Dünya Ülkeleri > Osmanlı İmparatorluğu
Mevtalar Sır Veremez
(1/1)
Filinta Reis:
Bölüm I
Kaptan Filinta'nın Hazinesi
Ürperir ruhum, titrer kalaslar
Yo Ho Hi Ho
Kömür karası kalpli adamlar
Yo Ho Hi Ho
Yelken aldılar mavi deryaya
Hunhar bir kaptan ve cani tayfa
En kara masal bu, söylenmiş olan
Sebebi hazine ve altından
Masmavi bir göğün altında, dalgaların foşurtularla dövdüğü tahtalarından gıcırdamalarla yanıt veren bir sandal, aheste aheste yaklaşmaktaydı güneşin ışıltısıyla altın gibi parıldayan kumsala. O adı batasıca, cenabet adanın sığ sularına aborda ettiklerinde tamı tamına beş kişilerdi. Filinta Reis, yanında tayfasından dört denizci ve bir büyük sandık olduğu halde, ilk ayak basan olmuştu sahile.
“İskorbüt! Patiska! Hadi yaylanmayın dümbelekler, sırtlanın şunu!”
Derisi çatlamış elleriyle namına layık birisi olduğu şüphe götürmez olan İskorbüt Niyazi bir ucundan tutarken sandığın, öbür ucuna da güneş bizzat tepesine dikilip tenini kavurmaya karar verse dahi pamuklu gömleğinden vazgeçmeyecek tıynetteki Patiska Cafer asılıvermişti. İki kafadar, biraz ıkınarak da olsa kaldırmayı başarmışlardı ağırlıklarınca altın dolu sandukayı. Yine de asıl ağır iş kendilerine düştüğünden olsa gerek, huzursuzca kıvranıp durmalarını fark edebilmek mümkündü.
Nitekim Patiska dayanamadı. “Reis! Hamlacı biz olduk, ahanda bu sandığı hammal gibi de biz yükleniriz.” Sahildeki bir kayaya kurulmuş, gevşek gevşek sırıtan Marinel Başı İsmet ve Fingir Fiş Fadıl’ı işaret ederek “Bu işe yaramazları ne diye aldık yanımıza o zaman?”
Gelgelelim Kaptan Filinta’nın “Sızlanıp durmayın lan çiftleşme mevsimi gelmiş balinalar gibi! Kazıyı onlar üstlenir. Dönüşte kürek ıskancası da onlarda!” diye kestirip atmasıyla, suratlarına yayılmış o gevşek tebessüm de ansızın sönüvermişti. Belindeki barutu taze doldurulmuş filintayı sergilercesine kemerini çekiştiren kaptan, yakınmalara müsamaha göstermeyeceğini keskin bir dille ifade etmişti artık. Lakin Filinta Reis’in adaya tabancasız tüfeksiz çıkılacağını söylemesine rağmen, kendi çakmaklı tabancasını yanında getirmiş olması, Marinel Başının dikkatli gözlerinden kaçmamıştı.
Beşi birden, kumların üzerinde tabanlarını sürüyerek, peşlerinde muğlak izler bıraka bıraka, adanın yükseltilerle çevrili patikalarına doğru yola koyuldular.
