Dünya Ülkeleri > Boleyn Adası
Aile Bağları
(1/1)
Afrodit Faye Godsell:
Afrodit kayıktan aşağı (sendeleyerek) indiği anda kusursuzca biçilmiş çimenler hışırdadı ve dünya üzerindeki cehennem onu evinde yeniden görmekten memnun gibi aydınlandı; adanın ruhu vardı da konuşuyordu sanki ailenin adına.
Cehennem, büyücülük dünyasının yönetici sınıfına ve departmanlarına karşı en önemli meydan okuma, onlara karşı en büyük tehditti. Onların da yanılabileceğini, kendilerinden daha büyük güçler tarafından cezalandırılabileceğini ima eden bir tehlikeydi Boleyn'lerin "evim" dediği cehennem. O adanın düşüncesi bile halka yüreklerinde duydukları bir soğuğu, çektiklerinin suçlusunun orada bir yerlerde olduğunu telkin ederdi. Orasının bu kadar ünlü olması iyi bir şeydi aslında, aksi takdirde, ezilenler, kendilerini ezenleri orada hayal etme özgürlüğünden yoksun bırakılmış oluyordu; Boleyn'lerin sonsuz koridorlarda hayalet gibi dolandığını düşünebiliyorlardı adayı canlandırdıklarında; birbirleriyle karşılaşmadan, varlıklarından yalnızca haberdar olarak geçirdikleri günler tatmin ediyordu onları. Kötülükten başka şeye çalışmayan bilinçleri dışında işlevsiz hayaletler gibi dönüp dururlardı Boleyn'ler evlerinde; İngiltere'nin kontrol edemedikleri neyi kalmıştı, onu düşünüyor, hakimiyetlerini genişletme planları yapıyorlardı.
Orada alınan kararların yavaş işleyen bir zehir gibiydi etkileri; köklerini büyücülüğe salmış bir ağaçtı Boleyn ailesi, zehirli meyvelerini her yere dağıtmışlar, halkı onlarla beslemişlerdi. Konu ailesi olduğunda hayatı boyunca çok çalışmıştı Afrodit; duygularını bastırmış, gözleri görmeyen, kulakları duymayan güçlü bir köpek gibi körlemesine koşturmuştu sözde düşmanlarına; onları ailesinin açıklamalarından tanımış, hiç şüphe duymamıştı. Nasıl da pişmandı şimdi cehennemi cennet olarak belleyecek kadar cahil olduğuna, zamanı geri sarmayı ne kadar da istiyordu.
Yavaşlamasını istedikçe hızlanmak gibi bir huyu vardır zamanın. Birkaç saniye sürmüş gibi hissettiren yürüyüşün ardından kapının önünde bulmuştu kendini; çocukken yaklaşmaktan korktuğu ana girişti burası; bütün Boleyn büyükleri bu kapıyı kullanmıştı, oysa o hep arka kapıdan çıkardı.
Yeryüzünde cennet kurma iddiasında olan Boleyn nesli, genç kızın kafasındaki cehennem algısını erken yaşta yok etmişti. Öteki kavramını - onların ötesi kavramını yok etmişlerdi. Büyücülük dünyasında hak sahibi olanlar yalnızca Boleyn'lerdi; onların saf kanına işlenmişti yönetme hakkı, o türden bir liderlik yalnızca onlarda bulunurdu, başkasında değil. Afrodit hiç politikayla ilgili olmamasına rağmen çocukluğundan gelen bir ses her Bakana "Yetersiz," derdi ister istemez, "Boleyn değil." Doğru ve yanlış kavramı, günlük bilincinden mümkün olduğu oranda uzaklaştırılmıştı.
Şimdi kapıyı çalmamakta diretirken bunun ne kadar yanlış olduğunu bile düşünemiyordu; ailesinden para istemenin bu kadar zor olmaması gerektiğini söylüyordu içinden bir ses; diğeriyse koşmasını salık veriyordu, koşabildiği kadar uzaklara gitmeliydi. Derin bir nefes aldı tıklatmadan önce. Kafasında cennet algısını yeniden doğrulamadıkça, yeryüzündeki cehenneme manevi bir alternatif kazandırmadıkça Boleyn'lerin kazanmasına izin vermiş olacaktı. Bu yalnızca bir kapıydı. Yalnızca ailesinden dükkanı açabilmek için borç para almaya gelmişti.
