Dünya Ülkeleri > Fransa
Geçmişin ziyareti
(1/1)
Fëanor Black:
Son!... Bilinmezliğin içinde sonsuzluk denen kavramın bilincinde yürümek nedir? Ya sona yaklaşmak.... Duygular silsilesi içinde yaşanmışlığın kritik evrelerinde anılar defterinin son sayfasına gelmek! Bilinmezlikler içinde bilinen efsanelere yelken açmak; huzur, korku, endişe bir tutam da tebessüm ile birlikte...
Yürümek!... Tüm ölümlü bedenlere bahşedilen en basit ancak anlaşılması en güç olan eylemsel yeteneğin, kendini arama çabasında en önemli silah olmasıdır yürümek! Yaşamın arafında taraflarını seçmek zorunda bırakılan bedenlerin düşsel dünyalarında benliklerinden ödün vererek yaptıkları en önemli eylemdir, mecburi ve zorunlu bir hayat ricasının son sözünde... Ya Araf? Seçme şansı tanınanların seçimlerini yapmak istemediği bir yaşamda arafta olmak en doğal hakları değil midir? Sorular silsilesi ve kaderin çizgisinde zamanın ittifakı ile büyük bir mücadeleye sokulan, tek bir bedenin onurlu bir yenilgi alacağını bilerek savaşması.. Arafın gerçekliğinde Fëanor yürümenin bir taraftan ibaret olmadığını anlaması tam kırk yılını almıştı, kalbinden gelen gerçek büyünün farkındalığını kazanarak, hayatındaki tüm fedakârlıkları yapmak zorunda bırakılarak, yürümeye devam etmeyi seçmişti sonsuzluğun son dersinden mezun olduğu anda! Fransa'nın toprağında asil bir bedenin fedakârlığında, anılarının geçmişinde kalbine dokunabilen hırçın bir kızın narin ellerinde ve nicesinide yolda kaybederek son büyü dersini de almıştı, büyük bir yenilgiyle, yeni bir başlangıcın sonsuz huzurunu bularak...
Ya şimdi? Kalbini yeniden aşkın en huzurlusuna teslim ediyordu. Kendisini tekrar sıradanlığa getiren ve huzuru ruhunda hissettirenin gözlerine… Black malikanesinin korunakları sınırları dışında varmak istedikleri yere varan Fëanor, cisimlenmenin etkisi ve olanların şaşkınlığı ile tüm olanları anlamlandırmaya çalışan Kaithlyn'in bakışları altında önünde belirdikleri mezarında üzerinde yazan ismin yanında başını hafifçe öne eğerek dizleri üzerine çöktü. Mezar taşının yanında kalker taşından oyulmuş tabletin bütünlüğünü tehdit eden yabani otları elleri ile dökmeye girişen Fëanor, kendisine yeni yeni gelmeye başlayan genç cadıya bakmadan sözlerini Fransa’nın kasvetli atmosferine bıraktı. “Özür dilerim Kaithlyn! Belki de senden izin almadan böyle bir seyahate seni zorlamak… Şu an ne hatırladım biliyor musun Hogsmeade gezisine ilk çıkacağın zaman biz senden üst sınıf olduğumuz için her şeyi sormanı! Bu ne, peki bu ne işe yarar?...”
Maskeli Kişi:
Npc:Kaithlyn Strange
Yeniden ayaklanan büyücünün ardından bakarken Kaithlyn tavsiyede bulunduğu meselenin aslını bile bilmediğinin farkındaydı. Fakat büyücünün yerinde duramayan hali ve sözlerindeki bağlamın değişiklikler gösterişi bazı şeyleri irdelemesine engel oluyordu. Dolayısıyla genç kadın merakını bir köşeye bırakıp çalışma masasına yönelmiş büyücünün sözlerinden bir şeyler çıkarmaya çalıştı. Eskiye nazaran kendinde hissettiği iyi yönde değişiklikleri içtenlikle paylaştığının farkındaydı; yine de, az evvel sorduğu sorularla alakasını göremiyordu. Gerçi başka birinin bahsedilmekten kaçınılan varlığıyla birlikte her şey mana kazanabilirdi. Büyük ihtimalle de öyleydi, zira büyücü hayatının iyiye seyreden kısımlarını vurgulamaktaydı. “Emin ol garip gelmiyor, Fëanor. Benim haddime değil belki fakat tuttuğun uzun yasın senden aldıklarını görebiliyorum.” Kelimeleri elinden geldiğince dikkatli seçmeye çalışan kadın büyücünün onu yanlış anlamamasını umdu. Elbette ki bazı yaralar kapanmamak üzere kalırdı vücutta lakin yıllar geçtiğinde artık kabuğu acımaz olurdu. O yüzden de pek deşmemek gerekirdi, tekrar kanatmamak gerekirdi.
