17 Nisan, 2026 08:23:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Şanslı Meredith'in Son Rodeosu  (Okunma sayısı 200 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Meredith Vivienne Boleyn

  • Hayalet
  • 6. Seviye
  • İleti: 24
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Meredith Vivienne Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: Eski Seherbaz
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Travma: Umutsuz Vaka
Ynt: Şanslı Meredith'in Son Rodeosu
« Yanıtla #15 : 11 Nisan, 2022 14:14:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
yas tutmaya kalkışma ecel beni aldı mı,
nobran ve mendebur çan bildirdi mi bir kere
bu iğrenç yeryüzünden kaçıp sığındığımı
bana koynunu açan en iğrenç böceklere:
bunları okuyunca yazanı anma derim;
çünkü öyle sonsuzca seviyorum ki seni
tatlı anılarında unutulmak isterim
acı çektirecekse sana düşünmek beni.
ah ben düştükten sonra bağrına toprakların
göz atacak olursan bu şiirlere bir gün,
söylemesin zavallı adımı dudakların,
hayatımla birlikte bırak sevgin çürüsün;
yoksa şu kurnaz dünya deşer de iniltini,
benim için yas tuttun diye hor görür seni.

[justify]Ruhu almak için kemikli soğuk ellerini uzattı ölüm.

Ölümlü hareket etmiyor, nefes almıyordu. Ruhu doğrulup oturmuştu, gümüş gözleri yaşamın sona erdiğini buğulu bir dalgınlıkla kutluyordu. Artık bir kabuktu o. Birden ayağa kalkacak ve ona 'Manyak mısın be adam?!' diye bağıracak bir kabuktu, Tanrı'nın bir oyuncağı daha yaratıcısının yanına dönüyordu.[/justify]

Elveda Meredith. Huzur içinde uyu.

Çevrimdışı Kont Sati Von Richmond

Ynt: Şanslı Meredith'in Son Rodeosu
« Yanıtla #16 : 11 Nisan, 2022 17:03:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Rüzgara kapılıp savrulan bir elbise misali yükseldi yarı şeffaf, yarı ağarmış özü. Ölümcül soruların soğuk, keskin yüzlerini tadanların ahiret yeriydi bu sorgu evi. Türlü türlü işkenceye dayanamayan bedenlerin feragat ettiği nice çilekeş ruhun, ahşap döşemelere kazınmış feryatlarını duymak, duyumsamak mümkündü burada pekala.

Kimileri kasvetli geceyi yırtan o haykırışların duvarları aşmasını bekler, aslında bunu bir hayli isterlerdi. Bu nedenle sorgu evini, kasabanın ortalık yerine inşa etmişlerdi. Bir başka sefil ruhun daha bu cehenneme sürüklendiği her gecenin, itinayla kasaba ahalisinin hafızasına nakşedilmesi lazımdı. Böylece unutmayacaklardı, kurtuluşları için ödedikleri ve ödettikleri bedelleri.

Şanslı kızın belki de bu geceki tek şansı, ölüm meleğinin biraz sabırsız davranmasıydı. Böylece acılar bitmiş, ölüm ve doğumun doğal ve engellenemez döngüsü harekete geçmişti. Ruhu yükselirken ölü bedeninden sıyrılıp kasabanın üzerinde, kendisini sonsuz bir döngüde tekrar edecek ve bulanık düşüncelerin esiri olacak zihni yeniden doğdu. Gözlerini açtı. Yeni bir başlangıç... Ve ayaklarının altında onun canını alan kasaba!

Ama gördüğü canlılar, işlerine güçlerine koşturan kasaba halkından gayri kimselerdi. Kendisi gibi yarı saydam siluetler, ağarmış onlarca, yüzlerce ruh. Karınlarının üzerinde alevli taşlarla türlü işkencelere maruz bırakılan, zincire vurulmuş, korkunç hayallerin pençesinde çığlık çığlığa ağlayan, kırbaçlanan, acılar çeken yüzlerce ruh! Öyle çoktular ki, baktığı her yerde görmek mümkündü. Her birisi ayrı bir zulme mahkum edilmiş gibiydiler.

Çalı çırpı üzerinde bağlandığı direkte alevler içerisinde kavrulan ama asla ölmeyen, çektiği acılar ise sonsuza dek sürecek olan zavallı bir rahip, kırbaçlandığı derisinden kanlar akan ama asla ölmeyen yargıç kıyafetli adamlar, üzerlerine en ağır taşların konulduğu ve olmayan kemiklerinin çatırtısını duyabildiğiniz kasaba halkından kimselerin çığlıkları... Geldiği yer bir işkence odasıysa Meredith'in, burası ruhlar için bir işkence kasabasıydı!

