17 Nisan, 2026 09:01:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı (Vol II)  (Okunma sayısı 86 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı (Vol II)
« : 04 Mart, 2022 04:29:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yine mi Carmilla?


Cwénhild'e alttaki şarkıyı armağan ediyorum ve Das'ın patronus yapıp yapamadığını öğrenmek için zar atıyorum.

[spoiler]
[youtube]https://youtu.be/2kIzxU402ik[/youtube]
[/spoiler]


Expecto Patronum!

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 4, total 4

Edit: Evet, zar attım 4 geldi. O yüzden tılsımımı 20 yapmaya başvurdum. Sonraki rp'mde patronusu yapmış şekilde yazıcam bnne.
« Son Düzenleme: 04 Mart, 2022 06:53:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Das »

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari

Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
Ynt: Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı (Vol II)
« Yanıtla #1 : 04 Mart, 2022 06:52:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Kapkaranlık koridorlar... Sanki hiçliğin ortasındaymış gibi duran binanın içinde, tüm umutlar sönmüşken bir ıslık tutturmuşum. Buraya girerken üstümü aradılar, her yanımı elleyip asamı falan kontrol ettiler. Sanki ne yapacağım içeride... Müvekilimle konuşmak için gelmişim. Dolandırıcılık yüzünden buraya girilmiyor değil mi ya? Hiç beni açmadı çünkü. Bir gün kafayı sıyırıp önüme geleni katledersem, çocuklara falan eziyet edersem İngiltere’den kaçarım daha iyi. Yanımda bir gardiyan, Cwénhild’in olduğu hücreye doğru yüreyecektik. Bana patronus büyüsü yapmamı söylediler. E ben de yaptım. Baya bir zorlukla oluşan ışık ilk çıkışmasa da, ikinci denememde elle tutulur bir varlığa dönüşebilmişti. İlk anlamadım. Kurt mudur? Kurt olmak için fazla küçüktü. Köpek midir? Köpek olmak için de sivri yüzlüydü. Tilki miydi? E tilki olmak için de fazla kilolu bir hayvandı. “Ne bu?” dedim anlamamış bir ifade ile yanımdaki gardiyana. “Daha önce yapmadın mı?” diye sordu. “Daha önce ruh emici görmedim ki nerede yapayım? Önceki gelişimde elemanlar yapmıştı.” dedim. Gardiyan ise elit gibi bir şey söyledi kendi kendine. Ne eliti kardeşim? İşimizde başarılıyız yakalanmıyoruz. “Rakun bu.” dediğinde “Haaa! Evet ya. Harbi öyle.” dedim yüksek bir sesle. Ne de tatlı hayvan ha!*

Patronus devam etsin ama asamla sorun çıkmasın diye bağlama büyüsü mü ne yaptılar asama bilmiyorum her ne leşlikse artık. Ruh emici denen zamazingoları nereden buldular da buraya tıktılar hem ya? Birlikte yürümeye başladık taş koridorları. Yapmış olduğum beyaz rakun yanımızda süzülüyor, ruh emicilerin koridorun sonundan gördükleri gibi yollarını değiştirmelerini sağlıyordu. Gardiyan ise zayıf bir adamdı, elleri kolları kemikli, derisinde yaşlılık lekeleri olan biri. Burnu büyüktü ve yanağında bir beni vardı. 60 yaşında vardı yani bence. Tabi merak, hemen “Senin yaş kaç dayı?” diye sordum. "Hı?" dedi. Yaşlı ya çok duymuyor kulağı herhalde. Biraz daha yüksek sesle “YAŞIN KAÇ YAŞIN?” diye bağırınca elinde taşıdığı, önümüzü görmemiz için önde tuttuğu, üstüne lamba bağlanmış sopasıyla vurdu bana. "Bağırma bağırma!" diye azarladı. "Sana ne benim yaşımdan?" Gerçekten de bağırınca taş duvarlardan sesim baya yankılanmıştı. Üst kattan sesler gelmeye başlayınca kaldırdım kafamı. İçime bir ürperti geldi. Bu insanlar ruh emicilerle birlikte yaşıyorlardı. Buraya tekne ile gelirken dışarıda bile 20-30 tane ruh emici görmüştüm. Ben, ki dünyanın en gamsız adamı olabilirim, mahkemede Cwénhild'in yanında gördüğümde bile rahatsız olmuşken sürekli etkilerinde kalma duygusunu düşünemiyordum bile. Kafamı dağıtmalıydım. “64 diyorum.” dedim gardiyana ilgimi tekrar yönelterek. "Ne altmış dördü be! 32 yaşındayım ben." demesiyle “Hadi lan oradan!” demem bir oldu. “Yalan atma dayı! Dayı değil, abi yaşıdır o.” Görmüş geçirmiş bir ifade ile hımladıktan sonra "Burada çalışmak kolay mı sanıyorsun? Biz burada olmasak ne yapacaksın? Ruh emicilerle mi konuşacaksın?" dedi. Hak verdiğim için hımladım ben de. Yürürken çevreme bakınıyordum sürekli. Kapılar geçiyorduk.