Masanın arkasındaki kitaplığın hemen önündeki siyah askılıktan aldığı cübbesini omuzlarına geçirirken Fëanor'un simasından bir şeyler çıkarmak güçtü. Ne yaptığı hakkında en ufak bir fikri olmayan kadın oturuşunda dikleşti. Soracak gibi olduysa da sessizliğini koruyan Kaithlyn, sol kolu üzerinde ağırlık yapan bedenini ortaladı. Fëanor'un cübbesinin cebinden asasını çıkarışını hafifçe çatılmış kaşlarla izledi. Gerçekten, ne yapıyordu bu adam? Mırıldandığı büyüyü duyamasa da asadan çıkan mavi tonundaki ışığın tabloya doğru akışını gördü. Büyücünün geriye doğru birkaç adım sendelemesiyle göğsünün altında kavuşmuş elleri çözülen kadın kalkmak üzere hamle yaptıysa da büyücünün nazik tebessümüyle göz göze geldikten sonra vazgeçti. Tabloda beliren tombul yaşlı büyücü eski zamanlardan kalma kukuletasıyla hoş bir adama benziyordu. En azından Kaithlyn o şekilde düşünüyordu, sanki birazdan arkasında tuttuğu çikolata kâsesini çıkarıp koridorda aylaklık eden çocuklara uzatıverecekmiş gibi bir hali vardı. “Büyükbaban Finrod mu?” Kaşlarının belli belirsiz havalandığını hissetti. Bir yerden bu ismi hatırlıyor gibiydi. Muhtemelen sihir tarihi derslerinden kulağına çalınmıştı. Tablodaki siluete verdiği talimatların hemen ardından kendisine doğru dönen Fëanor'a engel olamadığı bir şaşkınlıkla bakıyordu genç kadın. Neler olduğunu anlamasına biraz da olsa yardımcı olacak bir dizi uzun cümlenin sonunda her bir kelimede daha da yaklaşan büyücü sözlerini bambaşka bir gizemle noktaladı. Koluna dokunan kemikli parmakların hemen ardından hücrelerinin birbirine ayrıldığını hissetti.
Göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısa saniyede Paris’in tanıdık kokusunu ciğerlerine çekti kadın. Saatin bile kaç olduğundan habersiz alt üst olmuş bir mideyle mezarların arasında dikilirken birkaç derin nefes aldı. Yıllarının geçtiği Paris’te olduklarına şüphesi olmayan cadı hangi talihsiz mezarlıkta olduklarını anlamak için etrafına bakındı. Meşe ağaçlarıyla çevrili mezarlığın kiremit duvarlarını uzak da olsa görebiliyordu. Bu şehirdeki birkaç yıllık tecrübesi için fazla mezarlık görmüştü – ki o an dikildiği yere de daha önce birkaç kez geldiğini hemen yanı başındaki mezarda yazan ismi görünce fark etti. Attığı iki küçük adımda ayağının altında ezilen dalların sesi gecenin sessizliğini bıçak gibi yarıyordu. Üzeri tozlanmış mezar taşını el yordamıyla sildi. Göğüs kafesindeki ağırlık geri dönmüştü. Asla tamamen kaybolmayacağını çoktan kabullenmiş kadın Fëanor'un yabani otları yoluşunu birkaç saniye izledikten sonra mezarın diğer ucuna ilerleyerek çöktü. “Hayır… Uzun zamandır ziyaret etmemiştim burayı. İyi oldu bir yerde.” Taşların aralarına sıkışmış çalı çırpıyı soğuktan iyice beyazlaşmış elleriyle çekeledi. Eh, tırnak bakımı yaptığı da pek söylenemezdi en nihayetinde. “Her şey o kadar yeniydi ki kendimi tutamıyordum çünkü.” Gülmekten kendini alamadı kadın. “Ve sizin her şeyi benden önce yapmış olmanız da işime geliyordu. Hâlâ ben de senin iksir kitabın var, Nora'nın sihirli yaratıkların bakımı kitabı da öyle.” Kendi kendine gülümsedi. Elini mermerin soğuk yüzeyine sabitleyen kadın hemen karşısındaki büyücünün gözlerine bakmaya çalıştı. Gerçekten neden orada olduklarını bilmiyordu, ama yine de memnundu. Birkaç saniye bekledikten sonra gözleri tekrar mezar taşına giden kadın hızlı bir hareketle istavroz çıkardıktan sonra içinden dostunun ruhu için dualarını okudu.
