İngiltere Büyücedünyası > Büyü Kuramı Dersliği
Geri Sayım
(1/1)
André Harris:
[justify][spoiler]Tüm bu RP'lerin uğruna yazıldığı André'nin ilk büyü icadının bu başlıkta gerçekleşmesi dileğiyle...
André'nin Tılsım Notları
1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi İksir Dersi
Broş Meselesi Üzerine Bir Kütüphane Mesaisi
Çikolata Zanaatkarı
Leydi Ainsworth'ün Rehberliğinde[/spoiler]
"...Eğer küçükken bir şekilde asasız bir şekilde büyü yapabiliyorduysak ve Afrika'da da evet, evet..." Kafasını kendisini onaylarcasına salladı kumral saçlı oğlan. "Asa, yalnızca kanalize etmek için bir araç, odağımızı, boru gibi. Bir uçtan diğer uca büyü içinden geçip... Bir saniye, bayağı bayağı boru kullanıyoruz..." Bakışlarını notlarından kaldırıp kıkırdamaya bıraktı kendisini. Kıkırdarken arkasına iyice yaslandı, kollarını gerdi. Kaç saattir camlarından kehribar ışık huzmeleri süzülen bu sınıfta yalnız başına oturuyordu? Üç? Dört? En son iki buçuk olmuştu. Köstekli saatine bakması bu soruyu cevaplayabilirdi ancak gerinmek daha tatlıydı an içerisinde. Daha çok gerindi, genişçe bir nefes verdi. "Afrika da... Hangi ülkeydi ya? Güney? Uruguay? Yok o Ameri... Nere? Ya... Urgathoa? Hayır..." "Yaaaa!" Sesli tepki vermekten kendini alıkoyamamıştı malum büyücülük okulunu hatırlayamaması karşısında. Uğraştığı iş için bunu bilmesi gerekli miydi? Katiyen hayır. Ama takılmıştı aklına işte. Bir cep telefonu da yoktu ki Google'dan baksın iki saniye... Yerinden doğruldu sandalyesini gacırdatarak zeminde. Kapıya yöneldi. Duraksadı. "Uvuvwevwe... Osas." Kafasını sallayıp kontrol edemediği düşünce trenini dağıtmaya çalıştı. Ne yapacaktı? İki kat yukarı çıkıp kütüphaneye gidip orada aradığı kitabı bulup aradığını bulana kadar sayfalarını mı arşınlayacaktı çalışmasıyla tamamen alakasız bir şekilde aklına takılan Afrika büyücülük okulunun adını ve ülkesini hatırlamak için?..
Galiba evet...
"Uganda ya... Uganda tabii... Zaten kaç lanet ülke var ki U ile başlayan? Bunun için... Neyse, fazla sürmedi en azından." Yüzünde memnun bir ifadeyle yalnız ve sıcak dersliğe döndüğü vakit tamamen bıraktığı gibi karşılamıştı çalışma ortamı kendisini. Zaten bir güne Hogwarts Ekspresi kalkacaktı, kimin ne işi olacaktı dersliklerde ki? Kimsenin yoktu işi falan. Kendisine iş çıkartmasa kendisinin de olmayacaktı... "İşlerim var," diyerek reddettiği quidditch maçı teklifini düşünerek camlardan dışarıyı süzdü biraz. Dört binadan ortaya karışık birkaç öğrenci, derslerin de bitiyor olmasından aldıkları yetkiyle maç organize etmişti sahada keyfine. Bakışları notlarına kaydı, sonra camdan dışarı bakıp mesafeden dolayı simalarını kati suretle seçemediği ancak süpürge üzerinde oldukları belli olan, uçuşan minik figürleri süzdü quidditch sahası üzerindeki. Değiyor muydu altı aydır kendisini adadığı bu uğraşı adına kaçırdığı aktivitelere, uykuya ve dinlenmeye? FYBS dönemi geliyordu ve seneye Karanlık Sanatlar dersini almasına müsaade edilmemesi dahi olasıydı. Potansiyel kariyer başarısını da uğruna feda ettiği ve sonunda amacına ulaşabilip ulaşamayacağından dahi emin olamadığı bu uğraşı için gerçekten değiyor muydu? "Büyü tespit büyüsü..." Zaten bir altıncı sınıf öğrencisinin başarabileceği bir şey olsa çoktan başkaları icat etmiş olurdu herhalde... Tüm hayalleri bozguna mı uğrayacaktı? Hayatı boyunca çokça büyü icat etmek istiyordu, bununla başlamayı denemesi gerçekten doğru muydu? Yetmiş yaşına gelse bile bu büyüyü icat etmeyi başarabilecek yetkinlikte olabilecek miydi?.. Pencere kenarındaki sıralardan birinin üzerine çökmüş, yanaklarından süzülen damlalar dudaklarında tuzlu bir tat bırakmaya başlamıştı.