Koridorun sonunda sağda çirkin görüntülü kapıyı gösterip gardiyana “Burası nereye çıkıyor?” diye sordum.

İşaret eden parmağımı takip etti gözleriyle. Kapıyı buldu ilk sonra bana döndü. “Sana ne?” dedi.

“Ne ters yapıyo’sun?” dedim gülerek. “Ben de bir şeyler öğrenmekten keyif alıyorum. Var mı itirazın? Hı? Söyle şimdi nereye çıkıyor burası.”

Pek umursamaz bir tavırla "Kitli orası." dedi. "Asalarını tutuyoruz."

“Hıı.” diye bir ses çıkardım anladığımı belli eden bir şekilde. Merdivenlere ulaşmak için geçtiğimiz koridorda kapılardan birinden çıkan başka bir çirkin tipli gardiyanın yanından geçtik. Arkasından çektiği kapının arkasını görmek için parmak ucuna çıktım ama tuvalet olduğunu görünce memnuniyetsiz bir ses çıkardım. Şüpheli gelen başka bir kapıyı gösterdim yine sonlarda. “Burası peki?”

"Orası temizlik dolabı." dedi.

“Temizlik mi? Alınma ama burada temizlik yapılmış gibi gözükmüyor. Şu fare mi ya? Fare falan geziyor dayı. Adanın fareleri galiba. Bu arada biz sürekli dönüyor muyuz bana mı öyle geliyor?”

"Üçgen şeklinde burası.
" dedi. "Geldik merdivenlere."

Resmen tamamen dönmüş tekrar aynı yere gelmiş gibiydik. Girişle merdivenler arasında kısa yol yapılmamıştı. Bu yüzden tüm yolu yürümek zorunda bırakılacak şekilde inşa edilmişti. Penceresi falan da yok bana daral geldi.

“Off, merdivenler hiç açmıyor beni.” dedikten sonra yerden havalandım. “İzninle ben uçuyorum.”

"Ne? Nasıl? Dur!"

Ben yukarı uçunca dayı diğer kata çıkabilmek için hızlandı. Ben de yanımda patronus rakunumla birlikte bir üst kata uçtum. Kaçıncı katında olduğunu biliyordum Cwénhild'in. 5. Kattaydı. Ben ise uçarak gardiyandan kaçıp önce ilk kata, sonra ikinci kata çıktım. Buraya gelmesi zaman alacaktı. Yere konup gıcır gıcır parlayan ayakkabılarımla** hızlı adımlar atarak çevreme bakınmaya başladım. Rakunum sayesinde koridordan bize doğru gelen ruh emiciler teker teker dağılıyordu ama benim mallığımdan çok da güçlü olmamıştı büyü. Bu yüzden 1-2 dakika sonra yüzümdeki gülümseme kaybolmuştu. Sürekli aklıma sarı saçlı bir figür geliyor, onunla yaşadığım hem özlem hem de nefret içeren günlerimi düşünmeye başlıyordum. Ellerim buz kesmişti. Yine de bulunduğum koridordaki ruh emici sayısını sayabilmiştim. Hücre sayısını şöyle 4'er 4'er sayarak hesaplarken merdivenden çok uzaklaşmadım.