Fëanor Black:
"İksir kitabım mı? Sahiden mi, hala..." Fransa'nın kasvetli atmosferinin altında geçmişten gelen ılık bir rüzgarın kalblerine dokunmasıyla şimdinin iki arkadaşın, geçmişin ise anılarında derin izler bırakan iki sihirbazının yüzlerinde tebessümler birbiri ardına sıralanıyordu. Kaç zaman geçtiğine dair bir an tereddüt yaşayan Fëanor, buraya gelmenin kendisine ilk kez iyi gelmesine karşın ruhundan bedeninin tüm hücrelerine yayılan sıcaklığı anlamlandıramıyordu. Yoksa hissediyor muydu? Sonsuzluğun karmaşık ama bir o kadar da huzurlu diyarına kendisini bırakan genç cadının kabrinde dizleri üzerinde çökmüş halde bulunan soluk tenli genç adamın gözlerinden dökülen birkaç damla acının gölgesinde, Kaithlyn'in sözlerindeki şaşkınlıkla karışık olayları anlamdırmaya çalışan sözlerin zihnine çarpamasıyla, kendisini toparlayan genç adam mezar taşının soğuk yüzeyine sağ elini koyarak yutkundu. "Bana anlam vermeye çalıyorsun değil mi Violeta? Sade..., sadece ben..."
Sözler ne anlatabilirdi ki sonsuzluğun karşısında? Kelimeler bile tanımı tam yapılamayan tek bir kelimeye hapsetmişken onu! Fëanor ise sadece kalbindeki duyguların lügatta olan karşılıkları ile konuşmayı biliyordu. Biraz önce Black malikanesinin korunaklı duvarları içinde önündeki sehbadaki fincandan birkaç yudum tat alırken, şimdi ise düşüncelerinden çok uzakta olan bir gerçeklikte anılarının en acısını tekrar tazeliyordu. Bu sefer diğer seferlerinden farklı! Ruhundan bedenine yüklenen ağır bir acının gölgesinde azade, eski bir potrenin içinde hissediyordu kendisini. Tüm karanlığın içinde sadece güzel olan ne varsa kalbinde hissediyordu.
Biraz önce dudaklarından dökülen yarım kalmışlığın karşısında kendisinden gelecek bir açıklama bekleyen genç cadının yüzüne çevirmişti bedenini Fëanor. Dizlerinin üzerine çöktüğü yerden yine Nora'dan güç alarak ayağa kalktığında, hiçbir söz söylemeden Kaithlyn'in narin bedenini kucaklamıştı. Kaithlyn'e sarıldığında kasvetli olan havanın ardından gözyaşlarını gizlemek için Kaithlyn ile gizli bir ittifak yapan bulutların, üzerlerine ince yağmur tanelerini bırakması bir olmuştu. Kaithlyn ise ıslanan bedeninin ardından açığa vurmaktan son derece tenzi ettiği duygularını yağmurun gizeminden yararlanarak gözlerinden dışarıya doğru sessizce akıtıyordu. Neye uğradığına anlam veremediğini düşündüğünü sanan Fëanor, genç cadının bedeninden nazikçe kendi bedenini geriye doğru çektiğinde, gözlerini Nora'nın kabrine mühürledi ve sessizce birkaç dakika bekledi. Sessizliğin ardından kendisinden cevap bekleyen genç cadıya doğru tekrar döndüğüde, "Keşke o kitaptaki iksirlerden biri ölümsüzlüğün sırrını bize verseydi. Biliyorum, ölüm olması gereken bir durum. Sonun bittiği yerde, başka bir bilinmezlikte yeni bir anılar defterinin önsözü gibi ÖLÜM!" diyerek cübbesinin içinden asasını çıkardı ve bulundukları ortamın yağmurdan arınmasını sağlandı. "Nora benim için en değerli hazine olarak hep burada kalacak Kaithlyn. Ama artık gizlenmek ve kaçmak istemiyorum. İyi ki sen geldin! İyi ki Hannah geri geldi! Sizleri çok aramadığım veya çok samimi olamadığımız doğru! Ancak devam edebilmem için sizlere ihtiyacım varmış. Tek başıma olmaktan yoruldum. Yeni bir başlangıç yapmak için bende yeni bir anılar defterinin önsözünü yazıyorum burada Kaithlyn. Senin buna şahit olmanı istedim sadece!"
