17 Nisan, 2026 08:45:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Nyxeith Skadi Mikkelsen  (Okunma sayısı 38 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nyxeith Skadi Mikkelsen

  • Ziyaretçi
Nyxeith Skadi Mikkelsen
« : 13 Ağustos, 2022 18:01:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı:Nyxeith Skadi Mikkelsen

Karakterin Yaşı:40

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Birçok tezatı içinde barındırdığını söyleyebiliriz. Özellikle, görünüş olarak oldukça sakin, masum ve neşeli görünse de aslında epey tezcanlı hırslı ve depresiftir. Öte yandan, hiçbir zaman kendini "iyi" biri olarak görmemiştir. Yani, en azından iyilik ve kötülüğü siyahla beyaza benzetecek olursak kendinin grinin koyuya kaçan tonlarında dolaştığını söyleyebilir. Fakat bunun etrafındaki insanlara davranışıyla hiçbir alakası yoktur. Çevresine karşı tamamen saygılı ve anlayışlı durmaktadır. Bu koyu griliğin sebebi kendine olan davranışlarıyla alakalıdır. Ayrıca, dürüst bir insandır. Hatta ve hatta bu dürüstlük biraz patavatsızlık boyutuna ulaşabilmektedir. Çalışkandır fakat eğer bir şeyi isterse çalışkandır. Onun dışında ağustos böceğinden pek de farkı yoktur. Her ne kadar kendine tahamülü olmasa da dışarıya karşı oldukça anlayışlıdır. En önemlisi de, kendine haksızlık etmekte bir numara olmasına karşı çevresindekilere ya da dışarıdan birinin kendine haksızlık etmesine asla dayanamaz. Bir anda kendini kavganın ortasında bulabilir.

Karakterin Kısaca Geçmişi:Güneş yavaş yavaş yeryüzünü aydınlatmaya başladığı esnada Bulgaristan’ın Karadeniz kıyısına konuşlanmış küçük Sozopol kasabasında da ilk canlılık belirtileri baş gösteriyordu. Çiftçiler çoktan uyanmış, günün ilk ışıklarıyla beraber tarlalarındaki yorucu işlerine koyulmuşlardı. Nüfusun genelini oluşturan ev hanımlarıysa kocalarının ardından rutin ev işlerine girişmişlerdi. Pavlina Mikkelsen ise karnının burnunda oluşuna aldırmadan çiçekçi dükkânına çoktan varmış, akşamdan kalma tozları elindeki eskimiş bezle silmeye çalışıyordu. Kasabanın tek çiçekçisi olduğundan oldukça yoğun bir yaz döneminden yeni yeni çıkıyordu kadın, zira düğün törenlerine veyahut nikâh merasimlerine çiçek hazırlamak sanıldığından daha uğraştırıcı bir yüktü. Toz alma işleminin peşinden masasına oturdu o gün için hazırlaması gereken zambak demetine verdi tüm dikkatini. Dakikaların ne ara geçtiğini bile anlamayan cadı kendini işine öylesine kaptırmıştı ki karnına nükseden sancıyı bile az kalsın fark edemeyecekti. Yine de, sancısına çok aldırmadan sanatını icra etmeye çalışsa da gittikçe şiddetlenen ağrılar en sonunda kadını işinden alı koymayı başardı. Neredeyse titreyen parmaklarını sekiz aydan biraz fazlaca karnının üzerine koyup birkaç saniye boyunca hareketsiz durdu. Doğum anının gelip çattığını anlaması uzun sürmeyen kadın, zoraki kalktığı sandalyeyi elinden geldiğince hızla terk edip kendi dükkânının hemen yanında bulunan aktar dükkânına doğru adımladı. “Geliyor!” Sesindeki ıstırap, orta yaşlı, sarışın ve oldukça tombul kadının günün siftahından vazgeçirmeye yetmişti. Apar topar gelen tombul kadın, Mikkelsen ailesinin ikinci çocuğunu doğurtan kadın olacaktı.

Nyxeith Skadi Mikkelsen, saatler 08.32’yi gösterirken mütevazı bir çiçekçi dükkânında gözlerini açtı. Annesi, çektiği acıdan bitap düşmüş halde kızını kucakladı. Güneş, o gün, minik cadının dünyaya gelişini kutlarmışçasına ışıldadı. Kasabanın tek bir yerinde dahi açmayan çiçek kalmadı, kilise o gün hiç olmadığı kadar misafir ağırladı. Cadının dünyada aldığı ilk nefesle, Mikkelsen ailesinin canına bir can daha eklenmiş oldu.

Nyxeith, turuncu saçları kocaman yeşil gözleri ve yüzünü süsleyen çilleriyle kasabalının gıpta ettiği bir çocuktu. Neredeyse yürümeye başladığı ilk andan itibaren annesiyle beraber çiçekçilerinde çalıştı. Renk renk çiçekten, mis gibi kokulardan aldığı hayat enerjisini girdiği her ortama da beraberinde taşıdı. Her daim kulağının arkasına taktığı papatyayla birlikte yüreğinin derinliklerinde bin bir acı yatan insanların yanına gider, onları neşelendirmek için her türlü şaklabanlığı yapardı çocuk aklıyla. Kendisinden dört yaş büyük olan abisiyse kasabalının aksine Nyxeith'e temkinli yaklaşırdı. Küçük kızın içinde barındırdığı neşe abisini hep bir adım geri çekilmesine sebep olmuştur. Kıskançlık. Nyxeith'den büyük olsa bile, oğlan da küçüktü elbet ve kardeşinin bu denli ilgi çekmesinden pek hoşlandığı söylenemezdi. Nyxeith ve ailesinin her Pazar kiliseye yaptıkları ziyaretler sebebiyle kızın büyümesinde dinin katkısı oldukça büyüktür, zira babası, Mihail Nyxeith, gittikleri kilisenin papazlarındandı. Nyxeith ve babasının arası hiçbir zaman için mükemmel olmamıştı, Mihail Nyxeith her ne kadar kızını canından çok sevse de sert duruşunu bir gard gibi tutmaktan vazgeçmemişti. Ancak, yine de, Nyxeith'in çocukluğuna dair en zevk aldığı şeylerden biri babasından dinlediği aile hikâyeleriydi. Mihail Mikkelsen'im anlattığına göre, Mikkelsen ailesinin soyu Çerkeslere dayanmaktaydı. Hatta, anlattığı hikayelere göre, Çerkes Sürgünü dolayısıyla ilk önce Varna’ya göçülmüş, daha sonraysa Sozopol’a yerleşilmişti.