Kendi türlerinin yapması gerektiği gibi bu kasabadan ayrılamıyorlardı. Sanki ruhları burada sonsuz bir ceza ve işkenceye tabi tutulmaktaydı. İşkence edilmeyenlerin bile mutsuzlukları, huzursuzlukları, çektikleri çileler, yüzlerinden okunmaktaydı. Bir ruhun fiziksel acı çekemeyeceğini düşünmüş olanlar, belli ki cehennemi asla görmemiş olanlardı. Yahut bu kasabanın 'gizli' vaziyetini.

"1693'ten beri her birimizin maruz kaldığı kadere şahit oldunuz genç bayan!"

Meredith, tok bir sesle konuşan bu sesin geldiği yöne çevirdi bakışlarını. Uzun şapkalı, gözlüklü, saydamsı bir adamın ona doğru süzülerek artık fiziksel bir varlık ifade etmeyen bünyesini aşıp, kasabaya doğru ilerlediğini fark etti. Neden sonra durup tekrar arkasını döndü bu şapkalı zat.

"Ah! Siz, bizden değilsiniz. Buralarda yenisiniz sanırım. Şu, yakalayıp astıkları cadılardan birisi olduğunuzu zannediyorum. Eğer öyleyse, kabalığımı affedin matmazel. Salem Cehennemine hoş geldiniz. Bendeniz Bartholomew Barebone! Hayatım, sizin aşağılık türünüzü saklandığı deliklerden çıkartıp, tüm dünyaya deşifre etmeye çalışmakla geçti. Böylece üzerimizdeki zavallı Bay Corey'in sebep olduğu-" Türlü türlü metotlarla işkenceler halinde acılar çeken sefil ruhlara yukardan küçümser bir bakış fırlatıp devam etti. "...ruhlarımızı bu nahoş ve sonsuz işkencelere maruz bırakan lanetten kurtulabileceğimizi ve sizlerden intikam alabileceğimizi tahayyül ederdim. Ah, ne ahmaklık!"

Şapkasını çıkartıp içini eliyle düzeltirken, sanki bununla bir fark yaratabilecekmiş gibi, yüzüne hoşnut bir ifade yerleşmişti. "Amma velakin geldiğimiz noktada, işte burada, kendi cehennemimizdeyiz. Bağırıp duranlara, ağlayıp sızlayanlara, kısaca bu gürültülü ahaliye aldırış etmeyin. Herkesin cehennemi farklıdır burada. Kimisi mobilyasız ufak bir odaya tıkılır tahammül edemeyeceği türden insanlarla ve kendisinden sonsuza dek onlarla yaşaması beklenir. Kimisi ise sıcak ızgaralara yatırılıp metal şişlere geçirilir, cızbız edildikten sonra da iblislere servis edilir. O yüzden görecekleriniz sizi şaşırtmasın! Nasıldı o laf? 'Cehennem başkalarıdır' mıydı, yoksa 'Herkesin Cehennemi Kendine' miydi? İşte, onun gibi bir şey bayan! Umarım ziyaretinizden keyif alırsınız!"

Şapkasını tekrardan başına geçirirken, o bulanık, yarı şeffaf gözlerinde bir kıvılcımın tutuştuğunu fark eder gibi olacaktı kızıl saçlı cadının, zavallı hayaleti. "Benim cezama gelince-" dedi, yavaş hareketlerle başını olumsuz anlamda iki yana sallarken. "Benim cezam, sonsuza kadar sizin türünüzün sırlarını ortaya çıkarmak için beyhude bir mücadele vermekti genç bayan! Hem de hiçbir cadı ve büyücünün ruhunun burada çok uzun kalmadığını düşünürsek, beni çıldırtan bir süreçti itiraf etmem gerekir. Ama neyse ki, artık siz varsınız... O yüzden artık sorularımı cevaplayabilecek, cadıların gizli alemlerini ortaya çıkartabilecek bir şahidim var!"

Hayalet ansızın, tüm varlığını hızlıca Meredith'ten arta kalan yegane varlığa, zavallı cadının ruhuna doğru atılmak üzere hareketlendirdi. En korku dolu kabuslarında bile göremeyeceğiniz bir arzu, bir delilik ve ürpertici bir merak duygusuyla sarılmış bakışlar... Salyalar saçarcasına sorular dökülen dudakları, peşi sıra insanın üzerine karabasan gibi tebelleş olan varlığı ile beraber ebediyete kadar dur durak bilmeden Meredith'e yönelteceği soruları birer birer sıralamaya başlamıştı.

"Bir okulda eğitim aldığını biliyorum cadı! İsmi nedir ve nerededir!? Ayrıca örgütlendiğiniz, hiyerarşik bir kurumunuz dahi var, değil mi!? Söyle! İtiraf et! Biliyorum, cadı. Benden kaçamazsın! Bütün dünya öğrenecek sizin o melun aleminizi!"