Söylemek, içinden geçenleri sesli olarak dışarıya vurmak iyi gelmişti. Zira kendisini uzun zamandır hissetmediği kadar hafif ve devam edebilmek için güçlü hissediyordu. Hannah ile huzuru uzun zaman sonra tüm hücrelerinde hissettiğinde anlamıştı. Lakin, geçmişten gelen dostça bir anının sadeliğinde ve güveninde ise bunu kesin kez hissetmişti. Kaybettiği tüm güzel gelecek anılarını bir daha elde edemeyeceğini düşürken, bir kez daha kalbi aşka atmaya başlamıştı. Kendisine itiraf etmekten korktuğu duygunun gölgesinden sıyrılarak ilk kez Elisa'nın sonsuzluğunda yeni bir sonun başlagıncına başlamıştı. Bu sefer yanında şahit olabilecek güvenli bir sayfanın güzel anılarından birini yanına alarak... "Beni bunca yıl sonra böyle görmeni istemezdim Kaithlyn. Lakin, senden başka, buraya kimseyle gelemezdim." Az önceninde, anıları arasına girmesine izin veren Fëanor, kendisini toplamayı başarmıştı. Herkesin görmek istediği ve soğukkanlı görünen bir mizaca tekrar bürünerek, hafifice öksürdü ve tüm duygularını kontrol altına alarak Kaithlyn'e gözlerine gözlerini mühürledi. "Sana bi şey itiraf etmek gerekli Kaithlyn! Malikaneyi yeniden yapılandırırken senin ismin önüme gelince az kalsın red ediyordum. Zira Nora'yı tekrar hatırlamanın bana acı vereceğini ve seni her gördüğümde tekrar aynı duyguları yaşayacağımdan korkuyordum. Lakin son anda profesyonel davranmam gerektiğini düşündüm ve duygularımın sana karşı büyük bir haksızlık olacağını kendime itiraf ederek senin yanımda olmanı onayladım. Ancak, malikaneye ilk geldiğinde... yani seni gördüğüm an iyikilerim arasına girdim. Geçmişten gelen güzel anılara ihtiyacım varmış. Ama sağ kolum olmanın tamamen seninle alakası var. Zira yeteneklerini görmezden gelemeyiz. Sana bir şey sormak istiyorum Kaithlyn, benimle tekrar dost olmak ister misin? ve yeni başlangıçlarda yanımda olur musun?"
Maskeli Kişi:
Akşamın ilerleyen vakitlerinde gezintiye çıkmış ılık bir rüzgâr selam mahiyetinde saçlarını havalandırırken yumuşak havaya karşın üşüyen bedeni belli belirsiz titredi. Kara toprağın üzerinde tezat oluşturan beyaz ince parmakları buz tutmuş, zaten solgun tenine ürkütücü bir hava katmıştı. Elinin altında bir tabut olduğuna inanmak çok güçtü. Sadece herhangi bir tabut olmasına inanmak bir yana dursun, içinde yatan büyük ihtimalle iskeletten başka bir şeyi kalmamış zavallı bedenin yıllarını birlikte geçirdiği dostuna ait olması… Buna inanabilmesinin hiçbir olur yanı yoktu. Uzunca bir süredir hatırına cadının anısı düştüğünde sanki uzaklarda bir yerde mutlu bir hayatı varmış hissine kapılıyor; oldukça acınası bir yanılgı olduğunu bilmesine rağmen bu huzur verici yanılgıyı irdelemeden günlük işlerine devam ediyordu. Paris’te kazanın başına oturduğunda zihninin bir köşesinde Hannah'a dair canlanan anılar karşısında görüşemediği dostunun iyi olduğunu bildiği için yüreğine yayılan huzura benziyordu bu. Düpedüz kendini kandırıyordu ve içten içe farkındaydı da, fakat yine de bu şekilde düşünmek içinde biriken sıkıntıların üzerini örtmeye yardımcı oluyordu.
