Genel İşleyiş > Yetişkin Karakter Başvuruları
Fëanor Black
(1/1)
Fëanor Black:
Karakterin Adı ve Soyadı: Fëanor Black
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Meraklı ,maceraperest ,romantik, hırslı (özellikle de başarı konusunda), korkusuz,yeni sporlar-sanatlar -bilgiler-dil ve yerler öğrenmeye bayılan,olası durumlara karşı genellikle soğukkanlı bir şekilde olayları sakince çözebilen , eğlenceli, dans etmeyi seven, partileri seven , hayvan ve sihirli yaratık aşığı , sosyal ortamlarda sevilen ilk bakışta soğuk ve ukala gibi gözükse de ki onu suçlayamayız platin sarısı gibi saçları ve mavi-turkuaz gözleri ve uzun kirpikleri ile resmen alarm verir gibi dolaşıyordur ama insanlar onunla konuştuklarında veya kendisi konuştuğunda kesinlikle kendini beğenmiş birisi olmadığını aksine ne kadar kibar birisi olduğunu anlarlar. Modaya , mimariye ve sanata ilgisi büyüktür bu sebeple her şeyde detaylara dikkat etmektedir. Her insana güvenmez uzun süre karşısındaki insanı tanıması gerekir o süreçte ne soğuk ne de çok samimidir olduğu ortama göre nasıl davranması gerektiğini iyi bilir. Sevdiklerine karşı düşkündür onlar için yapmayacağı şey yoktur. Genellikle günlük takım elbiselerini ya kendisi tasarlar ya da aile terzisine yaptırır çizimlerini göstererek. Dövüş sanatlarında oldukça başarılı ve hırslıdır.Yıllar içerisinde adeta bir kılıç ustası olmuştur.
Karakterin Kısaca Geçmişi: 1826 yılının Haziran ayında, Herefordshire - Galler'de, safkan Lord ve Leydi Black'in ikinci oğlu olarak dünyaya geldi ve orada büyüdü. Ünvanlarına rağmen daima alçak gönüllü olan ailesi, doğan ilk oğulları Richard’ın güvenliği için Londra’dan Herefordshire’daki evlerine taşınmış,aile ayrılmasından sonra da yaşamlarını orada sürdürmeye devam etmişlerdir. Muggle’lar ile oldukça içli dışlı oldukları için diğer safkan aileler tarafından “Kan Haini” ilan edilmelerini umursamayan aile iki oğulları ve bir kızlarına, uzun zamandır aile mesleği olarak görülen asa yapımcılığını öğretmeye çalışmışlardır.
Abisi ve kendinden bir yaş küçük kardeşinin aksine Feanor, Rowena Ravenclaw’un soyundan gelen ve aradaki bin yıl boyunca bir sürede Danimarka’ya göçüp, tekrar İngiltere’ye gelen atalara sahip babası ile küçük atölyede belli ağaçlar ve parlak nesneler ile zaman geçirmekten büyük keyif almıştır. Çok hızlı öğrenen bir yapıya sahip olduğundan daha okul çağına bile gelmeden büyülü ya da normal farkı olmaksızın birçok bitkinin ve hayvanın adını, özellikleri ile birlikte öğrenmiştir.
Kendisi henüz altı yaşındayken onbir yaşındaki abisine gelen Hogwarts mektubuna verilen aşırı ilgi yüzünden kıskançlık geçiren Feanor, o gün tıpkı daha önce Rus asıllı olan annesinden gelen Veela genleri sayesinde yaptığı gibi kuş benzeri bir yaratığa dönüşmesinin yanı sıra istemeyerek de olsa sırtındaki kanatların verdiği acının ve öfkesinin etkisi ile evlerinin salonunda ne kadar cam varsa büyü ile patlatmıştır. Bu noktada hali ile korkudan tir tir titremeye başlayan Feanor'u sakinleştirme ve büyücü olduğunu, bir gün onun da abisi gibi Hogwarts’a gideceğini anlatma görevini babası üstlenirken annesi etrafı toparlamış, ardından beş yaşındaki Alissa’yı sakinleştirmiştir.
O günden sonra Feanor, resmen Hogwarts’a gideceği günleri saymaya başlamıştır. Her gece yatmadan önce annesi ve babasından Hogwarts ile ilgili hikayeler anlatmasını isteyen Feanor'un en büyük hayali tıpkı ailesinin çoğunluğu ve abisi gibi Ravenclaw binasına seçilmekken en büyük korkusu ise kötü Slytherin binasına seçilmek olmuştur. Birçok gece kabuslarında Slytherin’e seçildiğini gören Feanor ter içinde çığlıklarla uyanmıştır. Aynı odada kaldığı kız kardeşi Alissa, sık sık onun bu durumu ile dalga geçtiğinden sürekli sözlü kavgalara girişmişlerdir.
1837 yılında Hogwarts mektubunun gelmesi ile adeta sevinçten havalara uçan Feanor, çağın en güçlü büyüvü ve cadılarının görev yaptığı okulda okuyacağının sevinci ile artık ciddi anlamda tetikte olan ailesiyle birlikte on birinci yaş gününde Londra’da bulunan Diagon Yoluna gitmiş, kitap ve kıyafet alışverişini yapmış, kız kardeşi ve artık altıncı sınıf olan Ravenclaw binasının öğrenci başkanı abisi ile dondurmasını yerken abisinden okulu dinlemiştir.Ebeveynleri yanlarına iki kafeste bulunan iki farklı baykuş ile döndüğünde ve birinin onun olduğunu söylediğinde ağzı açık kalmış ve eve dönüş yoluna kadar baykuşuna vereceği isimleri düşünmüştür. Sonunda Fortuna adında karar kıldığında çoktan eve varmışlardı ve Feanor, asıl hediyesini odasındaki masanın üzerinde bulmuştu. En sevdiği renk olan lacivert bir kaplama kağıdının sarılı olduğu uzun dikdörtgen kutunun içerisinde babasının kendisi için yaptığı özel yapım bir asa durmaktaydı. Feanor, ancak o zaman babasının son bir yıl boyunca neden ona farklı asalar denettiğini anlamıştı. Kızılcık ağacından yapılma, Feanor'un en sevdiği büyülü yaratık olan Thunderbird tüyünü barındıran asayı salladığında odanın içinde hafif bir ışık oluşup sönmüştü.
Eylülün birinde abisi ile birlikte Hogwarts ekspresine binmiş, abisi kendi arkadaşları ile konuşurken - ki bu arkadaşlar içerisinde Richard’ın o zamanlar görüştüğü bir kız ile meşhur seçilmiş kişi de bulunmaktaydı- Feanor, kendisine boş bir kabin bulmuş ve mükemmel manzarayı izlerken deli gibi atan kalbi ile Hogwarts’ın hayalini kurmuştur. Hava iyice karardığında İskoçya’ya varmışlardı ve Feanor, hayallerini süsleyen o şatonun ilk görüntüsü ile nefesinin kesildiğini hissetmişiti. Okulun o yıl aldığı aşırı önlemler bile Eric’in hayranlığını suya düşürmeye yetmemişti. O andaki tek korkusu Ravenclaw’dan başka bir binaya seçilmekti, fakat öyle bir şey olmadı. Ailesinin anlattıklarına göre şapkanın Hufflepuff ve Ravenclaw arasında kalacağını düşünüyordu, fakat neredeyse kafasına takılır takılmaz eski püskü şapka aniden RAVENCLAW diye bağırmıştı.
