İngiltere Büyücedünyası > Apples & Oranges

Yeni Aile Üyesi

(1/1)

Cornelia Barthélemy:
[justify] Knockturn Yolu’na cisimlendiğim anda dar yolda adımlarımı savurur savurmaz buraları ne kadar çok özlediğimi fark etmiştim. Herkes olduğu gibiydi. Hala bıraktığı gibi. Maskesi yoktu kimsenin. Tek tük büyücüler hariç Knockturn’nun gizlenme telaşesi yoktu. Her an bir köşeden Blaze çıkıp ıslık öttürebilirdi. Dokuzlardan biri başını belaya sokup etrafta koşuşutururken bana çarpabilirlerdi ve hep yaptığım gibi onları idare ederdim. Das’ı ise en son mahkeme çıkışında basin açıklaması yaparken görmüştüm. Her şekilde Bakanlık çatısı altında Seth ile birlikte çalışmaktan memnun olsam da geldiğim yerleri geçtiğim yolları unutamazdım. Birlikte acıyı ve tatlıyı paylaştığım kişileri de. Çalışmanın yoğunluğundan eve uğrayamıyor, çoğunlukla büroda sabahlıyor, hizip ile görüşmelerimi sürdürüyordum. Eve uğramayı denediğim birkaç seferde de bizimkiler yoktu. Evin ihtiyaçları ile ilgilenen Grace beni iki kere üstüste geldiğimi gördüğünde çok sevinmiş ve kemiklerimi kırarcasına sarılmıştı. O anda ne kadar çok uzaklaştığımı anlamıştım aslında özümden. Bir öğle arası evrak işlerini çömezin birine iteledikten sonra soluğu burada almıştım işte. Eski dükkanıma bakmak, Das’I kolaçan etmek, işlerinin nasıl gittiğini sormak istiyordum. Başımdan geçen şeylerin bazılarını gizlilik çevresinde paylaşarak rahatlayabilirdim bile. Stresle baş etmeye çalışırken baş ağrılarım hiç eksik olmuyordu malum. Beni pamuk gibi yapacak birine yani Das’a ihtiyacım vardı.

Köşeyi döndüğümde bir heyecan basmıştı beni. Kaç haftadır eve niye uğramadığımı sormamasını umut ediyordum Das’ın. Blaze’i dükkanın önünde göremiyordum. İçeridedir belki, diye iç geçirdim. Yıkanmamış olsa da pis pis etrafta dolansa da sarılacağım bizimkine. Yoğun bir hasretlik çekiyorum.

Dükkanın önüne geldiğimde şöyle bir duraksadım. İmajında bariz bir değişiklik var. Tabelası değişmiş. Gururlu muyum? Evet. Dükkanı Das’a bırakırken binbir türlü endişem vardı. Somut bir şekilde endişelerimin yersiz çıktığını gözlemliyor olabilmek rahatlatıcıydı. Yalnızca dükkanın kapısının ardına kadar açık olmasından hoşnut değildim şimdilik. Yol geçen hanı gibi kapı açık mı bırakılır? Daha fazla dayanamayıp girdim içeri. Eh… Yüzüme vuran kasvetli havası hemen hemen aynı sayılır. Henüz incelemeye başlayamadan gözüme takılan ne idüğü belirsiz bir cisimle karşılaşınca irkildim. Kös kös oturuyor. Yüzü gözü var mı? Kimdir necidir? “Daaas!” diye bağırdım dolu dolu. Terk mi etti yoksa burayı? Çok kızarım. Musallat mı oldu bu adam dükkana? Kıpırdamayınca da ilerledim yanına. Ayağımın kenarıyla dürttüm bir. Çıt çıkarmıyor. “Kimsin sen? Çık dışarı!” diyorum. Yok, yine hareketlenmiyor. “Das! Her nerdeysen çık gel, bak. Arkada mısın? Burada BİR ŞEY var. BİR ŞEY! Alıp götüreceğim Bakanlık’a!” derken bir yandan da elimi şekilsiz şemalsiz tipe doğru uzattım. Omuzundan tutup ya götüreceğim ya da bir dahaki soruma cevap vermezse parçalayacağım. Sabrım taşmak üzere. Bir kez daha “DAS! Kimle- dur! Nelerle takılıyorsun sen öyle?” diye bağırdım. O anda da erken kanıya vardığımı anlamıştım. Das'ı daha sık ziyaret etmeliydim. [/justify]
 

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git