Dünya Ülkeleri > Diğer Dünya Ülkeleri

[İzlanda] Viking İzlerinin Bulunduğu Köye Hoş Geldiniz!

<< < (2/2)

Sophia Catherine Lorence:
Sophia sorusunun yanıtını beklerken bir yandan da karşısındaki Hufflepuff'lı gencin tepkilerini inceliyordu. Kızaran yanakları, hâlâ kendisine bakmamakta ısrar eden gözleri ve son olarak yüzündeki mahcup ifadesi. O kısık sesiyle konuşmaya başlayınca genç cadı ne dediğini daha net anlayabilmek adına yavaşça karşısındakine doğru gelişigüzel bir adım attı.

Karşısındaki büyücünün cevabını duyması ile hafifte olsa kaşları havaya kalkmıştı. Böyle bir cevap beklemiyordu. Aksine kendi canının yanmasından korktuğu için içmek istemediğini düşünmüştü. Üzerine kendisinin derste dediklerini hatırlaması sarışın cadıyı fazlasıyla şaşırtmıştı.  Karşısındaki büyücüye alayla bakan gözlerinin, şaşkınlıkla ve az da olsa empatiyle bakmaya başlaması çok kısa bir süre içerisinde olmuştu. Kendisi gibi düşünen biriyle karşılaşmak Sophia için oldukça ender bir durumdu. Ama şimdi karşısındaki kişi kendisi gibi düşünmüş, şiddetin ve zalimliğin bir başkasının canını yakabileceğini, üstelik kendi elleriyle birine zarar verebilme düşüncesi onu da kasvetlendirmişti.

Tam konuşmak için ağzını aralamıştı ki, karşıdan gelen sert rüzgarın şapkasını uçurması bir olmuştu. Sophia daha ne olduğunu kavrayamamışken, yanındaki büyücü çevik hareketlerle asasını kavramış ve siyah dantelli şapkasını kurtarmayı başarmıştı.

Rüzgar yüzünden dağılan platin sarısı saçlarını düzeltirken, kendisine zarifçe uzatılan şapkasını yavaşça uzanarak aldı. Şu an takmak yerine rüzgar geçene kadar elinde tutmanın daha mantıklı olacağını düşünürken, kadifemsi sesiyle konuştu.

"Teşekkür ederim."

Bu sırada ise sarışın cadının düşünebildiği tek şey  kumral saçlı büyücünün kendisini daha  ne kadar şaşırtabileceğini merak etmek olmuştu. O konuşmaya başladığında, düşüncelerinden sıyrılıp dikkatini Hufflepuff'lı gence verdi. Kendisini takdim ettiğini fark edince, sarışın cadı da fazla oyalanmadan kendisini tanıtmak adında harekete geçti.

Karşısındaki büyücünün asil ya da safkan olup olmadığını önemsemeden, kendini tanıtırken her zaman yaptığı gibi önce sağ elini göğsünün üzerine koymuş ardından sol eliyle paltosunun ucundan hafifçe kavramıştı. Son olarak sağ bacağını arkaya alarak doğal bir şekilde dizlerini bükmüş ve selamlamasını tamamlamıştı.

"Tanıştığıma memnun oldum André. Ben Sophia Catherine Lorence."

Bu sefer dudakları alayla değil memnuniyetle kıvrılmıştı genç cadının. En azından şimdilik bu yeni kurulan arkadaşlığın kendisini olumlu yönde etkileyeceğini düşünüyordu. O bunları düşünürken, Profesör Birthstone'un kalın ve tok sesi duyulmuştu. Demek ki yola koyulma vakitleri gelmişti. Sophia, Andrê eşliğinde kalabalığın arasına doğru yola koyulurken, gidecekleri yerlerde kendilerini nasıl sürprizlerin beklediğini merak ediyordu.