"Gabriel?" diye bir ses duydum sanki fısıltı gibi.

Sesin geldiği yere doğru çevirdim kafamı korkuyla. En yakınımdaki hücrede tanıdık bir yüz bakıyordu bana doğru. “Aaa.” Tanıdığımı fark edince çıkardığım bu sesten sonra “Sen geçen gün kasabı vuran adam değil misin?” dedim fısıltıyla.

"Puşt herif! Kendisi kaşındı." dedi.

“Hak etmiştir çok şerefsiz bir herif o.” dedikten sonra yaklaştım hücresine. “Kaç ay yedin?” diye sordum.

"11 ay." dedi.

“Merlin kurtarsın.” dedim ben de. “Ha bu ruh emici denen lavuklar... Kaç dakikada bir geçiyolar hücreden bildin mi?”

"Buradan çok geçmiyorlar." dedi. Hala fısıldaşıyorduk. "10 dakikada bir falan. Üst taraflarda daha fazlalar."

“Hadi be...”

Gardiyanın bağırarak merdivenlerden yaklaştığını duyabiliyordum. Hatta bir kaç başka ses daha duyuluyordu. Bu yüzden tekrar merdivenin oraya koşup aşağıya “Tamam lan bağırmayın! Bekliyorum sizi 3. katta kaçmadım bir yere.” dedim. Sanki nereye kaçacağım. Tanıdık adama tekrar dönüp teşekkür eder gibi kafamla selamladım. Zaten Knockturn yolunda tanıştığım bir adam, beni burada görmediğini söylememe gerek kalmadan, beni burada görmezdi. O sırada 3 aynı çirkinlikte gardiyan nefes nefese vardılar yanıma. Ruh emiciler de peşlerindeydi ancak köle rakunum sayesinde yaklaşamadılar yanıma.

"Sen... Ne... Yapıyor..."

Nefes nefese kalmış yaşlı heriflere gözlerimi devirdim. “On saat merdiven çıkmak istemedim.” dedikten sonra omzumu silktim. “O kadar iç karartıcı bir dekoru var ki buranın, yaşam enerjim çekildi sanki.”

Gardiyanlardan biri "Ruh emiciler..." diyordu ki diğer lafa atlayıp "Bir daha uçma!" dedi. "Yasak. Uçmak yasak burada."

“Yazmıyor?”

"Yasak dedim! Bizimle beraber çıkacak ve terörist kadınla görüşeceksin! Tek gitmek yok!"

“Pff... İyi peki.” diye kabul ettim. Aslında istediğimi almıştım.

“Yalnız...” dedim merdivenlerden 3 gardiyanla beraber çıkarken.

“Terörist demeyelim de, halk savaşçısı diyelim.”

Ah ah... Bu yaptıklarımdan sonra Cwémhild bana ruhunu borçlu, Merlin Tılsım Klübü de bolca para...


* Rakunum TIKLA
** Ayakkabılarım TIKLA
*** Caps TIKLA

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 8, total 8
Talih 1d10 : 5, total 5
« Son Düzenleme: 04 Mart, 2022 06:55:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Das »

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari

Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı (Vol II)
« Yanıtla #2 : 04 Mart, 2022 19:47:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

