Birden, sanki kendiliğinden olmuş ya da bir refleksif karşılık verirmiş gibi bir hareketle Mahir kimseler görmeden giydiği yeleğinin iç cebinden çektiği Şam Çeliği'nden yapılma kıvrık Jambiya hançerini savurup Ronald adındaki satımcının karnını boydan boya kesmişti. Karşı koyamadığı acı ve yaşadığı durumun getirdiği büyük korku içinde adam ona durması için tüm beden dili ve giderek daha da azalarak çıkan sesiyle "Dur! Yapma!" diye yalvarıyor olsa da Mahir yalnızca "Bu daha başlangıç!" diyerek gülmekle yetinmişti. Savunmasız yakaladığı ilk anda ağır bir yaralanmayla dize getirdiği ve kaçamayacak bir zayıflıkla kendini savunmaya çalışan yaşlı adama karşı gözü dönmüş biçimde saldırmaya devam etti Nesunt; arka arkaya, belki sekiz kezden daha çok, yalnızca "Çeneni kapalı tutmalıydın!" diye ona bağırmak dışında duraksamadan saldırmıştı hançeriyle derin kesikler bırakan savuruşlarla. Yaşlı adam, şimdi gücü gücüne yaşamaya devam ederek, acı içinde inleyerek çeşmenin yanına çömelmişti bu eyleminin onu daha fazla kesiğin kurbanı olmasını önleyecekmişçesine. Mahir acımasız saldırısına devam ediyordu ama "BENİM çarşıma geldin! BENDEN iş istedin ve şimdi BENİM adamlarımın karşısında bana saygısızlık mı yapıyorsun ha?" sözleriyle.
Bundan sonra da adam "Yerini! Bil! Beceriksiz! İt!" sözcüklerinin her biri için ayrı ayrı dört kez daha Roland'ın sırtına saplamış, artık canlılar arasında bulunmayan adamdan hıncını alamayıp üstüne son bir kez daha sapladıktan sonra, yaşamsızca yayılan bedenini içi kanla dolmaya başlayan çeşmenin fıskiye sularının buluştuğu oluğa doğru itmişti. Loncadaki hiç kimsenin adamı durduracak yürekliliğe sahip olmasını bekleyen yoktu zaten ancak yine de işçilerden biri Ronald'dan geriye kalan bedeni oluktan çıkarmaya davrandıysa da, Mahir başkalarına ders olsun diye cesedin fıskiyeden uzaklaştırılmasını engelledi; "Hayır. Bırakın kalsın orada. Bu da size bir ders olsun. Bana bir şeyin yapılamayacağını söylemeden önce iki kez düşünün artık. Şimdi işinize geri dönün!"
Bunun üzerine yaşanan tartışma ve kanlı sonucun tanığı olan avlunun çevresindeki kalabalık, ortamdan dağıldı ve hiçbir şey olmamış gibi Mahir'in siparişine katkıda bulunacak işlerine geri döndü. Alpharian'ın odağını üzerine çeken tek bir detay dışında; Mahir'in yanından geçerken son bir kez daha etkileşime geçerek ölü bedenin üstüne tükürürken "Aşağılık Muggle!" diye fısıldamayı unuttuğu ama çevresindeki çok fazla insanın da duymadığı bir sesle son sözünü söyleyişi.