Varlığına küçüklüğünden bu yana inandığı cennet, büyücünün şaşkın gözlerine bakarken eski inandırıcılığını yitiriyordu. Tanrı’nın merhametini ve adaletini simgeleyen cennet, kocasına ev sahipliği yaptığını düşündüğü güzelliklerle süslü bu mekân tamamen haksızlıktı bir bakıma, Darence’ın gözlerinden gördüğü kadarıyla. Aldığı nefes boğazında düğümlenen kadın başını hafifçe yana sallayarak yaklaşmakta olan sitemkâr düşüncelerini savuşturmaya çalıştı. Bunun yerine hâlâ iksir kitabına sahip olmasının şaşkınlığındaki büyücünün yüzüne minik bir tebessümle bakmayı tercih etti. Başını güçlü bir hareketle yere doğru onaylayan tavırla oynattı. “Evet.” Kaithlyn iksir kitabını kaybettiğinde dördüncü sınıftaydı ve henüz dönemin ilk birkaç haftası geride kalmıştı. Muhtemelen Hufflepuff takımının güzel giden havaları fırsat bilip antrenman yaptıkları günlerden birinde sahada bırakmıştı. Kendisi süpürgenin üzerinde on dakikadan daha uzun süre durabildiğinden değildi elbette, sadece arkadaşlarının düştükleri komik halleri izliyor; bir yandan da kitabına göz atıyordu. Süpürge üzerindeyken türlü türlü manevralar yapmak bir yana, Kaithlyn birinci sınıfta aldıkları uçuş dersleri sonucunda günlerce okuldan atılacağını düşünüp üzüntüden kahrolmuştu. Okuduğu masallardan öğrendiği bir şey vardıysa o da uçamayan bir cadının olmasının imkânsız olduğuydu. Dolayısıyla sene sonunda “böyle uçan –uçamayan- cadı mı olur?” tadında yapılacak konuşmayla beraber bavulunun kolunun altına koyulacağını düşünmüştü hep. Bu kuruntuların asılsız olduğu gün yüzüne çıktığında her ne kadar rahatlasa da göze batmamak adına binasının quidditch takımını izlemeye düzenli olarak gitmeye başlamıştı. Kitabını kaybettiğinde de yine benzer bir kuruntuyla tanıdığı herkese koşmuştu. İmdadınaysa elbette üst sınıflardan tanışıklığı olan nadir büyücülerden biri yetişmişti. Eh, tanıdığı herkes kendisi gibi dördüncü sınıf olunca ve dolayısıyla da kimsenin ‘fazladan’ iksir kitabı olmayınca Fëanor'un varlığı yüreğine su serpmişti. Hoş, hâlâ neden eski kitaplarının yanında olduğunu bilmiyordu fakat pek sorgulamaya da niyetlenmemişti. Dönemin profesörünün istediği kitap olmasa da üzerine iyi notlar alınmış cilt iş görmüştü. Nihayetinde tekrar kitabı aldığında kuzguna emanetini geri vermek için ne kadar uğraştıysa bir türlü denk getirememişti. Fakat o ağır kitabı haftalarca çantasında taşıdığından dolayı oluşan sırt ağrılarını hâlâ anımsıyordu. Ravenclaw ortak salonunun önünde beklediği geçmez dakikaları da öyle. Sihirli yaratıkların bakımı kitabının başına gelense tamamen bambaşka bir hikayeydi.
