Ekim 1860
Slytherin ortak salonuna herkes uyumaya gittiği için sessizlik hakim olmuştu, bir şey dışında. Saat oldukça geç olmasına rağmen belli ki uyuyamamış olan bir öğrencinin bastırılmaya çalışan hafif hıçkırıkları duyulabiliyordu.
Bu hafif sesin sahibi Lucien'di. Küçük çocuk ortak salondaki koltuklardan birine kıvrılmış, elindeki yastığa kafasını gömmüştü. Yatakhanede birini uyandırmaktan korktuğu için boş olan ortak salondaydı şu anda.
Minik büyücüyü bu kadar ağlatan şey kısa bir süre önce, Hogwarts'ta gelişinin ardından başlamıştı. O zamanlar içi heyecan ve mutlulukla doluydu, sonunda özgür olup istediği kadar arkadaş edinebilirdi! Ama ne yazık ki işler Lucien'in istediği gibi gitmemişti. Hayatı boyunca ailesi dışında kimseyle konuşmamış, ailesiyle iletişimi de hiçbir zaman iyi olmamış minik çocuk insanlarla konuşmayı bir türlü başaramamıştı. Birinin yanına yaklaşıp konuşmayı her deneyişinde nefesi kesilmiş, başı dönmüş, midesi bulanmış, ölecek gibi hissetmiş ve konuşmaya çalıştığı kişilerin tuhaf bakışları altında ezilirken kekelemekten başka bir şey yapamamıştı. Yavaş yavaş içine kapanmış, kimseyle konuşamamasının getirdiği acının üstüne bir de kendisi gibi Slytherin olan Leviathan isimli bir çocuğun sürekli zorbalıklarına maruz kalmıştı. Çocuğun sesinin renginden nefret ediyordu, o alaycı ve iğrenç renkli sesi her duyduğunda kendi kulaklarını kesmekle çocuğun yüzüne bir yumruk geçirmek arasında kalıyor olsa da sessizce katlanmaktan başka bir şey yapamıyordu.
Hogwarts'taki ilk ayı olmasına rağmen yaşadığı şeyler artık canına tak etmiş ve bir parça rahatlamak amacıyla ortak salona geçip ağlamaya başlamıştı işte. Her şeye, herkese sinirliydi ama en çok kimseyle konuşamamasının sorumluları olarak gördüğü anne babasına ve kendisine sinirliydi. Diğer çocuklar gibi arkadaş sahibi olmak, mutlu olmak, eğlenmek istemişti sadece, suçu neydi? Neyi yanlış yapmıştı?
Gözyaşlarını elleriyle silerek ayaklandı. Ortak salon bunaltmaya başlamıştı Lucien'i. Biraz koridorlarda gezip aklını dağıtırsa sonunda tüm bu düşüncelerden kısa süreliğine de olsa kurtulup uyuyabileceğini düşünerek sessizce ortak salondan çıktı. Kimseye görünmemeye çalışarak koridorlarda gezip gözyaşlarını durdurmaya ve sakinleşmeye çalışırken duyduğu pat sesiyle donup kaldı. Bu ses kimden gelmişti? Bir profesör müydü? Veya kendisini ispiyonlayabilecek birisi? Hogwarts'tan atılır mıydı?
Aklında dönen bu soruların verdiği korkuyla koşabildiği kadar hızlı koşup çabucak oradan uzaklaşmaya karar vermişti ki bir ağlama sesi duydu.