Alpharian bu Mahir İbn-i Kamer adlı Nesunt'un bir Büyücü olduğunu biliyordu ancak böylesine ortalık yerde Büyücedünya'ya ait olan bir tanımı kullanması çevrede korumalarının olduğunu da gösterir nitelikteydi. Bu nedenle öyle elini kolunu sallayarak adamı temizleyemezdi. Yalnızca durduğu köşe başında dayandığı duvardan yaptığı gözlemle bile işçilerin çevresinde bulunan, sokak başlarında hazır bekleyen, biraz önce ölü bedeni ortadan kaldırmayı düşünen işçinin arkasından adım atarcasına yaklaşmış olan varlıklarıyla kendilerini ortaya koyuyorlardı bu korumalar... Alpharian hızlı düşündü; Mahir'in bu avluya bakan bir penceresi vardı, yer yer brandalarla, yer yer de avlu çevresinde bulunan birkaç ağaçla görüş yeterince kısıtlanıyor sayılırdı. Üstüne bir de yağıp durulan bozuk havayla birlikte kara bulutların gizlediği bir Gökyüzü vardı. Çok daha fazla zaman harcamasına gerek yoktu katilin, hızlı ve olabildiğince sessiz adımlarla sokağın arkasına ilerledi ve insanların olmadığı bir an kollayıp bol çıkıntılı eski tuğla duvarlarından tırmandı evlerin. Kısa bir süre içinde neredeyse tüm mahalleye yukarıdan bakan bir konumdaydı. Uzun adımları ve kısa zıplamalarıyla birlikte evden eve ulaşıyor, dik çatılardan hızlı adımlarla geçip, yan binaya uzun zıplamalarla tutunuyordu. Kısa kısa çiselemeye başlayan Yağmur'la birlikte Mahir'in ofisine girebileceği bir pencereye yaklaşmıştı bile. Sağ kolundaki mekanizmayla eline aldığı asasını doğrultup "Alohomora!" diye kilidini uzaktan açmıştı. Bunu yapmasının ayrı nedenleri vardı, öncelikli olarak bir tuzak kurulu olup olmadığını kontrol etmek ve ikincil olarak Muggle kilitleri dışında ilgiyi üzerine çekici bir uyargayla kilitli olup olmadığını görebilmek gerekliydi. Şansı vardı katilin ve ikisi de söz konusu değildi bu adamın ofisine ulaşan yol için. Boş ofise girdi Alpharian, Mahir odaya girdiğinde kaçamamasını sağlamayı planlıyordu. Ayrıca odasında araştırma yapabilmesi için gerekli zamanı yoktu, bunu değerlendirmesine yetecek sürede odada yalnız kalmalılardı. Merdiven çıkan adım sesleri duyduğunda masanın çekmecelerinde kırılmış balmumu mühüründen küçük parçalar taşıyan bir mektubu henüz cebe atmıştı. Ofisin girişindeki belge dolabının ve hazırda bekleyen askının arasına geçtiğinde Mahir kapının koluna yeni asılmıştı.
"Beni rahatsız etmeyin, yazmam gereken iletiler var!" diye korumalarını başından savan adam, ışıksız odasının açık bırakılmış penceresini döven Yağmur damlaları ve az da olsa esen yelle yaprakları hışırdayan muhasebe defterinin yarattığı karışıklığa odaklanarak geri dönemeyeceği bir eşikten geçip odanın içini adımlamışken Alpharian gölgeler içinden çıkmış; cansız, törensel bir ses tonuyla
"Carissimi subito mortuus est..."* demişti her tanıksız ölüm getiren görevinde söylediği gibi. Yalnız olmayışının verdiği şokla bir anda dengesi bozulan Mahir, o an yapılacak en mantıklı hareket olduğunu düşünerek masasının alt tabanında deri kayışlarla gizli biçimde bağlı duran asasına atılmıştı. Hesaba katmadığı şey ise katilinin bunu çoktan öngörüp, adamın Fildişi rengindeki asasını boşta duran sol elinde tutuyor oluşuydu. Bükülmüş renkli ipek ipliklerden dokunulmuş ibrişim kuşağında sakladığı Philadelphia Deringer'ini çektiğinde ise bu hareketine karşın Alpharian'ın "Expelliarmus!" büyüsüyle pusatını nişan alıp kullanamadan elinden sökülmesine izleyici kalmış ve hızla üstüne gelen Siyah giyimli adamdan yediği tekme ile de yeleğinden çıkarmaya çalıştığı hançerini odanın kapısı yönüne doğru yitirmişti. Şimdi ise bir-iki adım gerilemiş olan katilin kendine yönelttiği iki asa karşısında elleri havada, durumuna boyun eğmiş biçimde beklerken Alpharian'ın korumalar odaya doluşmadan önce aldığı bir önlem olarak o dingin ama akan zehir gibi dudaklarının arasından çıkıp giden kedimsi ses tonuyla "Muffliato" büyüsünün etkisiyle odasında tuzağa tam olarak düşmüş durumda bulmuştu kendini...
