İngiltere Büyücedünyası > Diagon Yolu
Pilot: Ben, Afrodit Godsell
(1/1)
Afrodit Faye Godsell:
Konu hayatınızın en önemli gününe karar vermek olduğunda, insan zihni şaşırtıcı bir şekilde sığ kalmaktadır. Dönüm noktalarını tarar dururlar; evlendikleri gün, ilk öpüşmeleri, aldıkları bir ödül, yardım ettikleri bir insan. Ama asıl dönüm noktası öyle göz önündedir ki hiç kimse bakmayı akıl etmez. Başlangıç ve bitiş; grinin her türlüsüyle donatılmış dünyada göze batacak kadar iyi ve her birimizin istemsizce çekileceği kadar kötü her şeyin toplandığı iki an; onlar hiç şüphesiz en önemlileridir, en azından Tanrı öyle iddia eder ve kendi iyiliğini düşünen kimse ona karşı çıkmaya cesaret etmez.
Afrodit bir ateistti. Büyücü olduğu için ateist olması muhtemelen en sağlıklısıydı tabii, öbür türlü yatıp kalkıp kendi yok oluşuna dua eder, merhamet için yalvarır ve doğuştan kazandığı hakları geri alması için Tanrı'sına sayısız ricada bulunurdu. Sanki mantıklı herhangi bir insan bunu yaparmış gibi. Ateist olması ona mantık ve akıldan da başka şeyler kazandırmıştı (hayır, çelik gibi bir iradeden ve kutsal olan her şeyle dalga geçme hakkından bahsetmiyordu); kıyamet gününe, dolayısıyla çokça övülen başlangıç ve son kavramına inanmıyordu. Bu da "hayatının en önemli günü" için açık bir pozisyon bırakıyordu elbette; üzerine düşünmek için uzun yılları vardı, seçenekleri sonsuzdu, sınır uzaydı! İş başvurusunda bulunurken ise sınır incil oluvermişti. Tüh.
"Başlangıç ve bitiş günü." Yüzünü buruşturdu. Elleri utançla terlerken Afrodit su bardağına uzandı ve 'Daha kötü bir cevap verebilirdim,' diye düşündü, 'beni hristiyan sanıyor, kundakçı değil.'
"Şey..." Karşısındaki adam gözlüğünü burnunun ucundan ittikten sonra boğazını temizledi. Bir yandan da birkaç dakikadır bir şeyler çiziktirdiği kağıtları toparlıyor, masayı temizleyecek veya ani bir hareketle devirecekmiş gibi tutarsız hamleler yapıyordu. Alnında biriken ter damlasını elinin tersiyle sildi. "Evet. Tamam. Referanslarınızda - referansınızda, daha doğrusu - pek bir şey yazmadığını fark etmişsinizdir."
"Ah, Bayan Isolde beni pek sevmezdi. Aksi kadın, anlarsınız ya?"
"Anlıyorum, anlıyorum." Adam tekrardan boğazını temizledi. Elleri amaçsızca önünde gezinse de toparlayacak kağıt kalmamıştı; birkaç saniyeliğine şaşkınlıkla donakaldı zavallı, boğumlu parmaklarıyla havayı yokladığı gergin anlardan sonra ayağa kalkmayı akıl edebildi. "Geldiğiniz için teşekkürler. Biz size baykuş yollarız." Gergin bir gülümsemeyle sıkmak üzere elini uzattı. Gözlerini bir türlü masadan ayıramıyordu.
⸻⸻⸻⸻⸻ ☬ ⸻⸻⸻⸻⸻
Bekleme odasında kollarını kavuşturmuş oturan Morana onu gördüğü gibi ayağa fırladı. "Ee?"
"Boş versene. Garson olamayacağımı artık biliyoruz, ama bence hala harika bir komedyen olabilirim."
