Dünya Ülkeleri > Boston Wampus Kulüp Salonu
Psikoz
(1/1)
Erika Elsbeth Rothmann:
-Hm, yine olmadı... Bu sefer neyi denesek?.. Decepto Memoria. Obliviate.
Görüşü bulanıklaşmaya başlamış adam, kendisinden uzaklaşmaya başlamış kadın figürünü güç bela seçebilirken kararmaya başladı dünya, boşluğa karıştı içinde bulunduğu oda. Zihni miydi yoksa başlığa karışan? Belki de ikisi birden...
-Depulso! Burada, burada! Siz koridorları halledin, geliyoruz biz! George, iyi misin?! George? Buradayım, Vivienne, yanındayım. Her şey geçecek...
-Vivienne... Ben...
-Relashio. Yanındayım hayatım, seni buradan çıkartacağım.
Burası neresi- Boston? Hayır, Londra... Kararmıştı bir ara her şey, ama ne zaman? Geçen... İki gün? Pencerelerden ışık girmiyordu. Dışarıdan adım sesleri... Seherbazlar olsa gerekti... Hayır, hayır, Vivienne burada. Ona cevap vermeliydi.
-Buraya ne zaman getirildim, niye hala hayat... Bilmiyorum, neler döndüğü-
-Kendini yorma, yanındayım hayatım. Geçti, hepsi geçti.
İplerle bağlı olduğu direkten çözüldüğü anda kim bilir kaç gündür ayakta kalmışlıktan kaynaklı olarak dizlerinin bağı çözülmüş, yığılayazmıştı neresi olduğunu, yalnızca bodrum katında olduğunu bildiği loş aydınlatmalı odada. Düşüşüne hayatının anlamı Vivienne yetişmiş ve göğsüne bastırmıştı saçlarından sarmalayarak adamı sıkıca. Başı ağrıyordu, garip hissediyordu. Hayatı nasıl bir tehlikedeydi? Kurtulmuştu, biricik eşi yanındaydı ancak neden hala garip hissediyordu? Uyuşuktu zihni, sanki yalnızca ayakları değil kalbi ve zihni de hissizleşmiş gibiydi. Mutlu olması gerektiğini hissediyordu ama neden mutlu değildi? Rahatlayabileceğini, kurtarıldığını görüyordu, bizzat deneyimliyordu ama n'için rahatlamamıştı? Gözü neden duvarlardaki şamdanlara sanki bu şamdanlar evinin şamdanları başka bir yerdeymişçesine takılıyordu? Peki şimdi üşünülecek şey bu muydu? Aptal herif, teşekkür bile etmek aklına ancak gelebilmişti. Daha teşekkür etmemişken işlemeli pirinç şamdanları düşünmek neydi an içerisinde?
-Teşekkür ederim Viv. Çok, çok teşekkür ederim...
-Yorma kendini George, buradan çıkartalım seni önce. Ama...
Dudaklarında hissettiği sıcaklık ansızın tüm vücudunu sarmaladı saçlarının tepeleri stresli yaşamından ve atalarının mirasından ötürü erkenden açılmaya başlamış adamın. İlk öpüşmesi gibi hissediyordu. Sıcacıktı. Ama neden sıcaklık yalnızca bedeninde kalıyordu? N'için hayatı boyunca buz tutmuş yüreği ısınamıyordu hayatının aşkıyla kavuşabilmişliğin huzuruyla?
Bedeninin dışını sarmalayan sıcaklık uzaklaşırken bedeninden uyuşuk zihni kendini toparlayabilmek adına en ufak bir ilerleme gösteremiyordu. Vivienne kendisini duvara yaslamış, çevreyi hızlıca kolaçan etmeye koyulmuşken yalnızca boşluğa ve şamdanlara bakıyordu. "Fazla tanıdık," diye düşünüyordu sadece. "Fazla tanıdık. Fazla tanıdık..." Düşünceleri odadaki diğer kadının sesiyle bölünmüştü: "Minamoto, ihanet etti bize. Lanet olsun. Carmilla davasından belliydi zaten. Sana en son ne anlattığını hatırlıyor musun? Ülkeden kaçmadan acilen yakalamamız lazım."
Gözleri irileşti siyah frakında günlerdir terlemekten tuz lekeleri oluşmuş adamın. Şamdanlar... Hayır, bunların tümü bir oyundu. Daha önce defalarca şahit olduğu bir oyun... Vivienne diye birisi yoktu. Ya aşkı? Yalandı. Öpüşmesi? Elli yıllık hayatında daha önce öpüşmemişti. O... Yalnızdı, bir kadının elini bile tutmayı başaramamıştı şimdiye değin. Göbekli, kel, çirkin, kadınlar tarafından arzulanmayacak, sevilmeyen bir memurdu sadece. Başarısızlıktı. Karşısındaki kadının siması farklı gözükse de ses tonunu tanımıştı. Bu piyesin yönetmeniydi, kendisini burada tutan şeref yoksunuydu. Eli beline gitti istemsizce ve asasının üzerinde olmadığını fark etti. Bu sırada göz göze geldiler. Zihninin içini görmüşçesine kaşları çatıldı kadının, hemen ardından yüzüne muzip bir gülümseme yerleşti asasını kendisine doğrulturken: "Senin kadar kadınlar tarafından arzulanmayacak bir adamın şu noktada çözüleceğini düşünürdüm. Tüh, sana da yazık oluyor... Incarcerous!"
Ansızın kendisini yeniden bağlanmış bir halde, başlangıç noktasında bulmuştu. Karşısındaki kadının adı neydi? Vivienne olmadığı kesindi. Ama düşününce, onun Vivienne olmasını tercih eder miydi? Ne istiyordu ki? Kendisini niye kandırmayı, niye aynı ofis ortamında çalıştığı o kadın hakkında bilgi almayı deniyordu? Hani yakın da değillerdi bir de. Derdi neydi ki? Söylemeli miydi ki bildiklerini? İçi ısınamamış olsa da kendisini kurtarmak adına hayatını riske atabilecek kadar değer veren, öpüşü vücuduna sıcacık hissettiren bir eşi olmasını birkaç dakikalığına daha olsa istemeli miydi? Yalan bile olsa bunu tercih etmeyi, iş arkadaşına ihanet etmeyi düşünür müydü? Belki departmandan onun gibi dikkatli bir ismin eksilmesi, kendi şahsi işleri için daha makul bile olabilirdi. Gözleri yaşardı ne denli çaresiz, ümitsiz bir vaka olduğunu tekrar düşünmesiyle. "Bu kadar mı düştüm?.." diye geçirdi içinden. Kendisine hiç kimsenin eziyet edemeyeceğinden bile öte acı çektiren zihninin içerisine hapsolmuşluğunun sessizliği, yeniden malum kadının sözleriyle bölündü.
-Sanırım yine sessizliğe gömülmeyi seçiyorsun. Bu sefer neyi denesek o zaman?.. Hm... Decepto Memoria. Obliviate.
Zihni, irade konseptine mahal bırakamayacak şekilde çorbalaşırken bodrum katındaki oda ve zihni yine karanlıkla sarmalanmış boşluğa karışmaya başladı...
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git