Genel İşleyiş > Yetişkin Karakter Başvuruları

Cwénhild Muirghéal

(1/1)

Cwénhild Muirghéal:
Karakterin Adı ve Soyadı: Cwénhild Muirghéal

Karakterin Yaşı: 36

Karakterin Geçmişi ve Kişiliği

[spoiler]1829 yılının, Haziran ayının 17. gününde doğdu Cwenhild. Ailesinin ikinci çocuğuydu ve beklenmeyen bir çocuktu. Daha annesinin karnındayken bile 'sorunlu' biri olacağının sinyallerini veriyordu. Annesinin hamileliği ve onu takip eden doğumu olaylı geçmişti. Cwenhild 2 gün geç doğmuş, doğarken hem kendisinin hayatı hemde annesinin hayatını büyük bir riske sokmuştu. Bebeklik yıllarında durmaksızın ağlayan bir bebekti. Sadece ağlamakla kalmıyor, eline aldığı her şeyi ya kırıyor ya sağa sola atıyor, kesinlikle kimseye rahat vermiyordu. 40 küsür yaşından sonra onunla uğraşacağı için uykusuz kalan annesi bol bol söyleniyordu her gün. Biraz büyüyüp derdini anlatabilir hale gelip yürümeye başladığında daha da huysuzlaştı Cwenhild. Ailesi İrlanda da yaşarken enerjisini dağda bayırda koşarak, kedi köpek fare kovalayarak atabilen kız, ailesi Manchester'in göbeğine taşınınca enerjisini sokaklarda, mahallelerde atmaya başlamıştı. Tabiki sokakların diğer enerjik çocuklarıyla sürtüşen Cwenhild bol bol kavga ediyor, ya dayak yiyor yada bir komşu çocuğunun ağzını burnunu kanatıyordu. Kapıları her hafta en az iki üç kez çalınıyordu şikayetçi komşular tarafından. Annesi hiç bir zaman kızına arka çıkmadı. Hiç bir zaman sormadı kızına 'neden?' diye. Sadece dayak attı ona. Cwenhild annesinin gözünde her zaman suçluydu. Belki de kadının hayatında ters giden her şey kanlı canlı bir yavrucakta toplanmıştı. Babası iş güç yüzünden hep uzaktaydı, abisi ise okuldan yeni mezun olmuştu ve kendi hayatını şekillendirmeye çalışıyordu. Cwenhild annesinin öfkesiyle baş başa kalmış 7 yaşında, sokaktaki kedileri acımasız çocuklardan korumak isteyen küçük bir çocuktu sadece.

Hogwarts'a gidene kadar bu böyle devam etti. Annesi kızının Hogwarts'a başlayacağı günü iple çekiyor bunu dillendirmekten çekinmiyordu. Artık Cwenhild profesörlerin problemi olacaktı. Kendine vakit ayırabilecek, dinlenebilecek ve komşularla uğraşmak zorunda kalmayacaktı. Kavga edip okuldan atılmamasını temenni ediyordu. Kızını Hogwarts Ekspresine bindirirken bunu üstüne basa basa tembihlemişti. Seçmen şapka kafasına konar konmaz onu Gryffindor binasına yerleştirdi. İlk bir kaç yılı beklenenin aksine sakin geçti. Pek kimseye bulaşmadı, öyle büyük kavgalar etmedi. Tatillerini onun gibi okulda kalan arkadaşlarıyla geçirdi, eve dönmeye pek niyeti yoktu. Üçüncü sınıfa girdiğinde okulun Quidditch takımına katılmak istedi. Seçmelere girdi ve vurucu olarak takıma katıldı. Sahadayken çok vahşiydi. Sopasıyla bludgerlara acımadan vuruyor, karşı takımın oyuncularını avlıyordu. Sezon genelinde iyi iş çıkarmıştı takımı, ancak kaybedilen kupaya karşı tepkisi çok sert olmuştu. Takım kaptanıyla girdiği bir münakaşada dayanamayıp sopasını çocuğun kafasına fırlatmıştı. Ne olduğunu anlamayan çocuğun kafasına vurmakla yetinmeyip çocuğun süpürgesini de sırtında kırdı. Hem takımdan atıldı hem okuldan uzaklaştırıldı bu hareketinin sonunda. Uzaklaştırıldığı süre boyunca sadece annesi değil aynı zamanda abisi de kızı suçlamaya başladı. Ana oğul birleşip kızı 'düzeltmeye' çalıştılar ancak Cwenhild düzeltilmek istemiyor, sadece biraz duyulmak istiyordu. Lakin ailesi kızı dinlemek dışında her şeyi yapıyordu. Bu zamanlarda ailesinden iyice kopmaya başladı. Üstüne üstlük o yaz babası da vefat etti. Bununla birlikte yaz tatili dışında zaten eve dönmeyen kız, mektup yazmamaya, ona gönderilen mektuplara cevap vermemeye ve yazın da evine dönmemenin yollarını aramaya başladı ancak pek başarılı olamadı. Bir kaç hafta arkadaşlarında kalabiliyor olmak en azından yaz tatili sırasında nefes alabilmesini sağlıyordu.