"Mahir İbn-î Kamer adıyla bilinen kişi, şu an çoktan ölmüş bulunmaktadır.
Sana sunulmuş yaşamı, pis ruhunun izleriyle kirletiyorsun. Bu toplum içinde yaşamayı, bahçemizde gezinmeyi hak etmiyorsun. Magna Purgatio adına başına beklemediğin bir ölüm olarak çöküyorum; suçun, gücünü ve yetkilerini kötülüğe kullanmak, insanları yaşamları pahasına kazancın için harcamaktır. Başkalarının acısıyla kazandığın zengin yaşantının karşılığını almaya hazırlan. Purgatio sit incipere!" sözleriyle Temizlik Bildirgesi'ni okumuştu Alpharian.
"Bunu ödeyeceksiniz! Sen ve senin gibiler!" demişti sırtını masaya dayamış ve terler dökmeye başlayan adam.
"Görünüşe göre ödeme yapan sırası gelen sensin, Nesunt. Artık acı çektirmekten ve insanları öldüren araçlar yaratmaktan kazanç sağlayamayacaksın..." yanıtını aldı katilinden.
"Beni savaş ve ölümün beslediği küçük bir 'Ölüm Taciri' mi sanıyorsun? Beklenmedik bir hedefim, sence de öyle değil mi? Bu işi yapan bunca insan varken neden ben?" diyerek kendisini son günlerde var olan anlaşmazlıklardan yararlanan biri olarak görüp görmediğini sorgulayarak başkalarının da böyle yaptığını öne sürerek kendini savunmaya çalışıyordu boşuna.
"Öyleyse diğerlerinden ayrı olduğuna neden inanıyorsun?" diye sordu Alpharian, normalde hedefi olan Nesunt'ların kafa yapısını anlamak için fazla emek göstermezdi; yine de bu seferliğine, bu adamın diğer vurgunculardan neden ayrı tutulması gerektiği öngörüsüzlüğünü çözümleme isteği uyanmıştı içinde.
"Ah, öyleyim ama? Çünkü ben yalnızca kazanacağım düz bir kazançtan çok daha asil bir amaca hizmet ediyorum.. kardeşlerim gibi!" demişti beklenilmeyen bir gururla. Adam paradan başka bir amaca baş koyan yoldaşlarıyla birlikte oluşunu açığa vurmuştu. Sözleri yanıtsız kaldığında kendine bir soru sorulmuşçasına içindekileri dökme gerekliliğini koşullanmış bir baskılanmayla seslendirmişti;
"Ah, katilim işinde iyi ama tek başıma hareket ettiğimi düşünüyor. Ben yalnızca bir parçayım. Büyük bir resimde, önemsiz bir rolü olan bir adam..." diyerek çok daha büyük oyunun parçası olduğunu ve oynadığı rolünü küçümseyerek kendisi gibi düşünenlerin çokluğunu da ortaya koymuştu. "Diğerleriyle de çok yakında karşılaşır, kimler olduğumuzu öğrenirsin artık. Bugünkü hatandan, yapmayı planladığın şeyi iyi karşılamayacaklardır!" diyerek Alpharian gibi bir adamı tehdit etme hatasına düşmüştü, daha beş dakika bile önce yaşanmamış cinayetindeki Roland gibi. Çok kısa bir andan sonra katilin gevrek bir gülümsemeyle kıvrılan dudakları, adamın korkmadığını göstermeye çalıştığı sert bakışlarının tersine büyük damlalarla ter akıtan alnına karşıtlık gösteriyordu.
