Dünya Ülkeleri > Birleşik Krallık
Bir Şanssızlık Tragedyası
Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
Gündüzlerin dışında yalnızca kapalı havalarda o hiç göremediği gece göğüne erişebilmiş gibi olabiliyordu, gözleri kapalı biçimde yeni yeni başlayan Yağmur'un çevresine düşen damlalarının yarattığı senfoniyi dinlemeye dalmıştı adam. O biraz ilerdeki insan topluluğunun uzağında kalan sessizliğin içinde sağanaklıktan çok uzakta olduğu için üşengeç ve seyrekçe inen hangi damlanın hangi taşın, çiçeğin, dalın, yaprağın ya da yerdeki çukurlaşmada oluşmuş küçük su birikintilerinden birinin üstüne düştüğünü rahatlıkla duyabiliyor gibiydi. İçindeki acının yası yumuşak ses tonuna değerek gezinip duran bir tüy gibi seslendirebilen birinin sözleriyle odaklandığı meditasyona benzer durumdan kopmuştu Alpharian;
"Teşekkür ederim, gelmeni beklemiyordum."
Gözlerini açtığında dingin adımlarla yanına gelmiş olan Marigold'u ve ellerinde tuttuğu bardakları gördü adam. Kadın zaman harcamadan kadehlerden birini ona uzatmıştı; "Seni St. Mungo dışında görmek güzel. Epey olmuştu değil mi?
Alpharian yanıt olarak buruk, kısa bir gülümseme ve onaylarca başını sallamakla yetinmişti; görevlerinde ya da serüvenlerinde yaralanıp da Scrinium'a yetişecek zaman bulamadığında direkt "hastaneye" gitmeyi seçerdi.. ve nedense bu durum onda genellikle bir başarısızlık sezgisi yaşatırdı. Durum böyle olunca ister istemez bu kadınla olan iletişimlerinde suskun kalabiliyordu Alpharian. Bu kısa ve yalnızca cenaze sahibesinin haberi olduğu son yolculuğa uğurlama ile saygılarını sunma karışımı görüşmesini daha fazla uzatmayacağını ortaya koyarcasına elindeki kadehi içip bitirmişti. Marigold adamın bu hareketinin soğuk ya da duyarsızca bir eylem olmadığını biliyor olsa bile, yüzünde Alpharian'ın gülünç duruma düştüğü bu yabansılığı mu yoksa beklenmemişken yaptığı her incelik karşısında insanlarda bıraktığı şaşkınlık tepkilerine benzer biçimde gülümseyerek; "Kadeh sende kalabilir.. içeri davet etsem de gelemeyeceksin nasıl olsa. demişti. Sessiz bir sözleşmeyle anlaşmışlar gibi son sözünden sonraki bakışmalarıyla birlikte, adımları Marigold'u geri götürmeye başlamıştı ölü evine.
Yalnızca kendinin duyabileceği bir sesle giden kadının arkasından "Haklısın..." diyebilmişti Alpharian, bugün pek ağzını bıçak açmıyordu. Yoksa uzun uzun konuşup, çok da fazla tanımadığı bu iş arkadaşına acı gününde dayanma gücünü arttırabileceği sözler söyleyebilecek potansiyeli her zaman için vardı. Kadın yalnız değildi ama. Çevresinde az da olsa onu sevenler vardı ve böyle bir ortamda Alpharian için çok fazla yer ya da gereksinim yoktu. O duvarlar arasında gerçekten kim olduğunu bilen Marigold bulunuyorken ve özellikle onun kardeşinin cenazesindelerken oraya gidip "Ryan" olamazdı da şimdi diğerlerine. Yapmacıklığından kendi iğrenirdi kendini içine sokacağı böyle bir durumun. Biraz önce içeriğini tek dikişte bitirdiği elindeki boş kadehi ağacın iki yöne ayrılan gövdesinin, bardağın tabanının kayıp düşmeyeceği düzlükteki ortasına güvenlice yerleştirdi; ağacın dallarının koruması altında daha Yağmur damlalarıyla ıslanmamış olan topraktan bir avuç alıp bu camdan saksının içine boşalttıktan sonra asasıyla "Herbivicus" diye fısıldadı. Belki bir daha geri dönmeme dilekleriyle buradan gitmeden önce Boleyn'in sonsuzlukta dolaşan ruhu bir gün olur da buraya uğrarsa, kendisi için üvey kardeşinden başka geride bırakılmış yaşayan bir şeyin daha var olduğunu gelip görsün diye.
Navigasyon
[0] Mesajlar
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git