Heybetli meşe ağaçlarının himayesine sığınmış mezarın başında, aniden değişen mekân algısının getirdiği sersemlikle otururken Kaithlyn'in dikkatini çeken bir diğer şeyse büyücünün cümlesini toparlamakta çektiği sıkıntı oldu. Aslında, hayır, anlam vermeye çalışmıyordu kadın. Anlıyordu. Ruha musallat olmuş sızıların sürebileceği belli ömürlerinin olduğunu biliyordu. Bazı acılar öyle eşsiz oluyordu ki, pençesine sıkı sıkıya sarılmaktan başka atılacak her adım yanlış geliyordu. Çünkü bazen bazı acılar insanın sahip olduğu tek şey oluyordu. O acının yok olması demek o acıya yol açan sevdanın üzerini çizmek demekti bazen. Biliyordu bunları. Her ne kadar kendine oldukça yeni olsa da; farkındaydı birçoğunun. Büyücünün karanlıkta hareketlenen bedeni ufak birkaç adımla yanına geldiğinde soğuk akşamı dostane sıcaklığıyla bölen bir sarılmaya vesile oldu. O an topraktan kopan hissizleşmiş eli büyücünün sırtını şefkatle sıvazladı. Yanağında hissettiği damla bir an için gözyaşlarını tutamadığını sanmasına yol açsa da yanına yenileri düşen damlanın yağmur habercisi olduğunu anlaması çok uzun sürmedi. Geceye manalı bir imza bırakan bulutlar yeryüzünü kirinden biraz olsun arıtmak için yolladıkları tanelerle hoş bir melodi oluşturmuşlardı bile. Kuzgunun geri çekilmesiyle gözlerini kabre dikmesi bir olmuştu, lakin arada geçen o kısacık saniyede Kaithlyn büyücünün kanlanmaya başlayan gözlerinin farkına varmıştı. Anlamsızdı. Hayatta olan birçok şey gibi bu da anlamsızdı. Canlı kanlı, hayat dolu birinin toprağın altında olması… Fikri bile anlamsızdı.
Kuzgunun sitemi gecede yerini alırken çıkardığı asayla birlikte yağmurun iki eski dosta olan tesiri kesildi. “Her zaman dile getirilen ve eminim ki duymaktan bıkmış olduğun şey çok doğru biliyorsun değil mi? Bir yerde, gerçekten bir yerde, ölen kurtuluyor. Yaşayanlar, yaşamaya çalışanlar, yaşamda yerini bulmak için dolananlar eziliyor bin bir yük altında. Elbette Nora'nın sendeki yeri ve değeri tartışmaya kapalı bir şekilde eskisi gibi kalacak; keza benim için de. Fakat hayata devam etmek gerekiyor tıpkı senin de dediğin gibi.” Büyücünün dışavurumu kadının yüreğinde bir yerlere dokunmuş olsa da gözlerine hücum etmeye kalkışan yaşlara sahip çıktı. Birkaç defa gözlerini kırpıştırdıktan sonra başını hafifçe yana eğip tekrar büyücünün gözlerine bakmayı denedi. “Dostluğumuzun bittiğini hiç düşünmedim bile, Fëanor. Hiçbir ‘yeni başlangıç’ için geç kalınmış sayılmaz bunu unutma. Her ne olursa olsun burada olacağım.”
Fëanor Black:
Fransa'nın kendinden kibirli kasvet kokan havasını ve en ufak bir zorlukta bulutların örtüsü altında sırılsıklam olan duygusallığını oldu olası sevmemişti. Hogwarts'tan mezun olduğu zamanlarda Nora'nın onu zorlamasıyla geliyordu buraya, zamanın geçmişinde huzuru ve mutluluğu en yoğun hissettiği zamanlarda! Ya şimdi? O kadar uzun zaman olmuştu ki onun bedeninden ayrılalı zaman meftumunu yitirmişti. Zamanın ona göstermediği merhametin yoksunluğunda, yaşarken arafta olmanın ne demek olduğunu öğretmişti ona şimdi ayaklarının altındaki toprakta sonsuz bir uykuda olan cesur kız! Kötü hissetmiyordu artık Fëanor, buraya gelmenin zorluğundan veya kendisinden ödün vermekten de hiçbir şikayet duymuyordu. Sadece, sadece ruhundaki derin sorular okyanusunda medcezirin şiddetinin arttığı zamanlarda ruhundan bedenini baskılayan ve boğazında düğümlenen anlarda onun sıcaklığını hissediyordu. Son vedasını aslında daha önce gerçekleştirmişti Fëanor, yalnızlığın rıhtımında kalbine tekrar akan huzuru serbest bırakmak istediğinde... Ama onun varlığıyla hayata devam etmek kendisine bahşedilen güçten daha fazla cesaret ve devam etme arzusu veriyordu genç adama! Kimselerse söylemese, söylese bile yanlış anlaşılacak olmanın huzursuzluğunda uzun zamandır ilk kez burada almıştı soluğunu, yanında geçmişten gelen güzel dostlukların mutluluk veren anıları eşliğinde! Konuşmak ve devam etmek!..