Profesör Birthstone, yanlarına vardığında gür ve fazlasıyla yüksek sesiyle konuşmaya başladığında, Slytherin'li cadı yüzünü buruşturarak ondan bir kaç adım uzaklaşması bir olmuştu. Bu gür ses kendisini rahatsız etmişti. Fakat gezide ne yapacaklarını öğrenmek istiyorsa dinlemek zorundaydı. Bu oldukça kısa ve öz açıklama genç kızı tatmin etmemişti. Sadece antik rünleri mi inceleyeceklerdi? İzlanda da yaşayan sihirli yaratıkları görmeye gitmeyecekler miydi ya da oranın kendine özgü tatlarını tatmak adına bir restorana veya kafeye? Bunu özellikle merak ediyordu, çünkü kendi memleketinin meşhur tatlılarını gelmişken yemek çok isterdi. Orayı özleyeceğini hiç düşünmemişti Sophia. Bu yüzden İzlanda'ya gelmek için geziye katıldığını özellikle ailesine söylememişti, Bethy'ye bile. Genç hizmetçinin heyecanlanıp, ağzından kaçıracağına adı kadar emin olduğu için bunu bir sır olarak saklamakla yetinmişti. Çünkü babasının İzlanda'ya gelmişken, şatoya uğramasını ve nişanlısı velihat prensi de gitmeden selamlaması için ısrar edeceğine oldukça emindi.

Uzun bir yürüyüşün ardından gemilerin bulunduğu limana geldiklerinde profesörlerinin yönlendirmesiyle bir geminin önüne gelmişlerdi. Sophia gemiyi dikkatle incelerken, gemi direklerinden birinin ortasına beyaz renkte çizilmiş bir işaret olduğunu fark etti. Bu işaretin kendisine hiç de yabancı gelmemesi genç cadıyı meraklandırmıştı. Ülkesi küçük bir ada ülkesi olduğu için dört bir yanı denizlerle çevriliydi ve ulaşım, ticaret gibi unsurlar gemiler aracılığıyla yapıyordu ve Hogwarts'a yaptığı yolculuklarda bu işarete birkaç defa denk gelmişti. Fakat adını veya ne anlama geldiğini bilmiyordu. Eşyalarını yerleştirip, bir yere oturduktan sonra Profesör Birthstone'a sordu.

"Profesör Birthstone, kıymetli zamanınızı bölüğüm için kusura bakmayın. Fakat efendim merak ediyorum da geminin direklerinden birinin üzerinde neden o beyaz şeritli işaretin olduğunu açıklar mısınız?" Sorusu ile birlikte safir mavisi gözlerini karşısındaki oldukça iri yarı olan profesörlerine doğru yönlendirerek ona dikkatle bakmaya başladı.

André Harris:
[justify]Havadan bir iki sohbet eşliğinde limana yürürlerken yanındaki Slytherinli cadının selamını yorumlamaya çalışıyordu kumral saçlı oğlan. Seremoniyel bir üslupla kendini tanıtmış olması, zihninde muhtelif düşüncelere gebe olmuştu. Sophia, bir soylu muydu? Gerçi üzerindeki kıyafetlerden her türlü tavrına kadar birçok unsuru, en azından kendi kısıtlı gözlemlerini, açıklayıcı olurdu bu senaryo. Fakat hiç tanıdığı bir selam da değildi az önceki. Yöresel bir selam, belki?

Düşünceleri derinleşmeye başladığı andan itibaren yol boyunca konuşmayı unutmuş olduğunu yalnızca gemiye varmaları ve sarışın cadının gemiyi incelemek üzere yanından ayrılmasıyla fark etmişti. Bir saniye, yoksa tüm sessizliği garip anlara sebep olmuş ve kızı kendinden mi soğutmuştu? Göz bebekleri irileşmiş, halihazırda soğuktan kızarmış yanakları, utanç duygusuyla iyicene kızarmıştı. Kafasını salladı sağa sola hızlıca. Belki yeni arkadaşının yalnızca gemiyi merak etmiş olduğunu yahut kendisi bir hata yaptıysa da toparlamayı başarabileceğini ümit ederek metanetini toparlamaya çalıştı. Yolculuk, yaptığı hesaplara göre normal koşullarda 2 günü aşkın süre alacak olsa gerekti. Bu süre zarfında zaten tamamen yan yana olacak halleri yoktu ya, yaratmış olabileceği olumsuz intibayı üzerinden temizleyebilirdi, en azından böyle umuyordu.

