17 Nisan, 2026 09:06:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Beyaz Cadının İnfazı  (Okunma sayısı 45 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mary Bethuel

Beyaz Cadının İnfazı
« : 03 Nisan, 2022 12:37:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Santa Fe Kasabası - Colorado

[justify]"Hepimiz tanrıdan geldik. Onun ebediliğinin ve mükemmelliğinin minik birer yansımasıydık sadece. Kimimiz küfürle ve günahla ışığını kaybetti. Biz o ışığı kaybedenlerin ateşlerini söndürmeye geliyoruz."

Çiseleyen yağmur ayak seslerini gizliyordu. Alışkanlığı sırılsıklam olmuştu. Belkide at arabasından bu kadar çabuk inmemeliydi. Lakin bu topraklara nadiren yağan yağmurun ona denk geleceğini nereden bilebilirdi? Belkide bu tanrının ona gönderdiği bir işaretti. Sıcağı ve kuraklığı almış yaşamı ve pınarları ona getirmişti. Bu doğru yolda olduğunun işaretiydi işte. Tanrının yolundan gittiği için sadece kendisi değil bu kasabanın günahkarları da paylarını almıştı. İçini bir huzur ve mutluluk kapladı, adımları daha güçlüydü şimdi. Kasabadaki küçük kiliseye girdi. Boyası ve tahtaları pek eskimişti bu kilisenin. Cemaat için ayrılmış sandalyelerin sayısı pek azdı. İçinden bir ses, çoğunun pazar günleri de boş kaldığını fısıldadı ona. Bu sandalyeler dolmadığı sürece bu topraklara bereket gelmeyecekti. Kilisenin genç papazı kadını karşıladı. Dualar edildikten sonra kadını güzelce ağırladı. Ona ekmek ve su verdi. Uzun yoluyla ilgili maceralarını dinledi ve kasabayı anlattı. Mary kardeşinin de onunla geldiğini ancak atıyla önden gidip ormanları aradığı bilgisini adamdan gizli tuttu. Sonuçta az önce ima ettiği gibi tanrının ışığını ve sözlerini Amerika'nın vahşi topraklarına yaymaktan başka yükümlülükleri de vardı. Bu yükümlülükleri bilmesine de gerek yoktu masum bir rahibin. Yağmur dinene kadar kilisede bekledi. Güneş bulutların arasından baş verince de rahibe her şey için teşekkür etti ve kiliseden çıktı. Yağan yağmur yüzünden yumuşamış toprak ayaklarının altında eziliyordu. At arabasının bu şekilde yola devam etmesi pek mümkün gözükmüyordu. O yüzden arabayı kiliseye kadar getirdi ve rahibe emanet etti. Orağını alıp atın sırtına bindiğinde rahip masum bir rahibeyle karşı karşıya olmadığını anladı ve ağzından daha kadının sormasına fırsat kalmadan aradığı cevaplar döküldü. "Duncanların çiftliği. Kuzeye doğru sürün atınızı. Bir dereye geleceksiniz dereyi akıntının tersine doğru takip edin. Önce şeker kamışlarını sonrada onu bulacaksınız. İsa babamız sizinle olsun."