"Profesör Yamashita bana fazla mı güveniyor? Leydi Ainsworth'ü etkilemeyi başarmış olmam bu büyüyü başaracağım anlamına gelmiyor ki..." Ancak bu çabasını şimdi bırakması kendisine inanmış ve desteklemiş insanların gözünde bir hayal kırıklığı olmasına da sebep olabilirdi. Bir hayal kırıklığı olmak istemiyordu. Yıllarca ailesinin hayal kırıklığı olmuştu. Bu yaz Fransa'ya "başarısız kardeş" olmanın üstüne "evden kaçıp kendisini cadı avcılarına yakalatmış sorumsuz kardeş" olarak gitmek istemiyordu. Hele ki hayatında ilk defa saygınlık duygusunu kendisine hissettirmiş bu okuldaki ailesinin, öğretmenlerinin gözünde hayal kırıklığı olmak istemiyordu. Altı ay... Altı ay bile değil, altı yıldır büyü teorisini anlamak için sayısız deney yapmış, sayısız not çıkartmış ve sayısız fedakarlık yapmıştı hayatından. Sadece son altı ayda altı kereden fazla hastanelik olmuştu büyüsünü icat etmeyi denerken ve Hogwarts'taki son senesine girerken hala elinde tek bir elle tutulur başarı yoktu. Tılsım dersinden O alan tek kişi kendisi değildi, üstelik diğer herkesin en az iki üç dersi daha O oluyordu bunun yanı sıra. Çalışkanlardı zira. Derslerine de çalışıyorlardı, kendisi gibi hiçbir yere varmayacak başarısızlıkların aksine. Quidditch bile oynuyorlardı şu anda dışarıda. İleride bir işe gireceği vakit kendisini kimse bu sebeple tercih etmeyecekti ki. Aklına ilk gelen isimler Iris, Eurus, Regina, Samuel olmuştu. Ve daha pek çoğunu sayabilirdi. Tılsımda kendisiyle aynı notları alıp derslerinin kalanında da kendisinden başarılı olan sayısız isim vardı. Üstelik boş da değildi başarıları. Haset mi besliyordu an içerisinde arkadaşlarına karşı? Hayır, hayır; onların başarıları için sevinmesi gerekirdi. İyi bir arkadaş olarak olumsuz hissetmemesi gerekirdi dostlarının başarılı olacağı düşüncesi karşısında. Yoksa o haz etmediği insanlardan ne farkı kalırdı ki? Ancak o halde neden arkadaşlarının başarılarının aklına gelmesiyle yalnızca hıçkırıkları kuvvetleniyordu?..
Kehribar, yerini kayısıya bırakırken hevesi kırılmış da olsa notlarına çalışmaya devam ediyordu genç porsuk. Ne yazık ki motivasyonu heyecandan strese dönmüş durumdaydı: Nitekim ailesi özellikle Mag Mell faciasının ardından yarıyıl tatili boyunca evde büyü yapmasına karşı tam anlamıyla sıkı yönetime geçmişti. Evine döndükten sonra katiyen bu icadı üzerine çalışmasına müsaade etmezlerdi "başına bir şey gelmemesi" adına. Tatilde staj başvurusu yapması gerekecekti bir yerlere ve mevcut boş eliyle nerelere girmeyi başarabilirdi zerre fikri yoktu. Elini doldurması gerekliydi. Bu altı aylık çabasına üç aylık zorunlu bir ara vermeyi yahut öğretmenlerine hayal kırıklığı olmayı da istemiyordu. Stres. Saf, katıksız bir stres idi motivasyonu. Gözleri notları üzerinde çılgınca gezer, kitaplar ve parşömenleri hunharca karıştırır ve umarsızca notlar alırken SYB dönemi stresi yanında Hak getire bir stres ile çalışıyordu an içerisinde. Bu. Büyü. İcat. Edilecekti. Sağlıklı mıydı şu anki düşünce şekli? Kesinlikle hayır. Fakat hiçbir zaman soğukkanlı olamamış oğlan şu psikolojik baskının altında mı koruyabilecekti metanetini? Kısa fıkraymış.
