17 Nisan, 2026 10:13:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Haydi Gel İçelim  (Okunma sayısı 72 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mirabelle Starlight

  • Ravenclaw Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 87
  • 376 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Mirabelle Starlight
  • Güç Puanı: 38
  • uwu
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mira
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 6
Haydi Gel İçelim
« : 01 Nisan, 2022 19:02:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İlk dönem iyi kötü bir şekilde bitmişti sonunda. Son zamanlarda Mirabelle ya derslere girememişti ya da okulda olduğu sürece orada ona bebek bakıcılığı yapan bir seherbaz oluyordu. Gözden geçirince, üç beş ayda yaşadığı aksiyonu ömrü hayatı boyunca daha yaşayabilir miydi merak etmiyor değildi. Macerayı ve kaosu her şeyden çok seven bir kız için bile bu dönem biraz ağırdı. Şimdi ise yatakhanede eşyalarını topluyordu, babasının evine gidecek ve tatili orada geçirecekti. On altı yıllık hayatında bir ilkti bu, tüm tatillerini yalnız geçiren bir kız için alışılmadık bir durumdu bu. Geçen yıl tatilde tavernadaydı, ondan önceki yıllarda kulübesinde veya yetimhanedeydi. Her zaman bu durumdan yakınsa da alışkın olmadığı şeyler onu alttan alttan ürkütürdü. Ne yapmalıydı? Nasıl davranmalıydı? Ortamda sadece Reina ve babalarının olacağını bilmek biraz rahatlatıcıydı ama yine de garipti işte. Kimsesizliği kişiliği belleyen biri için fazlasıyla garipti.

Yanına alması gereken her şeyi aldığında doğruldu ve yatakhaneye bir bakış attı. Birinci sınıftayken ağlayarak çıkmıştı buradan, ev diyebileceği bir yeri yoktu çünkü o zamanlar. Şimdi ise ev diyebileceği birden fazla yere sahipti ancak alıştığı şeyden kopmak zordu. İç çekti, yanaklarına vurdu ve eşyalarını basit bir büyüyle havalandırarak odadan ayrılıp ortak salona indi. Merdivenlerin başında durmak zorunda kaldı gerçi. Gözleri koltukta oturup hüzünle evlerine dönmekte olan binadaşlarını izleyen Ares’e takıldı. Son birkaç kişi kalmıştı ayrılmayan, onlar da sohbet edip gülüşerek trene gecikmemeye çalışıyorlardı zaten. Ares’in de acele edip trene binmek için çıkması gerekiyordu ancak gitse bile nereye gidecekti ki? Onun evi artık boştu, aynı Mirabelle’in küçük kulübesi ya da yetimhaneye gitmemek için kaçtığı ıssız sokaklar gibi. Ortam tamamen boşalana kadar olduğu yerde durup izledi genç cadı, karşısındaki çocuktan bir hareket beklese de aynı şekilde oturmaya devam ettiğini görünce tıpış tıpış yanına gitti.

“Selam.” Dedi hiçbir şey yokmuşçasına. “Hava bugün çok güzel, değil mi?” Pek de değildi aslında. Bulutlu ve soğuktu, kışın ortasında pek de mükemmel bir hava beklenemezdi zaten. Cevap olarak sadece bir mırıltı alınca devam etti, “Herkes gitti Ares, gecikeceksin. Eurus kızacak sonra.” Zoraki bir gülümseme ile gelen yanıtla öğrendi ki ikisi vedalaşalı çok olmuştu fakat arkadaşını burada tek başına bırakmak gibi bir niyeti yoktu. “Yoo kalmıyorsun,” dedi. “Gel gezmeye gidelim.”

Kendisine dönen meraklı bakışlarla gülümsedi. “Pişt yakışıklı, kaçırayım mı seni? Şşşt yavru alıyım mı seni? Düşelim mi barlara? Ezelim BENİM paraları hunharca, içelim şarapları, saçalım kafaları, Bi' daha mı gelece'z dünyaya? Kendi adını unutana kadar her çeşit içkiden içireyim mi? Ben ısmarlıyorum.” derken çoktan ayaklanmış, arkadaşını da iki elinden tutup zorla kaldırmıştı. “Son gittiğimde neredeyse canımdan olduğum mekana gidiyoruz! Zehirlenirsen ya da alkol komasına girersen müessesemizden kimse sorumluluk almıyor.”
[spoiler]

[/spoiler]

Çevrimdışı Aethelwulf Ares Caldecott

  • Ravenclaw Bina Başkanı
  • 9. Seviye
  • İleti: 47
  • 157 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Aethelwulf Ares Caldecott
  • Güç Puanı: 0
  • Sevgilim, aşığım sana
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 5
  • Tılsım Gücü: 5
  • İksir Kabiliyeti: 4
Ynt: Haydi Gel İçelim
« Yanıtla #1 : 02 Nisan, 2022 16:48:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kışın son ayına girdiklerinde hava hala iç karartıcı bir gri renkteydi, doğa ana sonsuz bir uykuya yatmıştı, sanki bahar hiç gelmeyecekti. Şatonun bahçesi tüm araziyi kaplayan kalın ve boğucu sis tabakası yüzünden kaybolmuş, bulutları delip göklere uzanan kulelerle dans eden rüzgârın uğultusu, bilinmeze uzanan taş yolda feryat eden bir Banshee’nin çığlıkları gibi yankılanıyordu. Tepeleri sisin içinde görünmeyen devasa çam ağaçları azimle savaşıyorlardı dallarını eğmemek için, kuzeyden esen karayele inat dimdik pozisyonlarını koruyorlardı.