Filinta Reis:
Ürperir yanlar, titrer kalaslar
Yo Ho Hi Ho
İştahı kadar rüzgar dalgalar
Yo Ho Hi Ho
Ve bu korsanlar boğulur romunda
Söver diyabol bile habis der ona
Her bir tayfası kıymıştır dostuna
Bir torba sikke yahut üç kuruşa
Rivayet odur ki Kaptan Filinta’nın, aslen gavur bir Frenk olmasına rağmen, küçük yaşlarında Yusuf Reis’e esir düşüp hak dinine döndüğü, endamlı boyu, çakmaktaşı gibi ele avuca sığmaz fevriliği hasebiyle Filinta adını aldığı söylenegelir. Mahareti ve uyanıklığı sayesinde kendi gemisinin kaptanlığını bileğinin hakkıyla kazanmış ve korsanlıkta namı Fizan’ı bile aşmıştır. Nesli tükenmeye yüz tutmuş Mağrip’li korseyirlerin sonuncularından olan Filinta Reis’in Sultanın gözüne girip, Kaptan-ı Deryalığa yükselmekten gayrı bir maksadı olmadığını neredeyse tüm tayfa bilir, yeri geldikçe bu ihtirasın onları fena bir akıbete sürükleyeceği lakırdısını dillendirip dururlardı. Neticede bu sandık dolusu altını, musallat oldukları Espanol Hazine Filosunun şişman kalyonundan binbir katakulli ile aşırmalarının sebebi de buydu. Altınları ivedilikle Dersaadet’e götürmek ve bizzat Zat-ı Humayun Hazretlerine ziyadesiyle sunmak gerekirdi.
Amma velakin engin denizlerin hırçın dalgalarına bile güvenilir, şaşar beşere güvenilmezdi. Bunca altının kuruşu kuruşuna hümayunun eline sayılacağını öğrenen mürettebat arasında huzursuzluk baş göstermesi de haliyle çok uzun sürmemişti. Üstelik Sultanın kasasının tam takır olduğu söylentisi, hazineden kendilerine metelik koklatılmayacağına ilişkin endişelerini de bilhassa kuvvetlendirmekteydi.
Tayfanın yolculukta bir başkaldırıya niyetlenebileceğini düşünen Filinta Reis, bunun üzerine sandığı meftulüm adası olarak da bilinen bu izbe, uğursuz adaya gömmeye karar vermişti. Kaptanın kendilerinden definenin yerini sakınması ihtimaline karşın, tayfanın hakkını temsilen Marinel Başı İsmet’in de bu defin harekatına katılmasının sebebi buydu.
Filinta Reis’in nasıl açıkgöz, nasıl işgüzar bir kimse olduğunu iyi bellemiş olan Marinel Başı, içten içe bilirdi ki; altınları defin için tayin edilmiş bu bedbaht tayfanın gemiye diri diri dönmesi pek olası değildi. Yol boyunca kaptanın belindeki filintadan gözünü alamaması da muhtemelen bu sebeptendi.
Nihayet dağ yamaçlarının gölgelediği tenha bir geçitte, fırsattan istifade edip, en arkada sandığı taşımakla mesul İskorbüt ve Patiska’ya yanaştı.
“Reis gömünün icabına baktığımız gibi bizi mıhlayacak, benden söylemesi!”
“İskorbüt! Çakozladın mı şimdi dümeni ha, takoz dişli seni!” Sesinin gür çıkmasına mukayyet olamayan Patiska, belli ki en başından beri içinde bulundukları açmazın farkındaydı. Gel gör ki İskorbüt’ün iyimser tabiatı, en serinkanlı kimseyi bile zıvanadan çıkartacak cinstendi.
“Ağzınızdan yel alsın, o bizim müstakbel Kaptan-ı Deryamız. Kıyamaz bize!”
“Ulan derin kuruyup çatladı da, beynin de mi çatladı ahmak herif! Altını gömdükten sonra yerini ötmeyeceğimizi nereden bilsin!”
Bu iki kafadarın hemen her hadisede istisnasız cereyan eden, sonu gelmez atışmaları kaptanı şüphelendirmesin diye araya giriverdi Marinel Başı.
“Sizi bilmem, ben yatağanımı emanet aldım. Olur da o namluyu bizden birine doğrultursa, kaptanmış, reismiş, Mevla yarattı demem saplarım. Haberiniz ola!”
İskorbüt hayretle bakakalmıştı Marinel Başına. “Senin dilin ne söyler İsmet!? Kaptana kılıç mı çekeceksin!?”