Feanor'un okulunun ilk yılı hayallerindekinden bile iyi geçiyordu. Mükemmel arkadaşları vardı, dersler hoşuna gidiyordu fakat en önemlisi şaka yapabileceği bir çok insan vardı ve bu yaramazlığı, profesörleri kızdırsa da okulun haylaz Poltergeist’ı Peeves ile arkadaş olmasını sağlamıştı. Tüm yaramazlıklarına rağmen o dönem o mevkiye atanan profesörün Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinde bile oldukça iyi bir ortalamaya sahip olan Feanor, tam da bu nedenle insanların kendisini ya çok sevdiğini ya da nefret ettiğini gözlemlemişti. O yıl onun sayesinde Ravenclaw binası, Quidditch kupasını son maçta Gryffindor’a kaybetmesine rağmen bina kupasını kazanmıştı.
Yılın sonunda tıpkı abisinin ölümünden etkilenen ve biraz daha ciddileşen Feanor'un Slytherin ön yargısı yaz boyunca artmış ola da, bu süreçte kendisinin yanında ailesi ile Hogwarts’a dönme üzerine ciddi bir kavgaya girişen kız kardeşinin bir Eylül 1838 yılında Slytherin binasına seçilmesi ve bu süreçte gördüğü en sinir bozucu ve dayanılmaz kız olan ve Salazar Slytherin’in soyundan gelen Nora ile tanışması ile hafiflemiş, zamanla ise tamamen kaybolmuştur.
Hogwarts’da okumaya devam eden Feanor, Nora’nın okula gelmesi ile binasına fazla puan kazandırması bir olduğundan onu saf dışı bırakma kararı alarak Alissa’nın yardımı ile arkadaşlık kurmuş, ve resmen bir buz küpü olan Nora’yı eşek şakalarına ortak olarak almıştır. Asıl planı şakaların suçunu kıza atarak puan kaybetmesini sağlamak olan Feanor, çok geçmeden Nora ile gerçekten eğlendiğini fark etmiş ve bu arkadaşlık hissi ilerleyen yıllarda aşka dönüşmüştür. Bu süreç boyunca Nora’nın başını soktuğu her olayı kendisi üstlendiğinden Slytherin, tam yedi yıl boyunca bina kupasını arka arkaya kazanmıştır.
Neredeyse iki yıl boyunca daha yeni yeni insanların “Slytherin akrabası” olması nedeni ile kötülemekten vazgeçtikleri Nora’nın sadece onu inciten erkekler ile çıkmasını izleyen ve bu randevuları arkadaş oldukları için dinleyen Feanor, uzun bir müddet Nora’ya belli etmese de iyiden iyiye sinirlenmiş, birçok kez de Nora ile kendisine değer vermediğini öne sürerek kavga etmiştir. Nora’dan bu kadar etkilenmesinin sebebi onunla Veela olduğu için değil, gerçekten zaman geçirmek hoşuna gittiği için onunla arkadaşlık etmesidir. Annesinden yeterince aşk hikayesi dinlemiş olan Feanor, tam da bu nedenle kendisi 15 yaşında iken bir noel vakti yine Nora ile saat kulesi avlusunda kızla sadece eğlenmek için çıkmış olan bir Ravenclaw öğrencisi üzerine kavga etmekteyken birden bire Nora’yı öpüvermiştir. Nora’nın bir süre sonra karşılık vermesi ile tam anlamı ile ayrılmaz olmuşlardır.
Nora’nın ilerleyen zamanlarda Slytherin’in yani rakiplerinin Quidditch takımında Arayıcı pozisyonda olması ise Feanor'a hiç yardımcı olmamış, zira karşılaştıkları birçok maçta kendi isteği ile Snitch’i Nora’ya bırakmıştır. Fakat Nora onun kendisini cezadan kurtarmasının ve rakip oldukları bir ortamda onun kazanmasına izin vermesinin “aptalca” olduğunu belirterek sık sık kendisini azarlamıştır.
Nora ile olan ilişkisindeki tek ciddi kusur kızın korkutucu annesi olmuştur. Herhangi bir akrabaları olmadığı için kızının üzerine gereğinden fazla titreyen ve aslında savaş anında yaptığı yardımlar ile tamamen kötü olmadığını kanıtlasa da son derece tehlikeli ve korkutucu olduğu onu tanıyan tüm cadı ve büyücüler tarafından onaylanmış olan Lilith, Feanor'un kızına uygun olmadığını kanıtlamak ve onu korkutup kaçırmak için çocuğa gerçek anlamda eziyet etmiş ve bir nevi hayattayken cehennemi yaşatmıştır. Fakat Feanor usanmadan Nora ile görüşmeye devam etmiş, hatta bir yaş gününde yetişkin cadı ve büyücülerin bile girmeye çekindiği Knockturn Yolu’ndaki evlerinin önüne giderek kendisi tiksinse de Nora’nın sevdiğini bildiği için aldığı yılanı hediye etmiş ve Lilith tarafından ölümden beter hale sokularak geri yollanmıştır.
Fakat bu tehdit ve eziyetlerin hiçbiri Feanor'u durdurmamış, kendisi Hogwarts’dan mezun olur olmaz ve Seherbazlık eğitimlerine başlar başlamaz Nora’ya evlilik teklifinde bulunmuş ve Nora’nın kabul etmesi ile her ikisinin de anneleri ile aralarının bozulmasına neden olmuştur zira Eric de Alissa da her ne kadar tersini savunsa da anneleri, Nora’nın Slytherin ile olan uzak akrabağlığından ve Lilith’ten dolayı kendisini sevmemektedir.
Nora teklifini kabul ettikten sonra o son sınıfını okurken Feanor da Hogwarts’da seherbazlık eğitimlerini almaya başlamıştır. Tıpkı ikisinin de öğrenci olduğu zamanlarda sık sık bir yolunu bulup birbirlerinin binalarının ortak salonlarına ve yatakhanelerine girmeleri gibi, Feanor'un kendine ait ayrı bir odası olmasına rağmen Nora, nişanlısını fırsat bulduğu her an ortak salonuna sokmanın bir yolunu bulmuştur. İlk başlarda kendisine soğuk ve itici gelen Slytherin ortak salonu ve Salazar Slytherin’in sürekli kendisine laf sokan portresi bile bir yerden sonra Feanor'a, tıpkı Nora’da olduğu gibi, sıcak ve hoş gelmeye başlamıştır.
Nora’nın mezuniyetinin ardından evlenmelerinin ardından balayını, karısının en çok görmeyi istediği şeylerden biri olan Kuzey Işıklarını görmesini sağlamak için İzlanda’da geçirmiş ve Lanet Bozucu olarak çalışmak isteyen Nora’nın isteği üzerine yaz boyu dünyayı dolaştıktan sonra Norveç’teki Durmstrang Sihir Akademisi’nde akademik araştırma yapabilmeleri için oraya taşınmışlardır. Feanor'un ilk defa gerçekten nefret ettiği bir insan ile karşılaşması da burada olmuştur.
Rus prensi Mitya Gray, tıpkı kendisi gibi bir Veela olduğundan ve söylenene göre tam anlamı ile bir kadın mıknatısı olduğundan bir şey yapmasına gerek kalmadan sinirlerini bozmaya başlamış, Nora ile kibarlık ayağına açık bir şekilde flört etmesi ve Nora’nın doğal olarak Mitya’nın Veela çekimine zorlanarak karşı koymasına aşırı derecede sinirlenmiştir. Bir noktadan sonra ona kızmamasına rağmen neredeyse her akşam Nora ile kavga etmeye başlayan Feanor, Nora’nın mezuniyetinden iki yıl sonra, bir gün kendisini Mitya ile düello ederken bulmuş, düello Nora’nın hamile olduğunu söylediği yalan ile yarıda kesilmiştir.