Lakin bir oğlan vardı bu yüksek kulelerin birinde, gözleri yaşamın parıltısından yoksun öylece bırakmıştı kendini akışa, rüzgarın gelip onu savurmasını bekliyordu. Adalet yerini bulur ve annesinin katili Azkaban’a atılırsa içinin huzura kavuşacağını sanmıştı Ares. Ve olması gerektiği gibi adalet yerini bulmuştu da ancak bu, genç büyücünün acı bir gerçeği fark edene kadar rahatlamasını sağlamıştı. Annesi bir daha geri gelmeyecekti, katiliyse yalnızca üç ay sonra dilediği gibi dışarıda dolaşabilecekti.
 
Bu adil değildi, hem de hiç.

Hogwarts’ın son haftası dersler seyrekleşmiş, öğrenciler arasında coşkulu bir tatil muhabbeti yapılmaya başlamıştı. Kimisi tatilde ailesiyle seyahate çıkmaktan bahsediyor kimisi de akrabalarını ziyaret etmekten, hepsinin ortak paydasında heyecan, özlem ve sevgi vardı. Ares bu duyguları arkadaşlarıyla paylaşmayı çok istese de onun gidecek sıcak bir evi veya kendisini bekleyen sevgi dolu bir ailesi yoktu. Bütün hafta boyunca içine kapanmış ve kendini insanlardan olabildiğinde soyutlamıştı, kimsenin ona acımasını istemiyordu bu yüzden.

Okulun son günü ortak salonları yavaş yavaş boşalırken yine tek başınaydı, arada onunla vedalaşanlara zoraki bir neşeyle karşılık veriyor sonrasında yine boş bakışlarla Rowena Ravenclaw heykelini izliyordu. Keşke heykel canlansa ve bilgeliğiyle ona bu durumdan nasıl kurtulabileceği ile ilgili bir iki öğüt verseydi. Her şeyin güzel olacağıyla ilgili bayat yalanlara bile razıydı.

Aradan geçen beş belki de on dakikadan sonra -onun için ne kadar süre geçtiğinin bir önemi yoktu gerçi- salondan ayrılacak son öğrencinin adım seslerini duyduğunda nihayet tam anlamıyla yalnız kalacaktı. Adım sesleri kapıya yönelmek yerine onun oturduğu tarafa yaklaştı, gelen Mirabelle’di. Aynı binayı paylaştığı ve beraber pek çok aksiyon yaşadıkları arkadaşıyla arasında hiçbir sorun olmasa da ruh hali yüzünden konuşmak istediği kişiler arasında sayılmazdı o anda. Kız ise onun suratsız tavrına aldırış etmeden her zamanki sıcaklığıyla devam etmişti konuşmaya.

Elinden geldiğince gülümsemeye çalıştı, "Sevgilimle çoktan vedalaştık,” dedi. “Ben tatilde burada, Hogwarts’ta kalıyorum."

Ares gidecek hiçbir yeri olmadığı düşüncesine o kadar çok kaptırmıştı ki kendini, Mirabelle’in onu ayağa kaldırıp bir tempoyla sıraladığı sözlere inanmakta güçlük çekiyordu –ki zaten ne demek istediğini anladığı da tam olarak söylenemezdi. Tek başına kalede kalmaktan daha cazip geliyordu kulağa elbette fakat Mirabelle babasının yanına gitmeyecek miydi?

“Anlamadım,” dedi Ares. “Nasıl ve nereye gidiyoruz?”
[/justify]

Çevrimdışı Mirabelle Starlight

  • Ravenclaw Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 87
  • 376 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Mirabelle Starlight
  • Güç Puanı: 38
  • uwu
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Mira
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Ravenclaw
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 6
Ynt: Haydi Gel İçelim
« Yanıtla #2 : 02 Nisan, 2022 17:06:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Arkadaşını çoktan sürükleyerek götürmeye başlamışken duruma anlam veremeyen tavrına gülmeden edemedi. “Kaçırıyorum seni. Mag&Mell’e gidiyoruz! Önce önümüze geleni içeriz, sonra çıkar odalardan birinde uyursun dışarı çıkıp da ayyaş gibi dolanma sokaklarda. Zaten geçen bir içelim dedik kaos çıktı anasını satayım hala ona içerliyorum, seni hayatında içebileceğin en kaliteli alkollerin olduğu mekana götürüyorum o yüzden. Ay dur, alacağın bir şeyler varsa al şimdi geri dönemeyiz falan göt gibi kalmayalım.” Son anda aklı başına gelmiş ve az önce merdivenlere vicdansızca dağıttığı eşyalarını bir büyüyle tek bir şeyin içine tıkıştırıverip elinde taşımaya başlamıştı. Büyücü olmanın güzel yanı buydu, milyon tane eşyayı bir tanecik çantaya sığdırmak mümkündü. Gülümseyerek tekrar Ares’e döndü, neşeyle koluna girdi.

“Ben şimdi ne yaparsam yapayım benim küçük yavru kuzgunum somurtmaya devam edecek. Ben de dedim ki kendi adını unutana kadar içsin, saçmalasın, sızsın, sonra ayılınca da baş ağrısından falan derdini unutsun. Nasıl fikir? Bok gibi di’ mi? İşte o yüzden güzel.” Derken tekrardan zavallıcığı sürüklemeye başlamıştı bile. Hevesli bir şekilde elini kaldırıp havayı yumrukladı.

“Hadi bakalım Kambur Cadı’ya! Oradan da bir şekilde Mag&Mell’e- OWWW EBENİ ÖPEYİM!” elindeki çantayla kendi suratına vurana kadar her şey güzeldi tabii.
[spoiler]

[/spoiler]