Nefesini verdi. Afrodit üç yıldır görüşmediği ailesinin kapısını tedirginlikle çaldı.
Victorine Odette Boleyn:
[justify]-Leydi Afrodit sizinle görüşmek istiyor, Yüce Boleyn.
-İçeri al.
Ancak bir kilisede bulunsa garip kaçmayacak camlardan gelen akşam güneşi, tavandan sarkan kristal avizelerden yansıyor, duvarlara düzgün hizalarla yerleştirilmiş değerli tablolardaki insanların yüzlerini korkutucu bile olsa aydınlatmaya yetiyordu. Tek bir kişinin kalması için fazlaca büyük olan oda, her halinden değerli olduğunu belli eden sade ama görkemli, aile yadigârı antika mobilyalarla dekore edilmişti. Ne kadar görkemli olursa olsun bir sanat eserinin insanda bıraktığı etkiden uzaktı insanın içini ürperten soğuğuyla, daha çok tanrısal bir iz konduruyor, Victorine’in elinin değdiğini hissettiriyordu ilk anda.
Koyu renk kestaneden yapılma çalışma masasının ardında bir kadın oturuyordu, biçimli yüz hatları, kusursuz cildi ve altın rengi bukleli saçlarıyla usta bir heykeltıraşın elinden çıkmış kadar güzeldi. Yüzü öyle ifadesizdi ki göz kırpma refleksleri olmasa gerçekten bir heykel sanabilirdi uzaktan onu izleyen. Bakışları kapıya değil de duvarlara odaklanmıştı; duvarlar üzerinde gidip geliyor, sanki kusursuz duvar kâğıdında bir leke, bir hata arıyordu. O kusursuz severdi çünkü. Koyu mor elbisesinde tek bir leke bile yoktu, toz zerreleri bile yönünü değiştiriyorlardı sanki onu görünce, yaydığı atmosferden olmalıydı.
Muhatabının gireceği kapı yavaşça aralanır ve adım sesleri içeri yönelirken yavaşça o tarafa çevirdi gök mavisi bakışlarını. Yaklaşık üç yıldır görmediği bir simaydı kapısında biten, Victorine onun neden geldiğini biliyordu neden gittiğini de bildiği gibi. Tanrı onlara cenneti verdiğinde kanla lanetlemişti bütün Boleyn’leri. Ve bu lanet yüzünden içlerinden çok azı tutunabiliyordu kanın getirdiği düzene, tutunamayanlarsa ya kaçıyor ya da bir bedel ödemek durumunda kalıyorlardı.
Afrodit kaçanlardandı ancak diğerleri gibi unuttuğu bir şey vardı ki hiçbir zaman kim olduğunu silemeyecekti ve en sonunda yine başladığı yere dönecekti: Victorine’in kapısının önüne.
Asil kadın sessizce süzdü karşısındakini, gözüne çarpan kusurlar yüzünden çok uzun sürmedi. Küçük bir asa hareketiyle topuzundan kaçan ince saç tellerini düzeltti usulca; merak ediyordu, kusursuza alışan o muydu, yoksa kusurlar onu gördükçe gider mi olmuştu? Victorine, Afrodit’i doğumundan beri tanıyordu, bizzat ebeliğini yapmamış olsa da doğduğunda oradaydı, ablasının elini tutuyordu. Ablası hayatında son kez çığlık atmıştı o gece, bu küçük ruhun dünyaya tutunması karşılığında onun dilini koparmıştı kadın. Bu bebeğin doğması soylarına bir ihanetti, ikisinden birinin yaşamını sürdürebilmesi için bir fedakârlık yapılması gerekiyordu.
En sonunda kırmızı dudaklarının arasından dökülen sözcüler araladı ortamdaki sessizliği.
-Hoş geldin, Afrodit. Oturmaz mısın?[/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git