Akşam yemeği saati sona ermiş, kahvaltı sofrasından çantasına attığı kurabiyeleri bitireli saatler geçmiş ve karnı gurul gurul gurulduyordu asa hareketlerini son kez gözden geçirirken. Geçtiğimiz aylarda asasız büyünün temelleri üzerine yaptığı mesailer en azından bu noktada işine yarıyordu. Asasını anlamıştı, en azından anladığını umuyordu. Neden asa kullandıklarını ve nasıl kullanmaları gerektiğini, bunun nihayetinde büyü gücünü nasıl asanın içerisinden yahut dışarısından yönlendirebileceğini bir ölçüde kavramıştı. Duygularını ancak şimdi dizginlemesi gerekiyordu büyüyü doğru kanalize edebilmek için. Aslında belki de gerekmiyordu, nitekim hayatındaki ilk büyüsü, annesinin kızması ihtimaline karşı olan korkusuyla kontrolsüz bir stres altında icra ettiği basit bir tamir tılsımı idi. Tabii o zamanlar bu büyünün "Reparo" sözü ve belli bir asa hareketiyle istikrarlı bir şekilde icra edilebileceğinden bihaberdi yedi yaşında olmasından mütevellit.
Stresinin doğası üzerine olan düşünceleri adeta "lafın lafı açması" usulü süregelmiş ve ironik bir şekilde bir nebze de olsa sakinleşmesini sağlamıştı. Yerinden doğruldu. Sınıftaki bazı büyülü objeleri tanıyordu ve bunları test tahtası olarak kullanacaktı profesöründen aldığı müsaade ile. Önce notlarını toparlamaya başladı ama. Bugünün mesaisi, her türlü burada nihayete eriyordu. Ancak yine hastanelik olursa kendisinin bile dağınık olduğu takdirde çözümleyemeyeceği notlarının birbirine karışmasını kaldıramazdı. Sonrasında malum bir cam objeye yöneltti asasını, üzerinde bir hayalbozan tılsımı olduğunu bildiği. Kara ceviz asasını doğrulttu ve düşüncelerini canlandırmaya koyuldu. Büyü dalgalarını kırışına göre büyü karakteristiğini belli edecek bir mercek. Tıpkı... Tüm gün bu sınıfa pencereden giren kehribar ışık huzmelerinin cam sayesinde kırılışını görebildiği gibi! Bu yeni ilhamla pekiştirdiği asa hareketine istinaden zarif bilek hareketleriyle önce bir çubuk çizdi, sonrasında ise mercek olacak, kırılmaları gösterecek bir çember ve dudaklarını araladı: "Deprehensio!"
[spoiler=Lütfen çalış...]Tılsım Kabiliyeti: +3
Büyücülük ve Evren Manipülasyonu (800 Galleon, göster kendini): +1
GM'lerce belirlenmiş Zorluk: 14
This dice roll has been tampered with!
Büyü İcadı Girişimi 1d20+4 : 11 + 4, total 15[/spoiler]
[/justify]
Asmodionus:
André iyi çocuktu ama bir kusuru vardı... Stresli ve özgüvensizdi. Üstüne bir de işe girişirken kırık bir hevesle başlamıştı işine. Haliyle büyüsü her ne kadar başarılı da olsa ucu ucuna başarabilmişti büyüsünü. Karşısındaki nesnenin üstünden yarım yamalak çıkmaya başlayan renkler ve asasının ucundan çıkan, başta rengine karar veremeyip rengarenk çıkıp sonradan buz mavisine dönüşen minicik ışık zar zor elde ettiği başarısını kanıtlasa da, elinde gerçek anlamda patlayan ve küçücük toz parçalarına dönüşen asası, yetmezmiş gibi patlama etkisiyle yere düşmesinin getirdiği hafif sızı zaten düşük olan özgüvenini iyice sıfırlamıştı.
Gözlerinin önünden bugüne kadar giriştiği ve batırdığı bütün olaylar hızlı hızlı kaymaya başladı. Hiçbir işini doğru düzgün yapamıyor, illa ki bir yerinde mahvediyordu. Hiçbir işi düzgün gitmeyecek miydi? Diğerleri gibi onun da mükemmel olduğu bir konu asla olmayacak mıydı? Yaptığı şeyler gerçekten içtenlikle takdir edilecek miydi? Ah, André çevresindeki herkesin en büyük hayal kırıklığıydı!
André, bir travma kazandı: En Büyük Hayal Kırıklığı
Büyü, zar yeterliliği sonucunda başarılı olmuştur.
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git