1844 yılına gelindiğinde abisinin eşi Abigaile'in hamilelik haberiyle şenlendi Muirgheal ailesi. Bu olay sayesinde gözler Cwenhild'den Abigaile'ye doğru çevrildi. Hamile kadının eli sıcak sudan soğuk suya sokulmadı. Ayrıca evlerinin İrlanda'da olması sayesinde Cwenhild'in annesi hamilelik süresince bol bol İrlanda'ya gitti. Bu sayede yaz tatili sırasında evde kafası biraz daha rahat takılabilir olmuştu. Tabi annesi eve her geldiğinde ortalığın dağınıklığından dem vuruyordu ama Cwenhild artık bunları duymazdan gelmeyi öğrenmişti. Küçük Alannah 27 Kasım'da doğdu. Yeğenini görebilmek için kış tatilinde İrlanda'ya gitti. Annesinin orada olmamasını özellikle istemiş olsa da abisi kardeşini dinlemeyip çağırmıştı kadını. Anne kız zaten tartışmadan duramazlardı ama en büyük kavgalarını orada ettiler. Zira Cwenhild, Abigaile'ye "Umarım benim annem gibi bir anne olmazsın." demişti annesinin gözüne baka baka. Annesi de bu lafının üzerine herkesin ortasında kıza tokat atmış, Cwenhild tokadı yiyince yerinde duramamış ve asasını çekip kadına saldırmaya çalışmıştı. Abisi araya girip birbirlerine zarar vermelerinin önüne geçmese Cwenhild çok sonradan pişman olacağı şeyler yapabilirdi.

Cwenhild o günden sonra annesiyle bir daha asla konuşmadı. Annesi de kızıyla barışmak için bir çaba göstermedi. Mezun olana kadarki yıllarını İrlanda'da abisinin yanında geçirdi. Hem yengesine yardım etti, hem de  daha sonraları Alannah'ın müptelası olacağı Dublin kütüphanesinde çalışıp para biriktirdi. Küçük Alannah onun elinde büyüdü. Mezun olur olmaz kendi evine çıkabilmek için didinip durdu. Kimseye yük olmak istemiyordu, kimseye hesap vermek istemiyordu. Kendi başına olup, kendi hayatını yaşayıp onu yargılayan gözlerden uzakta olmak istiyordu sadece. Yedinci sınıfta stajını Seherbazlık Ofisinde yaptı. Kendini ait hissettiği ilk yer burasıydı. Seherbazların yaptığı her şeyi dikkatle izledi, öğrenebileceği her şeyi öğrenmeye çalıştı. Motive olmuştu ve burada kalmak istiyordu. Kendini bir seherbaz olarak görebiliyordu. Stajı süresinde ona akıl hocalığı yapan seherbazın referansıyla Merlin Tılsım Kulübü'ne katıldı. Yetenekli oluşu, safkan bir aileden gelişi hizibe giriş sürecini kolaylaştırdı ve hızlandırdı. Zaten iyi olan derslerini daha da iyi hale getirebilmek için ilk kez derslerine çalıştı ve bir Muirgheal kızı için güzel sayılabilecek bir not ortalamasıyla mezun oldu. Annesi mezuniyetine gelmedi. Seherbaz olarak işe başladığında ilk işi kendine yeni bir ev bakmak oldu. Biriktirdiği paranın üstüne biraz da Abigaile koydu abisinden gizli gizli. İlk maaşını alır almaz Londra da bir apartman dairesi tuttu ve o tarafa transferini istedi.