Hava kararmasına rağmen sıcak hissettiriyordu. Bir kaç saat sonra yağmurun yağdığına dair izler bile kalmayacaktı. Otları ve küçük ağaçları geçti. Suyun şıkırtısı kulaklarına ulaştığında onu takip etti ve dereyi buldu. Yorulmuş bedenini ve kurumuş dudaklarını serinletmesi için avucunu suyun içine sokup soğumuş suyu kana kana içti. Tanrı onu savaşa zinde göndermek için bu suyu buraya koymuştu. Yer yüzünün kabuğunda açtığı yarıktan yaşamın özünü geçiriyordu. Mucizeleri her köşedeydi, sadece doğru bakmak gerekiyordu. Kuzeye, akıntının tersine doğru sürdü atını. Toprak kokusu ciğerlerini dolduruyordu. Yağmurdan kaçan hayvanlar yavaş yavaş evlerinden çıkmaya başlamıştı. Rahibin söylediği gibi, on, on beş dakikalık bir yolculuğun ardından şeker kamışları gözükmeye başlamıştı. Villalar ve insanların müsriflikleri de oradaydı. Gelişini gören köleler kadına dik dik bakmaya başladı. Bakışlara aldırış etmedi. Önemsiz karıncaların bakışlarını umursamazdı büyük aslanlar zira. Kamışların ve kölelerin arasından geçti ve büyük villanın avlusuna ulaştı. Silahlarını tutan korumalar ve bir katip onu karşıladı. Üç dakika kadar süren bir muhabbetin ardından eve buyuruldu. Atını bağladı. Orağını bir baston gibi kullandı ve içeriye geçti. Burada güzel yemekler yedi ve evin hanımıyla dualar etti. Sonra güneş battı. Güneş battı ve Bethuel dışarı çıktı.

Bir kaç köleyi bilinçli olarak dışarıda bıraktırmıştı. Çitleri tamir ediyorlardı. Pek tabii bu bir yalandı. Beyaz Cadı için atılmış bir yemdi o köle oğlan. Mary ise çiti güzelce gören ahırın içinde saklanıyordu. Küçük bir delik çocuğun çitleri ne güzel boyadığını izlemesine yardımcı oluyordu. Güneş battıktan iki saat sonra, çocuk neredeyse çitlerin yarısını bitirmişti ve gaz lambasındaki gaz tükenmek üzereydi. Lakin gaz lambası gazı tükenmeden söndü. Mary kemiklerine kadar hissettiği bir gerginliği çocuğunda hissettiğini gördü. Tüm dedikoduları duymuştu zira. Beyaz Cadı'dan korkuyordu. Kendisinin diğer arkadaşlarının korkmaması için sunulmuş bir kurban olduğunu bilseydi kesinlikle daha fazla korkardı.

Çocuğun daha fazla gaz alabilmek için boya malzemelerini topladığını gördü. Titreyen elleri ona yardımcı olmuyordu. Çocuk yere düşen fırçayı alabilmek için eğildiğinde yaklaşan şeyi görmemişti. Fakat Mary görmüştü. Gördüğü gibi de fırlamıştı orağıyla. Cadının elini kaldırdığını gördü. Elindeki günah nesnesini garip hareketlerle oynatışını izledi. Koşuyordu Mary. Tanrının bacaklarına güç vermesi için yalvara yalvara koşuyordu. Orağını kaldırdı. Sivri ucu ay ışığının altında güzelce parladı. Cadının günah nesnesinin ucundan kırmızı bir ışık fışkırdı köle çocuğa doğru. Tam o zaman indirmişti orağını kadının günahkar bedenine. Köle çocuk yere düşerken cadı da bağırdı. Feryadını duymayan kalmamıştı. Az önce günah işlediği kolu omzunun biraz altından olacak şekilde kesilmiş ve yere düşmüştü. Cadı küfürler ede ede kaçmaya başladı. Mary'de peşindeydi. Dökülen kan parıl parıl parlıyor ve rahibeye yol gösteriyordu. Şeytanın hizmetkarı kanıyla bu toprakları kirletiyordu. Bir silüet daha gördü gözleri. Gecenin ve kamışların arasında tanıdık ritimde koşan ayak sesleri. Maskeli kovboy bir anda cadının önüne çıktı. Elinde tuttuğu silah gürültüyle patladı. Bacağından vurulmuş cadı korku dolu gözlerle yere serildi. Uriel kadının başında duruyordu. Bir kaç saniye sonra Mary'de onlara yetişti. Yanında getirdiği şişelere doldurabildiği kadar doldurdu kadının kanını ve kalktı ve yerde yatan aciz varlığa baktı. "Ruhları ayrıldığında toprağa dönerler; o gün planları boşa çıkar." Uriel bu ayeti tanıdı ve tetiği çekti. Kadının çirkin gözlerinin arasındaki bir delikten akan kan ile ruhu bedenini terk etti. [/justify]