Çevresine dikkat ettiğinde Profesör Birthstone'dan oldukça farklı simalara da sahip olsalar tarzları itibarıyla oldukça benzerlik gösteren; kuvvetli, kudretli görünümlü kaslı mürettebat dikkatini çekmişti istemsizce. Acaba bu kişiler muggle mıydı? Nereden gemiye bindikleri düşünülecek olursa bu sorunun cevabı net bir hayır olsa gerekti. Ancak büyücü bir gemi mürettebatı acaba bir gemiyi nasıl yönetiyordu? Büyülerle mi? Yoksa denizcilik, muggle-büyücü ayrımı olmaksızın bir hayat tarzı mıydı? Düşününce Hogwarts Ekspresi'ni kim kullanıyordu sahiden? O da bir büyücü olsa gerekti. Bu sırada Hogwarts Ekspresi tamamen bir muggle treni gibi çalışıyor ve onu işleten bir makinist tarafından mı komuta ediliyordu? Zihnini birçok soru kurcalarken minik valiziyle beraber gözüne çarpan Michael'ın yakınlarına yönelip, "Selam, nasıl gidiyor?" dedi yüzünde ince bir gülümsemeyle. "Daha önce sanırım böyle bir gemiye hiç binmemiştim. Sahi, bir saniye, sen İzlanda'lıydın, değil mi? Her yıl gemiyle mi Londra'ya varıp King's Cross'a geliyorsun Hogwarts'a gelmek için? Buna benziyor muydu bindiğin gemiler?" İlgiyle binadaşını dinledikten ve kısa bir laflamanın ardından iki introvert insan arasındaki muhabbetlerde sıklıkla görülen bir fenomen olan ne denileceğinin bilinemediği sessizlikte, çevresini incelerken, bakışları yelken direğindeki ne olduğunu zerre bilmediği ancak antik rünler dersinde gördükleri garip rünlere benzer bir izlenim veren sembole takılmıştı. Sekiz kollu sembolün sekiz kolu da aynı noktadan aynı şekilde başlayıp farklı şekillerle sonlanıyordu. İzlanda'nın kendine has sekiz şeyi mi vardı? Tanrılar? Büyüyle alakalı bir şey? Aritmanside sekiz, güç ile bağdaşırdı. Geminin dayanıklılığı ya da hızıyla alakalı bir şey miydi acaba?

Bu sırada Sophia'nın Profesör Birthstone'a direkteki bir işareti sorduğunu fark etmesiyle odağı o tarafa yöneldi. İlgiyle doğrulup yerinden ikiliye yöneldi. İstemsizce. Ancak şaşırtıcıydı ki onu bu şekilde istemsizce harekete geçiren yalnızca merakı değildi bu sefer: Sophia ile ortak bir konuşma fırsatıydı da aynı zamanda.