[justify]Hissettiğim soğuğun sebebi dışarıda özgürce devri daim eden mevsimlerin sırasının kış oluşu mu yoksa bu izbe kaleye tıkılmış ben ve benim gibilerin ebedi soğuğu iliklerinde hissetmeleri için yapılmış bir büyü mü? Aslında mevsimi tam olarak bilmiyorum, belki bahar belki kış. Okyanusun ortasında, fırtınalı bir deniz manzarası ve ona ek olan ruh emiciler, mevsim tahmini için yeterli değiller. Zaten düzenli olarak zihnimin en ücra köşelerine taciz eden, benliğimden bir kaç parçayı kerpetenle diş sökercesine alan bu süzülen kara alametlerle geçirdiğim bir kaç seansın ardından buraya ne zaman geldiğimi doğru dürüst hatırlayamaz oldum. Bir kaç hafta, bir kaç ay belki de bir kaç yıl. Bilmiyorum, kaç mevsimin geçtiğini arkamda kaç gün batımı bıraktığımı bilmiyorum. Bu hücrenin içinde ki insanın tek bir doğrusu var artık. Ölümünü bekleyen bir kadın olduğu. Güvendiği insanlar tarafından yalnız bırakılmış, belki kandırılmış. Merak ediyorum, acaba hangisi kazanacak canımı almak için girdikleri bu yarışı. Ruh emiciler mi, iğrenç, ne olduğu belirsiz yemekler mi, uyumamı dört gözle bekleyen fareler mi yoksa bu soğuk mu benim canımı alacak? Hiç bir seçeneğin cazip olmayışına gerçekten üzülüyorum. En azından insanların adımı unutması biraz zaman alacak. En azından bu dünyada olduğumu birileri hatırlayacak. Önemli biriymiş gibi hissettiriyor bu. Kötülüğün vücut bulmuş hali olarak nitelendirilsem bile... Elde ettiğim bu şık son, eğer hayatım aynı doğrultuda gitseydi elde edeceğim sondan daha asil. Zira eski hayatım devam etseydi, bir cadı avcısının ellerinde ölecektim, bundan şüphem yok. Yine de bir pişmanlığım yok değil. Eğer kendimi burada bulacağımı bilseydim, yada ateşimi bilinçli olarak kullanmış olsaydım o pezevengi küle dönene kadar, cayır cayır yakardım. Bunu yapamamış olmak bana kendimi yarım hissettiren tek şey. Motke denen o pisliği ben öldürememiştim, ölmesini bilmek bir yere kadar içimdeki yangına su serpiyordu. Kontrolümü bir anda ele alışı ve yapmak istemediğim bir şeyi bana yaptırmış olması, üstümde böyle bir kuvveti olması. Bu canımı yakıyor, yarım hissettiriyor.

