Baykuşun gözden kaybolana kadar arkasından baktı ardından balkon kapısını kapatıp içeri geçti. Kitaplığının önünde durup Fransa'dan yanında getirdiği kitaplar arasındakilerden üzerinde 'Fareler ve İnsanlar' yazan ince bir kitabı yerinden çekti ve kapağına baktı. Bunu çok önceden Sebastian'ın kitaplığından aldığını hatırlıyordu. Kitabı elinde çevirip arka kapağındaki yazıyı okudu. Konusunun çok da ilgi çekici olmadığını düşünse de aklına yapacak daha iyi bir şey gelmiyordu. Kitabı alıp yavaşça yürüdü ve kendini yatağının üzerine attı. Yastığını dik bir şekilde yatağının başlığına yasladı ve kendi sırtını da yastığa dayadı. Kitabını kucağına getirdi ve kapağını açtı. İlk sayfadaki kitap künyesini geçti ve hikayeyi okumaya başladı. Bir kitabı okurken ilk sayfalarda olaya odaklanmaz, yazarın kalemini çözümlemeye çalışırdı. Yazarın betimlemeleri hoşuna gitmişti. Yazarın kalemi ve anlatım tekniklerinden sonra dikkat ettiği şey karakterlerin detayları olurdu. Yazarın yarattığı karakterleri anlamadan olayı kafasında tam anlamıyla canlandıramazdı. Bu yüzden harika fikir ve temaların basit karakter işlemeleriyle yazıldığı kitaplardan nefret ederdi. Şu an okuduğu kitaptaki karakterlerin zıtlığından hoşlanmıştı. Olay ise Amerika'nın bir şehrinde geçiyordu. Kafasında çözümlemelerini yaptıktan sonra kitabın içindeki olaya dalmaya hazırdı.Dokuzuncu yaşında, hayatının ilk yaz tatiline girdiği için hem mutlu hem de sinirliydi. Önceden yılın tamamı kendisine aitken dörtte üçünün ondan çalınıp okul adında bir yerde sıkıcı ve herkesin bildiği şeyleri onlara dayatmak için ziyan edilmesi ve zaten onun sahip olduğu günlerin dörtte birinin ona hediye gibi verilmesine epey sinirlenmişti. Aslında okuldan nefret etmiyordu, orada yazı yazmayı öğrenmişti. Ona hayatında yeni şeyler kazandıran herkese minnettarlık duysa da iki ay içerisinde yazmayı öğrenmesine rağmen kalan altı ay boyunca da sınıf arkadaşlarıyla birlikte aynı şeyler görmek zorunda kalmaktan hoşlanmamıştı. Okumayı zaten okula başlamadan önce öğrendiği için okulda yazı yazmak dışında tanıştığı diğer şey ise matematikti. Hakkındaki bazı temel şeyleri öğrendikten sonra matematiğin ucu bucağı olmadığını analitik zekası sayesinde çabucak kavramıştı. Bu kadar büyük bir sayısal evren olmasına rağmen okulda ona gösterilenlerin ne kadar dar bir kısım olduğunu anladığında matematik dersine olan ilgisini de kaybetmişti. Gününün en verimli saatlerini okulda harcadığı için kitap okuyabilmek için geç saatlere kadar uyanık kalmak onu sene içinde çok yormuştu bu yüzden yaz tatiline girmiş olmak iyi bir haber sayılabilirdi.Baba ve annesi buradaki evlerini de o sene yaz tatillerini geçirmek için satın almışlardı. Burada geçirdiği ilk yaz tatilinde yüzmeyi bilmediği için denize pek yanaşmadı. Onun yerine günlerini etrafı keşfetmek, sahilde oturup kitap okumak ve insanları izleyip gözlem yapmakla geçirmişti. Bir gün halinden epey memnun bir şekilde sahilin arkasındaki taşlı yolda şortunun üzerine giydiği mavi tişörtüyle kamelyalardan birinde tek başına oturmuş bol resimli bir çocuk kitabı okuyordu. Kitap Antik Mısır hakkında yazılmış eğlenceli bir kitaptı. Kitapta Mısır’ın tarihi; Firavunlar, piramitler, o zamanlarda kullanılan şifacılık teknikleri, gelmiş geçmiş bazı kraliçeler ve yaşam öyküleri, yaşanan savaşlar ve Mısır mitolojisindeki tanrılarla bir bütün olarak ele alınmıştı. Köpek kafalı ve koç kafalı tanrıların kitap içerisinde