Yalnızca "İyi..." demişti Alpharian, "Onları da bu Dünya'dan temizlemeyi dört gözle bekliyorum!"
Eğer buradan kaçamazsa ölümünün göz ardı edilmeyeceği bilgisiyle az da olsa yüreklilik taşıyan adam "Böylesi bir gurur... Seni yok edecek, çocuk!" dedikten sonra atılmıştı son bir kez yaşantısını kurtarma denemesiyle.
Atik bir hamleyle Alpharian'ın kendisine yönelttiği iki asadan da kaçabileceğini düşünen orta yaşlı adam, eğilip yanından geçtiği katilin sol dizinin arkasındaki yumuşak dokusuna sert bir hamleyle sapladığı asası nedeniyle odada bulunan kitaplıklardan birini devirerek yere kapaklanmıştı. Büyücü'ler ve Cadı'lar, çok değerli asalarının kendilerinden beklenmedik seviyede dayanıklı olduklarını pek bilmezlerdi, ya da en azından bu bilgiyi deneyecek zorluklar yaratacak eylemlerde bulunmazlardı... Alpharian gibi, yeri geldiğinde ellerindeki her aracı ve olanağı kullanmasını bilme gerekliliğinde yaşayan insanlar için ise.. neredeyse her şey ölüm getirebilirdi işte. Acı içinde kıvranırken devirdiği kitaplık ve içeriği arasında çırpınan adam, katilin "Waddiwasi!" komutuyla havada kısa bir yarım daire çizdikten sonra göğsünün ortasına saplanan hançerinin yaşattığı acıyla ikinci bir şoka uğramıştı ölmeden önce. Son kurbanının kanı üzerinden daha yeni silinmiş bu pusatla canını almayı daha uygun bulmuştu Alpharian. En azından şiirsel bir yaklaşımda bulunmuştu... Adamın gözlerindeki yaşamın ışığı daha sönmeden önce de "Purgatio completur!"** diyerek, korumalar odaya çıkan merdivenleri aşmadan ortamdan yok olmuştu bile. Muhasebe defterleri, raporlar, boş parşömenler, devrilmiş küçük pirinç tartı... Hepsi Nesunt'un pis kanıyla kirleniyordu şimdi. Katil, içeriye girdiği pencereden geri çıkmıştı. Yağmur'la sertçe dövülen taş döşeli sokaklarda ilerlerken kendi kendine son sözlerini söylemişti Alpharian bu kirli insanlarla dolu temiz sokakların duvarlarına parmaklarının ucuyla dokunarak ilerlerken;
"Viriditas de terra evulsa est.. et sic hortus te absente pulchriorem obtinuit!"***
Mali-Phali-Ty-Co'ya döndüğünde yaptığı ilk işi, Dizzardium'a görevin tamamlandığını bile iletmeden önce; güzelce temizlenip tıraş olmaktı. Dünya'ya karşı taşıdıkları sorumluluğu yerine getirmek ve dirlik sağlamak için uğraştıkları savaşta kanını döktüğü her Nesunt'un kişiliğiyle daha da kirlendiği izleniminde olurdu Alpharian... Cebine attığı mühürlü mektup normalde boş görünse de, olağan bir "Revelio" büyüsünün açığa kavuşturmayacağı bir iletişim değildi. "Nostri pulcher hortus!"**** diye geçirdi içinden, bugün Bahçe biraz daha güzelleşmişti.
*: "Sevgili ansız ölüm"
**: "Temizlik tamamlandı"
***: "Yabanotu topraktan yolundu.. ve böylece, Bahçe senin yokluğunla daha da güzelleşti."
****: "Bizim güzel bahçemiz"