“Zaruriyet doğarsa, tereddüt etmeden!”
Filinta Reis:
Ürperir kılçık, titrer kalaslar
Yo Ho Hi Ho
Uyurken sırlar, üstü balıklar
Yo Ho Hi Ho
Yelkenler fora, bellidir rota
Dönüş yoktur istikamet boyunca
Tamah ve cürüm yelken açınca
Kalleşlik kesin, bahse gir pabucuna
Labirent gibi dolanan dar patikalardan geçtikten sonra nihayet kuytu bir açıklığa varmışlardı. Fingir Fiş Fadıl’ın kaypak fıtratına aşina olmasından mütevellit, yol boyunca güvenip de tasarısını ona açamayan Marinel Başı İsmet, kalamar gibi belerttiği gözlerini tabancaya dikmiş, istiridyenin kuluçkaya yatmasını andırırcasına düşüncelere dalmıştı. Kaptanın dediğine göre kazıyı ikisi üstlenecekti. Velhasıl İskorbüt ve Patiska altın dolu sandığı işaret ettiği yere bıraktıklarında Filinta Reis, dalgın dalgın bakışan ikiliye seslendi.
“Ne bakarsınız öyle avel avel!? Haydin eliniz iş görsün biraz!”
Vira Bismillah deyip sapladılar kazmayı, küreği, dağların yükseltileri ile çevrili açıklığın ortasında. Toprağın hışırtıları argınlık dolu inlemelere karıştı. İsmet’in bir gözü Fingir Fiş’te, öbürü ise kaptanın kemerindeki tabanca kılıfındaydı. Neden sonra Filinta Reis’in uzaklaştığını ayıkıp Fingir Fiş’e fısıldadı.
“Kabrimizi bile bize kazdırır. Bilirsin Fadıl, değil mi?”
“O yüzden mi elin kılıcından yareni gibi ayrılmaz?”
Her bir kürek darbesinin evvelinde ve ertesinde yatağanına gayriihtiyari dokunduğunu fark etmemişti İsmet.
“Buradan iki çıkış yolu var Fadıl. Ya biz onu haklarız, ya da o bizi!”
Kazmasını iki eliyle sıkıcana kavrayan Fingir Fiş, kısa bir müddet yukarıya bakıp, gökyüzünü seyre daldı. “Reis demişti de, yok demiştim. Yapmaz öyle şey.”
“Ne demişti?”
“Bana kaypak derler, İsmet benim kadar kaypak değildir demiştim. Kancıklık yapıp isyana teşebbüs etmez demiştim.”
Marinel Başı afallamış bakışlarla karşılık verebildi ancak. Neden sonra hiddeti, hayretine baskın geldi de ağzına geleni söylemeye başladı.
“Sen de bu yemi yuttun! Kaypak olduğunu bilirdim de, avanak olduğunu bilmezdim Fadıl!”
Eli belindeki yatağanına uzanırken, Fadıl’ın fıldır fıldır dönen gözlerini ve havaya kaldırdığı kazmayı ayırt edebildi anca. Peşinden de İskorbüt ve Patiska’nın canhıraş haykırışları çalındı kulağına. Sonra da bir filintanın ateş alıp, gümbürdeyerek patlaması...
Gözlerini açmaya çalıştı ama ışık çok parlaktı. Sanki birisi güneşi getirip karşısına oturtmuştu. Ellerini iki yanına koyup doğrulmaya çalıştı. Cebinde kalan son tütününü sarıp cigarasını tellendirirken, bir zamanlar duyduğu ama hatırlamadığı bir denizci şarkısı tutturdu. Kaptan Filinta’nın, definenin yerini bilen yegane kimse olarak sefer boyunca başka bir isyanla boğuşmayacağı aşikar olduğu halde, gemisi “Deniz Aygırı”na dönme vakti gelmişti.
Ürperir yelken, titrer kalaslar
Sır vermez mevtalar
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git