Mesleğinin ilk yılları pek monoton geçti. Devriyeler, evrak işleri gibi basit işlerle uğraşıyor ve kendince kayda değer bir şey yapmıyordu. Sokaklarda olmak, katillerin, hırsızların ve pisliklerin peşine düşüp onları cezalandırmak istiyordu. 1848 yılında daha 'heyecanlı' işlerle uğraşma isteği gerçekleşti ve sokaklara indi. Lakin karşılaştığı şeyler gün geçtikçe ruhunun kararmasına sebep olmaya başladı. Gördüğü cesetlerin sayısını unuttu. Kanla kaplanmış duvarlara, dul kalan kadınların çığlıklarına, yetim bırakılmış çocukların göz yaşlarına git gide kayıtsız kalmaya başladı. Bu acı olaylar artık onun normali olmaya başlamıştı. Bir suç mahalinde acımasız bir şekilde katledilmiş bir ceset gördüğünde kılı kıpırdamıyordu, küçük bir çocuğun göz yaşları artık anlamsızdı. Lakin eve gidip tek başına kaldığında, gördüğü şeyler onu ziyarete geliyordu. Onca ölüm, onca keder, onca acı... Bunları tek başına kaldıramamaya başladı. Bir dost, bir dayanak aradı ancak bulamadı. Abigaile'ye gidip bunları anlatmak istemiyordu. Alannah'ı dünyanın kötülüğünden olabildiğince uzak tutmak istiyordu. İş arkadaşlarının bir kısmı zaten onun gibi körelmiş insanlardan oluşuyordu. O yüzden içmeye başladı. İçki en yakın arkadaşı oldu. Bir şeyleri düzelttiği yoktu. O içki içtikçe daha az kadın öldürülmüyordu, daha az çocuk babasız kalmıyordu. İçkinin işe yaradığı şey Cwenhild'in düşüncelerini susturabilmekti. Bir kaç saatlik yapay mutluluk, düşüncelerin sessizliği. Alkolün değil, bunun bağımlısı olmuştu.

Cwenhild içtikçe daha derin bir kuyuya düştü. Kendisine ayırdığı vakit, ilgi azaldı. Sağlığını hiç düşünmez oldu. Sadece işine odaklanan, sonra işinde yaşadıklarını unutmak için kendini alkole veren birine dönüştü. Kurduğu yarım yamalak arkadaşlık ilişkileri iyice bozuldu. Bir uçurumdan aşağıya yuvarlanıp gidiyordu hayatı. Belki Alannah mezun olup onun yanına taşınmasa o uçurumun dibine sert bir düşüş yapacaktı. Sınavlarından sıfır hatayla geçen Alannah önündeki bir çok imkanı tepip Londra’ya, dünyanın yönetildiği yere gelmeyi seçmişti. Teyzesinin yanına taşınmış ve çeşitli kütüphanelerden topladığı kitaplarla kendini geliştirmeye devam etmişti. Alannah bir Muirgheal için bile çok zekiydi ve çok hızlı öğreniyordu. Yeğeni yanına taşınınca Cwenhild’i toplamaya başladı. Evde güzel yemekler yenmeye, ortalık temizlenmeye ve alkol yavaş yavaş azalmaya başladı. Onun Alannah’a bakması gerekirken Alannah ona bakıyordu. Otuz dört yaşına gelen Cwenhild’in hayatı belki de hiç olmadığı kadar düze çıkmış durumda. Yavaş yavaş yeni seherbazların örnek almaya başladığı, yaşadıkları problemlerde ondan akıl danıştıkları biri olmaya başladı.
[/spoiler]