Norveç’ten ayrılır ayrılmaz araları düzelen çift, Feanor'un Pertshire’daki aile malikanesine yerleşmiştir. Her ikisi de Bakanlık bünyesinde çalışmaya başlamışlardır fakat Mitya ile olan düellosunda Nora’nın söylediği yalan sürekli Feanor'u rahatsız etmeye başladığından birçok kez çocuk sahibi olmak üzerine tartışmışlar, sonunda Nora Aralık ayında bu sefer gerçekten hamile olduğunu öğrenmiştir. Hamileliğinin bir değil tam üç bebeğe olması nedeni ile Nora’nın işten bu kadar erken izin almasını sağlamak epey zor olmuştur. Fakat bu sayede hem Nora’nın kendi annesi ile hem de Feanor'un kendi annesi ile araları yavaş yavaş düzelmeye başlamıştır.,
Sekiz Ağustos günü, sabah 6 civarlarında Nora’nın doğum sancıları nedeni ile korkudan ödü kopan Feanor, şifacıların kendisini odadan çıkarması ile iki saatten fazla süre malikanenin antresinde ileri geri volta atmaya başlamış, yukarıdan gelen her çığlık ile beti benzi daha da atmıştır. Kız kardeşi ve abisi farklı ülkelerde olmasına rağmen o an yanında olan annesi ve babası Feanor'u sakinleştirmeyi başaramamış, Lilith ise bunu denememiştir bile. Saat 08:28’de önce tek kızının, ardından oğullarının dünyaya gelmesi, Feanor'un sanki hayatında o ana kadar olan büyük bir boşluk dolmuş gibi hissetmesine neden olmuş ve tüm hayatla birlikte bu kadar acıya rağmen kendisini mutlu eden karısına bakış açısını tamamen değiştirmiştir. Kızını kucağına aldıktan ve uzun bir müddet hayran hayran baktıktan sonra yaptığı ilk şey, itiraz etmeye bile mecali kalmamış olan karısını öpüp koklamak olmuştur. O sırada Lilith’in familiar’ı olan karga Noctis’in camda olduğunu bile fark etmemiştir.
Nora biraz daha kendisine geldikten sonra Lilith’in ve kendi ebeveynlerinin içeri girmesinin ardından üçüzlerin isimleri belirlenmiş, kızının ismini kendisi ve annesi Margarita Olivia olarak, ortanca oğullarının adını Lilith; Alexander Sammael olarak, son oğullarının adını ise Nora; Elias Fletcher olarak koymuştur. Fakat Feanor'un neşesi, Lilith’in burun kıvırıp Nora’ya “bu kız salak kocana fazla benziyor” diyerek Margarita’nın saçlarının bir kısmının doğal olarak yeşil olmasını sağlayacak şekilde zararsız bir lanetle lanetledikten sonra kaybolmuş, Nora’nın onu sakinleştirmesi için kalan enerjisinin hepsini kullanması gerekmiştir.
Yıllar geçtikçe Feanor, babalık vazifesini her şeyin önüne koymaya, çocukları ile birlikte karısına, annesine ve karısının annesine eşek şakası yapmaya başlamış, çocukları her ne isterse anında yerine getirmeye çalışmış ve bu davanışının üzerine çocukları fazla şımartması nedeni ile Nora’dan fazla da umursamadığı azarlar işitmiştir. Tek sorun, kendisinin işi nedeni ile bazen gece geç gelmesi bazen de birkaç gün boyunca eve bile uğramaması olmuştur. Evinden uzakta olduğu her an ailesini özlemesinin, ve onların da onu özlediğini bilmesinin yanı sıra Seherbaz olduğu için Nora ve çocukları görme fırsatının olmaması onu yıllarca en çok üzen şey olmuştur. Özellikle Elias’ın ilk adımlarını, Alex’in ilk kelimelerini ve Margarita’nın ilk diş çıkarmasını kaçırmak moralini çok bozmuş, eve döndüğü ve yalnız kaldıkları ilk fırsatta Nora’nın boynuna suratını gömüp üzgün hali ile şımarıklık yapmıştır, fakat Nora, her seferinde Feanor'un neşesini yerine getirecek bir yol bulmuştur. Boş günlerinin tümünü kızının ilk kelimesinin “anne” değil “baba” olması için uğraşmış, bu denemeleri sırasında “anne pft kaka anne” gibi ciddi olmadığı cümleleri her sarf ettiğinde Nora’dan birkaç büyü ve tartaklanma elde etmiş, fakat sonunda amacına ulaşmıştır.
İlerleyen yıllarda ebeveynlik işini daha düzgün rayına oturtan Feanor, her ne kadar ikisi de dile getirmese de Nora’nın bu konuda başarısız olmaktan korktuğunu biliyordur ve bu yüzden aldığı terfi ile elde ettiği boş zamanı, karısına belli konularda yardım ederek geçirmeye başlamıştır. Çocukların ödevlerine yardım etmiş, yemek hazırlamış ve en önemlisi kuduruk oğulları Alexander başta olmak üzere çocukların yaramazlık yaptığı bir durum olduğunda azarlama görevini üstlenmiştir. Nora’nın, çocukların ilk doğum günlerinden sonra işe başlaması ile ikisinin de çalışıyor olması nedeniyle çocukları Lilith ya da Feanor'un ailesine bırakmaktan suçluluk duyduğunu bildiğinden aynı zamanda onu da rahatlatmak için elinden geleni yapmıştır. Bu durum, Nora’nın Hogwarts profesörü olarak atanması ile daha da sarpa sarmıştır. Nora, hafta sonları hariç günlerinin tümünü Hogwarts’da geçirirken çocuklar ya Feanor'la ya da, Lilith veya Feanor'un anne babası ile kalmışlardır. Annelerini özlemeleri yüzünden her pazartesi sabahı erken saatte ağlama senfonisine başlamaları üzerine Nora, pazar akşamı geç saatte okula dönmeye başlamıştır.
Bu süreçte yaşadığı en büyük olay, karısının on iki yıl sonra bir baskında vefat etmesi olmuştur.Elias hariç çocuklarının, özellikle demonoloji merakı nedeni ile başını sık sık belaya sokmaya başlamış olan kızlarının durumu hiç iyi karşılamaması üzerine,bütün aile Black aile malikanesine yerleşip orada yaşamaya başladılar.