Henüz resmi olarak yeni tanıştığı cadıyı peki neden bu kadar umursuyordu ki? Kendini ispatlamak, kendisine sosyal olabileceğini kanıtlamak mı istiyordu? Bunu yadsıyamazdı lakin hayır, bu değildi sebep. Daha çok... O derste söyledikleri miydi? Muhtemelen. Rikkat... Günümüz İngiltere ve Fransa'sının sosyal toplumu tamamen rikkat üzerine kuruluydu aslında. Belki de centilmenliğin, zarafetin en kıymet gördüğü dönemde yaşıyorlardı. Nitekim özellikle Fransa'da geçirdiği son yaz tatilinin ardından toplumu sarmalamış tüm bu nezaketin yapmacık olduğu hissiyatına kapılmadan edemiyordu. Sophia'nın nezaketi, inceliği böyle hissettirmemişti ama. Sanki tüm korkutucu bakışlarına, verdiği soğuk intibaya ve karakterinin üzerine yalnızca bakışlarıyla kurduğu muazzam baskıya karşın Slytherin'li cadının kendisine yahut başkalarına karşı nazik davrandığı anlarda, eylemlerinin arkasında gösterişten ziyade samimi düşünceler yer alıyor gibi hissediyordu.

Yalnızca ikilinin yanına gidip bunu kendisinin de merak ettiğini söylemesi kasıntı bir yaklaşma çabası olarak algılanabilirdi dışarıdan. Ve özellikle Sophia'ya karşı ihtiras hissettiği ve bu sebeple kendisine yakınlaştığı gibi bir intiba bırakmayı katiyen istemiyordu. Belki de kumral saçlı oğlanın özellikle karşı cinsten insanlarla yakınlaşmakta güçlük çekmesindeki yegane problem buydu: Karşı tarafa fazla samimi yahut ilgili davranması, o kişilere karşı duygular beslediğini düşündürtebilir ve o insanların kendilerinden soğumalarına sebep olabilirdi. Elbette ihtiras da hissedebildiği bir duyguydu kumral saçlı oğlanın ama bunu hemen, yeni tanıştığı insanlara karşı hissedebildiği söylenemezdi. Ancak birçok hemcinsinin kızlara benzer şekillerde yaklaşmaya çalıştığını biliyordu. Sosyal kabiliyetleri vasat altı olan oğlansa işte tam bu yüzden zorlanıyordu: Bir kıza dostane bir üslup çerçevesinde yaklaşmakla bir kıza yürümek arasındaki fark neydi? Davranışlarında bunu nasıl gösterebilirdi? Bilemiyordu, kararsız kalıyordu; bu sebeple de çekiniyordu. Yanlış anlaşılıp "sarkıntı", "rahatsız edici", "sapık" olarak nitelendirilmekten korkuyordu. Bu sebeple belki de oldukça basit olan samimiyeti karşı cinsten insanlarla kurmakta güçlük çekiyordu.

Tüm bu karmaşanın içerisinde alışıldığın dışı bir şekilde sohbete girmenin de yanlış anlaşılma ihtimalini azaltabileceğini ümit ediyordu an içerisinde. Kulağı ikilide, yelken direğine doğru yönelmişti bu amaçla ve asasını eline almıştı usulca. Zihni sorularla meşguldü, dalgın tavırlar içerisindeydi. Yalnızca bir noktada arkasındaki antik rünler profesörünün kendisine bakıp bakmadığını kontrol etmişti yapacağı eyleme girişmeden önce ve asasını rüne doğrultup sessiz bir şekilde henüz tamamlanmamış malum icadını icra etmeyi denemişti: Deprehensio. Umuyordu ki bu rüne dair bir şeyler öğrenebilir ve bunları Sophia ile konuşma materyali olarak kullanabilirdi...

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 3, total 3

[spoiler]Tabii algıları pek açık bir zat olduğu söylenemez André'nin. Bu sebeple Profesör Birthstone yahut başka kişiler kendisinin büyü girişimini isterlerse görmüş/müdahil olabilirler. Teknik olarak Hogwarts dışında büyü yapmayı deniyorum. Ve büyü kendi çalışmam olup icadı henüz tamamlanmadığı için büyüyü yaparsam da en iyi ihtimalle başarısız olurum, en kötü ihtimalle başıma iş gelir. Bir zar da atayım ayıp olmasın. Eh, kanaat insanların diyelim.[/spoiler]

[/justify]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git