konuşmalarını okumak onu güldürüyordu. Bir yandan da o zamanlarda yaşayan insanların bunlara nasıl inandığını sorguluyordu. Gerçekten tanrılar varsa neden kendilerini saklayacaklardı ki? Kitabın Mısır’da ölen firavunların vücutlarının nasıl mumyalandığını açıkladığı kısmı okuduğu sırada birisinin ’’Hey!’’ diye seslendiğini duydu. Kafasını kitaptan kaldırıp karşıdan gelen erkek sesine çevirdi. Ondan biraz daha uzun ve geniş bir vücudu olan birkaç yaş büyük gözüken bir erkek çocuğu elinde topla karşısında duruyordu. Daha önce hiç görmediği yabancının kendisine seslenip seslenmediğini anlayamadı. İfadesizce suratına baktığı kısa bir süre içerisinde kimse ses çıkarmayınca usulca dönüp arkasına baktı. Yakınlarda ikisinden başka kimse yoktu. Çocuğun suratını dönüp şaşkınlıkla ’’Bana mı seslendin?’’ diye sordu. Sesi tahmin ettiğinden daha farklı çıkmıştı. Söylerken herhangi bir kelimeyi yanlış telaffuz edip etmediğini düşünüyordu. Çocuk bembeyaz dişleriyle gülümseyip ’’Elbette sana diyorum şapşal, sahilde bizim çocuklarla voleybol oynayacağız ama sayımız eşit bölünmüyor. Bizimle oynamak ister misin?’’ diye sordu elindeki topu döndürürken.Darren daha önce hiç voleybol oynamadığı için birkaç saniye hiç ses çıkarmadı. Ayrıca bir yabancının ona şapşal demesinden hoşlanmamıştı. O kesinlikle şapşal değildi ve bu çocuğun da bunu bilmesini istiyordu. Sessizlikten rahatsız olmuş gibi görünen çocuk hızlıca ekledi: ’’Yaşıtlarımız da var tabii. Oynamayı bilmiyorsan da önemli değil orada bulunanların çoğu pek iyi oynayamıyor zaten.’’ Çocuğun telafi etmek için söylediği her kelime sinirlerini daha da bozuyordu. Oyuna girip çok iyi oynayıp ona söylediklerinde haksız olduğunu göstermek istese de daha önce hiç oynamadığı bir oyun hakkında kendine pek güveni yoktu. Ayrıca bu sıcakta güneşin altında oyun oynayıp terlemek de istemiyordu. Kafasını eğip elindeki kitaba baktı Antik mısırda firavunların nasıl mumyalandığını öğrenmek daha çok ilgisini çekiyordu. Kafasını tekrar çocuğa çevirdiğinde ona beklentiyle bakan bir çift ela gözü gördü. Nasıl reddedeceğini bilemediği için ağzında bir şeyler geveledi. ’’Şey ben oynamak istediğime emin değilim,’’ çocuğun yüzündeki hayal kırıklığını gördüğünde bir bahane üretmek zorunda olduğunu hissetti ve devam etti [color=yellow’’Yani şey oyunu bilmiyorum. Belki de sizi izlesem daha iyi olur.’’[/color] Çocuğun en azından bir seyirci kazanacağı için sevinip diretmemesini umuyordu. Çocuk yanağının tek kenarını düşünür gibi yukarı kıvırdı. ’’Peki ama ilk turdan sonra sen de oyuna katılacaksın. Basit bir oyun olduğu için eğer izleyip de yine anlamazsan zaten kitabına geri dön.’’ şeklinde kaba bir cevap duymayı beklemiyordu. Sırf onu kırmamak için değerli vaktini harcayacak olmasına rağmen ona yapılan muameleden hoşlanmamıştı. Çocuk elindeki topu havaya atıp tutarak arkasını dönüp sahile doğru ilerlediğinde şımarıkça somurtarak peşinden ilerledi. Sıcak kumları ayakkabısına rağmen hissedebiliyordu.