Küçük taştan yuvamın bir diğer duvarına doğru hareketlendim. Yapacak pek bir şey yok çünkü burada, uyumak, ruh emicilere yemek olmak ve geçmişimde yaptığım şeyleri düşünmekten başka. Adımlarımı atarken çıplak ayaklarım, soğuk taşla buluşuyor ve zaten soğuk olan ayaklarım daha da üşüyordu. Yer yer soğuktan morarmış, tırnaklarım ise kanamaya başlamıştı. Adım atmak acı verici bir eyleme dönüşmüştü benim için. Hatırlayamadığım bir süre önce uzun uzun topuklu ayakkabılar içinde yürüdüğüme, hatta dans ettiğime inanmak çok güç geliyor, bana bile. Ayakta pek fazla durmadan kendimi yatağa benzeyen kirli çarşaf ve tahta yığınına attım. Kesinlikle rahat değildi ama en azından taştan daha iyi bir seçenekti sırtım ve geri kalan uzuvlarım için. Kirden beyaz rengini çoktan geride bırakmış pikeye benzeyen kumaş parçasını üzerime çektim. Duvardaki dikdörtgeni andıran küçük yarıktan içeri dolan soğuk havayı engellemiyor yada ısıtmıyordu. Paçavranın üstünde kan lekeleri vardı. Bazıları yeniydi, benim kendi kanımdı. Bazı lekeler ise kırmızıdan çok siyah rengindeydi, bu hücrenin benden önceki sakinlerinin bıraktıkları son izlerdi. Yağ, kir ve bitle dolu kızıl saçlarımı aldım ellerimin arasına. Tüm bu gri siyah karışımlı atmosferin içinde tek canlı renk kaynağıydı saçlarım. Onlarda günden güce güçsüz düşüyordu. Uçlarında bir sürü kırık. Ben saçlarımda ki kırıkları koparadururken hücrem daha da soğudu, parmaklıkların üzerinde beliren küçük buz parçalarını görebiliyordum. İçime dolan mutsuzluk ve hüzün, gözlerimden dökülmek için emir bekleyen göz yaşları tek bir şeyin habercisiydi. Yavaşça hücrenin kilidi açıldı. Metalik tok ses, arkasındaki siyah silüetle birlikte daha da korkutucu duyulmuştu. Kapı yavaşça açıldı ve aynı ağırlıkta içeri girdi misafirim süzülerek. Onu gördüğüme memnun olmadığımı adı gibi biliyordu. Öyle bir aurası vardı ki ondan nefret edişim, sanki onun hoşuna gidiyordu. Yaklaştıkça içime dolan çaresizlik hissi yerini en yakın arkadaşı korkuya bıraktı. Korkuysa vücudumun kontrolünü eline geçirdi, bunun oluşu beni daha da korkuttu zira kolay kolay korkmadığımı biliyordum. Yatağımın en ucuna kadar kaçtım, küçük bir kız gibi dizlerimi göğsüme çektim ve yüzümü bastırdım dizime. "UZAK DUR! DAHA FAZLA YAKLAŞMA!" korkuyla çatallaşan sesim attığım son çığlığın tınısına farklı bir ezgi katmıştı. Büyü yapmaya çalışıyordum, başaramıyordum. Misafirim küçük hücremin içinde güç gösterisi yaparak süzülürken diğer hücrelerdeki mahkumların kahkahalarını ve çığlıklarını duyabiliyordum. Ellerimle kulaklarımı kapatmış olsam da nafileydi. Ne zaman bir mahkum ziyaret edilse anlaşılıyordu çünkü attığı korku dolu çığlıklardan. Buna maruz olan birini izlediğim bir anı hatırlıyorum, elektrikleri kesilmiş bir evde mahsur kalmış beş yaşında bir kız gibi hissetmiştim. Şimdiyse o elektriksiz evin içine birde yabancı girmişti ve ben, küçük savunmasız kızın tam karşısında duruyordu. Gözyaşlarım çoktan yanaklarımı istila etmişti, yatağımın üstüne korku içinde titriyor ve sallanıyordum. Siyahlı misafirim hamlesini yaptı, bir kolunu kaldırdı, o garip ağzını gördükten sonra... Sonrası belirsizlik, aldığım onca can, katlettiğim onca çocuk, insanların çalışarak didinerek aldıkları evlerini yaktığım anlar hepsi gözümün önünden geçiyor. Belki de ölüyorum. Bedenim kaskatı, en ufak bir kas lifimi bile hareket ettirmekten muzdarip bir haldeyim. Sadece bitmesini istiyorum, birileri canımı alsa da bu yaratığın elinden kurtulsam. Yavaşça hissizleşiyorum. Gözlerim kararıyor, bir tını var arka planda, kahkahaya benzer, ben neredeyim de insanlar kahkaha atıyor? Neden bu oda bu kadar soğuk, birileri bir şey yaksın üşüyorum.

Taş zeminin üzerinde yarı çıplak halde kaç saat baygın kaldım hatırlamıyorum. Başım dönüyor, bedenimde ise sadece kendimi ayağa kaldıracak ve şu aptal yatağa atacak kadar güç var. O gücü de kendimi yatağa zar zor atıp bitiriyorum. Kalbim küt küt atıyor, ciğerlerimin yorgun olduğunu aldığım her nefesin bıçak gibi kesmesinden anlıyorum. Hava kararmış, içeriye mehtabın ışığı süzülüyor, kara bulutların arkasından ulaşabildiği kadarı en azından. Dudaklarımda yoğun bir susuzluk hissi var. Bir şeyler duyuyor gibiyim, sanki birileri bir şeyler fısıldıyor. Bu fısıldamalar keskin bir çığlıkla kesiliyor. Bir adamın korku dolu çığlıkları ve yalvarışları dolduruyor kulaklarımı. Tanıyorum bu serzenişleri, yarı ölü bir vaziyette de olsam. Ağırca ellerimi kaldırıp kulaklarıma götürüyorum. Çığlıkları duymamak için. Dizlerimi çekiyorum karnıma. Gözlerimi kapatıyorum, gözümün önüne gelen onca şeyi görmezden gelmeye çalışarak sadece karanlığa odaklanmaya çalışıyorum. Bu umarsız çırpınışlarımın bir sonuç vermesini istiyorum bir şey hissetmeden uyumak istiyorum sadece. Sadece uyumak.[/justify]