İstediğiniz Meslek: İşsiz

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Matushka

Büyü Yatkınlıkları

Biçim Değiştirme Gücü: 4
Lanet Gücü:10
Tılsım Gücü: 5
İksir Gücü: 15

Örnek RP: Rüzgâr önce toprak yolların tozunu kaldırdı, daha sonraysa ağaçların gür yapraklarını savurdu. Oldukça bulutlu olan gece ayın cılız ışıkları altında sessiz sedasız uyuyordu. Yatak odasının balkonunda, hiçbir yaşam belirtisi göstermeyen sokakları seyre daldı Nyxeith. Derme çatma binaların göz zevkinden bir hayli uzak biçimde süslediği sokaklar, çok değil sadece birkaç gün önce huzurla arşınladığı bu sokaklar şimdi daha önce hiç izlemediği ucuz korku filmlerine sahneydi sanki. Paslanmakta olan balkon demirine yasladığı dirsekleri artık acımaya başlamıştı. Ne kadardır orada o şekilde dikildiğini bilmiyordu, dahası, önemsemiyordu da. Boğazında günlerdir bekleyen, her saniye daha da büyüyen düğümü cılız bir nefesle bastırmaya çalıştı. Hayat bazı anların üzerine inşa edilmiş bir oyundu. Sadece bazı anlar. Yaşamınızı kökünden değiştiren anlar. Bir dakika öncesinde hayatın önemsiz detayları hakkında kafa patlatırken birkaç saniye içinde kurulan tüm düzeni alt üst etmeyi başarabilen, geriye dönüp bakıldığında cidden bunun için mi kafa patlatıyordum öncesinde dedirtmeyi başarabilen o acımasız anlar. Bir anda, geriye kalan her şeyin önemini yitirmesine sebep olan anlar. Derin bir nefesi tüm gücüyle ciğerlerine çekti. Geçmeyecekti. Demirden güçlükle uzaklaşıp hemen arkasındaki küçük masanın solunda kalan sandalyeye yığıldı. Minik bir manevrayla kartonun içinden bir dal sigara çıkardı, dudaklarına yerleştirdi. İkinci demesinde kibritle yakabildiği sigarasından bir nefes çekti.

Geniş balkonu süsleyen renkli koltuklarda da çok fazla kalamadı zira bedeninin rahat ettiği saniye işkencesini kat be kat arttırır nitelikteydi. Kaslarındaki en ufak gevşeme ruhuna vurulan bin bir kırbaca bedeldi. Henüz sigarasının yarısındayken kalktı, balkona açılan kapıyı sertçe iterken içini kasıp kavuran öfkenin bir kısmını da orada bırakarak yatak odasında ilerledi. Günlerdir evin adım atmadığı en ufak metrekaresi kalmamıştı. Yatak odasından seri adımlarla çıktıktan sonra birer ikişer merdivenleri indi. Hemen sağ yanına döndüğünde mutfak tezgâhında neredeyse birbiri üzerine binmiş tabakları gördü. Tabakların her biri çeşitli poğaça ve böreklerle doluydu lakin tezgâhın üzerinde beklemekten bir kısmı küflenmiş diğer kısmıysa küflenmeye yüz tutmuştu. İlerledi, içinde çikolata parçalarıyla bezenmiş kekler olan tabağı kavradı. Sırf düşünmemek için gereksizce özenerek yaptığı o tabağı tüm gücüyle mutfağın bej renkli duvarına fırlattı. Kendi güç sınırlarını aşan bir kuvvet uygulamış olacak ki bir anda evin içi kırılma sesiyle yankılandı. Bu kırılma sesi, yaklaşık iki haftadır her gün kırılan kemiklerinin sesine benzemiyordu. Çok daha fazla yaygara koparmıştı, oysaki kemikler öyle miydi, her biri tek tek sessiz sedasız paramparça oluyordu et ve kas yığınının altında. Hoş, kasları da pek sağlıklı sayılmazdı artık. Liflerinin tek tek yırtıldığını bazen o iki dakikalık uykusunda bile hissedebiliyordu. Etleri mi? Lime limeydi. Bir kıyma makinesinden geçmiş ancak hâlâ tek parça kalmayı başarabilmiş gibiydi. Bir tabak daha aldı, bu seferki şanslı yiyecek çoktan küf tutmuş bir börekti. Böreğin son durağı musluğun hemen üzeri olmuştu. Lavaboya saçılan her bir parça kendi yüreğinin kırıklarına benziyordu. Paramparça. Kırılma anının öncesiyle alakası olmayan. Ve bir süre böyle devam etti yüreğine bin bir çiçek bahçesini sığdırabilen ancak yas tutmayı kabul edemeyen kadın.
« Son Düzenleme: 13 Ağustos, 2022 18:36:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Nyxeith Skadi Mikkelsen »