıktı ifadesi. Annesi öldükten, öldürüldükten sonra aylarca bu ifadeyle gezmişti Xander. Bu cadı kendisini şanslı saymalıydı. Bu ifade uzun sürmeyecekti. Xander onu bambaşka bir hale çevirecekti. Onu bir büyücüden ölmek için yalvaran bir yaratığa dönüştürecekti.
Önce sorularını sıraladı. Cadıların nerede toplandığı, güçlerini nasıl kazandıklarını ve o güçlerin neler olduğunu sordu başta. Cadı sessizliğini koruyunca devam etti. Zayıf yanlarını, tanıdığı büyücülerin nerede olduğunu ya da olabileceğini, yaklaşık olarak kaç cadı olduğunu sordu. Cadının bakışları yastan öfkeye dönüşünce Xander ona yaklaşmaya başladı. Çenesini sıkıca tuttu. Cadı ise suratına tükürmekten başka bir şey yapmadı.
Xander çenesini sertçe bırakıp bir bezle yüzünü sildi. Yüzünde bilmiş, şeytani bir gülümseme vardı. Bu işin sonunu görüyor gibiydi.
“Cadı, ölümün en korkunç şey olduğunu sanıyorsan yanılıyorsun. Sevdiğin adamın ölümünü unutturabilecek yöntemler biliyorum. O yüzden itaatkar bir şekilde sorularıma cevap ver, ben de senin kocanın yanına tanınacak bir şekilde göndereyim.”
Cadının sert ifadesi değişmemişti. Aksine kararlı bir şekilde başını kaldırdı, gözlerini Xander alev kırmızısı gözlerine kilitledi.
“Yanlış bir şey yapmadığımı bilmene rağmen beni öldürecek misin? Sizin gibi aşağılık avcılara yakışır bir karar.”
Sesindeki öfkeyi duymamak için sağır olmak bile kafi gelmezdi. Xander’in gülümsemesi genişledi. Avları ne kadar baş kaldırırsa bu kanlı süreç o kadar eğlenceli oluyordu.
“Seni yanlış bir şey yaptığın için değil cadı olduğun için öldüreceğim.”
Cadı pes etmeyeceğini açıkça belli edince Xander eşyalarını çıkarttı. Hepsini güzelce dizdi. Eline bir tanesini alıp sırıttı.
“O zaman başlayalım mı?” dedi bilmiş bir ifadeyle.
Xander Warren:
Xander’in umurunda değildi tanrılar ve onların öğütleri. Cadıları böylesine bağnaz, sığ bir sebep için avlamıyordu. Hayır! Onları bir insan gibi düşünerek avlıyordu. Tıpkı savaşa girmiş iki ülkenin askerlerinin birbirlerini delicesine, durmaksızın katletmesi gibi öldürüyordu. Yoksa umurunda değildi tanrılar ve onların bitmek bilmeyen öğütleri.
Karşısındaki kadına bakınca ne nefret hissediyordu ne de sempati. Asasını çıkartmadığı, ağzından lanetleri kelimeler dökülmediği sürece kayıtsızdı. Eğer ismi dünyaya yayılmasaydı belki bir gün daha yaşayabilirdi. Ya da Xander’le karşılaşmasaydı. En başında büyüsünü reddetseydi başına böyle şeyler gelmezdi belki de.
Teni delik deşik, kanı yeri süsleyen cadı ne kadar savunmasız gözüküyordu. Öyle olmaması bir teselliydi yaşını almaya başlamış kelle avcısı için. Gerçi tehlikeli gözükseydi de pek bir şey değişmezdi ya. Ne de olsa o tüm duygularını annesini bir büyücünün eline kurban verdiği gün, 12 yaşında bir çocukken öldürmüştü. O yüzdendi göçebe gibi yaşayıp kimsenin almayacağı görevleri korkusuz bir şekilde kabul etmesi. Ne de olsa kaybedecek tek bir şeyi kalmıştı, canı. Karşısındaki cadıdan farkı da buydu. Onun kaybedecek çok şeyi vardı. Kaybedeceği kesin olan şeyler.
Cadının baygın ifadesi uzun bir süre izledi. Bunu yaparken acıkmıştı. Kendi elleriyle kuruttuğu eti keskin dişleriyle parçalıyor, bir yandan da şarabını yudumluyordu. Karnını doyurmuş, güneş yerini aya bırakmıştı ki cadı kıpırdanmaya başladı.
