17 Nisan, 2026 10:07:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Magna Purgatio: In flagrante delicto (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm I)  (Okunma sayısı 111 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

  • Büyücü
  • 9. Seviye
  • İleti: 45
  • 458 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat
  • Güç Puanı: 35
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Çağrı
  • Meslek: Eleştirmen / Avukat
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği / Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 40, 15
  • Lanet Gücü: 15, 40
  • Tılsım Gücü: 25, 25
  • İksir Kabiliyeti: -, -
  • Özel Yetenek: Animagus 3. Seviye, Telepati 2. Seviye
Magna Purgatio: In flagrante delicto (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm I)
« : 02 Mart, 2022 18:23:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Önem tek bir eylemden değil, içinde gerçekleştirildiği bağlamdan ve ondan doğan sonuçlardan gelir.

Son bir haftadır yatakta erken saatlerde uyanmış olsa da güne başlamayı seçmiyordu Alpharian. Normalde hiç böyle bir tembellik örneği göstermezdi ama değişik bir ağırlık vardı üzerinde, yataktan çıkmak fazla zor geliyordu. Yine de gün içinde fazla zamanı olmadığını bildiği için hazırlanmaya başladı. Kahvaltısını bugün de Mali-Phali-Ty-Co'da yapmak yerine başka bir şeyler denemek istemişti. Doğal olarak önce Korone'yi puba bırakması gerekiyordu tuvaletini yaptırdıktan sonra. Mali-Phali-Ty-Co'dan çıktıktan sonra elleri ceplerinde yürümeye başlamıştı; fırından yeni çıkmış Fransız ekmeklerinden alıp tereyağı mı sürerek yese, günün erken saatlerinde tutulmuş balıklardan mı alsa, kremalı tartlardan küçük bir ziyafet mi çekseydi yoksa... Kafasında bu düşünceleriyle biraz yürüyüp, biraz cisimlenerek Finchley taraflarına dek gitmişti. Adımları adamı eskiden ezbere bildiği sokaklara habersizce getirmişti, buralar bir zamanlar Tahtaparmak Çetesi'ndeyken çokça görev yaptığı yerlerdendi. Yaşlı Bill Payne'in çetesinden uzaklaştığı uzun yıllar boyunca pek uğramamıştı buralara, yine de değişmeyen sokakları mimarlığını kendi yapmışçasına iyi bilirdi. Kendisi gibi çetede olup büyüyen ve yaşlandığında kendi yasal işlerine başlayan eski bir dostunun dükkan açtığını duymuştu birkaç yıl önce. Buraya dek gelip ona uğramamak ayıp olurdu diye düşünerek adımlarını konumunu tam olarak bilmediği yeri bulma amacıyla atarken. Ara sokaklardan birinde, küçük bir dükkanın vitrininden içerideki hızlı çalışmanın sessiz görüntüleri seçilebiliyordu. Reuben'in Kobalt Tozları yazılı küçük bir yerdi ama içeride bir-ikisi çocuk en az 7 çalışan vardı. Alpharian dışarıdan bakıp eski dostu Kırpık Reuben'la göz göze geldiklerinde ikisinin de yüzü çocuklar gibi gülmüştü. Üstündeki önlüğü çıkarıp kapıyı açtıktan sonra arkadaşının üzerini kirletmemek adına kendini sarılmaktan son anda alıkoyan Reuben, çalışanlarına işaret ederek dükkanın kapısı önündeki dar yola iki sandalye ve küçük bir sehpa getirmelerini söylemişti. Daha sehpa yerleştirilmeden önlerine koyulan çaylarla birlikte iki eski dost konuşmaya başlamışlardı.

"Ryan, seni görmek ne güzel. Özellikle de tek parça!" diye başlatmıştı konuşmayı Reuben, "Seni de dostum, seni de..." diye yanıtladı Alpharian.
"Son yıllardan beri arkandan iyi sözler konuşan bir ben, bir de usta Payne kaldı. Giderken eşyalarını kırıp dökmeleri, o güzel çizimlerini yırtmaları... Tüm bunlar yaşanırken engel olamadığıma çok üzgünüm." demişti önlüğünün örtmediği yerler Mavi renkli hafif bir gradyanla kirlenmiş adam.
"Üzülmene değmez, boşver." sözleriyle arkadaşının üzüntüsünü az da olsa gidermek istemişti siyahlar içindeki adam. Reuben'in renklere olan ilgisini biliyordu; sokakta ya da hırsızlıkları sırasında buldukları renkli tebeşirlerle çizdikleri resimleri düşününce, çeteden ayrıldığında geride bıraktığı eserler şimdilerine göre bir eskiz kalitesinde bile sayılmazlardı ne de olsa.
"Doğrusunu söylemek gerekirse birkaç kardeşimiz erken saatlerde buradaydılar. Bu gün bile aramızdan ayrılışını kendilerine yediremeyenler var." diye devam etti Reuben, kısa bir anlığına ana yoldan geçen yayalara bakarak. Sonra da "Off, arkandan söylediklerini bir duysaydın var ya... Kesinlikle oturdukları yerden kalkmalarına bile zaman tanımadan gebertirdin hepsini!" diye ekledi sırıtarak. Evet, Reuben ve diğerleri sevdikleri kardeşleri Ryan'ın aralarından ayrıldığı ama zamanında elini kana bulamaktan da çok fazla çekinmeyen biri olduğunu ve bu yola girmiş birilerinin kan dökmekle ilgili işlerden uzak kalmayacağını iyi biliyorlardı.
"Hiç sorun değil!" diyerek geçiştirmişti Alpharian eliyle pis kokulu bir yığıntıdan havalanmış bir sineği kovarcasına, böyle şeylere harcayacak zamanı yoktu.
"Evet, evet... Hiç tam olarak çeteyi ailenin bir parçası olarak görme yanlısı olmamıştın değil mi?" diye iç geçirdi adam.
Bu sözü karşısında Alpharian'ın rahatsız edici bakışlarıyla karşılaştığında ise hızlıca;
"Üzgünüm, bazen ağzımdan çıkan sözlerin önemini düşünemiyorum" deyivermişti. Bu sözlerden sonra bir süre için sessiz kalıp çokça Mavi renkli işlemeleri olan seramik fincanlardan çaylarını yudumladılar. Reuben'in bu küçük dükkanından çıkan toz boyalarla yapıldıklarından kuşku yoktu, iyi kalitesi karşılığında yapılan maldan hammaddecisine örnek hediyeler verilmesi esnaflığın geleneklerindendi ne de olsa.
Sessizliği bozan yine Reuben'in çekinceyle başladığı sözleri olmuştu;
"Bak Ryan... Biliyorum eski yaşantımızdan biraz da olsa bir arınma arıyorsun ama.. kentte en az Şeytan denginde acımasız bazı insanlar var."
Eski dostunun bu sözüne karşı az da olsa havalanan bir kaşıyla odaklandı Alpharian. Bugün serüven aramıyordu tam olarak ama adamı susturmak yerine dinlemeyi seçmişti.
"Bu bölgedeki birkaç dükkan sahibi, açık stantlarda insanlara çürük et satmaya başladı. Son zamanlarda nasıl oldu bilmiyorum ama o etleri ucuz yolda elde etmenin bir yolunu buldular ve neden oldukları hastalıkları çok da önemsedikleri söylenemez" dedi Alpharian'dan gözlerini kaçırarak. Adamın sesindeki gizli nefret, bu durum karşısındaki yetersizliğini ve güçsüzlüğünü ortaya koyar biçimdeydi.
"Bunun sonucunda mahalleden birkaç çocuk öldü bile! Bu haksızlığın devam etmesine izin vermemeliyiz, buna bir son vermeye yardım etmek ister misin?" diye bitirdiği konuşmasının sonunda yüzünü Alpharian'a döndüğünde, adamın çoktan ayağa kalmış ve omuzlarındaki kısa pelerininin başlığını kafasına geçirmiş olduğunu görmüştü...
« Son Düzenleme: 03 Mart, 2022 03:06:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat »

Çevrimdışı Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

  • Büyücü
  • 9. Seviye
  • İleti: 45
  • 458 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat
  • Güç Puanı: 35
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Çağrı
  • Meslek: Eleştirmen / Avukat
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği / Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 40, 15
  • Lanet Gücü: 15, 40
  • Tılsım Gücü: 25, 25
  • İksir Kabiliyeti: -, -
  • Özel Yetenek: Animagus 3. Seviye, Telepati 2. Seviye
Ynt: Magna Purgatio: In flagrante delicto (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm I)
« Yanıtla #1 : 03 Mart, 2022 03:21:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç insanlar her zaman için taşkınlık çıkarmaya hazırlardır. Bir de bunun üstüne parasızlık ve düşük yaşam standartları binince stres seviyesini azaltmanın en kolay yollarından birisi yeğinliğe başvurmak oluyordu. Küçük hırsızlıklarla karın doyurmalar, minik cepçiliklerle günü kurtarmalar derken bir şeyi çalmaya eş zamanda uğraşan birden çok kişi olabiliyordu. Zamanla bu kişiler birlikte çalışmanın getirdiği yararları hızla öğrenip kazançlarını paylaşmanın kaçınılmazlığını öğreniyorlardı. Böylelikle ilerleye ilerleye bu oyundaki önemli oyuncuların odaklarını üstlerine çekebiliyorlardı. Sonra da küçüklü büyüklü cezalarla yıldırma, sindirme ve çalışanları arasına katmayı başaran kodamanların altında bir çete üyesi olma yolunda geri dönülmez adımlar atılıyordu. Bu küçük suçlar da suçlularıyla birlikte büyümekten kendilerini kurtaramıyorlardı bu süreç içinde. Önceden o gün o öğün için karnını doyurmak adına bir parça meyve ya da ekmek çalmaya çalışan kişi, sonradan o mahallede fazla kar elde etmiş olsa bile "Koruma parası" adı altında o bölgeyi yöneten çeteye bu kazancından pay ayırmadığı için cezalandırılması gereken kişinin iş yerini kırıp dökmeye hazırlanıyor olurdu. Önceden liderinin gözüne girmek için birkaç kemik kırmayı günlük iş olarak normal gören kişi, sonradan boyun eğmeye karşı duran bir esnafı öldürmeyi yalnızca iş olarak görebilirdi. Büyümek çoğu kişinin tanımladığı gibi "Mezara yaklaşmak" ile eşit görülüyordu evet, diğer yandan da daha gerçek suçlara başlamak diğer insanları mezara sokmaya dek de ilerliyordu; mezara yaklaşıyor olmak başkasını toprağa gömme nedeniyle de gerçekleşiyordu kısacası. Önceden sözü edildiği gibi de, bu pisliğin üzerine sıçrayabildiği insanlar bu lekelenmeden kolay kolay kurtulamıyordu...

Alpharian, yanında Reuben ve adlarını öğrenmeyi hiç önemsemeyeceği bir grup gençle birlikte bir ara sokağın köşe başında plan yapıyorlardı. Eskiden olduğu gibi, Ryan yalnız başına çalışacaktı. Eskiden olduğu gibi durdurmak istedikleri işin sahibini bir daha bunu yapamayacak sağlıksal koşullara sokmak ya da daha ötesine geçmeyi normal karşılayacakları bir düşünce yapısındaydılar. Yalnızca bu sefer bir kodamanın istekleri bu yönde olduğu için ya da ceplerini doldurmak için değil, elerkiyi sağlamak ve biraz da olsa öç almak içindi. Görev dağılımı yapıldığında Alpharian'a iki stant düşüyordu, Reuben ve diğerleri ise daha çok bu stantlardan daha büyük iş yapan dükkanları hedef alacaklardı. Gençlerin ellerinde parlayan muştalar, sapı güçlendirilmiş şemsiyeler ve ucundan çaputtan fitilleri sarkan petrol bombaları hazırdı. Siyah giyimli katilin böyle araçlara gereksinimi yoktu, yine de sol kolundan çıkarmadığı gizli bıçağı gerekirse kan dökmesini sağlayacaktı kuşkusuz. Adamın verdiği göstergeyle operasyonları başlamıştı; üç parçaya ayrılan grup, gereken adreslere doğru hızla ilerlemeye dağılmıştı sessizce. Bir başkaldırı, ayaklanma ya da tepki eylemi değildi yaptıkları; bu nedenle fazla ses çıkarmalarına gerek yoktu. Gerçi eylemlerinin en hareketli evreleri bittiğinde bir gözdağı vermek adına ses ve alevlerin yükselmesi gerekliydi.. ancak Alpharian'ın o konuda bir katkısı olmayacaktı kesinlikle. Geçmesi gereken kaldırımlardan geçti adam, dönmesi gereken kavşaklardan döndü, varması gereken sokağı buldu. Bir duvar kenarından eğilip gözlemlediği küçük bir avludaydı şimdi ve işte üniformalı haydutlardan, eli silahlı haydutlardan biri; bir Metropolitan Polisi buradaki standın başındaydı. Etin kalitesizliği bu işleri bilmeyen çocuklar tarafından bile anlaşılabilecekken, satıcıyla gülüşe gülüşe konuşuyor olması tüm bu üçkağıdın bir parçası olduğunu gösterir nitelikteydi.