İstediğiniz Meslek: Seherbaz
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Merlin Tılsım Kulübü

Büyü Yatkınlıkları

Biçim Değiştirme Gücü:0
Lanet Gücü: +1 + 16
Tılsım Gücü: +2 +16
İksir Gücü: 1

Örnek RP

[spoiler]Kasım ayının gelişini ne sağda solda yiyişen çiftler ne de başlayan quidditch maçları hissettirmişti Alannah'a. Küçük sarı kız yatağına yattığında yorganının soğuğunu hissedince anlamıştı kasım ayının bir güzel geldiğini. Isınmak için bir sağa bir sola dönüyordu. Üşümüş ayaklarını birbirine sürterek ısıtmaya çalışıyor, ara sıra parmakları yorganın dışına kaçınca hemen geri çekiyordu onları içeriye gerisin geri. Uyku tutmuyordu, gergin hissediyordu. Sebebi olmayan bir rahatsızlık çevrelemişti kızı sanki. Gözleri kapansa bile uyku hiç oralı olmuyordu. Evinde olmayı çok istedi, bir bardak sıcak süt hazırlardı annesi ona, rahat rahat uyurdu onu içtikten sonra. Yahut balkona çıkar ve yıldızları izlerdi. Evleri uçsuz bucaksız yeşil kırların ortasındaydı. Kilometreler boyunca bir tane bile ev yoktu gece çöktüğünde yalnız bir deniz feneri gibi parlardı evlerindeki ışıklar. Yıldızlar başka ışıkların ışıltısını kıskanmaz ve ortaya çıkarlardı. Odasındaki balkona çıkıp üzerine bir hırka alabilir, elinde sıcak sütüyle yıldızları izlerdi. Şu an ise gördüğü manzara uykusunda mırıldayan bina başkanıydı. Biraz kulak kabartıp bir şeyler duymaya çalıştı ama başaramadı. Tekrar kızın zihnine girmek için de fazla yorgundu. Bir kez daha döndü yatağında. Sonra bir kez daha, sonra sırt üstü yattı ve tavana dikti gözlerini. Bıkkın bir nefes verdi dudaklarının arasından ve tekrar kapattı gözlerini. Uyumak istiyordu, güzel bir rüya görmek, tatlı bir uyku çekmek. Ekim ayı pek bir hareketli geçmişti zira. Parfait ile olan kavgası ve ceza, neredeyse bütün Ravenclaw binasının izlediği kavga, tuvalette geçirdiği sinir krizi. Keşke bir şekilde hepsini unutabilseydi. Lakin pek tabii mümkün değildi. Zaten bir şeyleri unutma şansı olsa ilk olarak Stoyan'ı unutmayı tercih ederdi.

Tavana gözlerini dikerken yavaş yavaş bir ağırlık çöktü. Saatlerdir gelmeyen uykusu bir anda uyuşturdu kızın bedenini. Göz kapakları ince ince kapandı. Vücudunun ısındığını hissetti, bilinci kapanırken tanıdık bir ses duydu, tanıdık bir ses onun ismini onun kulağına fısıldamıştı sanki. Uykuya daldığı anda kendini garip bir rüyanın ortasında buldu. Karla kaplı bir kasabanın ortasındaydı. Hava soğuktu, ve kararmıştı. Çeşit çeşit dükkanlar vardı, bir şekerci dükkanının yanında bir pastahane, onun yanında ilginç şeyler satan bir başka dükkan. Bir kaç eski püskü bina. Yürümeye başladı sokaklarda. Boştu sokaklar, hiç kimseyi görmedi. Dükkanların içine kafasını uzattı, orada da kimseyi görmedi. Garipti, bazı dükkanların kapısı açıktı çünkü. Ne bir ses ne bir ışık ne bir ruh, hiç bir şey yoktu. Yürümeye devam etti. Birilerini bulup nerede olduğunu sormak istiyordu. Bir köşebaşından döndü ve uzun dar bir sokağa çıktı. Bu sokak az önce yürüdüğü ana caddeden daha karanlık gözüküyordu. Sanki içinde ışığı çeken bir şeyler vardı. Merakına yenik düşüp girdi sokağa. Bu sokaktada bir takım dükkanlar vardı. Lakin bu dükkanların camları ve kapıları tahta plakalarla mühürlenmişti. Bir dükkanın yanına geldiğinde durması gerektiğini hissetti. Belli belirsiz bir tını duymaya başladı. Telli bir çalgı çalınıyordu bir yerlerde. Gitar sesiydi bu. Sesin nereden geldiğini duymaya başladı. Küçük adımlarla o dükkana doğru gitti. Kapısını açmaya çalıştı dükkanın ama çok sağlam kapatılmıştı. Asasını çıkartmaya yeltendi ancak üzerinde asası yoktu. Üstüne üstlük tanıdık bir simayla göz göze geldi. Rün bezeli adam, sokağın başından ona bakıyordu.