İstediğiniz Meslek: Lanet Kırıcı
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Matushka Üçüncü Enternasyonel
Büyü Yatkınlıkları
Biçim Değiştirme Gücü:0
Lanet Gücü: 10
Tılsım Gücü: 20
İksir Gücü: 0
Örnek RP:[spoiler]Nora 'nın ölmesinden bu yana uzun bir süre geçmişti, her şey normal hatta monoton ilerliyordu ki Feanor bir mesaj aldı. Laurel Feanor'a bir konum göndermiş ve yardımına ihtiyaçları olduğunu söylemişti. Preasidium Tozu sayesinde artık mektupların gelme süresi mesajlar sayesinde azalmış ve acil bir şey olduğunda hızlı müdahale etme imkanı kazanmışlardı. Laurel'in mesajında neredeyse hiçbir ayrıntı yoktu bu yüzden morcivert uzun kollu kazağının üzerine deri ceketini giydiği, sırt çantası görünümündeki kürk torablarını sırtına attığı ve de asasını beline sıkıştırdığı gibi animagus formuna dönüşüp Laurel'in attığı konuma gitti. Geldiğinde terk edilmiş bir caddedeki eski bir evin önünde duran Laurel'i gördü. İnsan formuna dönüp hızla annesi, ablası gibi gördüğü eğitmeninin yanına koştu. Nefes nefese kalmış olan Feanor nefesini düzene sokmadan Laurel'e "Sorun ne?? İyi misin, bir şeyin yok ya?" diye sorular yöneltti. Laurel başını sağa sola sallarken tırnaklarını ısırıyor ve ayaklarının titremesine engel olamıyordu. Feanor onu daha önce hiç böyle endişeli görmemişti bu yüzden endişesi daha da arttı. "Laurel noldu?! Beni korkutmaya başladın." sesi titremişti Feanor'un çünkü Laurel'i bu denli endişelendiren her neyse büyük bir mesele olmalıydı. Orta yaşlı kumral kadın başını Feanor'a çevirip derin bir nefes aldı. "Mia.." dedi sessiz bir şekilde. Feanor daha da endişelenerek "Ne oldu Mia'ya??? O iyi mi? Nerede??" peş peşe sorular yöneltmeye başladı kadına. Laurel ellerini şakaklarına bastırarak saçlarını çekti ve küfürler savurmaya başladı. Bir süre bu şekilde kendini sakinleştirmeye çalıştıktan sonra Feanor'a dönüp olanları anlatmaya başladı. "Mia ile değerli birkaç büyülü nesnenin izini sürüyorduk, bir iki tanesini yer altında takılan büyücülerin kara borsasında bulduk... Mia onlarla bu evde buluşacaktı, Locus İnfinitus ile özel bir asa birde boyut makası vardı.. Bu tür şeyler yanlış ellerde olmaması gereken nadir ve önemli şeyler Feanor.. Onları isteyen tek kişi maalesef ki biz değildik.. Lanet olası, adi, şerefsiz Vlad denilen kansız herif de bunların peşindeydi. Bizi vazgeçirmek için bir mektupla korkutmaya çalışmıştı ancak ciddiye almadık. Mia'ya ulaşamıyorum ve buraya tek başıma girmek istemiyorum. Eğer Mia'ya bir şey olduysa bunu tek başıma kaldıramam.. İçerde hala birileri olabilir. Umarım sadece kuruntudan ibarettir bunlar ancak 6. hissim korkmakta haklı olduğumu söylüyor.." Feanor söylenenleri anlamakta güçlük çekti ancak anladığı bir şey varsa o da Mia'nın başının dertte olduğuydu. Laurel'e baktığında koyu mor bir auranın etrafını sarmaladığını görebiliyordu. Mia'yı yalnız bıraktığı, o sırada yanında olmadığı için vicdan azabı çekiyor olmalıydı. Laurel'in elinden tutup "Beni çağırmakla iyi ettin, merak etme Mia çok güçlü biri eminim ki iyidir.." dedi ve onu sakinleştirmeye çalıştı. Aurasına derince odaklanıp açık maviye döndürebilmek için büyük bir çaba, gayret gösterdi. Laurel'in aurası Feanor'un özelliği sayesinde değişmişti dolayısıyla duyguları da iyimser yönde değişmişti. "Haklısın Mia eminim ki iyidir.." diyerek hafifçe gülümsedi Laurel. Feanor'a sarılıp cümlesine devam etti "Seni çok seviyorum Feanor, benim için olmayan kardeşim gibisin. Ne olursa olsun sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim tamam mı?" Feanor başını sallayıp "Aynı şeyi bende senin için yapacağım." dedi. Sonra iki dost birlikte eski eve doğru yürüdüler.
Feanor asasını eline aldığında Laurel yavaşça kapının kulbunu tuttu. Kulbu çevirmesine gerek kalmadı çünkü kapı zaten açıktı. Gıcırdayarak sonuna kadar açılan kapının ardı zifiri bir karanlığa sahipti, kapıdan sızan ışık hüzmesi her yeri aydınlatmaya yetmiyordu. Feanor içerde kimsenin olmadığından neredeyse emindi çünkü içerde ölümün sessizliği vardı ancak emin olabilmek ve eğer biri saldırırsa göz gözü görebilmesi için asasını sanki olta atar gibi önce geri sonra ileri doğru savurup "Lumos Maxima" dedi. Asasının ucundan parlak bir ışık tavana doğru fırlayıp odayı bir süre aydınlatmaya yetecek şekilde havada asılı kaldı. Sonunda içerisi yeteri kadar aydınlanmıştı bu sayede içerideki dağınıklığı rahatlıkla görebilmişlerdi. Etrafa saçılmış kurumuş kan damlalaları iki dostu da normalden daha çok endişelendirmişti. "Ne olmuş burada böyle?" diye sordu Feanor endişesini saklayamadan. Laurel derince yutkunup "Bilmiyorum" diyebildi sadece. Bir arbede olduğu çok açıktı ancak arbede kimler arasında olmuş ve kim kazanmış anlamak çok zordu. Feanor hala elinde tutmakta olduğu asasını etrafında dönerek çevirmeden önce "Anlamanın tek bir yolu var.." dedi ve büyülü sözleri söyledi "Appare Vestigium" asasından altın rengindeki sihirli tozlar içeriye yayıldığında etrafta hayali silüetler, izler, işaretler oluşmaya başladı. Odanın içinde dört kişi vardı birisi Mia'ydı orası belli oluyordu ancak diğer üç kişinin kim olduğu hakkında iki kadının da bir fikri yoktu. Üç kişinin de erkek olduğunu altın sarısı silûetlerden anlamak çok da zor değildi ama yinede kimlikleri konusunda bir fikir sahibi olabilmek için onları görmeleri gerekirdi. Laurel ve Feanor bir süre odanın içinde dolanıp izleri inceledikten sonra Laurel yerden bir şey alıp Feanor'a seslendi "Feanor bu Laurel'in yüzünden!" Feanor kadının elindeki şeye baktığında yakutu andıran işlemeli bir taş gördü. "Düello dönmüş, büyülerin plazmik izleri hala havada minik minik duruyor görüyor musun? Kırmızı izler expelliarmus olabilir.. Mia asasız bir şekilde onlara karşı çıkmaya çalışmış olmalı." Feanor'un yorumundan sonra Laurel başını sallayıp "İzler burada bitiyor, sekiz ayak izi görüyorum.. Mia'yı zorla kendileriyle birlikte cisimlemiş olabilirler mi?" diyerek dostuna soru yöneltti. Feanor da izleri takip edince başını yukarı aşağı sallayıp Laurel'e hak verdi. "Şu taşı bana versene" diyince Laurel avcunda tuttuğu kırmızı taşı Feanor'a uzattı.