İsmini bile bilmediği ukala çocuğu takip ederken o küçük bir voleybol filesi ve etrafında beyaz şerit olan bir voleybol sahasına girdiğinde kendisi de sahanın yanındaki yolun kenarında üst üste dizili taşların üzerine oturdu. Çocuğun arkadaşlarına bir şeyler söylediğini gördü, tam olarak duyamasa da kendisinin neden izlediğini anlatıyor olmalıydı. Sahadaki çocukların hepsinin merakla kendisine baktığını görünce rahatsız olup kafasını kucağındaki kitaba çevirdi. Hepsi arkadaşlardı ve birbirlerini tanıyorlardı, kendisi ise onlar için yabancıydı. Aralarında bir yabancıyla oynamak istemeyenler olabileceğini düşünüp üzüldü. Çocuklar dağılıp kız erkek karışık bir şekilde filenin iki yüzünde yerlerini aldılar. Kişi eksikliğinden dolayı sahanın sağ tarafında dört ve sol tarafında beş kişi olacak şekilde ayrılmışlardı. En arkadaki uzun düz kahverengi saçları olan kızın elindeki topla sahanın dışına çıkıp şeridin önünde durduğunu gördü. Elindeki topu bir kere kumda sektirip ardından havaya attı ve zıplayarak sağ eliyle topa vurup filenin karşısına yolladı. Karşı takımda sahanın ortasında duran çocuk dizlerini kırıp iki eli topla buluşunca dirseklerinden güç vererek topu sağındaki arkadaşına yönlendirdi. Sağda duran kız da aynı şekilde topa vurarak topu yükseltti ve karşısındaki uzun boylu zayıf çocuk zıplayarak tek eliyle topa şiddetli bir şekilde vurdu. Filenin diğer tarafında hızla yere ilerleyen topa bakarken kısa boylu bir kızın iki kolunu birleştirip kendini öne attığını ve topun altına koyup topun kollarına çarpıp yere düşmeden yükselmesini sağladı.Ardından düz saçlı bir çocuk da kollarını aynı şekilde birleştirip biraz kırdıktan sonra topa vurdu ve düzgün bir şekilde yükselmesini sağladı. Ardından onu buraya çağıran uzun boylu çocuk hafif zıplayarak iki elinin parmaklarıyla topa kontrollü bir şekilde vurdu ve topu hızla filenin karşısına attı. Top sahanın sonuna doğru ilerlerken karşı takımdan kırmızı boyalı saçları olan bir kız topa vurmak için koşsa da o yetişemeden top yere düştü ve takımındaki herkesin somurttuğunu gördü. Onu buraya getiren çocuksa sevinçle iki kolunu da havaya kaldırıp düşük desibelde kısa süreli bir zafer nidası attı. Takım arkadaşları da onu alkışladı. Ardından karşı sahadan öndeki kız topu filenin altından ela gözlü çocuğa verdi. Kısa bir süre daha izledikten sonra neye göre sayı kazanıldığını, nasıl oyuna başlanıp gelen topun nasıl karşılandığını, farklı vuruş tiplerini, kaç pastan sonra topuna karşıya atıldığını ve sahadaki kişilerin neye göre dönüp yer değiştirdiğini anlamıştı. Hatta birkaç voleybol terimi bile öğrenmişti. Kafasından hangi şekilde gelen topa hangi şekilde vurmanın daha iyi olduğunu hesaplıyordu. Darren havada dönen topu gözleriyle takip etmekten zevk almaya başlamıştı. O sırada muhtemelen yorulmuş olacaklar ki topu kenara bırakıp su içmek için etrafa dağıldılar. O sırada kendisini buraya getiren çocuk da ona doğru yürüyordu. Önüne kadar gelip durdu. Epey yorulmuş ve terlemiş gözüküyordu ’’Umarım anlamışsındır.’’ dedi.
Çocuğun ela gözleri Darren'ın buz yeşili gözlerinden sıyrılıp kucağındaki kitaba yöneldi ve merakla irileşti. Çocuk hiç düşünmeden Darren'ın elindeki kitabı alıp elinde çevirdi. Bir anlığına hangi sayfada kaldığını kaybettiğini sanıp korktu. Ardından kitabın içindekiler kısmından kaldığı kısmı bulabileceğini hatırladı. Elindeki kitaba küçümseyerek bakan çocuğu somurtarak izledi. Çocuk yorum yapmadan elindeki kitabı geri uzattı ve gülümsedi. ’’Su alıp geliyorum, bizim takımda olacaksın zaten ilk seti kaybettik.’’ dedi cümlenin sonuna doğru somurtarak. O gittikten sonra kendisi de kitabını taşların üzerine bırakıp sahaya doğru yürürken babası Sebastian'ın sahile çıktığını gördü. Elini kaldırıp Sebastiana'a el sallayınca oda gülümseyerek o da gülümseyerek Darren'a el salladı. Elindeki deniz çantasıyla şezlonglardan birine oturan Sebastian'ın arkasından Igritte de gelip Sebastian'ın yanındaki şezlonga yerleşti. Onlara bakarken ona doğru hızla yürüyen kısa boylu kızıl saçlı kızı gördü. Az önceki maçta yere düşen topları kurtarmak için kendini sürekli yere attığı için dizleri kızarmıştı. Yaklaşıp gülümsedi. ’’Buralara yeni mi taşındınız?’’ diye sordu. Darren olumlu anlamda kafasını aşağı yukarı salladı ve ’’Evet buradaki ilk yazımız.’’ dedi. Kızın sıcakkanlılığı hoşuna gitmişti ve kendini daha az yabancı hissetmek için buna tutunmaya ihtiyacı vardı. O sırada diğer çocuklar da gelip yavaş yavaş sahadaki yerlerini aldı. Kızıl saçlı yüzüne ara ara serpilmiş tatlı çilleri olan kız ’’Ben Angele, benim de buradaki son yazım.’’ dedi hafif hüzünlü bir sesle. Ardından ekledi: ’’ Senin ismin neydi bu arada?’’ dedi merakla açılan gözleriyle ona bakarken. Kısaca ’’Darren,’’ dedi ve sustu. Birkaç kişi daha kendini ona tanıttıktan sonra hala ismini öğrenemediği çocuk da sahaya girdiğinde uzun siyah saçlı kız koşarak topu yerden aldı. ’’Hadi başlayalım.’’ dedi heyecanla.Ela gözlü çocuk ona işaret yaparak yerine geçmesini söyledi. Ona doğru yer değiştirmek için yürürken yanında geçtiği anda dalgalanan sarı saçlarından yayılan nane kokusunun ter kokusuyla karışmış hali burnundan ciğerlerine doğru ilerledi. Filenin önünde, çocuğun yanındaki yerini aldığında dizlerini hafifçe kırıp oyunun başlamasını bekledi. İlk başta kendinden emin olmasa da oyun boyunca uzun boyu sayesinde alçaktan gelen topları zıplayarak başarıyla sayı almış ve çevik vücuduyla arkadaşları tarafından uzağa atılan toplara yetişip düzgünce yönlendirmeyi başarmıştı. İki takım da fazlasıyla azimli olduğu için top uzun süre havada kalıyor ve sayı almak zorlaşıyordu. Sebastian ve Igritte'in hala orada olup olmadığına bakmak için şezlongların olduğu tarafa doğru baktı. İgritte şezlongunda denize doğru uzanırken, Sebastian denizden yeni çıkmış elindeki havluyla saçını kuruturken Darren'ı izliyordu. Kolunu kaldırıp Darren'ı cesaretlendirmek için baş parmağını kaldırdığı yumruğunu gösterdi. Sebastian'ın ona destek olduğunu görünce Darren gülümseyip önüne döndü. Başlama sırası karşı taraftaydı ve Sebastian'a ne kadar iyi oynadığını göstermek istiyordu. İsminin Briland olduğunu öğrendiği düz saçlı çocuk sahanın dışından servis kullanarak topu karşıya yolladığında Angele topu karşıladı ve o sırada ortada bulunan çocuk ise topa parmaklarıyla vurup Darren'a atmaya çalışmıştı fakat yanlışlıkla fazla güçlü vurduğu için top çok yükselmiş ve uzaklaşmıştı. Darren bunun harika bir fırsat olduğunu düşünüp yerinden fırladı ve topun düşeceğini hesapladığı yere doğru uzun adımlarla koştu ve tüm gücüyle sıçrayıp topa sağ eliyle smaç bastı. Ardından kumların üstüne sert bir düşüş gerçekleştirdi.Vücudunu kontrol edemeyip yere indiğinde ağırlığının tamamını sağ ayağına yüklediği için ayağında hissettiği acıyla hafifçe inleyip kendini yere attı ve sağ ayağını tuttu. Topun yere düşüp sayı aldığını son anda görebilmişti. Yerde ayağını tutarken Angele korkuyla koşarak yanına gelmişti. Onun yüzündeki tedirginliği görünce bir sorun olmadığını söylemek istese de ağzından sadece acı dolu mırıltılar çıkmıştı. Ardından tüm takım yavaşça etrafına toplandığında Darren'ın uzun süredir ayağa kalkmadığını gören Sebastian telaşlandı ve hızlı adımlarla yanlarına gitti. Onu gören çocuklar açıldı ve Darren, Sebastian'ın korkulu gözlerini görünce yüreği de burkuldu. Sebastian kibarca ’’Üzerine basabilir misin?’’ diye sorduğunda bileğini tuttuğu elini sıktı ve acıyla yüzünü ekşitti. Olumsuz anlamında kafasını iki yana salladı. Sebastian yanına eğilip kollarını Darren'ın bedeninin altına sardı ve yavaşça onu kaldırıp eve doğru yürümeye başladı. Sebastian'ın sırtının arkasından ona el sallayan Angele’yi gördü ve o da kızıl saçlı kıza el salladı. Sonra utançla yüzünü Sebastian'ın göğsüne gömdü. Sebastian eve geldiklerinde onu yavaşça kanepeye bırakıp ayağına baktı. Düşünceli bir şekilde ’’Burkulmuş olmalı, bir süre üstüne basmasan iyi olacak.’’ dedi. Ardından Igritte'e ulaştı. Konuştuklarını duymasına rağmen neyden bahsettiklerini anlamadı. Kafasında yeni tanıştığı insanların yanından sakatlanarak ayrıldığı anıyı tekrar edip kendini utandırmakla meşguldü ve aynı zamanda bütün tatili yatarak geçirmek zorunda kalmaktan korkuyordu. Kısa bir süre sonra dış kapı açıldı ve elinde deniz çantasıyla içeri giren İgritte yüzündeki güneş gözlüğünü çıkartıp çantayla birlikte portmantoya koydu. Kadının sarışın teninin güneşte bronzlaştığında ne kadar güzel göründüğünü düşündü kısa bir anlığına. İgritte'in görünüşü hakkında hayranlık duyulacak bir sürü şey vardı.İgritte yavaşça yürüyüp Darren'ın başına geldi. ’’Tanımadığın insanlarla bilmediğin oyunlar oynarsan böyle olur işte!’’ diye azarlasa da sesi merhametli geliyordu. Sebastian'ın getirdiği ilk yardım setinden aldıklarıyla ayak bileğine merhem sürüp sargı beziyle sararken İgritte'in narin ellerini izliyordu. Ardından Igritte ve Sebastian önceden sözleştikleri arkadaşlarıyla yemek yemek için yanındaki masaya bir tabak kızartma ve köfte bırakıp gitmiş, onu da salonun ortasındaki kanepede tek başına bırakmıştı. Can sıkıntısından tavanı izlerken kapının çaldığını duydu. Kendisi yaralı halde yatıyordu ve evde kimse yoktu. Bacaklarını kanepeden aşağı uzatıp sargılı olan sağ ayağına fazla yüklenmemeye çalışarak ayağa kalktı. Topallayarak kapıya ilerleyip kapıyı açtı. Kapıda duran ela gözlü çocuğu gördüğünde yaşadığı şaşkınlıkla kaşları hafifçe yukarı kalktı. Sahilde unuttuğu kitabı elindeydi. ’’Selam, iyi misin?’’ diye sordu. Yaşadığı suçluluk hissi yüzünden ve sesinden açıkça belli oluyordu. ’’İyiyim, teşekkürler ama sen-‘’ dediği sırada çocuk ne soracağını anlamış olmalı ki kendini açıklamak amacıyla söze başladı. ’’Ben şu evde oturuyorum,’’ derken Darren çocuğun eliyle gösterdiği yere baktı. Yolun hemen karşısında çaprazda duran iki katlı bir villayı işaret ediyordu. ’’Sen o şekilde gittikten hemen sonra biz de evlerimize dağıldık. Kitabını sahilde unutmuştun ben de yanıma aldım, balkonda otururken de annenin bu eve girdiğini görünce…’’ dedi ve elindeki kitabı Darren'a uzattı. Kitabını gülümseyerek çocuğun elinden aldı. O akşam adının Perceval olduğunu öğrendiği çocukla sonraki gün de karşılaşıp konuştular ve ondan sonraki gün de. Yazın son gününe kadar her gün…Anılarından sıyrılan Darren buruk bir gülümsemeyle düşüncelere dalar.Perceval hayatındaki ilk gerçek arkadaşı olarak hafızasına kazınmıştı. Her yaz, sabahları birlikte oyunlar oynar; Akşamları ise Darren ona okuduklarından öğrettiklerini anlatır ve üstüne tartışırlardı. Ve her sene Ağustos ayının sonunda eğlence parkında yapılan karnavallarda delilerce eğlenirlerdi. Onu tekrardan görebilmeyi isterdi. Biraz daha sahilde yürüdü ve hava karardığında eve geri döndü. Üzerini değiştirdi ve eski bir anının içine doldurduğu huzurla derin bir uykuya daldı.