Alpharian'ın hafif kirli sakallı çenesini ve az da olsa burnunun ucu dışında yüzünün daha fazlasının görülmesini engelleyen başlığı kafasındaydı, gerçi buralarda onu artık tanıyacak çok kişi de bulunmazdı ya. Adımları onu varmaya çalıştığı menziline taşımaktan daha çok arkasına aldığı bir Tsunami'yi hedefine çarpıp ezmesine yardım ediyor gibiydi. İçinde tutmakta zorlandığı alev alev bir hınçla polisi omzundan tutup kendine çekmiş, adam daha ne olduğunu anlayamamışken boğazına yapıştığı sol eliyle sertçe gırtlağını kavramıştı. Yo, hayır. Alpharian dışarıdan bakıldığında kas yığını bir kabadayı gibi görünmüyor olabilirdi; ancak kabalık ve sertlik içermeyen incelikteki ve bir yönden sınırlı sayılabilecek hatları bulunan fiziğine karşın, biraz zorlanıyor olsa da kendi sıkletinde bir adamı yerden birkaç santimetre yükseğe kaldırabilecek beden yapısına sahipti. Anlık düşünce karmaşıklığı içinde usunu gereği gibi kullanabilmeyi düşünememiş olan polis belindeki tahta copuna sarılamadan önce yüzünde görebildiği tek açık yer olan ve şu an nefretten sıkılı dişlerine baktığı Alpharian tarafından sahibiyle gülüştüğü kalas satış masasının üstüne doğru sert bir düşüşle gönderilmişti bir anda. Alpharian'ın kendisini savunmasına izin veremeyeceği polis, üniforması adamın yumrukları altından saçılan kan damlalarıyla Mavi renginden başka renklere boyanırken, korku içinde olanları taşınabilir standının yanından ayrılamayan satıcı izliyordu. Yerdeki adamla işini bitiren Alpharian'ın satışı yapılması şu an için oldukça zor olan etlerin yere düşmemiş olanlarından bir parçayı masanın üzerinden alıp, diğerlerini de yere atılmasıyla birlikte satıcı sıranın kendisine geldiğini sezebilmişti. Siyah başlığı altında yüzü görünmese bile içinde bulunduğu sinirlilik durumu biraz yumruk, biraz da amacına yönelik bir dürtmeye benzeyen hareketiyle ortaya koyan adam; bu eylemi nedeniyle kırılan birkaç dişiyle birlikte ağzına giren çürümeye yüz tutmuş etle birlikte sırtını dayadığı tuğla duvarın dibine düşen satıcının bir daha böyle bir şeye kalkışmayacağıyla ilgili kendine sözler vermekle ilgili olduğunu kuşku içermeden kestirebiliyordu. Yaşananlar nedeniyle çevresini saran insanları yere düşen etleri yememeleri konusunda uyaran Alpharian, rotasını bir sonraki standa çevirmişti. Satıcı baygınlığından kurtulduğunda çevre halkı tarafından linç edilmeyecektiyse eğer, bu düşünceyi çok büyük olasılıkla eyleme dökecekti...

İkinci standın da bir öncekine benzer bir yeğinlikle dağıtılışının sonrasında arkasını dönüp uzaklaşmakta olan Alpharian'ın bacağına tutunan ikinci satıcı,
"Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Mahir'in adamıyım ben!" biçimindeki gözdağı verme girişiminden sonra yüzüne aldığı sert topuk vuruluşundan sonra çok geç kalan bir biçimde vazgeçmişti bu eyleminden. Reuben'la sözleştikleri saat ve yerde geri buluştuklarında morarmış Metakarpofalangeal eklemlerini gören arkadaşına görevini tamamladığını açıklamasına gerek kalmamıştı. Biraz bereli yüzünde oluşan gülümsemeyle birlikte;
"Ryan, kardeşim, teşekkür ederim! Sayısız yaşamı kurtardın bugün. Bu yardımın karşılığında, sakın unutayım deme, eğer çevrede sorunlarla karşılaşırsan kapılarımız sana her zaman için açık. Bütün Finchley sana düşman olsa bile... Seni gelen fırtınalardan korur kollarız artık. Çetedekilerin de haberi olacak tüm bunlardan!" demişti Reuben.
"Çete'nin bundan haberi olmasını istemiyorum Reuben. Tüm övgüyü üzerine alabilirsin... İlk önce bana şu Mahir denilen adamı anlat bakalım." diye yanıt vermişti. Kısa bir konuşmadan sonra öğrendiği bilgilerle birlikte nereye gideceğini çok iyi biliyordu. Eski dostu ve bugünkü yoldaşlarının yanından ayrılırken de; "Bir gün beni yere bakarken görürseniz, yerden bir şey almak için başımı eğişimi görmüşsünüzdür dostlarım.. asla boynumu birisine eğerken değil! Yine de verdiğiniz sözünüzü içtenlikle anımsayacağım. Şimdi gitmeliyim, yapacak işlerim var." diyerek neredeyse herkese yakın zamanda ortalığın karışacağına garanti verircesine oradan uzaklaştı.
Alpharian Mali-Phali-Ty-Co'ya giriş yaptığında saat 5'i henüz geçmişti. Barmene başıyla esenlikler verdiği hızlı bir geçişten sonra zaman harcamadan Scrinium bölümüne ilerlemişti. Tabulae alanına girdiğinde hızla Libernium'a ilerledi ve güncel listeleri inceledi...
"Yeni Çıkanlar", "Yüksek Bedelliler", "Başlangıç İçin Kolay Lokmalar", "Acil Temizlikler", "Uzun Süredir Temizlenemeyenler", "Zor Bulunanlar".. ve en sonunda, büyük bir rahatlama duygusuyla birlikte sevinen Alpharian'ın kendi kendine "İşte buldum seni!" dediği "Yakınlardakiler". Belki olması gerektiğinden daha uzun sürmüştü ama işte orada, Reuben'dan aldığı bilgiyle örtüşen hedefinin adı açık açık ortadaydı; Mahir İbn-i Kamer

