Başlıktan ve Samuel'in kaderinden dolayı kalan iki kişiyi tahmininize bırakıyorum....
SAMU MOOD:
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=VAD_TwPYqR8[/youtube][/spoiler]
1866 Bahar Dönemi
Büyük Salon’da ders çalışma saatlerindeyiz. Akşam yemeğinden sonra bir saatlik etüt yapıyoruz. Çok da işe yaramıyor ama, yemek yedikten sonra gelen bir çökme hissi vardır ya… Gidip yatağında uzanasın gelir, Ortak Salon’da koltuklara gömülüp keyif çıkarmak… Onun yerine sınavlar için ders çalışıyor olmak çooook sıkıcı. Kendime vakit ayıramazsam o gün benim için korkunç geçmiş demektir. Sınavlardan alacağım puan biraz strese sokuyor açıkçası. Birinciliğe oynamak istiyorum ama yanında yapmam gereken bir sür şey daha var. Bina Başkanı olmak da mesai harcatıyor. Odasında bir sıkıntısı olan direkt bana geliyor. Kavga ediyorlar, oda değiştiriyorlar birileriyle. Geçen gün Andrew diye bir çocuğun midesi bozulmuş. Tuvaletlerde bıraktığı pislikleri geçtim tamam mı? Alttan tutamıyosun bir şeyleri belki. Ama kardeşim onu geçtim… Odada birinin yatağına kusmuş, temizleyeyim derken her yere bulaştırmış. Duvarlar, halılar… Tam bir olay yeriydi. Ben gördüm, kimseye önermem. Çocukları alıp başka odalarda yer yatakları yaptırdım. O kadar acıdım ki alıcam birini koynuma yani, travma bildiğin. E hocalara da söylemek istemedik o saatte, hem de Andrew utançtan yerin dibine girmişti. Bütün okulun duymasına izin veremezdim. Çocuk daha 3. sınıf, önünde çok yol var… Neyse böyle başımda işler varken bütün derslere ilgimi veremiyorum. Charlotte da dengemi çok bozdu. Beni sadece arkadaş olarak gördüğünü söylemesinin üzerinden bir ay geçmedi sayılır. Fazla mı ciddiye almıştım, abartmış mıydım bilmiyorum ama hala gözüm onu arıyor koridorlarda. Yediremiyorum abi. Ne demek sadece arkadaş? İlk defa reddedildim de. İlk başta baya sinirlendim, ama şu anda arkadaş kalabileceğimizi düşünüyorum. Belki arkadaşlığı da bozardım hatta ilerde. Çocuk gibi Charlotte, alışık değil. Yoksa bence o da benden hoşlanıyor. Korktu sadece diye düşünüyorum.
Derken Martha oturdu karşıma. Gözlerini sonuna kadar açmış, kaş göz yapıyor bana. Etrafı kolaçan ediyor bi de. Benim dedikodu sever mahalle teyzesi arkadaşım, neler getirdin bakayım? Kafamı salladım noldu der gibi. Yaklaşmamı işaret etti. Eğildim ona doğru. “SENİNKİ VAR YA!”“Şşşş!” Hufflepuff masasına döndüm kimse duydu mu diye kontrol amaçlı. Özellikle de Charl. Gryffindor’dan birkaç bakışı üstümüze çekmiş olsak da sorun yoktu. “Bağırarak fısıldamak hala bağırmak oluyor kankam.” dedim azarlarcasına.
“Tamam tamam, seninki var ya.
"Charl mı?"dedim kaşımı kaldırarak.
"Hah, Charlotte işte ya adını unutuyorum hep. Ama ben birrr şok bir şok anlatamam Samu. Bak seni severim, Alice’ten sonra kızdım doğruya doğru ama bu sefer turnayı gözünden vuracak gibiydin. Hiç bekle-“
“Ne olmuş” Tüy kalemimi masaya vurmaya başladım sabırsızca.