Feanor taşı alınca asasını ona doğrultup "Avenseguim" dedi. Asasının ucu turuncu bir şekilde parlayınca kırmızı taş havalandı ve evin dışına doğru hızlı hızlı hareket etmeye başladı. "Peşinden gidelim" dediği anda koşmaya başladılar. Laurel animagus formuna bürünür bürünmez şaha kalktı ve Feanor'a başıyla üstüne atlaması için işaret yaptı. Heybetli bir ata dönüşen kadın taşın peşinden dört nala gidecekti Feanor'u sırtına alarak. Genç Feanor eğersiz ata binmeye alışık olduğu için zorlanmadan çıktı siyah renkli ata. Üzerinden düşmemek için bedenini iyice yatırdı atın üzerine ve yelelerinden tutunarak onunla sanki bir bütün gibi oldu. Vücudunun her hücresi ata dönüşmüş olan Laurel'in hareketiyle sallanıyor, derisi onun sıcaklığını, terlerini hissediyordu. Yaklaşık 15 dakika boyunca peşinden gittiler taşın ancak yolun sonuna geldiklerinde taş durmamıştı. Uçurumdan devam etmeleri gerekiyordu ancak Laurel'in bunu yapması mümkün değildi. Feanor üzerinden hızla inip "Burada bekle ben onu takip edeceğim. Bir yere varınca geri dönüp seni alırım." dedi ve hızla animagus formuna dönüşüp kanat çırpmaya başladı. Doğan formunda oldukça hızlı olan Feanor taşa yetişmişti. Birlikte yaklaşık yarım saat uçtuktan sonra hava gittikçe kararmıştı ki taş sonunda bir malikaneye doğru yaklaştı. Taş yere yaklaşınca Feanor taşı avcunun içine alıp üzerindeki büyüyü sonlandırmak için asasını kalkan gibi sallayıp "Finite İncantatem" dedi fısıldayarak. Taş hareket etmek için direnmeyi kesip hareketsiz bir şekilde kaldı. Taşı cebine koyduktan sonra bulunduğu yeri iyice gözlemledi.Yapacak tek bir şey vardı o da doğru yere cisimlenebilmek için dua etmek. Gözlerini kapatıp Laurel'i bıraktığı yeri canlandırdı gözünde ve ortadan yok oldu. Gözünü açtığında ormanda, uçurumun hemen yanındaydı. Sağa sola bakmaya kalmadan Laurel yanına koştu. Feanor Laurel'i bulduğu için rahatlıkla derin bir nefes alıp az önce gittiği yeri kafasında canlandırdı, animagus eğitmeninin ellerini tuttu ve birlikte cisimlendiler. Etrafa baktıklarında doğru yerde olduğunu görmenin mutluluğuyla almış olduğu derin nefesi verdi. Tekrar cebinden taşı çıkartıp takip büyüsünü uyguladı ve onu takip etmeye başladılar. Malikanede yanan ışıklar içeride birilerinin olduğunun kanıtıydı ancak Feanor ve Laurel malikanenin etrafındaki ormanlık kısımda ilerliyorlardı. Derken Laurel bir adım attı ve olanlar oldu. Tuzağa basmıştı Laurel, yerde yaprakların altında serili olan ağ tetiklenmiş ve içinde duran kadını bir bohça gibi toplayıp ağaca yükseltmişti. Feanor Laurel'e yardım etmek için asasını doğrultmuştu ki üzerine doğru gelen ışıkları gördü ve sesi duydu "Ellerini kaldır ve asanı yere at, eğer bir büyü yaparsan ağın içindeki kişiye de sana da Avada büyüsünü yapacağımızdan emin olabilirsin!" Ayak sesleri fazlasıyla kalabalık geliyordu. Laurel'i kurtarmaya çalışarak ikisini birden tehlikeye atamazdı bu yüzden söylenilenlere uydu ve asasını yere attı.Asasını bırakmasının ardından ışıkların arasından mor renkli takım elbise giyen orta yaşlarının sonunda bir adam Feanor'a doğru yürümeye başladı. Laurel ağın arasında zorlukla kendisini dikleştirdi ve bağırmaya başladı "Vlad seni adi köpek! Mia nerde??!" Vlad denilen adam Laurel'e bakmaksızın Feanor'un etrafında turlamaya başladı ve Feanor'un platin sarısı rengi uzun saçlarıyla oynayarak konuşmaya başladı. "Miaaa... Şey mi ımh şu koyu tenli asasız büyü yapabilen, bana ait olan büyülü objeleri almaya çalışan sinir bozucu kadın mı?" Laurel sinirlendi ve halatları sallayarak kendini düşürmeye çalışırken bağırmaya başladı "Ona ne yaptın?! Nerde o şerefsiz herif hemen söyle!" Feanor'un şaçlarını koklamaya başlayan Vlad onu gittikçe tedirgin bir ruh haline sokuyordu. Koklaması bittikten sonra kulağının dibinde soludu bir süre ve büyülü sözleri söyledi "Sueno profundo" sözleri duymasıyla gözlerinin kapanması bir oldu. Uyku tılsımının etkisindeyken tam olarak neler oldu bilmiyordu ancak kendine geldiğinde zifiri bir karanlığın içindeydi. İçeriye çok küçük bir pencereden ay ışıkları yansıyordu onun verdiği minicik ışıkla nerede olduğunu anlamlandırmaya çalıştı Feanor. Depo benzeri bir yerdeydi, tavan oldukça yüksek gözüküyordu ancak deponun devamında neler olduğunu seçmek imkansız gibiydi. Ağzı bantla kapatılmış, bilekleri ise arkasından bir direğe kelepçe ile bağlanmıştı. Ayakları halatla bağlıydı bu yüzden ilk yapması gereken ağzını açmayı becermekti. Yavaş yavaş dudaklarını oynatıp diliyle bantı ıslatmaya, yapışkan kısmını zayıflamaya başladı. Bir süre sonra bant iyice zayıfladı ve Feanor ağzını kapatan illetten kurtuldu. Çenesini rahatlıkla oynatabilince başını olabildiğince çevirip ellerinin neyle bağlı olduğuna baktı. Gerçekten de kelepçe ile bağlı olduğunu görünce sakince kilide odaklanıp "Alohomora" dedi. Kilitten minik bir klik sesi gelince ellerini sallayıp çekti. Bileklerini ovaladıktan sonra kısık bir sesle "Asasız büyü yapabilmeyi öğrendiğim için çok şanslıyım.. Sıra bunu bana öğreten kadını, Mia'yı bulmak ve kurtarmakta" yanağında hala tutunmaya çalışan bantı yavşça çekip çıkarttı sonrada ayaklarındaki halatı çözmeye çalıştı. Kendini kurtarmayı başarmıştı ancak asası olmadan kendini koruması çok mümkün değildi. O sırada cama bir şeylerin çarpması dikkatini çekti bu Mia yı bulmak için büyüledikleri taşın ta kendisiydi. Cama amansızca çarpıyor sanki içeri girmeye çalışıyor gibiydi. Camı açabilmek için boyu yeterli değildi bu yüzden ilk olarak asasız yapabilmesi en mümkün olan büyüleri denedi. Öncelikle kilidi açmak için Alohomara, klik sesi geldiğine göre bu işe yaramıştı şimdi ise kulbu çevirip camı açmaktaydı sıra ancak ne leviosa ne de depulso camı açmasına yaramamıştı.
