Raiden, yerden gözü kaptığı gibi baygın haldeki Başseherbaz ile birlikte St. Mungo'ya cisimlenmişti. Adamın durumu çok kötü gözükse de zamanında yetiştirmeyi başarabilecekti.
O sırada kilisenin tören salonunda ise zamana karşı bir yarış vardı adeta. Rahip Roseborough can havliyle kıvranırken bir yandan da Seth Carter'a bir şekilde ulaşmaya çalışıyordu. Öbür yandan Zain ve Meredith ise Seth Carter'ın yanına varmak için var güçleriyle çaba sarf etmekteydiler.
Rahibin dudağından dualar okunan bir mahşer gecesinin yarısında, iki adam kıvranırken alevlerle çevrili zeminde, gök gürüldedi son bir defa yağmur tanelerini dökmeden evvel harabe olmuş kiliseye. Suyla yıkanacak ve kutsanacaktı son bir defa Aziz Michael'ın Kilisesi.
Meredith ve Zain, Seth Carter'ın başına vardıklarında rahibi adama sarılmış bir halde buldular üstü başı kan lekesi olmuş bir vaziyette. Tenleri kavrulurken, kızgın ateşte bir çırpıda başlarına koştular. Her ikisini de iyileştirmek için bildikleri büyüleri fısıldarken ardı ardına, rahibin titrediğini fark ettiler korku içerisinde.
Rahibin eli cebindeki altın haça dokunmuştu çoktan.
En umutsuz ve çaresiz anınızda aziz Kardeşim, kilisemizde barındırdığımız Aziz Michael'ın altın haçına sığınınız. Dokunmasıyla beraber önce başı, sonra da bedeni dönmeye başladı kilisenin kanla boyanmış, alevle kararmış zemininde. Tekrar tekrar döndü ve döndü. Nitekim bir süre sonra bulanık bir surete dönüştü diğerlerinin gözü önünde ve kayboldu kilisenin zemininden. Sanki bir anda oradan çekilip alınmış gibi.
Meredith ve Zain duruma anlam veremeseler de Seth ile ilgilenmeye devam etmek zorundaydılar. Büyüler işe yaramış gibiydi, şimdilik. Seth'in yüzü ve bedeni korkunç görünüyordu. Bilinen en okkalı büyülerle bile tamir edilemeyecek kadar korkunç. Hayattaydı evet, hayatta kalacaktı belki. Ancak o yüze bakmak artık bir ıstıraba dönecekti. Yara izleri ve soyulmuş bir kafa derisi. Kurdeşen dökercesine kalkmış bir ten ve kan lekelerinin süslediği bağrıyla baygın halde yatan bir savaşçı.
Yağmur damlaları düştü kırmızı kiremitlere. Ölüm kokan mabedi yıkayan su, yaşananları da unutturabilecek miydi bu insanlara?
O sırada başka bir yerlerde
Rahip Roseborough'un dünyası dönmüştü. Bir an kusacak gibi oldu. Yanıkların verdiği acı yüzünden kusabilecek hali bile yoktu oysa. Boyutlar daraldı, gözleri ışıkla kısıldı. Ölmüş müydü yoksa? Rab mıydı onu çağıran bir haç aracılığıyla? Zemin kaydı bedeninin altından ve boşlukta asılı kaldı bir süre. Değişen, uzayan siluetler, vitraylar ve alaca renge boyanmış bir boyut. Kilisenin zemininden yok olduğunun farkında bile değildi.
Ahşap zemine sırt üstü düştüğünde duraksadığını fark etti ışıkların. Kiliseye geri mi dönmüştü yoksa? Rab, onu kabul etmemiş miydi cennetine? Yanık izleri canını acıtsa da göz kapaklarını güçlükle araladı. Acı içinde iniltiler döküldü dudaklarından. Bulunduğu yer bir kilise değildi. Ahşap duvarlı, mütevazi ev mobilyaları ile döşenmiş bir evdeydi. Ve en garibi de, gece değildi. Bir an kilisenin revirinde olduğunu sandı ancak burası reviri de andırmıyordu. Başını kaldırdı güçbela etrafına göz atabilmek adına.
Kızıl cübbeler içerisindeki bir adamın tam yanında durduğunu o anda fark edebildi. Burası her neresiyse, cübbeli zatın tasvirleri ona birilerini anımsatıyor ancak acı içerisinde kamaşan zihni kim olduğunu çıkaramıyordu. Kızıl cübbeli ona döndü yüzünü. Sivri çeneyi saran beyaz sakallar çarptı gözüne. İnce, kırışmış dudakları aralandı.
"Hoş geldin Rahip Efendi... Biz de seni bekliyorduk!" Cübbelinin bakışları rahibin beline ve oradan aşağısına kaymıştı yavaşça.
"Ancak bu halde bulmayı beklemiyorduk elbette! Acınız geçecek merak etmeyin. Birazdan kardeşlerimiz burada olacaklar. Aramıza yeniden hoş geldiniz Aziz Kardeşim Roseborough. Sizin gibi kudretli ve imanlı bir kardeşimizle yüz yüze tanışabilmeyi dört gözle bekliyordum." Kendisini takdim eder gibi yavaşça eğmişti başını öne.
"Engizitör Mahkemesi Baş Engizitörü Gabriel... Rab'bın yollarımızı böyle ihtiyaç duyduğunuz bir anda kesiştirmesi kader değildir de nedir?"Cevap veremedi Rahip. Gözleri kararırken başı, tekrardan yere düştü. Tam kapanmadan göz kapakları son bir görüntü çalındı pencerelerden gözüne. Bir sokak ve bir tabela. Çok adını duymuştu burasının. Ama görmek, hiç nasip olmamıştı.
Malleus Maleficarum ana kurgumuzun 1. sezonu burada sonlanmıştır. Katılımlarınız ve destekleriniz için Büyücedünya RPG ekibi olarak binlerce kez teşekkür ederiz. Çok yakında yeni sezon, yeni heyecanlar ve yeni görevler ile geri döneceğiz!