Xander onu uyandırmamıştı bilerek, nedeni ise açıktı. Onların zavallı, acınası halini izlerken ne kadar da zayıf olduklarını düşünüyor, annesini kurtarmasının yollarını düşünüyordu. O yüzdendi durmaksızın kılıcı sallamasının, tüm dünyayı atla karışlamasının.
Cadı acıyı hissedince yüzünü buruşturmuş, inim inim inlemeye başlamıştı. Tıpkı onun öldürdüğü insanlar gibi.
“Kendine geldin mi cadı?”
Cadıya yabancı, bir o kadar da tanıdık gelen sesi duyunca gözlerini zorlukla açtı. Gözleri dehşet ve korku doluydu. Normalde herkese açık yapılan işkencelerin aksine yapayalnızlardı. Bir şansı olduğunu düşünürken Xander başını iki yana salladı onaylamazca.
“Hiç düşünme cadı. Buradan kurtuluşun yok. Diğer cadılar gibi öleceksin. Ancak sana karşı merhametli olacağım. Eğer sorularımı dürüstlükle cevaplarsan sana acısız bir ölüm bahşedeceğim.”
Teni paramparça olan cadı gülmek istedi. Onu bu hale soktuktan sonra ne merhametinden bahsediyordu? Adama sert bir şekilde baktı. Bunun üzerine cadı avcısı onaylamaz sesler çıkarttı. Kılıcını eline alıp cadıya yaklaştı. Cadı geriye gitmek istese de bir milim kıpırdayamıyordu. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
“Bakışlarını sevmedim cadı. Belki yerinden çıkarırsam kendine gelirsin. Ne dersin?”
Ardından şeytani bir şekilde gülümsedi. Bu gülümseme cadının kanını dondurmuştu. Korkudan canını vermesine çok az kalmıştı. Pek çok cadı avcısı görmüş, hepsinden de kaçmayı başarmıştı ancak bu adamda bir terslik vardı. Nefret dolu değildi, aksine sevinç doluydu. Amacı ondan bilgi almak değil de canını yakmak gibiydi. Kimdi bu insan görünümlü şeytan?
Cadı bunları düşünürken Xander cadıyı iyice yaklaşıp kılıcının korkuyla titreyen kadının gözüne soktu. Gözünü çıkarmayı başaramamış, aksine patlatmıştı. Kadının gözünün parçaları suratına gelince iç çekti. Bu büyücüler neden bu kadar hassastı?
“Yoksa ben mi beceriksizim?” diye mırıldandı cadı çığlıklar atarken.
Şimdiye kadar kaç kez denese de gözlerini yuvalarından sağlam çıkarmayı başaramıyordu. Neyi yanlış yapıyor olabilirdi? Belki fazla güç uyguluyordu, belki de yanlış açıdan çıkartmaya çalışıyordu. Belki de yanlış aleti kullanıyordu. Daha küçük, kontrol etmesi kolay bir şey kullanması daha doğru olurdu.
Cadı avcısı bunları düşünürken kurbanı acılar içinde kıvranıyor, göz yuvasından akan kan zaten kan gölüne dönmüş yere akıyordu. Kadın aklını kaybetmek üzereydi. Bu kaçıncı bayılışıydı. Daha ne kadar sürecekti bu işkence?
Cadının bayıldığı gören Xander gidip bir bezle yüzünü temizledi. İyi ki sakallarını tıraş etmişti, yoksa bu parçaları temizlemek sinir bozucu olabilirdi. Ağzına girmiş birkaç parçayı da tükürüp üstüne şarap içmişti. Cadının uyanmasını beklemek istemedi bu sefer. Yanında su olmadığı için yüzüne çok sevdiği şarabını döktü. Cadı uyandığındaysa sorularını sıralamadan önce uyardı.
“İlk konuşmamızı hatırlıyorsun, değil mi? Sana ölümden kötü şeyler olduğunu söylemiştim. Bu yaptıklarım yalnızca başlangıç. Senin o kirli ağzını açmak için ne kadar gerekirse o kadar işkence ederim. Seni iyileştiririm gerekirse, ardından tekrar. Tekrar ve tekrar bundan bin kat kötü acılara maruz kalırsın.”
Cadının tek gözündeki korkuyu görmek mümkündü. Tüm bedeni minik bir serçe gibi titriyordu. Dudakları kanlanmış ve kupkuru cadı ağzını açamıyordu.
“Şimdi tekrar soruyorum. Bana cadılar hakkında bildiğin her şeyi anlatacak mısın yoksa devam mı edelim?”
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git