Yankınında bir masa vardı birkaç tanede kutu görebiliyordu yakınında. Ellerini masa ve kutulara doğru uzatıp "Andocken" dedi ardından camın tam altına doğru konumlandırdı ellerini. Masa ve kutular ağırlıkları fark etmeksizin Feanor'un istediği yere doğru yerleştiler. Masanın ve kutuların üstüne çıkınca dengesini korumaya çalışarak minik pencereyi açtı. Kırmızı taş içeriye doğru girdi, Feanor ise elini dışarı doğru uzatıp bir ümitle "Accio Asam" dedi ve beklemeye başladı. Ne yazık ki beklemeleri ona bir şey katmadı, asasını almış olmalıydılar. Asasız devam etmesi gerekecekti buradan itibaren. Kutuların üzerinden dikkatlice inip kırmızı taşın nereye gittiğini bulmalıydı ancak ışık sorununu halletmesi şarttı. Gördüğü tahta sandalyeyi yere yatırıp üzerine basarken bir yandan da ayağından çekerek var gücüyle kırmaya çalıştı sandalyenin bacağını. Çok uğraşması gerekse de başarmıştı, eline aldığı tahtanın üzerinde ellerini gezdirip iyice odaklandı, gözlerini yumdu ve fısıldadı "Endeolis" bir süre denemeye devam etti tekte başarmayı beklemiyordu elbette. Yüreğinin derinliklerinde o ölümsüz ateşi çağırmayı diledi ve dördüncü tekrar edişinde başardı, artık sönmeyen bir meşalesi vardı. Kırmızı taşı duvar kenarlarında aramaya başladı, sonunda bir kapının altından geçmeye çalışırken sıkışmış olan taşı buldu. Onu çıkarıp kapıyı açmaya çalıştı, kapı kilitliydi. Alohomora büyüsünü denedi ancak kapı bana mısın demedi.. Ellerinin kilidin üzerinde yavaş yavaş dolaştırırken bir başka büyüyü kullandı "Aberto" işte bu sefer kilitten ince bir tık sesi geldi. Sakince kapıyı açtığında kırmızı taş hızla içeri daldı Feanor da peşinden içeri girdi. Elindeki sonsuz ateş odayı aydınlattığında kırmızı taş yere, ait olduğu yüzüğe kondu. Yüzük ait olduğu parmakta, parmak ait olduğu eldeydi ancak el ait olduğu kola bağlı değildi... Rengi solmaya başlamış, şişmiş olan elin Mia'ya ait olduğunu gayet iyi biliyordu Feanor. Gördüğü şey karşısında kanı çekilmişti, elleri titremeye başlamış, ten rengi iyice atmıştı. Ele biraz daha yaklaştığında kutuların arkasında baygın yatan Mia'yı gördü. Korkudan titreyen bir sesle "Tanrım! Mia lütfen yaşıyor ol, lütfen bizi bırakma!" dedi ve hemen kadının nefesini kontrol etti. Çok düzensiz de olsa nefes alıyordu. Bu yüzden derin bir nefes aldı Feanor. "Seni hastahaneye götürmeliyim.." dediği gibi Mia'yı tutup cisimlenmeye çalıştı ancak nafile, bulundukları oda cisimlenme karşıtı büyü ile korunuyordu. "Düşün düşün düşün..." Feanor bu odadan çıkartmalıydı Mia'yı ama nasıl? "Hemen dönücem.." dediği gibi hızlı adımlarla duvar kenarlarından giderek deponun kapısını buldu. Kulağını kapıya dayayıp kısa bir süre dinledikten sonra arkadan ses gelmediği kanaatına vardı. Kapıyı "Aberto" büyüsü ile açtıktan sonra yavaşça aralayıp aydınlık koridoru süzdü. Koridor neredeyse bomboştu, tek sorun kapının hemen yanında uyuyakalmış olan korumaydı. Sessiz adımlarla adamın karşısına geçip ona odaklandı, yaydığı aura mor renkliydi bu o adamın yorgun bir ruh halinde olduğunu gösteriyordu. Zayıf bir duygu olması Feanor'un işini kolaylaştıracaktı, duygularına iyice odaklanıp yayılan auranın kahverengi yani pişmanlığın rengi ile toz pembe yani merhametin rengi olmasını sağlamaya çalıştı. Auranın rengi değişirken uyuyan adamın yüz ifadesi de değişmeye başladı. Kaşları yukarı doğru kıvrıldığı anda Feanor adamın ayaklarına kapanıp onu sarsaladı. Ağlamaklı halini kullandı, göz yaşlarını daha fazla tutmayıp akmalarına izin verdi. "Lütfen bize yardım et, arkadaşım Mia çok kan kaybetmiş eğer yardım etmezsen o ölecek.. Burdan çıkmamıza yardım et lütfen, sana söz veriyorum buraya tekrar adımımızı atmayacağız.." Öyle gerçekçi yalvarıyordu ki adam duygularının ağır basmasına yenik düştü "T-tamam size yardımcı olacağım ama sessiz olmalıyız." dedi ve içeride baygın yatan kadını sırtlandı.
Feanor da yardımcı olmaya çabalarken adam "Kürk Torbanı açmaya çabaladılar ama açamadılar yol üstünde onu almana da yardım edeceğim.. Lütfen şansını zorlama olur mu?" dedi. İlerlerlerken Feanor ve Mia'yı bir kenarda bırakıp ses yapmamalarını ve hemen döneceğini söyledi. Birkaç dakika içinde elinde kürk torba ile geri dönüp bıraktığı kadınları alıp yoluna devam etti. Birlikte bir odaya girdiler ve duygularıyla hareket eden adam Mia'yı bir koltuğa oturtup Feanor'a "Bu odada cisimlenme karşıtı büyü yok, yaralı kadını da al ve hemen buradan git." dedi. Bir elinde Mia'nın kopmuş ve kaskatı kesilmiş eli diğer elinde ise baygın yatan Mia'nın beli, sırtında ise kürk torbaları varken adama "Teşekkür ederim, bu iyiliğini hiç unutmayacağım.." dedi ve Mia ile birlikte büyücü hastanesine cisimlendi. Mia'yı acile yatırdıktan sonra emin ellerde olduğundan emin olunca geldiği yere geri döndü. Yine o lanet malikanedeydi. Kürk torbalarını aralayıp içini karıştırmaya başladı, işe yarar bir şeyler olmalıydı içinde. Morfma yüzüğünü bulunca hemen parmağına taktı, biraz daha karıştırsa da şanlı el dışında pekte kayda değer bir şey bulamadı. Çantayı kapatıp cüzdan haline soktuktan sonra arka cebine koydu ve ağır adımlarla koridora çıktı Feanor. Ses çıkartmamaya özen göstererek ilerledi koridorda. Birilerini görme ümidiyle gidiyordu ki birden takım elbiseli, uzun ince boylu genç bir çocuk öndeki odadan çıktı. Arkasına baksa Feanor'u görecekti ancak o kadar hedefe odaklı bir şekilde çıkmıştı ki odadan direkt sağına dönüp yürümeye başladı. Feanor bir süre onu sessizce takip ettikten sonra kapının birinin yanındayken parmaklarını dalgalandırırcasına oynatarak "Sueno Profundo" diye fısıldadı. Genç çocuk büyünün etkisiyle bayılınca Feanor da onu tutup yandaki odanın boş olmasını ümit ederek içeri girdi. Işıkların kapalı olduğu bu odada gördüğü kadarıyla yalnızdı. Bu yüzden hızla