Temizlik'e çıkmadan önce hazırlık yapmak ve biraz atıştırmak için sandalyesine oturduğu "Okyanus'ta ilerleyen bir gemi" sezgisi yaratacak biçimde büyülenmiş olan bara geçtiğinde
Seni Scrinium'a hangi uğraş böylesine büyük bir hızla getirdi? diye soran Finn'e
"Mahir adında bir adam. Dizzardium yaptığı işlere karşı sorun buluyor, Purgatio adına bu durumu bitirme amacındayım. Bana onunla ilgili ne bilgi verebilirsin kıdemli dostum?" diye yanıt verdi.
"Mahir, karaborsa tüccarlığı yaparak geçimini sağlayan biri olarak biliniyor bu kesimlerde... Uğraşmadığı kalemden satış yaptığı mal yok gibi. Yalnızca son aylarda demircilikle ilgili işlere yoğunlaştığıyla ilgili duyumlar almıştım. Yine de daha güncel haberleri nasıl edineceğini biliyorsun değil mi Alpharian?" diye durumu özetlemişti barmen. Sorusuna yalnızca başıyla onay veren Alpharian dinlemeye devam etti:
"Bu nedenle Barnet çevresindeki bölgeler hedefiniz olmalı genç dostum. Ayrıca şu yerleri de araştırmanızı öneririm: Finchley'nin kuzeydoğusunda bulunan küçük bir madencilik firmasına ait atölyenin bu adamla çokça iş yaptığı biliniyor, Whetstone'un doğusundaki ahşap işçileri de geçen haftalarda yüklü bir sipariş almış diye biliyorum ve Waltham Abbey'in kuzeyindeki bahçelerde de deneyimsiz ama ucuz işçileri toplattığını da duyduğumu eklemem gerekli. Bu yerlere odaklan ve sırları sana tanınmış olur bence." sözleriyle birlikte Finn diğer müşterileriyle ilgilenmeye çekilirken, Alpharian tabağındaki koyun etli Çoban Böreği'nden bir parça daha kesip ağzına atmıştı. Kimi çıkarımın çok fazla düşünce gerektirmediği durumlardan biriydi bu; bölgenin adı çokça bilinen Mahir adındaki adamın elindeki o önemli işiyle ilgilendiği için çürümeye yüz tutan mallarını önemsemeden sattırıyor oluşu bunun yanında yersiz bir detaydı. Bugün yaptıkları kuşku götürmez biçimde önemsiz bir başlangıçtı yaşanan büyük kurgu karşısında.

Çevrimdışı Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

  • Büyücü
  • 9. Seviye
  • İleti: 45
  • 458 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat
  • Güç Puanı: 35
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Çağrı
  • Meslek: Eleştirmen / Avukat
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği / Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 40, 15
  • Lanet Gücü: 15, 40
  • Tılsım Gücü: 25, 25
  • İksir Kabiliyeti: -, -
  • Özel Yetenek: Animagus 3. Seviye, Telepati 2. Seviye
Ynt: Magna Purgatio: In flagrante delicto (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm I)
« Yanıtla #2 : 06 Mart, 2022 21:15:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Barmeninden aldığı yönlendirmelerle birlikte günün geride kalan saatlerinden birazını Temizlik'i için gerekli bilgileri öğrenmek, birazını da bulgularını birleştirmek için harcamıştı. Alpharian, araştırması sırasında Mahir'in şu anda bilinmeyen bir müşterisi için alışılmadık derecede büyük bir silah üretimi ile gönderimine hazırladığını ve bölge sanayisinin bulunduğu çarşı sokaklarında sık sık bulunduğunu öğrendi. Kötü şöhretli bir karaborsa satımcısı olan Mahir, İngiliz ordusunun küçük bir tedarikçisi olarak adı bilinmeyen bir seviyeden yükselmiş ve Londra'daki en büyük ticaret merkezinin sahibi olmuştu yıllarını harcadığı işi içinde. Doruk noktasındayken; yiyecekten parfüme, baharat ve silahlara dek her şeyi satarak Finchley ve çevresinin yoksul bölgelerindeki ticaretin tek adı olmuştu. Müşterilerinin yüksek ücretlerini karşılayabilmesi koşuluyla, yasallığı ne olursa olsun istenilen herhangi bir ürünü sağlayabilme ve satma yeteneğiyle ünlüydü de. Mahir'in işi daha sonraki aylarda esas olarak karaborsa satımcılığı üzerine odaklanmıştı. Silah ve zırh üretiminde uzmanlaşarak kısa sürede sadece kendi halkına ve ülkesine değil, özel olarak bilinmeyen alıcılara da satış yaparak zenginleşmişti.

Mesleğini yürütürken öfkeli bir tutumla çalışan adamın işçileri çalışmaları gerektiğinden çok daha fazla mesai yapmalarına rağmen son siparişlerini beklenen zamanda yerine getirememişler. Durum böyle olduğu için de bölgedeki satımcı loncasını, Alpharian'ın biraz önce daha yeni Waltham Abbey'in yakınında olduğunu öğrendiği ofisinin altındaki bir mahalle merkezindeki bahçelerde toplantıya çağırmış olduğu ve siparişinde katkıda bulunmaları için onlara baskı yapmayı amaçladığı sokaklarda işçiler arasında konuşulan bir konuydu... Bu noktada, loncanın birçok üyesi Mahir'in işlerinde böylesi bir demir yumrukla yönetimde oluşundan mutsuzluklarını dile getirmekten korksalar da; seslerini çıkartmaktan çekiniyorlardı. Çoğu zaman ücretleri ödeniyor olsa bile bu son sipariş süresince ücretleri ödenmeden çalışmaları beklenmişti ve Mahir'in kendisine meydan okuyan satımcılara karşı işe ilk başladığı yıllardaki gibi halka açık infazlar yapma eğilimine, daha doğrusu alışkanlığına geri dönme olasılığından korkuluyordu. Çevresine söz geçirme etkisi öylesine fazlaydı ki, yerel güvenlik güçleri ile polis bu suçlarına göz yumuyorlardı. İşte Topiarii Sanctionem de konuya buradan giriş yapıyordu. Korkak patronları işçileri ve kendileri üzerinde kurulan baskı karşısında sinip gidebiliyordu ancak onuruyla ve gururuyla işçiliğini yapan bir Magna Purgatio taraftarı çalışan durumu Dizzardium'a iletmişti. Alpharian Tabulae'de neredeyse bir aya yakın zamandır duran bu Temizlik'e daha önceden başlamadığı için kendine tepkiliydi, yine de bugün yolu eski çete arkadaşının yanına düşmeseydi belki bunları bile bilemeyecekti. Nedensellik ilkesi içinde çok fazla durmakta yarar bulmuyordu adam, önemli olan bir Yabanotu'nu daha topraktan kökleme eyleminde bulunacak oluşuydu.

