İngiltere Büyücedünyası > Black Malikanesi

Sayfalar dolusu yalan!

<< < (2/2)

Fëanor Black:

Ruhunu çıkışı olmayan bir labirentin içine hapsedilmiş gibi hisseden genç adam, ellerini vücuduna dokunan havanın etkisiyle cebinin içine sokmuştu, sakin ve soluk bir silüetin izinde adımlarını nazikçe ilerleterek!.. Henüz alışamadığı ve bir misafir gibi hissettği ailesinin evinin en garip odalarından birinde araştırdığı güncenin vücudunu ele geçirip, bilmediği bir manzarada gözlerini açtığında şaşkınlığının bedenini sarstığını anlamıştı. Babasına ait olduğunu düşündüğü bir günlüğün yarım yamalak ipuçlarının eşliğinde yaratıcının ilk varlığı ile tanımıştı... Adımları birbirini takip ederken Britanya kıtasının sınırları içerisinde kendisini Londra'nın ara sokaklarındaki tenha bir barın önünde bulmuştu, içindeki gitme istediğini sorgulamayı bir kenara bırakarak.. Barın eskimiş küf kokan atmosferine girdiğinde uzun zamandır yapmadığı bir haberleşme yolunu kullanmayı tercih etmişti. "Bana lütfen bir kadeh kırmızı şarap verir misiniz?" nereden öğrendiğini hatırlamak istemediği bir kriptonun gölgesinde karşısında duran oldukça kilolu ve sol yanağında koca bir ben olan kadına doğru nazikçe sözlerini azad etmişti. "Baharatlı mı olsun baharatsız mı?" diye gelen cevabın karşılığında, Fëanor ellerini nazikçe cebinden çıkardı ve barın önündeki tabureye bedenini bırakarak kadının önüne doğru eğildi ve "Buranın baharatının çok kötü olduğunu duydum, sek olsun ve yanında da puro lütfen!" dedi. Gözlerindeki anlamsız bakışlarının farklı bir mesaj almasıyla kilolu kadın birkaç saniyeliğine bulunduğu yerden ayrıldı ve Fëanor'un istediği şarabın yanında eski bir parşömen kağıdı ve kalem getirdi. Aile kargaşasından önce Mısır'da bir doktrin üzerinde çalışırken oradaki bir barda tanıştığı garip bir adamın bilgeliğinin anektodları şimdi işine yaramıştı Fëanor'un ve önündeki parşömene gerekli şeyleri yazıp, bir rulo haline getirip boş şarap bardağının içine bırakarak barı terk etmek üzere oturduğu sandalyeden ayrılmıştı...



Iscariot'un görüşmesinden edindiği yeni cevap kırıntıları ve soru parçalarının eşliğinde yüzünü okşayan meltemin duygularıyla cisimlendiği garip ormanın sınırından sonra gerçek bir sorunun son cevabını almak üzere tehlikeli bir adım atmayı planmıştı Fëanor, merakının sonuçlarını düşünmemesine neden olarak!.. Londra'nın sokak hayvanlarının bile yaşamaktan çekindiği bir yerinde bulunan barın içerisinde dikkat çekmeden işlerini hallettiğinde buluşma yerine doğru adımlarını ilerletmişti. Soğuk ve karanlık kokan atmosferiyle ciğerlerini doldurduğunda ayakları altında yatan onlarca cansız tarihin yaşanmışlıklarını düşünmeye başlamıştı. Doğru mu yapıyordu? Zihninde yankılanan sorunun gün yüzüne çıkmasıyla adımlarının tedirginliği biraz daha artmıştı. Bilmiyordu, sadece Ailesinin bulunduğu yer büyücedünya içerisinde en korunaklı yer olmasını istiyordu. Elini istemsizce ceketinin iç çebindeki asasına uzattığında asasını sıkıca kavradı ve karanlığın hükümdarlığında beklemeye koyuldu...



