İngiltere Büyücedünyası > Ollivander'ın Asa Dükkanı

Asa Alışverişi

(1/1)

Luna White:
Sonunda beklenen mektup ulaşmış, hazırlıklara başlanmıştı. Luna, sevgili ailesiyle birlikte alınması gerekenleri almak için Diagon Yolu'na gitmişlerdi.

Diagon Yolu her zamankinden daha kalabalık ve cıvıl cıvıldı. Küçük Luna annesinin elini tutmuş yolda yürürken geleceğini görür gibi oldu. Elinde asasıyla ona karşı gelenleri deviren, büyücülerin rahat bir yaşam sürmesi için bakanlığın en önemlilerinden biri olmuş, akıllı ve tehlikeli bir cadı. Kulağa ne kadar da güzel geliyordu!

" Luna!"

Ağabeyi ona seslendiğinde hayallerinden çıkıp ona baktı. Eliyle asa dükkanını gösteriyordu. Kaderinin belirleneceği yer burasıydı. Bir asanın onu seçmesi gerekiyordu. Havalı bir asa olmasına lüzum yoktu, yalnızca ona gücünü bahşetmedi kafiydi. Gerginlikten ellerinin terlediğini fark eden annesi kızının başını okşadı.

" Endişelenme ,tatlı kızım, gerekirse tüm dünyayı gezeceğiz sana bir asa bulmak için. O yüzden gerilme ve sana sesleneni bulmaya çalış."

" Tamam, anne, deneyeceğim."

Babası kızının omzuna güç verircesine dokundu. Gülümsedi.

“ Biz yanındayız Luna.”

Normalde olsa bu kadar korkutucu bir olay olmayan asa alma, Luna’nın büyük halasının başına gelen hazin olayla birlikte ehemmiyet kazanmıştı. Ailesinin asasını kullanmaya karar vermiş, yıllarca büyük bir sorun yaşamamıştı. Ancak bir gün, her şey kötüye gitmeye başlamıştı. Üzücü anıları tekrar hatırlatmanın bir manası yoksa da asa en kritik anda ters tepmiş. Büyük halası ağır yaralamıştı. Her ne kadar şifacılar onu kurtarmışsa da bunun yarattığı travmayı hiçbir zaman aşamamış büyük halası. O günden sonra bir muggle gibi yaşamaya başlamış, ailesiyle tüm iletişimini koparıp kendine bir hayaat kurmuştu. Luna onun durumunda olmayı hiç istemiyordu.

Derin bir nefes alıp dükkandan içeri girdi. Sayısız asanın ortasında Luna’dan bile kısa, orta yaşlarda bir adam vardı. Gelen müşterilerine sevecen bir biçimde gülümsedi.

“ Hoş geldiniz, hoş geldiniz!” diyerek aileyi selamladı.

Ardından bakışlarını ay gibi parlak genç kızın yüzüne çevirdi. Sonrasında arkaya gitti. Arkadan bir şeylerin yere düşme sesleri geliyor. Adamın söylenmelerini de duymak mümkündü. Luna gergin bir şekilde ağabeyine baktı, o da ona karşılık gülümsedi. Küçük kardeşi ise etrafı aç gözlerle izliyordu. Kendisi de ağabeyi için ilk kez geldiklerinde böyleydi. Gerginliği biraz olmuş hafiflemişti.


Çok geçmeden adam elinde iki kutuyla geri döndü. Üstü başı toz olmuş adam, kutuları önündeki kağıtlarla kaplı masaya koydu. Masadan kalkan toz Luna’yı ve küçük kardeşini öksürttü. Ardından adam iki kutuyu da açıp küçük kızı öne çağırdı. Küçük kız hayretle adama baktı.

“ Benim için olduğunu nereden bildiniz?”

Küçük kız masum ifadesi ailesini güldürmüştü. Adamın da durumu farklı değildi.

“ Eğer bilmeseydim bu dükkanı işletemezdim küçük kız.” dedi tatlı bir şekilde gülümseyerek.

Luna bu cevaptan tatmin olmasa da başını aşağı yukarı sallayıp anlamış numarası yaptı. Ardından adamın kapağı açtığı kutulara baktı. İki farklı ağaçtan yapılmış, benzer boyutlarda, biri daha açık diğeri daha koyu iki asa oldukça şık gözüküyordu. Annesininki kadar kaba, ağabeyininki kadar ince, babasının kadar sade değildi aksine tam onun zevkine göreydi. Şık, kibar ve süslüydü. Dükkan sahibinin teşvikiyle asalardan koyu olanını eline aldı. Bir büyüyü tekrarladı.

Nefes kesici bir olaya neden olunca kalbi yerinden çıkacak kadar hızlı atmaya başladı. Etrafında tozlar uçuşmuş, asayla arasındaki bağı hissetmişti. İlk seferinde bulmuştu. İlk seferinde! Bu da onun geleceğinin ne kadar parlak olduğunu gösterir nitelikteydi. En azından o böyle düşünmüştü.

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git