[justify]“Çekil şuradan, çekil!”diyerek ve çalışanları ittire kaktıra ilerliyordum Bakanlık koridorlarında. Resmen rezillik! Burnumdan soluduğumun misliyle topuklarımla inletiyordum o uğultulu koridorların yoğunluğunu bastırırcasına. Bir hışımla varabildiğim katta başına kovboy şapkasını asmış olan Das’ı görünce duraksadım kulaklarıma çığırtkan sesleri dolarken. Hooop! Kaçış yok. Tuttum hemen ensesinden. “Nereye böyle beyefendi? Alacaklı mı kovalıyor?” dedim ve yönünü kendime doğru çevirdim. “Takım elbisen olmadan tanıyamıyorum artık seni.”Fransızca konuşmaya başladı anında tabi hınzır. Derme çatma bir şeyler söylüyor. Sinirli anımda bile güldürmeyi başarıyor bu adam. Sakinleştirmeye çalışmadı beni. O da biliyor, dokunsa önüme geleni saç telleriyle boğacağımı. Ailemiz adına gerekeni yaptığını falan da söyledi ama benim için hiçbir şey değişmemişti. Das gerekli olan şeyleri söylemiştir elbette ama bir de biz uğrayalım, değil mi? Hele de benim gibi ayrımcılıktan hazzetmeyen bir kadın için sakin kalmak imkansızken bir de hiyerarşi falan filan uğraştırıyorlar. Hiç çekemem. Das ile olan ayaküstü sohbetimizi yarıda kesmek zorundaydım ki bizim sahtekarla birlikte oyalanmak gündelik işlerimi daha da sekteye uğratmasın. Büro dehşet yoğun, denetimi yapılmayan angarya işlerle oyalayamam daha fazla kendimi. “Senle akşam evde görüşeceğiz.” der demez Das hızlı bir şekilde ortamı terk etmekle meşgul olmaya başladı, ben de vurdum kapıyı, girdim içeri. Başladım söylenmeye.
“Bir işi de doğru yapın! Ülkelerarası iş birliğini sağlayamıyorsunuz diye ben buraya kadar gelmek zorunda mıyım? Teker teker aldırırım sizi buradan. Teker teker bedel ödetirim.” Hala sakin çıkıyordu sözlerim aslında.“Hanımefendi neler oluyor? Buyurun, bir konuşalım.” diye bir çalışan atılınca başladı mevzu. “Başlatma hanımefendine! Başkalarına yap ezberlenmiş kibar ağzı! Ben Cornelia Barthélemy. Yasal Yaptırım bürosundan, ancak; burada Bakanlık kimliğim ile değil Fransa’nın önde gelen soylu safkan aile üyesi olarak bulunuyorum. Soyadımı daha önce duymamışsınız belli ki. ŞİMDİ, duymanızın ise hiçbir şekilde hayra alamet olmadığını anlayacaksınız. Yaptığınız yanlışı yüzünüze vurmaya geldim. Kim yolluyor bu broşları? Bir değil, iki değil. Bu ne hadsizlik?” dediğimde aldığım cevap çığırtkanın sahibesini adres gösteriyordu. “Boleyn moleyn balon malon anlamam ben! Tek safkan aile onlar mı var? Denetimi doğru düzgün yapacaksınız kardeşim! Hiçbir itiraz dilekçesidir, doldurulacak belgedir bilmem ne zımbırtısıdır… DOL-DUR-MU-YO-RUM! İyice kontrol edilmeden bir safkana broş yollamak saçmalığın daniskasıdır ve Bakanlık adına utanç verici bir harekettir! EYYY YÜCE BRİTANYA! ADIN LEKELENİYOR, BAKANLIK LEKELENİYOR! Fransa Bakanlığı ile derhal iletişim kurulsun!!! Ayak işlerini mi kitliyorsunuz yoksa? SAÇMALIK! HİÇ KİMSE BİZİM GİBİ SAFKAN BİR AİLEYİ SORGULAYAMAZ VEYA GÖRMEZDEN GELEMEZ. HİÇ KİMSE!” Kükredim adeta. Ardından cübbemin cebinde tuttuğum broşlardan ikisini de çıkarıp masaya vurdum. İnerken dahi bir diğer elimde tuttuğum asayla kıvrak bir şekilde yakmaya başladım. Çalışanlardan biri kısa bir süre yanışını izleyip söndürmeye girişti. Bir yandan da ağzını açamadan durdurdum onu. “SÖZLERİNİ KENDİNE SAKLA! KAĞIIIIT GİBİ KAĞIIIIT GİBİ YANIYOR! GÖRÜYORSUNUZ! CİMRİLİĞİN BÖYLESİ! DANDİK BROŞLAR! Alın… Kalan parçalarını atarsınız saman gibi küle dönmezse.”derken odayı geldiğimde çoktan sarmış ve haliyle uzun zamandır yer ettiği belli olan pis kokuyu es geçemedim. “BİR HAVALANDIRIN ŞURAYI DA YA! Pislik içinde iyi boğulmamışsınız! YARIN KONTROLE GELECEĞİM. BU İŞ DÜZELTİLMİŞ OLACAK! ANLADINIZ MI BENİ!?” diye tiz sesimle çığırdıktan sonra memnuniyetsiz surat ifademle odayı ve çalışanları kısık gözlerle bir süzdüm. Yeter bu kadar! Fazla bile vaktimden çalmış oldum. Geldiğim şiddetle de kapıyı kapatıp çıktım oradan. [/justify]