Hogwarts arazisi şanının hakkını veren bir orkestra gibi uğulduyordu o akşam; yaprakları rüzgarın savruk ritmiyle hışırdıyor, çimenleri ağaçlara, renk renk meyvelerle kaplı çalılara ve sayısız esrarengiz yaratığa çarparak eşlik ediyordu doğanın oluşturduğu sonata. Tribünler boyunca heyecanlı öğrenciler dizilmişti; onların çığlıkları viyolonsel müziği yarmaya çalışan flütler gibiydi; tiz ve kararsız, ayarsızca yükseliyorlardı coşkuyla. Profesörler bile kendi aralarında fısıldaşmaya başlamış, kimin kazanacağı konusunda bahisler döndürmüşlerdi el altından. Bir kısmı sadece göz korkutma faktörüyle bile Eurus'a yanaşırken geri kalanları Mirabelle'in daha güçlü olduğu konusunda diretiyordu; bunlara birkaç metre uzaktan kulak kabartan Eurus ise, eh, iyice öfkeleniyordu.
"Bütün gece horladın," diye devam etti ne kadar sürdüğü bilinmeyen azarına. "O saatte kalkıp büyü kitabını karıştırmak zorunda kaldım! Neden biliyor musun sevgilim? Çünkü Merlin'in cezası kulak tıkaçları bile senin horultunu kesemedi."
Ares o sırada ağzında su olsa ağzını gösterişli bir fıskiyeye çevirecek şiddette güldü; sevgilisinin gerginliğinden zevk alan tek büyücü olabilirdi bütün Hogwarts'ta. "Ben horlamam bir kere."
Eurus cevap vermek yerine burnundan soluyarak kafasını çevirdi; gözleri düellonun olacağı ring etrafında dolaşıyordu. "Bu da gelecekte biyografimi okuyan insanların hakkımda ne düşüneceklerine karar verdiği o bölümlerden biri, değil mi?"
"Ben şimdiden söyleyeyim, gelecekte evlenmiş olacağız."
"Galiba onların benden cidden nefret etmesini sağlayacağım," diye mırıldandı Ares'i duymamış gibi.
"Üzerin tezekle kaplı olsa bile senden nefret etmem."
Genç kız hafifçe gülümsedikten sonra dudaklarına yapıştı sevgilisinin; bir yandan da boynunu tutmuş, aralarındaki boy farkını en aza indirgemeye çalışır gibi kendine çekmişti. Şans öpücüğünü alır almaz Mirabelle'in onu beklediği platforma çıktı, "bol şans" dercesine sırıttı ona da. Eğlenecekti.