cüzdan şeklindeki kürk torbasından şanlı eli, mumu ve çakmağı çıkartıp elin içine yerleştirdiği mumu çakmakla yaktı. Sadece kendisinin görebileceği bir ışık saçan şanlı eli bayılttığı çocuğu incelemek için yüzünün etrafında gezdirdi. Çenesi uzun, sakaları seyrek, yanağına kan oturmuş bir çocuktu bu. Yüksek ihtimal yakın zamanda yüzüne bir darbe yemiş bu darbenin indiği yer gittikçe morarmaya başlamıştı. Çocuğu iyiden iyiye inceledikten sonra şanlı eli bir kenara bırakıp üzerindekileri çıkartmaya başladı. Deri ceketi, badisi, pantolonu hatta ayakkabısına varana kadar. Çıkarttıklarını kürk torbalarına koyduktan sonra önünde baygın yatan çocuğun kıyafetlerini çıkartmaya ve onları giymeye başladı. Üstüne biraz bol gelen gömleği, ceketi ve pantolonu giydikten sonra ayakkabıları denedi, fazlasıyla büyük olmaları işini zorlaştıracaktı. Kemeri beline bağlarken asa kınını fark etmesiyle dünyalar onun oldu adeta. Adamın kendi asasıyla ona ilk önce "Incarcerous" büyüsünü yaptı ve sandalyeye bağladı sonra ağzını kapatmak için "Oscausi" büyüsünü yapıp ağzı hiç var olmamışçasına yüzünden silinmesini sağladı en son olarak da "Obscuro" büyüsünü yaparak gözlerini büyülü bir bağ ile kapattı. "Artık uyansada bir sorun teşkil etmez." diye söylendi kendince. Şanlı eli söndürüp çantaya attıktan sonra üzerine büyük gelen kıyafetleri ve ayakkabıyı "Reducio" büyüsü ile küçültüp bedenine oturttu. Yüzüğün gücüne inanarak yüzünü ve saçlarını dönüştürmek istediği, önünde baygın yatan çocuğa odakladı. Yüzünde oluşmaya başlayan değişim içini gıdıklıyordu, biraz yüzünde gerginlik hissetse de sonucunda saçlarının kısaldığını, çenesinde sakalların çıktığını hissettiğine göre işe yarıyordu. Çok beklemeden cüzdan şeklindeki kürk torbasını cebine koydu ve odadan çıktı. Hızlı adımlarla yürürken hiç çekinmiyordu artık. Kendinden emin bir şekilde malikaneyi gezmeye başladı Feanor. Birkaç kapı araladıktan sonra bir ses duydu "Thomas!" Thomas?? Bu görünümüne büründüğü çocuğun ismi olabilir miydi? Başını çevirip adama bakarken ellerini göğsünün üzerinde çarprazladı.Yüzükte çok profesyonel değildi bu yüzden de beden dönüşümünü yapması mümkünse de başaramazdı Feanor. Sert mizaçlı adamın biri yanına yaklaşırken Feanor gittikçe gerginleşiyordu. Yüzüne iyice yaklaşan adam iyiden bir iç çekip "Oouu dostum kadın sana epey sert vurmuş." diyip yanağındaki izi inceledi. Feanor sessizce başını salladı, adamsa konuşmaya devam etti "O sürtüğe gününü göstereceğim dostum, patron yanından çıkmış diye duydum. Ondan öcünü almak ister misin? Biraz hırpalasak kimse bir şey demez." Feanor Laurel'e ulaşacak olmanın heyecanıyla başını olumlu anlamda salladı. Adam sırtına sertçe vurup "Hadi gidelim, bundan kimseye bahsetme tamam mı çaylak?" dedi ve Feanor'un omzundan iterek götürmeye başladı. Feanor ise kalın bir ses çıkartmaya çabalayarak "Hı hı" şeklinde homurdandı. Adam kendi kendine konuşmaya devam ederek Feanor'u bir odaya götürdü. İçeri girdiğinde kollarından ve bacaklarından X şeklinde bağlanmış hatta tabiri caizse çarmıha gerilmiş durumdaki Laurel'i gören Feanor zorlukla yutkundu. Cüsseli adam kapıyı kapatıp Feanor'u Laurel'e doğru itti "Hadi dostum o sürtükten öcünü al." Feanor sendeleyerek Laurel'in önüne kadar gitti. Laurel'in yüzü morluklarla doluydu, zorlukla başını kaldırıp Thomas görünümündeki Feanor'un kıyafetine doğru kan tükürdü "Bir posta daha mı dayak yemeye geldin velet?" diyip dişlerinin arasından süzülen kanları görebileceği bir şekilde sırıtmaya başladı. Cüsseli adam Feanor'un Laurel'e vurmasını bekliyordu ancak Feanor'un bunu yapmasına imkan yoktu. Başını adama çevirip onun duygularına odaklandı. Bordo renkli aurası o kadar güçlüydü ki Feanor'un bunu değiştirmesi mümkün değildi. Öfke en güçlü duygulardan biriydi, Feanor ise bu özellikte henüz çok da deneyimli değildi.. "Hadi Thomas korkaklık etmenin sırası değil, neyi bekliyorsun yüzüne indir yumruğu!" Feanor ne yapması gerektiği konusunda emin olamıyordu. Beklemesinden sıkılmış olacak ki sert adımlarla yanına yürüyüp Feanor'u itmek suretiyle öne geçti ve yumruk atmak için elini kaldırdı. Çaresiz kalmış hisseden Feanor en yanlış seçimi yapmış ve asasını adama doğrultup büyülü sözleri söylemişti "İmperio.." kolu havada kalan adam büyünün etkisiyle kolunu aşağı indirip hipnoz olmuş bir şekilde emir beklemeye başladı. Yüzüğün gücünü aktif tutmakta zorlanmaya başlamış olmak ve affedilmez lanetlerden birini kullanmak zorunda kalmanın vermiş olduğu şokla yüzü normal halini aldı. Çarmıha gerilmiş olan kadın şaşkınlığını gizleyemiyordu, ağzı açık bir şekilde olanları izledi sadece. Feanor titrek bir sesle "Laurel'i serbest bırak" dedi. Adam sorgulamadan Laurel'i bağlayan zincirleri çözmeye başladı. Laurel hala olayın şokunda haliyle Feanor'un kucağına yığıldı "Feanor?" diye sorguladı sadece. Kadının alnına alnını dayayıp "Geciktiğim için üzgünüm, Mia'yı bulup hastaneye bıraktım.. Şimdi senin için geri döndüm, burdan çıkacağız." dedi Feanor. Laurel adama bakıp Feanor'a döndü "O büyülü nesneleri almadan gidemeyiz.." Kadını kenardaki bir sandalyeye oturttu Feanor, asasını burnuna doğrultup "Episkey" dedi. Burnundan akan kanlara bakınca yediği bir yumrukla burnunun kırılmış olduğunu anlamıştı. Çıkan kemik sesine bakılırsa haklıydı da. "Kendi başına ayakta durabilecek misin?" diye sordu Feanor. Laurel başını salladı yukarı aşağı, bunu görünce Kimberly lanetin etkisindeki adama "Büyülü nesnelerimizi nereye sakladınız?" sorusunu sordu. Adam hipnoz halinde ağır ağır konuştu "Vlad'ın özel sergi salonuna." Kimberly bir kez daha konuştu "Bizi oraya güvenli bir şekilde götür." Emri alan asker gibi önde yürümeye başladı cüsseli adam, kimsenin olup olmadığına bakıp kızların çıkması için el işareti yaptı.