Mahir'in yazgısında, yetişmeyen sipariş nedeniyle satımcı loncasını azarlamak için görüşme ayarlaması onun son görüşmesi olacağı yazılmıştı. Alpharian, Mahir'den önce mahallenin ortak avlusuna varmış ve adamın bu korku dolu tiranlığına son verme eylemini burada gerçekleştirmenin doğru olduğunu düşünmüştü. Mahir, yolu avluya açılan sokaklardan birinden içeri girdi, satımcılarından biriyle tartışıyor ve büyük siparişini zamanında yetiştiremediği için onu tembellikle kınıyordu.
"Beyim bir baksaydın!" sözleriyle sahneye ondan önce adım atan Mahir'in peşinden koşturuyordu ağarmış sakallarıyla yaşlı bir adam "Hesaplarınla ilgilenmiyorum. Sayılar hiçbir şeyi değiştirmiyor! Adamların sipariş emrimi yerine getiremedi, bu da müşterimi başarısızlığa uğrattığım anlamına geliyor!" yanıtıyla da yükselmeye çalıştığı yükseklikten bir tokat yemiş gibi aşağıya itiliyordu.
Adam "Biraz daha zamana gereksinimimiz var!" dediğinde şimdiye hızlı voltasıyla avlunun ortasında bulunan, ofisinin pencerelerinden baktığında görebildiği ve doğduğu ülkelerden bir esinti yaratsın diye yapım parasını cebinden ödediği çeşmeli fıskiyeye varmış olan Mahir'in hızla arkasını dönüp kendisine işaret parmağını sallayışıyla verdiği yanıtı dinliyordu;
"Bu tembel veya beceriksiz bir adamın bahanelerinin en başta gelenidir Ronald. Sen hangisisin peki?!"
Yılların emekçi işçisi Ronald adlı adam aldığı bu yanıttan sonra gururuna yedirememiş olmalıydı, biraz önce düşük omuzlarıyla eğile büküle yalvardığı patronuna karşı daha dik bir duruşa geçmişti kendini savunurken. Ne de olsa Ronald'ın kendi de bir patrondu sonuçta; ona böyle bir ayaktakımı gibi davranılmasına izin vermemeliydi, özellikle iş arkadaşları ve çalışanlarının yanında.
"İkisi de değilim bay Kamer, beni-.." diye başladığı sözleri birden kesilivermişti kendisinden çok daha yüksek çıkan bir ses tonuyla yüzüne yaklaşarak horozlanan Mahir tarafından "Gördüklerim tersini söylüyor ama!?" denilerek. "Şimdi söyle bana, bu sorunumuzu çözmek için ne yapmayı düşünüyorsun? Bu silahlar bize şimdi gerek be adam!"
İçinde bulunduğu durumdan iyice rahatsız olmuş ama biraz önceki sinikliğinden kurtulmuş olan yaşlı adamın ağzı, çevresine attığı küçük bir bakıştan hemen sonra güvenle açılmıştı;
"Ben bir çözüm görmüyorum! Adamlarım gece gündüz çalışıyor ama sizin bu çok önemli müşterinizin istekleri de çok fazla şey gerektiriyor..." deyiverdi düşüncelerini içinde tuttuğunu ister istemez ortaya sererek. Söyledikleri bitmemişti de, konuşmaya devam etti "Bir de yollatmak istediğiniz yere giden yol, oralar çok tehlikeli rotalar. Bunları karşılayabilmek ağır bir y-.." sözü kesilmeden hemen önce.
"Bahane üretebildiğin beceriyle eşit hızda işini yapabilseydin keşke!" biçiminde suçlayan Mahir'in sözlerine karşılık artık bu atışmadan ve iş sorumluluğuna karşı taşıdığı son sabır taneciklerini de yitiren Ronald omuzlarını silkmekle yetinmişti "Elimden gelenin hepsini yaptım ben." diyerek. Şimdi neredeyse alev alev yanan gözlerle "Elinden gelen yeterli değil!" diye karşılık vermişti Mahir, Ronald da durmamış: "Öyleyse bu anlaşma bitmiştir. Belki de istemeniz gerekenden çok daha fazlasını istiyorsunuzdur beyim?" demişti işte en sonunda, kendini bu durumdan böylesine kolayca kurtaracağını düşünme hatasına düşerek.

Yaşlı Ronald'ın savunmasında müşterilerinin istediği sonuca varan yolun hem kendisi, hem de ağır çalışma koşulları ile uzun çalışma saatleri nedeniyle kaza yapma olasılıkları çok yükselen işçileri için oldukça tehlikeli olmasını dile getirmeye çalıştığı bu tartışmada kazanan taraf olamamıştı böylelikle. Bu da özellikle anlatılanları dayanımsız ve yetersiz mazeretler olarak gören Mahir'in duruma ayrı, kendisine yönlendirilen tavıra karşı ayrı gelişen kızgınlığını yatıştırmaya çok yaramamıştı. Beklentilerinin gerçekçi olmadığı konusunda kararlı olan satımcının da bu durumu dile getirişiyle öfkesi iyice tırmanmıştı.
"Gerekenden çok daha fazlası mı? Sana her şeyini BEN verdim be adam! Ben olmasaydım, sokakta çaldığın küflü peynirlerle yaşamaya devam ederdin! Karşılığında senden tek istediğim şey, sana getirdiğim siparişleri sorgusuzca yerine getirmendi ve sen benim 'Gerekenden çok daha fazlasını' istediğimi mi söylüyorsun?" diye bağırarak tüm avluyu inletiyordu patronlar patronu. "Bana karşı olan saygıyı aşan bir yüreklilik göstermeye mi kalkışıyorsun yoksa?" diyerek de görünene göre patlaması kaçınılmaz bir varil dolusu barutun fitilini alevlendirmişti. Yükselen tansiyon ve öfkesinden durunamayan Mahir ileri atılmış ve Ronald'ın yüzüne tükürmüştü. Alpharian olanları izlemekten ve durumu gözlemlemekten daha ötesine geçmemesi gerektiğini biliyordu; Magna Purgatio Dünya'yı iyileştirmeye yönelik bir ülküydü ancak bunu sağlamak için her canı kurtarma pahasına görevi tehlikeye atmak yalnızca bir çömezin yapabileceği bir hataydı. Ayrıca Ronald bu çağda yaşayan bir fabrika patronuydu, tam anlamıyla suçsuz birisi sayılamazdı. Bu nedenlerle Lautus; işinin gerektirdiği nedenlerle birlikte ne uzakta, ne de yakında durarak çoğunluk içinde göz önünde ayırt edilemeyerek kolluyordu uygun anın gelmesini.
Yaşlı adam artık içine kendini düşürdüğü hatayı anlamış olsa da, karşısındakine onu gücendirmek istemediğini ileri sürerek, "Bağışla, Mahir! Sana saygısızlıkta bulunmak ya da hakaret etmek istememiştim!" demişse de, bu noktadan sonra bu sözler Mahir'in içinde bulunduğu öfke nöbetini dindirmeye yeterli gelemezdi.
"O zaman çeneni kapalı tutmalıydın!" diye sıkılı dişlerinin arasından tısladı adam...