Bu Afrodit'in son birkaç haftada girdiği altıncı iş görüşmesiydi. Başlarda Bakanlıktaki sekreterlikleri deneyecek kadar umutlu ve özgüvenliydi; gerçekten kabul edileceğine ihtimal vermekle kalmamış, hangi departmanı istediğine gerçekten kafa yormuştu. Bir - iki tanesine "başvurmaya değmeyecek kadar sıkıcı" deme cüretinde bile bulunmuştu genç kadın. Ancak ona verilen baykuş yollama sözleri arttıkça bu özgüven kırılmış, paramparça olmuştu; bir zamanlar yeni işinin üniformasının asılı olacağını hayal ettiği yerde artık her hafta yıkanıp tekrar giyilmekten rengi solmuş tek beyaz gömleği duruyordu. Çaresizdi.
"Dalga geçme. Seni Mag Mell'e geri alması için Isolde'yle konuşabilirim istiyorsan."
Tekrar düşününce, o kadar çaresiz değildi. İlk başta da en iyi arkadaşı sayesinde aldığı işi kaybetmekle kalmamış, bunu yapabileceği en kötü, en rezil şekilde yapmıştı; o kadar kötüydü ki referans için utana sıkıla uzattığı kağıda kahkahalarla gülmüştü eski işvereni, ciddi olduğunu anladığındaysa kahkahası yalnızca şiddetlenmişti. Referans kağıdına bu tepkiyi veren kadın işe geri girmeyi istese neler yapmazdı. Afrodit hayal etmek bile istemiyordu. "Sen de işini kaybedersen meteliksiz kalırız hayatım, hiç gerek yok."
"Bütün ayarlamaların tamamlandığının farkındasın, değil mi? Dükkan hazır, biletler, aletler ve emrine amade adamlar - hepsi hazır, parayı aldıkları gibi de işe koyulacaklar."
Morana bu konuda haklı olabilirdi fakat genç kadın bir işe giriştiyse bunu doğru yoldan yapmak istiyordu. "Bana parayı sağlayacak bir işim olmadan onlara vermem zor olacak."
"Hadi ama."
"Ne?"
"Bence ne söyleyeceğimin gayet farkındasın."
"Ne?"
"Afrodit."
Bu tonlamayı tanıyordu, Morana’yı anlamıyormuş gibi konuşsa ve öyle baksa da, neyden bahsettiğinin gayet farkındaydı. Verdiği bütün çaba bu anın gelmemesi içindi zaten, hayatı boyunca bu ihtimalin gerçekleşmesinden korkmuştu, geriye doğru bir adım attı. Yüzü korkuyla çarpılmıştı. "Hayır. Hayır, hayır, hayır. Hayır. Hayır. Asla. Hayır."
"Duyamadım, hayır mı?"
"Hayır."
"Onlar senin ailen. Yardımcı olmak isteyeceklerine eminim."
Kontrolü kaybetmiş gibiydi Afrodit, turkuaz gözlü kız ona anlayışla bir adım yaklaşmaya çalışırken kendini iyice geri çekiyordu. Arkadaşını on iki yıldır tanıyordu, ona destek olmak istediğini biliyordu ve her ne kadar anlayışla yaklaşmaya çalışıyor olsa da anlamadığı bir konu vardı – ki onu bunun için suçlamıyordu da. Afrodit ailesi hakkında konuşmazdı. "Asla, hiçbir şeyden emin olmamalısın Mora. Özellikle konu ailemse. Hayır. Onların yardımını istemeden önce canlandırmak istediğim birkaç Edgar Allan Poe sahnesi var."
"Abartmıyor musun?"
"Kızıl Ölümün Maskesi'ni duymuş muydun?"
"Bak, istemiyorsan yapmak zorunda değilsin. Dükkanı açmayı başka bir zamana da erteleyebiliriz, bilirsin, evlendikten sonra- "
"Ah kes sesini."
"Başka seçenek bırakmıyorsun! Annenle babandan ne kadar korkuyor olabilirsin ki Merlin aşkına!"
"Annemle babam beni endişelenmiyor," dedi Afrodit tekinsiz bir sesle. "Teyzem, öte yandan..."
"Teyzen mi?"
"Victorine Boleyn. Büyüceşura baş yargıcı. Annemin dilini koparan ve onu bir çeşit kölesi yapan kadın." Yorgunca gülümsedi. "Aile bağları."
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git