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 4, total 4
Talih 1d10 : 1, total 1


« Son Düzenleme: 04 Mart, 2022 19:50:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Carmilla S. »


Çevrimdışı Das

  • Mekan Sahibi
  • 9. Seviye
  • İleti: 51
  • 1055 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Das
  • Güç Puanı: 0
  • PARTY PEOPLE!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Yook, söylemem.
  • Meslek: Apples and Oranges Sahibi, Tanınmış Avukat
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 3; Süzülme, Seviye 3
Ynt: Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı (Vol II)
« Yanıtla #3 : 06 Mart, 2022 09:23:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]“Sen nasıl uçtun öyle?” dedi yine kaçmayayım diye bir kolumu yakalamış olan gardiyan.

Ağzında geveliyordu cümleleri.  “Hı?” dedim anlamadığım için.

“Asanı kullanamazdın, nasıl uçtun?” diye yeniledi cümlesini.

Ne bileyim oğlum. Soruya bak. Şu dünyada zeki adam kalmamış sanki. “Ne uçması ya? Burada ruh emicilerin yanında kala kala hayal görmeye başladınız sanırım. Uçmak derken ben hızlı koştuğum için uçtun dediniz sandım. Bir insan uçar mı? Komiksiniz!” diyerek salladım. İlk gardiyan hebele hübele yaparken  Daha önce bir iki kere gelmiş olduğum Cwénhild’in hücresine geldik. Aşağıda merdivenlere gelişimiz, 5. kattaki yürüdüğümüz yerlerden tam olarak binanın neresinde olduğumuzu hayal edebiliyordum. Pencereler olmadığı için dışarıyı göremiyor, bu yüzden de kesin bir yer veremezdim. Yine de tahminlerim vardı. Burada ruh emicilerin sayısı baya yükseliyordu. Çaktırmadan sayıyor, rakunun olduğuna şükrediyordum. Hücrenin kapısını gardiyanlardan biri anahtarla açarken “E ruh emiciler beslenirken de siz mi açıyorsunuz kapıları?” diye sordum havadan sudan konuşuyormuş gibi. İlk birlikte yürüdüğüm gardiyan “Yok.” dedi. “Onlarda da var.” Diğerleri neden sorduğumu sorgulayan bir şekilde bana bakarken ben de sanki önemsemiyormuş gibi “Hıı...” dedim. “İyimiş.”

Taştan yapılma duvarlara sıkıca sabitlenmiş metal kapının kilidini baya ses çıkararak açtı gardiyan. Bir sürü anahtar vardı elindeki zincirde. Önemli olan sayıydı. Anahtarın üstündeki sayıyı tam çözemiyor olsam da metal kapının üstündeki 17 sayısını görmemek imkansızdı. Kapıyı iyice ittikten sonra elini uzattı bana. Asamı ona teslim ettikten sonra geçmem için izin verdi. Dikkatli olmamı söylediğinde “Pfft.” dedim minik bir gülümsemeyle. “Saçmalamayın. Bu kadın tehlikeli bir cadı değil.” Normalde olsa kocaman gülümserdim burada ancak ruh emicilerin varlığı her zamanki şen halimi uzaklaştırmıştı. Kafamı bir sürü eski anı ile doldurmuş, sürekli sürekli yaşadıklarımı hatırlamama neden olmuştu. Çocuklar beni sevdiğini düşünmüşlerdi. Acaba gerçekten seviyor muydu? Sevse eziyet eder miydi? Bu düşünceleri unutmak için ne kadar uğraşmıştım şimdi neden gün yüzüne çıkmışlardı ki?