Çevrimdışı Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

  • Büyücü
  • 9. Seviye
  • İleti: 45
  • 458 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat
  • Güç Puanı: 35
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Çağrı
  • Meslek: Eleştirmen / Avukat
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği / Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 40, 15
  • Lanet Gücü: 15, 40
  • Tılsım Gücü: 25, 25
  • İksir Kabiliyeti: -, -
  • Özel Yetenek: Animagus 3. Seviye, Telepati 2. Seviye
Ynt: Magna Purgatio: In flagrante delicto (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm I)
« Yanıtla #3 : 06 Mart, 2022 21:24:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Birden, sanki kendiliğinden olmuş ya da bir refleksif karşılık verirmiş gibi bir hareketle Mahir kimseler görmeden giydiği yeleğinin iç cebinden çektiği Şam Çeliği'nden yapılma kıvrık Jambiya hançerini savurup Ronald adındaki satımcının karnını boydan boya kesmişti. Karşı koyamadığı acı ve yaşadığı durumun getirdiği büyük korku içinde adam ona durması için tüm beden dili ve giderek daha da azalarak çıkan sesiyle "Dur! Yapma!" diye yalvarıyor olsa da Mahir yalnızca "Bu daha başlangıç!" diyerek gülmekle yetinmişti. Savunmasız yakaladığı ilk anda ağır bir yaralanmayla dize getirdiği ve kaçamayacak bir zayıflıkla kendini savunmaya çalışan yaşlı adama karşı gözü dönmüş biçimde saldırmaya devam etti Nesunt; arka arkaya, belki sekiz kezden daha çok, yalnızca "Çeneni kapalı tutmalıydın!" diye ona bağırmak dışında duraksamadan saldırmıştı hançeriyle derin kesikler bırakan savuruşlarla. Yaşlı adam, şimdi gücü gücüne yaşamaya devam ederek, acı içinde inleyerek çeşmenin yanına çömelmişti bu eyleminin onu daha fazla kesiğin kurbanı olmasını önleyecekmişçesine. Mahir acımasız saldırısına devam ediyordu ama "BENİM çarşıma geldin! BENDEN iş istedin ve şimdi BENİM adamlarımın karşısında bana saygısızlık mı yapıyorsun ha?" sözleriyle.
Bundan sonra da adam "Yerini! Bil! Beceriksiz! İt!" sözcüklerinin her biri için ayrı ayrı dört kez daha Roland'ın sırtına saplamış, artık canlılar arasında bulunmayan adamdan hıncını alamayıp üstüne son bir kez daha sapladıktan sonra, yaşamsızca yayılan bedenini içi kanla dolmaya başlayan çeşmenin fıskiye sularının buluştuğu oluğa doğru itmişti. Loncadaki hiç kimsenin adamı durduracak yürekliliğe sahip olmasını bekleyen yoktu zaten ancak yine de işçilerden biri Ronald'dan geriye kalan bedeni oluktan çıkarmaya davrandıysa da, Mahir başkalarına ders olsun diye cesedin fıskiyeden uzaklaştırılmasını engelledi; "Hayır. Bırakın kalsın orada. Bu da size bir ders olsun. Bana bir şeyin yapılamayacağını söylemeden önce iki kez düşünün artık. Şimdi işinize geri dönün!"
Bunun üzerine yaşanan tartışma ve kanlı sonucun tanığı olan avlunun çevresindeki kalabalık, ortamdan dağıldı ve hiçbir şey olmamış gibi Mahir'in siparişine katkıda bulunacak işlerine geri döndü. Alpharian'ın odağını üzerine çeken tek bir detay dışında; Mahir'in yanından geçerken son bir kez daha etkileşime geçerek ölü bedenin üstüne tükürürken "Aşağılık Muggle!" diye fısıldamayı unuttuğu ama çevresindeki çok fazla insanın da duymadığı bir sesle son sözünü söyleyişi.

Alpharian bu Mahir İbn-i Kamer adlı Nesunt'un bir Büyücü olduğunu biliyordu ancak böylesine ortalık yerde Büyücedünya'ya ait olan bir tanımı kullanması çevrede korumalarının olduğunu da gösterir nitelikteydi. Bu nedenle öyle elini kolunu sallayarak adamı temizleyemezdi. Yalnızca durduğu köşe başında dayandığı duvardan yaptığı gözlemle bile işçilerin çevresinde bulunan, sokak başlarında hazır bekleyen, biraz önce ölü bedeni ortadan kaldırmayı düşünen işçinin arkasından adım atarcasına yaklaşmış olan varlıklarıyla kendilerini ortaya koyuyorlardı bu korumalar... Alpharian hızlı düşündü; Mahir'in bu avluya bakan bir penceresi vardı, yer yer brandalarla, yer yer de avlu çevresinde bulunan birkaç ağaçla görüş yeterince kısıtlanıyor sayılırdı. Üstüne bir de yağıp durulan bozuk havayla birlikte kara bulutların gizlediği bir Gökyüzü vardı. Çok daha fazla zaman harcamasına gerek yoktu katilin, hızlı ve olabildiğince sessiz adımlarla sokağın arkasına ilerledi ve insanların olmadığı bir an kollayıp bol çıkıntılı eski tuğla duvarlarından tırmandı evlerin. Kısa bir süre içinde neredeyse tüm mahalleye yukarıdan bakan bir konumdaydı. Uzun adımları ve kısa zıplamalarıyla birlikte evden eve ulaşıyor, dik çatılardan hızlı adımlarla geçip, yan binaya uzun zıplamalarla tutunuyordu. Kısa kısa çiselemeye başlayan Yağmur'la birlikte Mahir'in ofisine girebileceği bir pencereye yaklaşmıştı bile. Sağ kolundaki mekanizmayla eline aldığı asasını doğrultup "Alohomora!" diye kilidini uzaktan açmıştı. Bunu yapmasının ayrı nedenleri vardı, öncelikli olarak bir tuzak kurulu olup olmadığını kontrol etmek ve ikincil olarak Muggle kilitleri dışında ilgiyi üzerine çekici bir uyargayla kilitli olup olmadığını görebilmek gerekliydi. Şansı vardı katilin ve ikisi de söz konusu değildi bu adamın ofisine ulaşan yol için. Boş ofise girdi Alpharian, Mahir odaya girdiğinde kaçamamasını sağlamayı planlıyordu. Ayrıca odasında araştırma yapabilmesi için gerekli zamanı yoktu, bunu değerlendirmesine yetecek sürede odada yalnız kalmalılardı. Merdiven çıkan adım sesleri duyduğunda masanın çekmecelerinde kırılmış balmumu mühüründen küçük parçalar taşıyan bir mektubu henüz cebe atmıştı. Ofisin girişindeki belge dolabının ve hazırda bekleyen askının arasına geçtiğinde Mahir kapının koluna yeni asılmıştı.