Birlikte yürürken Laurel yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı. Adımları biraz daha düzgünleştiğinde yangın çıkışı gibi bir kapıdan içeri gerip üst kata çıktılar. Adam yine önden çıkıp kapının önünde bekledi, korumalardan biri yanından geçip gidince kızların geçmesi için kapıyı açtı. Bir iki kapıyı geçip sağdaki odaya girdiler. Oda cam vitrinler ve sürüsüyle büyülü objelerle doluydu. Gözleri kamaşsa da , hepsini merak etseler de aradıkları belli üç şey vardı onların da neye benzediğini Feanorhariç herkes biliyordu. "Neredeler?" diye sordu Feanor lanet etkisindeki adama adam daha işaret edesiye Laurel "İşte orda!" diyip asa, bavul ve makasın olduğu yere doğru ilerledi. Laurel tam eşyaları alıyordu ki arkalarından yankılanan alkış sesi herkesin durmasına sebep oldu, bu Vlad'dın ta kendisiydi. "Demek benden çalmaya çalışıyorsunuz?" dediği anda asasını savurup "Stupefy" büyüsünü yaptı, çıkan plazmik topa karşılık Feanor hemen Laurel'in önüne atılıp "Protego" büyüsünü yaptı. Laurel ise arkada eşyaları toplamakla meşguldü. Feanor ardı ardına gelen büyüleri savururken etrafı yavaş yavaş sarılmaya başladı. Gelen büyüleri savurmanın gittikçe zorlaştığı yetmiyormuş gibi çaylak korumalardan biri düşüncesizce bir harekette bulundu "B-Bombarda Maxima!"Feanor patlama büyüsünü gittikçe güçsüzleşmiş olan protego büyüsüyle tutamayacağını düşünüp ona karşılık olarak yan yatmış bir p harfi çizip "Magia Absorbato" dedi ve önünde siyah büyüsel enerjinin bombarda maxima büyüsünü emmesini sağladı. Büyüyü tamamıyla yutan kalkan yansıtmak için hazırdı bu yüzden Feanor asasını doğrultup siyah şimşek halinde bombarda büyüsünü gideceği yere yönlendirdi. Yapılanın kat ve kat daha büyük bir etkisiyle geri dönmüş olan bu büyü odanın içinde devasa bir yarık açmış, patlamanın şiddetiyle camlar tuz buz olmuştu. Yaralanan birileri elbette ki vardı ancak artık Feanor'un gözü Laurel'i korumaktan başka bir şey görmüyordu. Büyüyü o kadar öfkeyle yapmıştı ki elindeki asanın özü bu denli büyük bir laneti kaldıramamış ve boylu boyunca çatlamıştı. Bunu fark eden Feanor büyülerinin geri tepme ihtimalini göz önünde bulundurarak asayı bir kenara fırlattı. Odanın yüksek tavanından aşağı sarkan büyük, görkemli avizeyi kaçış yolu olarak kullanacaktı Feanor "Laurel, işini bitirdiysen gitme vakti geldi" dedi ve elini tavana doğrultup "Descendo" büyülü sözlerini söyledi. Büyünün etkisiyle avize yere, yaklaşık 10 kişinin iç içe olduğu zemine düştü. Avizenin altında kalanlara yardım etmekle uğraşırlarken Feanor ve Laurel duvarda açılan delikten dışarıya doğru atladılar. "Aresto Momentum!"dedi Feanor düşüşlerini yavaşlatmak için. Yere narince konduklarında her şey bitecekti ancak duydukları ses bütün planları mahvetti. "Diffindo!" Laurel gelen sesin ardından yere yığıldı, boğazını tutuyordu kadın. Parmaklarının arasından kanların süzüldüğünü görünce Feanor şoka uğradı. Vlad patlamada bahçeye savrulmuş olmalıydı yada belki de bu taraftan kaçacaklarını anlayınca önlerini kesmek için aşağıya inmişti. "Benden çalıp gidebileceğinizi mi sanıyorsunuz?!!" dedi agresif bir şekilde. Laurel aldıkları asayı zorlukla çıkarttı ve Feanor'a uzattı kanlı elleriyle. Feanor Vulnera büyüsü ile ilk önce kanamasını durdurmaya çalışırken Vlad arkadan bir saldırı daha yaptı "İgnimperio" alevli halatlar Feanor'u kavradığında vücudu tıpkı bir patates çuvalıymışçasına fırlatıldı. Vlad küçük adımlarla kanaması yavaşlamış kadına doğru ilerlerken Feanor zorlukla ayaklanıp koşmaya başladı. Vlad zevk alırcasına asasını sallayıp savunmasız kadına "Confringo" büyüsünü yaptı. Çıkan basınçlı ateş Laurel'e çarptığında korkunç bir çığlık yayıldı ormanlık alanda. Ağzı kanla dolmuş olan kadının, kendi kanında boğulurken attığı çığlıktı tüyleri ürperten şey.
Feanor "Hayırr!" diyerek büyük bir feryat kopartırken son sürat yanına koşuyordu annesi, ablası gibi gördüğü kadının. Vlad asasını son bir kez kaldırıp gülümsedi "Avada Kedavra!" Feanor yeşil yıldırımın önüne atlamıştı hiç düşünmeden ve Laurel'e sarılıp aklında bambaşka bir yeri canlandırmıştı cisimlenebilmek ümidiyle. Elindeki asa kendi kendine parlamıştı son gördüğü anda, arkasında neler olduğunu hiç bilmiyordu Feanor ama bildiği tek bir şey vardı o da Laurel ile cisimlenebilmeyi başarmış olduğuydu. Asanın kendisini yaptığı bu fedakarlıktan dolayı ölümcül bir büyüden koruduğunu belki de hiç öğrenemeyecekti. Başka yerde gözlerini açtığında Laurel'i iyileştirebilmek için Vulnera büyüsünü birkaç kere denedi ancak sorun sadece boğazındaki kanlar değil karnındaki büyük yanık derisinin tamamen eritmiş, iç organlarını adeta kızartmıştı. Feanor kanaması durduğu halde uyanmayan kadını omuzlarından tutarak sarsaladı. Ağlamamak için kendini çok zor tutuyordu "Uyan, beni bırakamazsın uyan!" Sesi titremeye, gözleri dolmaya ve nefesi kesilmeye başladı Kimberly'nin. Laurel ne yaparsa yapsın uyanmıyordu "Lütfen, lütfenn, lütfen beni bırakma!" Laurel'in göğüs kafesi inip kalkmayı kesmiş, vücudu iyiden iyiye kendini salmıştı artık. Feanor kabullenemiyordu Laurel'i kaybetmeyi kabullenmesi imkansızdı. "Hayır, hayır, hayır, hayır HAYIR!!"Göz yaşlarına boğulan Feanor Laurel'in kaskatı kesilmeye yüz tutmuş bedeninin üzerine kapanarak ciğerlerini, ruhunu, hayatının neşesini tamamıyla orada bırakarak ağladı, ağladı, ağladı ta ki hissizleşip soğuk bir kalp sahibi olana kadar ağladı. En yakınının bedenini kendi elleriyle gömdü o gece Feanor , elinde kalan tek şeyse onun korumak için canını verdiği birkaç parça büyülü objeydi.. Laurel'in ölümü onu o kadar çarpmıştı ki hastahaneye bıraktığı Mia'yı tamamen unutmuştu bile. Sadece eve gidip uyumak ve bir daha uyanmamak istiyordu Feanor ve öylede yaptı. Uyudu ve uzun bir süre yorganın altından hiç çıkmadı. İşe gitmeyi bıraktı, arkadaşlarıyla görüşmeyi kesti, yemek yemeyerek kendine adeta işkence etti... Hala da içinde bulunduğu bu bunalımı atlatamadı..[/spoiler]
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git