Genel İşleyiş > Yetişkin Karakter Başvuruları
Oktaryus Ironheart
(1/1)
Oktaryus Ironheart:
Karakterin Adı ve Soyadı: Oktaryus Ironheart
Karakterin Yaşı:25
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: gerektiğinde soğukkanlı kalabilen, ihtiyatlı, ve hakkaniyetli birisidir, Gözü karadır, Yenilikçi birisidir. Her şeye rağmen içinde gizli bir çocukluk hasreti yaşamaktadır.
Karakterin Kısaca Geçmişi: Ailesi Kıpçak havzasından Rus harpleri sırasında göç etmiş büyücülerdi. Her bir aile bireyi Drumstang okulunda eğitim alıp Mezun olduktan sonra ise gözden kaybolurlardı. Büyük dedesi Osmanlı'nın Kırım egemenliği yıllarında Kırım hanlarının saray ve iç entrikalarına zaman zaman Rus çarlığına karşı ve Tatar boylarına müdahale eden Raporlar hazırlayan bir Casustu. Büyük dedesinin başarılı meslek hayatı onlara göç sırasında İstanbul'da yeni bir hayat yaşamalarına olanak sağlamıştı. Çünkü o dönemlerde İstanbul'a herkes alınmazdı. Bu büyücü aile İmparatorluk içerisinde önemini bu şekilde kazanmıştı. Sıra ona geldiğinde Drumstang okulundan Mezun olur olmaz Ailesinin yanına dönüp, Dedesinden ve babasından Casusluk mesleğini devralmıştı. Bu büyücü delikanlı Osmanlı için özellikle Avrupa'nın Modern, gelişmiş silah ve Aydın fikirleri İmparatorluğa getirmek için 17 yaşından beri Britanya'da Casus olarak çalışıyordu. Müziğe karşı da bir yeteneği vardı zaman zaman bu yeteneklerini kullanıyor ve Keman Piyano çalabiliyordu. 25 yaşına geldiğinde ise işler onun beklediği gibi gitmemişti ve Sarayda konumunu yükseltmek belki de İmparatorluğa sahip olmak isteyen başka bir Büyücü ailenin entrikaları sonucu hakkında İdam kararı çıkartılmıştı. Artık İmparatorluğa geri dönemezdi ailesini ve malvarlığını kaybetmişti. Britanya'da hayatta kalmaya çalışıyordu.
İstediğiniz Meslek: (Diğer)
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip:
Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü:3
Lanet Gücü: 15
Tılsım Gücü: 10
İksir Gücü: 3
[spoiler]ÖRNEK RP: Ay gökte parıldarken, Gözlerden uzak kalmış bir köşede beyaz örtünün üstünde elleri dizinde oturmuş, gözleriyle yarım Şarap şişesine bakıyordu. İki tarafında iki koca ağaç onu gizler bir şekildeydi. Ay bu eğimli tepenin altındaki taşlı yola ışığını yansıtıyordu. Bazı genç çiftler bu taşlı yolda yürüyor ve sohbet ederek bahçelerin güzelliginden ve Londra'nın Buharlı-Kasvet manzarasından bahsediyordu. Belki de saatlerdir buradaydı ve taşlı yoldan geçen pek çok çiftin konuşmalarına kulak misafiri olmuştu. Bu gece kalabileceği bir yer düşünüyordu, şöyle sıcak huzurlu bir yatak... Uzun zamandır hasret gibiydi. Endişelerini kenara bırakıp bir gece sakince uyumayı deneyebilirdi aslında. Diken üstünde yaşamak oldukça huzursuzdu. Kalitesiz şaraplarla geçen çakırkeyif bir haftadan sonra huzurlu bir uyku ona çok iyi gelecekti. Birkaç gün önce tanıştığı arkadaşı "Marco Wise" ona kalacak bir yer bulmuştu. Biraz izbe yerdi fakat buna da şükretmek gerekirdi. Aslında insanlara kolay kolay güvenmezdi Mesleki bir defermasyondu bu. İhanetten bol başka bir şey görmemişti hayatında fakat bu adama nedense güveniyordu ve içi ısınmıştı.
Yavaşça oturduğu yerden kalktı ve şarap şişesini bir eline alıp, diğer elini ise paltosunun cebine atarak gölgelerin içinden çıktı ve yürümeye başladı. Çiftlerin arasından geçerken kendisine burun kıvrıldığını hissedebiliyordu. Yüksek zümrenin Esanslı insanları, şık takımları ve elbiseleriyle onun hakkında bir şeyler fısıldaşıyorlardı.
"Acaba alkol mu kokuyorum" diye düşündü içinden, olabilirdi fakat Londra'da bu saatlerde sarhoş bulmak zor bir şey değildi. İnsanların buna alışkın olabileceğini düşünüyordu.
Taşlı yoldan inerek ana meydana çıktı, Şimdi şehrin hareketliliği artmıştı işte.