“Ya bak yine hani garip bir kız diye düşünmüştüm, bir sorun vardı ama bunu da yapmazsın be. Bu da yani BOM-BA!” Ne bombası? Ne yapmış olabilir ki? Sorunu neymiş? Bakışlarımı görünce “Ah tatlım.. Keşke sana bunu ben söylemiyor olsam-“ Edward oturdu bir anda yanıma. İkinci dedikodu bombası. “Aha tamamlandı baykuş hattı. Söyle neymiş?” dedim derin bir nefes alarak. Gerildim.
“Kannnkaaa. Charlotte senin kuzenle işi pişirmiş yaa. Şok oldum, sen de şaşırmadın mı?”
Ne yapmış?
“Ne pişirmiş? Mutfakta mı?” Nasıl?
“Samu beraberlermiş işte! Sevgililer mi bilmiyorum ama gizlice buluşuyorlarmış!”
Ne demek buluş- “Onlar sevmiyor birbirini.” dedim dalgınca. Sevmiyorum, anlaşamıyorum diyordu? Yalan mı söylediler? Eadwig bana yumruk attı. İki kere hem de. Charl ile olmamı kıskanıyordu. Bu muydu aylardır çözemediğim sorunumuz? Charlotte’a kaydı gözüm. Eadwig’e döndüm sonra. İkisi de sakince parşömenleriyle ilgileniyorlardı. Çok masum gözüküyorlardı böyle. Arkamı dönünce mi bakmaya başlıyorsun Eadwig piçi? Yok abi Eadwig bana bunu yapmaz. Charlotte da dünya tatlısı bir kız. Charlotte ya. Tamam beni reddetmiş olabilir ama bunu yapmaz. "Uydurmayın." dedim kafamı sallayarak. Gözlerimi kapamıştım anlık. İnanmak istemiyorum tamam mı? "Yalan söylüyorsunuz. Kızı salayım diye yapıyorsunuz. Çok kötü taktik. Plan yaptım ben, çıkışta konuşacağım Charl'la." Fazla ses çıkarmıştım, Charlotte'ın bize döndüğünü görünce kafamı çevirdim ve sakin kalmaya çalışarak bacağımı sallamaya başladım.
"Yalancı mıyız biz şimdi?" dedi Edward alınganca.
Martha da "Ne zaman sana yanlış dedikodu getirdim? Mantıklı düşün, AÇ GÖZÜNÜ! Saplanmış sırtına bıçaklar! Kan bağın var da noldu bak, sana en büyük kazığı attı herif!"
"ŞŞŞ Sessiz olur musun? Ciddi sanacaklar." dedim etrafı kolaçan ederken.
"Bak, zaten herkes bunu konuşuyor. Kaynıyor kazan, buharlaşacaksın sen de yakında."
Yüzümü buruşturdum. Ellerimle yüzümü kapadım, ovaladım. Baş ağrısı saplandı bir anda. Hayır hayır, yok öyle bir şey. Ayağa kalktım aniden. "E gideyim ben, sorarım öyle mi diye? Charlotte doğruyu söyler." Saçmalama çok kızar iftira diye. Nasıl inanırsın falan diyecek kesin. İnanmış gibi yapmasam daha iyi. Oturdum geri. Offf. Saçlarımı yolmaya başladım. Kıkırdama sesleriyle sağıma döndüm. Bana bakıyorlar. Niye gülüyorlar ki? "Ne? Ne var?" dedim gözlerimi büyüterek. Arkasını döndü kızlar. Derken sırtıma bir kağıt atıldı, döndüm, aldım yerden. Gözümü ovalayarak gözlerim dolmasın diye uğraşıyorum. Beraber hayal etmemeye çalışıyorum ikisini. Kuzenim, aşık olduğum kız. Dokunmaya kıyamam ben bu kıza. Ne yapmış olabilirler? Açtım kağıdı. Bir kızla erkek ele ele yürüyor. Erkeğin gözlerinde kalpler var. Derken biri gelip çocuğun sırtına kılıç saplıyo. Kızla devam ediyorlar? Şaka mı lan bu? Arkamı döndüm, Eadwig tarafından geldi kesin. Kalktım bir hışımla, attım önüne kağıdı.
Yüzüne bakarak “orospu çocuğu” diye geçirdim aklımdan.