"Beni rahatsız etmeyin, yazmam gereken iletiler var!" diye korumalarını başından savan adam, ışıksız odasının açık bırakılmış penceresini döven Yağmur damlaları ve az da olsa esen yelle yaprakları hışırdayan muhasebe defterinin yarattığı karışıklığa odaklanarak geri dönemeyeceği bir eşikten geçip odanın içini adımlamışken Alpharian gölgeler içinden çıkmış; cansız, törensel bir ses tonuyla
"Carissimi subito mortuus est..."* demişti her tanıksız ölüm getiren görevinde söylediği gibi. Yalnız olmayışının verdiği şokla bir anda dengesi bozulan Mahir, o an yapılacak en mantıklı hareket olduğunu düşünerek masasının alt tabanında deri kayışlarla gizli biçimde bağlı duran asasına atılmıştı. Hesaba katmadığı şey ise katilinin bunu çoktan öngörüp, adamın Fildişi rengindeki asasını boşta duran sol elinde tutuyor oluşuydu. Bükülmüş renkli ipek ipliklerden dokunulmuş ibrişim kuşağında sakladığı Philadelphia Deringer'ini çektiğinde ise bu hareketine karşın Alpharian'ın "Expelliarmus!" büyüsüyle pusatını nişan alıp kullanamadan elinden sökülmesine izleyici kalmış ve hızla üstüne gelen Siyah giyimli adamdan yediği tekme ile de yeleğinden çıkarmaya çalıştığı hançerini odanın kapısı yönüne doğru yitirmişti. Şimdi ise bir-iki adım gerilemiş olan katilin kendine yönelttiği iki asa karşısında elleri havada, durumuna boyun eğmiş biçimde beklerken Alpharian'ın korumalar odaya doluşmadan önce aldığı bir önlem olarak o dingin ama akan zehir gibi dudaklarının arasından çıkıp giden kedimsi ses tonuyla "Muffliato" büyüsünün etkisiyle odasında tuzağa tam olarak düşmüş durumda bulmuştu kendini...
"Mahir İbn-î Kamer adıyla bilinen kişi, şu an çoktan ölmüş bulunmaktadır.
Sana sunulmuş yaşamı, pis ruhunun izleriyle kirletiyorsun. Bu toplum içinde yaşamayı, bahçemizde gezinmeyi hak etmiyorsun. Magna Purgatio adına başına beklemediğin bir ölüm olarak çöküyorum; suçun, gücünü ve yetkilerini kötülüğe kullanmak, insanları yaşamları pahasına kazancın için harcamaktır. Başkalarının acısıyla kazandığın zengin yaşantının karşılığını almaya hazırlan. Purgatio sit incipere!
" sözleriyle Temizlik Bildirgesi'ni okumuştu Alpharian.

"Bunu ödeyeceksiniz! Sen ve senin gibiler!" demişti sırtını masaya dayamış ve terler dökmeye başlayan adam.
"Görünüşe göre ödeme yapan sırası gelen sensin, Nesunt. Artık acı çektirmekten ve insanları öldüren araçlar yaratmaktan kazanç sağlayamayacaksın..." yanıtını aldı katilinden.
"Beni savaş ve ölümün beslediği küçük bir 'Ölüm Taciri' mi sanıyorsun? Beklenmedik bir hedefim, sence de öyle değil mi? Bu işi yapan bunca insan varken neden ben?" diyerek kendisini son günlerde var olan anlaşmazlıklardan yararlanan biri olarak görüp görmediğini sorgulayarak başkalarının da böyle yaptığını öne sürerek kendini savunmaya çalışıyordu boşuna.
"Öyleyse diğerlerinden ayrı olduğuna neden inanıyorsun?" diye sordu Alpharian, normalde hedefi olan Nesunt'ların kafa yapısını anlamak için fazla emek göstermezdi; yine de bu seferliğine, bu adamın diğer vurgunculardan neden ayrı tutulması gerektiği öngörüsüzlüğünü çözümleme isteği uyanmıştı içinde.
"Ah, öyleyim ama? Çünkü ben yalnızca kazanacağım düz bir kazançtan çok daha asil bir amaca hizmet ediyorum.. kardeşlerim gibi!" demişti beklenilmeyen bir gururla. Adam paradan başka bir amaca baş koyan yoldaşlarıyla birlikte oluşunu açığa vurmuştu. Sözleri yanıtsız kaldığında kendine bir soru sorulmuşçasına içindekileri dökme gerekliliğini koşullanmış bir baskılanmayla seslendirmişti;
"Ah, katilim işinde iyi ama tek başıma hareket ettiğimi düşünüyor. Ben yalnızca bir parçayım. Büyük bir resimde, önemsiz bir rolü olan bir adam..." diyerek çok daha büyük oyunun parçası olduğunu ve oynadığı rolünü küçümseyerek kendisi gibi düşünenlerin çokluğunu da ortaya koymuştu. "Diğerleriyle de çok yakında karşılaşır, kimler olduğumuzu öğrenirsin artık. Bugünkü hatandan, yapmayı planladığın şeyi iyi karşılamayacaklardır!" diyerek Alpharian gibi bir adamı tehdit etme hatasına düşmüştü, daha beş dakika bile önce yaşanmamış cinayetindeki Roland gibi. Çok kısa bir andan sonra katilin gevrek bir gülümsemeyle kıvrılan dudakları, adamın korkmadığını göstermeye çalıştığı sert bakışlarının tersine büyük damlalarla ter akıtan alnına karşıtlık gösteriyordu.
Yalnızca "İyi..." demişti Alpharian, "Onları da bu Dünya'dan temizlemeyi dört gözle bekliyorum!"
Eğer buradan kaçamazsa ölümünün göz ardı edilmeyeceği bilgisiyle az da olsa yüreklilik taşıyan adam "Böylesi bir gurur... Seni yok edecek, çocuk!" dedikten sonra atılmıştı son bir kez yaşantısını kurtarma denemesiyle.