"Demek o sendin ha, senin benimle ne işin olabilir?" birkaç metre uzaktan kulağına çarpan titreşimlerin zihninde anlam kazanmasıyla yönünü istemsiz bir refklesle sessin geldiği yöne çevirmişti beyaz tenli genç adam. Karşısında aile savaşından ustaca kaçmayı başaran ve arananlar listesindenden isminin bir sebeple hiç yazılmamasını sağlayan uzun boylu, esmer tenli bir adamın kendisine doğru geldiğini görmüştü. "Sadece birkaç soru, o kadar!" şaşkınlığın içinde ne yapacağını bilemeden dudaklarından dökülen sözlerin karşısında bakışlarını daha da keskinleştirmişdi. "Demek sadece birkaç soru ha, sana neden cevap verecek mişim peki? Bence sıcak koltuğundan buraya kadar boşuna gelmişsin bay Fëanor, sana söyleyecek hiçbir şeyim yok!" adamın sert sessinden dökülen her kelime genç buyuceşura üyesinin merakını daha artırsa da bu buluşmanın nereye varacağını tahmin edemiyordu. "Yine de ben soracağım. Maedhros'un ailemdem istediği neydi? Asıl soru aile evinden ne almak istedi de başaramadı?" Fëanor karşısındaki tavırın kibrine yakışır bir sertlik ve eminlikte sözlerini dışarıya doğru haykırdığında yönünü adamdan birkaç saniyeliğine ayırdı...

"Expulso" ne olduğunu anlayamadığı bir gücün vücuduna çarpmasıyla bulunduğu yerden birkaç metre uzağa fırlayan Fëanor, yere kapaklandığında bedeninde şiddetli bir ağrı hissetti ve zorlukla kendisini ayağa kaldırdı. "Demek cevap ha, sen o koltukda olduğun sürece biz almak istediğimizi alırız sen bunları çok kafana takma, belkide sensiz bu iş daha rahat olur!" Fëanor, buraya gelmenin saçmalığını anladığında işin çoktan rayından çıktığını anlamıştı. Dizinden yerçekimine doğru süzülen kanın dengesini sağlamasını zorlaştırmasıyla yanındaki mezar taşına tutundu ve "Expelliarmus" diye haykırdı kendisine doğru gelen ölümün en soğuk renginin karşısında!.. Asasından çıkan ışık hüzmesinin kendisine doğru gelen büyüyü etkisizleştirmesiyle dizlerinin üzerine düşmesi bir olmuştu. "Sevgili kuzenim Maedhros'un destekçisi olmakta arkadan vurmayı gerektirdi zaten değil mi?" diye sinirli bir sesle karşısındaki adama haykırdı ve dizlerinden süzülen kanın dengesini tamamen bozmasını izledi. Esmer adamın yüzündeki garip tebessümle asasını tekrar kendisine doğrultması bir olmuştu. Kendisine doğru gelen kaya kütlelerini gören Fëanor asasını iki eli kavradı ve ileriye doğru tutarak "Protego" diye mırıldandı. Asasından çıkan ince mavi ışık hüzmesinin kendisine kalkan oluşturmasıyla gelen bloklardan kurtulan Fëanor, aldığı ağır hasara daha fazla dayanamarak asasını elinden düşürdü ve gelmekte olan son kaya bloğunun kafasına çarpmasıyla olduğu yerde yüzüstü uzandı. Kendisini kaldıracak gücünün olmadığını fark eden Fëanor, ölümsüzlüğün büyüsü ile tanışmayı beklemeye koyuldu. "Sanırım zirvede bırakıyorsun Fëanor ha! Neyseki resmi bir cenaze törenin olacak. Avada...."

...

Gözlerini açtığında öldüğünü düşünen Fëanor, etrafındaki baktığında az önce bulunduğu yerde olduğunu gördü. Kendisini doğrultmaya çabalarken her yaptığı hareket kendisini daha da yerçekime doğru çekiyordu. Vücundaki ağır hasarın yanında hareket edemediğini görünce bulunduğu yerden etrafına bakmayı denedi ancak, kendisine karşı büyük bir zafer kazanan adamı göremedi. Neden? Zihninde yakınlanan ve her hücresine erişen sorunun ardından neden böyle bir fısrsatı kaçırdığını anlamayan Fëanor, birkaç metre önünde duran asasına doğru ellerini uzattı ancak uzanamadı. Daha sonra yerde bedenini sürükleyerek asasına ulaştı ve eve cisimlenebilecek kadar gücünün olduğunu hissederek bedenini bulunduğu yerden uzaklaştırdı...

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git