Birbirlerine hiç bir şey söylemeden bakıştılar öyle. Gerçekten Valentin miydi o? Niçin orada duruyordu? Adama doğru bir iki adım attı, rün bezeli adam sağ elini kaldırıp kapıyı işaret etti. Kapının eşiğinin hemen üstünde bir söğüt ağacı şeklinde bir sembol belirdi. Gözlerini kapıdan çevirip Valentin'e baktığında kırmızı saçları, dallardan ve yeşil yapraklardan kıyafet giymiş bir kadın gördü. Çok güzel bir kadındı bu. Valentin'in kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra adamın omuzlarını tuttu ve bastırmaya başladı. Rün bezeli adam yavaş yavaş yere batmaya başladı ve battığı yerden bir ağaç büyümeye başladı. Valentin yavaş yavaş gözden kaybolurken ağaç büyüdükçe büyüdü. Dalları bütün kasabanın üstünü örttü, yaprakları güneşin ışıklarını kesiyordu. Ağacın dalları hareket etmeye başladı. Rüzgarda sallanmak gibi değildi. Bir ahtapotun kollarını andırıyordu. Kollar bir anda Alannah'a döndü! Yüzlerce belki binlerce kol kızın peşinden geliyordu. Korktu Alannah ve koşmaya başladı. Botlarının karın üstünde çıkardığı izler siyah balçıklara dönüşüyordu. Yere battığını hissetmeye başladı Alannah, bir süre sona da ayaklarının altındaki zemin parçalandı ve düşmeye başladı.

Boncuk boncuk terleyerek uyandı uykusundan. Tir tir titriyordu. Üzerindeki yorganı attı. Bir şey, bir his ona bavuluna gitmesini söylemişti sanki. Parmak uçlarında yürüyerek bavulunu aldı, yatağın üstüne attı ve açtı. Yazlık kıyafetlerini koyduğu yerin orada küçük bir cep vardı. O cebi açtı, yıllar önce parmağına geçirilen ve çıkartmak için iki hafta uğraştığı yüzük orada duruyordu. Obsidiyen, düz bir yüzüktü bu. Soğuk bir yüzüktü. Parmağından çıkarmak için bir tür bilmece çözmesi gerekmişti. Bilmeceyi çözdükten sonra bir süre uğraştı, gizemini çözmeye çalıştı Valentin'e ulaşmaya çalıştı ancak çabaları nafileydi. Bir süre sonra yüzük 'ısınmıştı'. Sanki ona yapılmış büyü kaybolmuştu da normal bir yüzüğe dönüşmüştü. Lakin şimdi o yüzük sanki çağırıyordu kızı. Temkinli bir şekilde aldı yüzüğü, avcunun içine koydu. Yüzünde pis bir gülümseme belirdi. Yüzüğü sağ yüzük parmağına geçirdi. Yüzük aynı dışarıdaki hava kadar soğuktu.
[/spoiler]

Büyücedünya RPG:
Karakter başvurunuz onaylanmış, profiliniz hazırlanmıştır. Travmasız vakalar çözmenizi dileriz. Gerçi... Travma da olumlu, drama severiz malum...

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git