Atik bir hamleyle Alpharian'ın kendisine yönelttiği iki asadan da kaçabileceğini düşünen orta yaşlı adam, eğilip yanından geçtiği katilin sol dizinin arkasındaki yumuşak dokusuna sert bir hamleyle sapladığı asası nedeniyle odada bulunan kitaplıklardan birini devirerek yere kapaklanmıştı. Büyücü'ler ve Cadı'lar, çok değerli asalarının kendilerinden beklenmedik seviyede dayanıklı olduklarını pek bilmezlerdi, ya da en azından bu bilgiyi deneyecek zorluklar yaratacak eylemlerde bulunmazlardı... Alpharian gibi, yeri geldiğinde ellerindeki her aracı ve olanağı kullanmasını bilme gerekliliğinde yaşayan insanlar için ise.. neredeyse her şey ölüm getirebilirdi işte. Acı içinde kıvranırken devirdiği kitaplık ve içeriği arasında çırpınan adam, katilin "Waddiwasi!" komutuyla havada kısa bir yarım daire çizdikten sonra göğsünün ortasına saplanan hançerinin yaşattığı acıyla ikinci bir şoka uğramıştı ölmeden önce. Son kurbanının kanı üzerinden daha yeni silinmiş bu pusatla canını almayı daha uygun bulmuştu Alpharian. En azından şiirsel bir yaklaşımda bulunmuştu... Adamın gözlerindeki yaşamın ışığı daha sönmeden önce de "Purgatio completur!"** diyerek, korumalar odaya çıkan merdivenleri aşmadan ortamdan yok olmuştu bile. Muhasebe defterleri, raporlar, boş parşömenler, devrilmiş küçük pirinç tartı... Hepsi Nesunt'un pis kanıyla kirleniyordu şimdi. Katil, içeriye girdiği pencereden geri çıkmıştı. Yağmur'la sertçe dövülen taş döşeli sokaklarda ilerlerken kendi kendine son sözlerini söylemişti Alpharian bu kirli insanlarla dolu temiz sokakların duvarlarına parmaklarının ucuyla dokunarak ilerlerken;
"Viriditas de terra evulsa est.. et sic hortus te absente pulchriorem obtinuit!"***

Mali-Phali-Ty-Co'ya döndüğünde yaptığı ilk işi, Dizzardium'a görevin tamamlandığını bile iletmeden önce; güzelce temizlenip tıraş olmaktı. Dünya'ya karşı taşıdıkları sorumluluğu yerine getirmek ve dirlik sağlamak için uğraştıkları savaşta kanını döktüğü her Nesunt'un kişiliğiyle daha da kirlendiği izleniminde olurdu Alpharian... Cebine attığı mühürlü mektup normalde boş görünse de, olağan bir "Revelio" büyüsünün açığa kavuşturmayacağı bir iletişim değildi. "Nostri pulcher hortus!"**** diye geçirdi içinden, bugün Bahçe biraz daha güzelleşmişti.

*: "Sevgili ansız ölüm"
**: "Temizlik tamamlandı"
***: "Yabanotu topraktan yolundu.. ve böylece, Bahçe senin yokluğunla daha da güzelleşti."
****: "Bizim güzel bahçemiz"
« Son Düzenleme: 06 Mart, 2022 23:10:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat »

Çevrimiçi Locomotor

Ynt: Magna Purgatio: In flagrante delicto (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm I)
« Yanıtla #4 : 10 Mart, 2022 17:57:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cadı Avcıları, onun davalarına olan bağlılığından büyük ölçüde yararlanmışlardı; pek çok demirci ve finansçı tarafından desteklenen, Londra'nın en büyük yeraltı ticaret ağına hakim olan güçlü bir adamdı. Ondan, sürekli ve tutarlı olarak silah ya da teçhizat temin edebiliyorlardı. Müslüman tüccar Mahir'den gelen silah sevkiyatları sık ve düzenliydi, ancak 1866 kışında şimdiye kadarki en büyük siparişi vermişlerdi: kısa bir süre içinde en az yüz kişilik bir orduyu savaşa sürmeye yetecek kadar silah, ok, mühimmat ve zırh parçaları...

Böylesine muazzam bir sipariş henüz yeterince büyüyememiş olan Mahir'in bütçesini zorlamıştı ve o da, tüccar loncasının azalan desteğine ve bir bankacının, bir Yahudi ve yoldaş gizdüzenci olan Solomon Rothberg'in bağışlarına kritik bir şekilde ihtiyaç duymuştu. Aldığı yardımlar sonrasındaysa üretim bandının yetersizliği meydana serilmiş, sürtüşmeler ve üzerlerine çevrilen gözler artmıştı. Bu gözlerin sahiplerinden biri de açık pencereden çıkarak akşamın bulutlu karanlığına kaybolmuştu.

Her ne kadar rahatsız edilmek istemediyse de sarsılan zeminin yarattığı patırtı sonucu Mahir'in Britanya'daki sol kolu sayılabilecek olan James hızlı adımlarla yöneldiği odaya dalmış ve patronlarının bacağına asa, göğsüne hançer saplanmış cansız bedeniyle karşılaşmıştı. İlk anda odanın dışına yardım için seslenmiş fakat ardından Mahir'in asasının soru işaretlerine gebe olabileceğini fark etmesiyle asayı bir kan boşalımı eşliğinde maktulün bacağından çıkartmış ve yerdeki bedenin kızıla bulanmamış bir kısmına silerek temizlemek suretiyle üzerine saklamıştı. Nitekim son hareketleri tam o esnada yardıma yetişmiş olan bir çift şüpheli ela göz tarafından görülmüştü. Bu olaydan sonra James'ten ve Mahir'in asasından bir daha haber alınamadı.

Hikayenin birinci bölümü de bu şekilde nihayete erdi.
« Son Düzenleme: 10 Mart, 2022 19:53:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Locomotor »