Asla düşmek istemediğim duvarları da, zemini de taş bir hücreydi burası. Soğuktu. Karşımda iki büklüm hiç rahat durmayan yatağa kıvrılmış kadının üstündeki kıyafet de onu soğuktan koruyacak bir halde değildi. Bu ortamda tek bir iç açıcı durum vardı. O da hücrenin içindeki pencere... İlk ellerim arkamda, dimdik bir şekilde gittim o küçük pencerenin başına. Sanki öylesine bakıyormuş gibi bir izlenimle hapishanenin neresinde olduğumuza baktım. Buraya geldiğim tekneği görebiliyordum aşağıda. Yüzümdeki o hafif gülümsemenin tek tarafı yükseldi. Dışarıda uçan ruh emiciler rahatsız ediciydi sadece. “Bayan Muirghéal.” Kadına dönüp yürüdüm yanına. Yatağının yanına çöküp biraz bağırarak konuşmaya başladım. “Alexander Turner, savunmacınız. Beni duyuyor musunuz?” Tabi bu gardiyanların duymasını istediğimdi. Fısıldayarak “Ne sorun olmuşsun milletin başına anacım. Tavşan deliği sanki kazıdıkça yeni şey çıkıyor teheheh...” diye devam ettim. Tekrar bağırarak, “Yemek yediniz mi?” diye sordum. “Ne sıklıkla yemek yediriyorlar size? Ruh emiciler ne süreyle besleniyorlar? İnsanlar sizin gibi bir iyilik timsalinin böyle kötü bakıldığını duyunca çılgına dönecekler!” dedikten sonra fısıltıyla ekledim. “Mahkemede seni çıkacaracaklar, sorular soracaklar... Benim hikayeme göre ilerleyeceksin, anlaştık mı? Tüm bunlar bittiğinde bana olan borcunu konuşuruz.” Göz kırptım gülümseyerek. ”Kulübün sonunda işe yarayacağını kim bilebilirdi?”

Tekrar bağırdım avukat moduma bürünerek. “Anlatın Bayan Muirghéal!” dedim. “Burada çektiklerinizi anlatın!”[/justify]

Bu ne kocaman oldu ya. Wallpaper koyaydım bari

Çevrimdışı Cwénhild Muirghéal

  • Azkaban Mahkumu
  • 14. Seviye
  • İleti: 99
  • 560 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Cwénhild Muirghéal
  • Güç Puanı: 50
  • https://youtu.be/3vjkh-acmTE
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: o
  • Meslek: Eski Başseherbaz Yardımcısı
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 40
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü Yapma, 2. Seviye; Süzülme, 3. Seviye
Ynt: Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı (Vol II)
« Yanıtla #4 : 06 Mart, 2022 10:26:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Saatlerdir duyduğum çığlıkların ve kemiklerimi titreten rüzgarın sesinin arasında başka bir ses kulağıma misafir oluyor. Birileri, ruh emici olmayan birileri geliyor. Seth? Sen misin sevgilim? Verdiğin sözü tutmaya mı geldin? Vücuduma bir enerji geliyor, düşüncesi bile ayaklarıma güç veriyor. Fakat sesler yaklaştıkça belirginleşiyor, bu acı dolu duvarlardan yankılanan ayak sesleri bir şarapnel gibi yüreğime yüreğime vuruyor. Gelen Seth değil, bir başkası. Keyfim az önce nasıl yerine geldiyse şimdide aynı hızla düşüyor. Yatağım olması gereken tahta şeye kıvrılıyorum tekrardan. Kim geliyorsa gelsin pek umrumda değil. Gelen o olmadıkça gelenin ne önemi var?