Kollarını genç cadının bedeninden çektiğinde gözlerindeki anıların dışavurumunun devamlılığını engellemek istercesine kafasını semaya kaldırmıştı Fëanor! Geçmiş anılarından sıyrılıp gerçekliğinde döndüğünde genç cadının sözlerinin zihninde anlamlandığını duyumsamıştı. Evet, daha önce birkaç kişiden duyduğu klişe sözlerdi bunlar. Ancak, bu sözleri onu tanıyan birilerinden duymak her zaman iyi geliyordu ona, kendi hayatının seçimlerinin elinde olduğunu hatırlatıyordu. "Çok zaman geçti Kaithlyn. Ben değiştim, sen büyüdün ve hayat denilen ölümlü alanda birçok şey yaşadın! Konuşacak çok şey ve değişen birbirimizi tanımak için önümüzde çok güzel zamanlar olduğuna inanıyorum. İyi ki hala buradasın ve hayatımın bir parçasısın!" Ellerini son kez cesur kızın sonsuz uykusunda olduğu toprağa sürdükten sonra bütün beliğiyle ayağa kalkan Fëanor, nazik bir ses tonu ve tebessüm eden bir yüzle karşısında duran genç kadına düşüncelerindeki aktarmıştı.
Bir mühdet sessizce iki eski dost ortak anılara sahip oldukları yerde kendi anılarıyla ve vedaşlaşmalarıyla başbaşa kaldıktan sonra Fëanor, sol elini önüne doğru uzatarak "Hadi biraz yürüyelim!" Kaithlyn'i yönlendirdi ve yavaş adımlarla oradan ayrıldılar. Yolda yürürlerken Fëanor ruhundaki duyguları şimdilik öteleyerek başka bir yerden ve gerçekliklerinden bir konu açmıştı. "Seni burada bıraksam İngiltere'ye dönmen kaç gün sürer acaba Kaithlyn! Sonuçta asan hala benim odamın girişinde mağlum yerde..." Gerçeklikle gerçek dışılık arasındaki bir ciddiyetle sözlerini dışavuran Fëanor, birkaç saniye sessizlikten sonra gülümsemesine engel olamadı ve ikisi birlikte gülmeye başladı. "Tamam tamam Kaithlyn, siz Black ailesi için lazımsınız tabikide sizi bu kibirli şehirde bırakmayacağım. Bugün çok farklı bir konuşma planlıyordum ancak şu geldiğimiz noktaya bak! Şimdi ciddi ve önem arz eden birkaç şey söylemek istiyorum. Birkaç gün sonra belki hafta şehirden bir süre ayrılmak zorunda kalabilirim. Bunun dışında döndüğüm zaman aile üyelerinin bana sadık olanları ile ciddi bir toplantı yapmayı planlıyorum. Sanırım aldığım kararlar sonucunda birçok aile üyesi memnun olmayacak ve hatta mualif tavırlarını artıracaklar! Sanırım haklılık paylarıda olacaktır. Ancak, ailenin eskisinden daha güçlü ve söz sahibi olması gerekli. Şu anda sözlerim sana karışık gelebilir ama gelecek birkça yıllık sessizlikten iyi yararlanmamız gerekli! Sanırım geçtiğimiz yıllar yaşadığımız tüm olaylar sadece filmin fragmanıydı. Senden beni her konuda desteklemeni rica edeceğim, görevinden azledilsen dahi! Bana güvenmeni istiyorum Kaithlyn!" ciddi bir ifade ve tok bir sesle kafasında planladıklarını yanındaki genç kadına aktaran Fëanor, sözlerini tamamlamasının ardından aniden Kaithlyn'in kolunu tuttu ve "Aile evine döndüğümüzde kendini ve asanı odanda bulacaksın. Bugünün karmaşıklığı için özür dilerim!" diyerek Fransa'nın aidiyetinde bıraktıkları ortak anılarının gölgesinde cisimlendiler.
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git