Ana cadde fayton arabalara ve her telden insana hitap ediyordu. Arkadaşı Marco'nun yanına varabilmek için cadde üzerinden yürüyürek oradan hızlıca ayrıldı ve şimdi de Sanayi yapılarının çoğunlukta olduğu sokaklara ulaştı.
İki yanında fabrikalar boyuna dizilmiş, arabaların yani faytonların geçebilmesi için ortada arnavut kaldırımı bir yol ve her köşeye itinayla dizilmiş sokak lambaları eşlik ediyordu. Sokağın en sonunda bir bar vardı, kalacağı yer bu barın üst katında küçük bir odaydı. Londra, ıssız köşelerinde Muggle-Çeteleri barındırırdı. Sokak neredeyse ıssızdı sadece tek tük insan bacaların dumanından etkilenmiş ciğerleriyle öksürerek geçiyordu fakat gözleri ara sokakta dizilmiş üç beş silüeti gördü.
Yakınlarından geçerken
"Seni deşmeden önce tüm paranı ver"
Dediklerini duymuştu. Sanırım birini köşeye sıkıştırmışlardı. Kendisi iyilik perisi değildi, bu durumdayken kimseye yardım etmek istemiyordu.
Barın kapısını yavaşça açıp içeriye girdi ve Etrafa şöylece bir göz attı. Masalarında uyuklayan Birkaç sarhoş dışında hiçkimse yoktu. Marco'yu gördü elinde bir bardak tutmuş içini bez ile ovalıyordu. Ona yaklaştı ve konuşmaya başladılar.
-Marco
-dostum, Hoşgeldin. Direkt üst kata çıkabilirsin işte al bu anahtarı.
-teşekkür ederim.
Marco Turuncu sakallı, kısa düz saçlı birisiydi. Askılı pantolon ve gömlek giymişti. Gömleğinin cebinden çıkardığı anahtarı ona uzattı.
Oktaryus anahtarı alıp gülümseyerek üstüne basınca gıcırdayan tahta merdivenlerden üst katlara çıkmaya başladı. İki kat çıkmıştı ki odasına ulaşmadan ayağını bastığı basamak birden çöküverdi, ayağı içine göçmüştü ve yere düştü. Yavaşça kendisini iterek, dikkatlice kalktı ve sırtını duvara yasladı. Ayağında hafif bir sızlama hissediyordu.
Aslında bakarsanız şuan bu umrunda değildi çünkü Marco'ya ayıp olacağını düşünüyordu. Fakat yorgundu bunu yarın bir şekilde telafi edebilirdi. Anahtarı deliğinden geçirip İzbe karanlık odaya girdi. Sokak lambasının ışığını odaya pencereden vurarak los bir ışık yayıyordu. Oktaryus çizmelerini çıkarıp kendisini yatağa bıraktı. Gecenin sessizliğini dinlerken uyuyakalmıştı.
Birden gözlerini açtı!
Yüksek bir ses duymuştu, Birisi diğer kişiye aptal! Sessiz ol! Diyordu. Bu ses odasının hemen dışından geliyordu. Çok geçmeden neler olduğunu farketmişti. Kendisi yüzünden kırılan basamağa birisi daha kurban gitmişti. Bunlar kimdi? Bu katta tek bir oda vardı. Kendisini soyacaklar mıydı? Tehlikenin geldiğini iliklerine kadar hissetti. Yatağından doğrulmadan paltosunun iç cebine elini yerleştirdi ve asasını tutmaya başladı. Kapı açılır açılmaz gözlerini kıstı ve uyuyormuş gibi nefes alıp vermeye başladı. İçeriye iki silüetin yavaş adımlarla süzüldüğünü farketti. Ses çıkmaması için ayakkabılarını çıkarmışlardı ve kendi aralarında fısıldaşarak ani bir kendisi uyanırsa ne yapmaları gerektiğini tekrar ediyorlardu.
Oktaryus birden bağırdı!
"Stupfy"
Şimdi silüetlerden birisi uçarak duvara çarpıp düşmüş ve bayılmıştı. Diğer acemi hırsız veya katil ise şok olmuş bir şekilde elinden bıçağını düşürmüş kendisini duvara yaslamıştı. Oktaryus ayağa kalkıp Asasıyla Lambayı yakmıştı. Lambadaki ateşin ışığı odaya yayıldığında bu tek gözlü adama dikkatlice baktı. Gözlerinde korkuyu gördü, bağışladı ve sakince odadan çıktı.
Şimdi ne yapacaktı?[/spoiler]
Büyücedünya RPG:
Merhabalar, karakter başvurunuz onaylanmıştır. Yalnızca ufak bir detay olarak hikayenize istinaden profilinizin "Meslek" bölümüne "Casus" yazmayı tercih ettik. Eğer bu konuda farklı bir isteğiniz olursa bizimle iletişime geçerseniz seviniriz. İlginç bir entrikalar silsilesi görmüşsünüz, takipteyiz.
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git