Bir kaç dakika olduğunu düşündüğüm yalnızlıktan sonra sükunet bozuluyor. Gardiyanlar geliyor yanlarında beni savunan dalavereci adam var. Adamı tanıyorum, neler yaptığını biliyorum, kim olduğunu biliyorum. Fakat o usta bir dalavereci olduğunu bütün dünyayı kandırarak tekrar kanıtlıyor. Onun sayesinde dava tekrar ertelendi, onun sayesinde yaşıyorum, onun sayesinde ölmedim. Bunu pek tabii bana olan sevgisinden yapmıyor, biliyorum. Tılsım Klübu kim bilir cebine kaç galleon koydu. Bu bir sorun değil, zira bu adam söz konusu olduğunda bir tavuğu bile kasaplara karşı savunabilir. Hücremin kapısı usulca açıldı. Bay Turner(!) içeriye girdi ve beni geçip direk küçük penceremsi şeyin önünde dikildi. Bir şeyleri inceliyordu sanki. Bir şeyler söyledikten sonra başımı salladım, elbette duyuyordum onu öküz gibi bağırıyordu çünkü. Sonra kafasını eğdi ve kulaklarıma bir şeyler fısıldadı. Sonra tekrar bağırdı, bu adamın her şeyi bir şov bir oyun olarak gördüğünden emindim. Neler yediğimi sordu, ne sıklıkla yediğimi ve ne sıklıkla ziyaret edildiğimi öğrenmek istedi. Kadında uydu adamın dediklerine. Özgürlüğünü ellerinde tutan adam ne diyorsa yapmak zorundaydı.

"Yemekler berbat. Bir fareyi kızartıp böceklerden yapılmış bir pürenin içine batırmışlar gibi tadı var. Hoş tadı çok önemli değil. Yemeklerden sonra olanlar önemli. Zira yemeği yedikten sonra ziyaret edileceğimi biliyorum artık. Bir diğer yemeğe kadar üç kere, sonra yemek, sonra tekrar üç ziyaret... Bay Turner... yemek yemeğe korkar oldum."


Çevrimdışı Kont Sati Von Richmond

Ynt: Falındaki Mavi Gözlü Delikanlı (Vol II)
« Yanıtla #5 : 06 Mart, 2022 22:07:30 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Das, yaptığı patronusun oluşturduğu rakun sayesinde içeride Ruh Emiciler tarafından pek rahatsız etmeden yol kat edebilmişti.

Hapishanede yaptığı incelemelerden sonra ise şu sonuçlara ulaşacaktı.

- Carmilla S. 5. Kat 17. Hücrede kalmaktaydı.

- Duruşmalara seherbazların kullandığı ve testrallerin çektiği bir arabayla götürülüp getiriliyor, yol boyunca yarım düzine Ruh Emicinin refakatine maruz bırakılıyordu.

- Kalenin taş duvarları ve demir dökme parmaklıkları dışarı çıkmayı imkansız kılıyordu.

- Hemen kalenin dışında bulunan mezarlık ise, ancak dikkatli gözlerin fark edebileceği geçici bir kamuflaj yaratmaktaydı.

- Ruh Emicilerin yoğunluğu ve koruma büyüleri sebebiyle, içeride bulunduğu sürece cadı ve büyücülerin asalarıyla bile büyü yapmaları zor olacaktı.

- 5. Kattan elverişli tek çıkış yolu, aşağı katlara inmek veya bir şekilde pencerelerdeki demirleri aşmak gibi gözükmekteydi.

- Kayıkla yolculuk yalnız ziyaretçilere açıktı ve kayığın özellikle bulutsuz bir havada görülmemesi neredeyse imkansızdı. İzinsiz ziyaretçilerin başına gelebilecekler ise kolaylıkla tahmin edilebilirdi.


Not: Seth Carter, Merlin Tılsım Kulübü tarafından verilen görevi tamamlamış ve 5 GP kazanmaya hak kazanmıştır. Ayrıca Kulübüne tamı tamına +2 Nüfuz sağlamış olduğunu da belirtmemiz gerekir.
« Son Düzenleme: 06 Mart, 2022 22:10:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Kont Sati Von Richmond »