17 Nisan, 2026 08:32:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Mahşer Gecesi - 1. Sezon Finali  (Okunma sayısı 336 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Nicholas Ezra Urswick

  • Bakanlık Çalışanı
  • 6. Seviye
  • İleti: 21
  • 2280 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Nicholas Ezra Urswick
  • Güç Puanı: 15
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Baş Seherbaz
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
Ynt: Mahşer Gecesi
« Yanıtla #30 : 21 Şubat, 2022 22:37:04 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gözlerimin önünden yavaşlatılmış bir sahne geçiyor gibiydi. Normalde her şey çok hızlıdır, farkında olmadan geçip gider çevremdekiler. Ama şu anda, odaklıydım. Normalde olmadığı kadar. Sanki biliyordum neler olacağını. Karşımdaki kadına gönderdiğim yeşil ışığı gözlerimle takip ediyordum. Ama daha ona ulaşamadan ortada büyüm ile buluşmuş, bana uçan demir parçasını gözlerim ile seçmiş ve takip ettiğim rotayı değiştirmiştim. Bana geliyordu, tam olarak yüzüme doğru. Kaçmak için bir şansım dahi yoktu, ani bir kararla başımı sola çevirmem ile boynumda hissettiğim acının tüm vücudumdaki fonksiyonu durdurması bir oldu. Kan akışını yön değiştirdiğini hissediyordum. Artık vücudum için değil kilisenin taş duvarları için akıyordu kanım. Kafam yere çarptığında ve bütün vücudum yere serildiğinde bu şiddetin etkisiyle boynumdaki hançer de hareket etmiş, dudaklarım arasından bir acı serzenişi çıkarmamı sağlamıştı ama bunun etkisi sadece daha fazla acıydı. Ses çıkaramıyordum ve ağzım kanla doluyor gibiydi. Gözüme sıçrayan kandan bunu algılayabiliyordum o an. Sonuna mı geldim peki gerçekten? Katherine gözümün önüne geldi. Çok akıllı bir kız. Şu an burada olsa bana hangi büyü ile yardım etmesi gerektiğini o kadar iyi bilirdi ki... Daha 11 yaşında olmasına rağmen beni koruyabilirdi. Böyle demek istemiyorum ama favorimdi o. Bensiz umarım daha mutlu olurlardı. Cynthia ile büyürlerse korkunç olacaklardı ilerde. Beyinleri yıkanırdı. Keşke biraz daha şey öğretebilseydim. Eğlenmeyi bilmeleri gerekiyordu çocuklarımın. Seth neden beni buraya çağırdın abi? Kızamıyorum da şerefsize, beni kaç kere kurtarmıştır şimdiye kadar... Yoldaşım. Lanet olsun. Gözümden bir damla yaş süzüldü. Artık acıyı hissedemiyor gibiydim.

Kimseden yardım beklememem gerekiyordu. Böyle bitemez. Hogwarts'a geri döneceğime ve çocuklara onları eve getireceğime söz verdim. Eloise kim bilir yine neler çizmişti. Görmem lazımdı. Daha Frederic'in büyümesine şahit olacağım ben. Benim bir kopyam yapacağım onu... Ölemem ben. Gözlerim kapandı bu sırada. Açmak istesem de boynumdaki acıdan düşüncelerime söz geçirememeye başlamıştım. Ağzımı aralayıp büyü tekrar etmek istedim ama boğazımı dolduran kanla beraber boğulmaktan kurtulamıyordum. Zorla yerden destek alarak kalkmaya çalıştım. Son bir güç ile doğrulup sola dönecektim ve boğulmadan büyümü gerçekleştirecektim. Doğruldum büyük bir acıyla, gözlerim kapalı bir şekilde asamı buldum sağ elimin çevresinde. Ardından içimden "Vulnera Sanentur"u tekrar etmeye başladım gözüm kapalı bir şekilde ancak bu çok uzun sürmeyecekti. Acıyla kendimi tekrar yere attım. Gözlerimi son kez açabildiğimde birinin adımlarını seçebilmiştim ama görüşüm o kadar bulanıktı ki bir şey ifade etmiyordu bu bana. Kalan son enerjim ile St. Mungo'ya cisimlenmeye çalışırken gözlerim tamamen kapanmış ve bilincim kaybolmuştu.

Yetenek 1d10 : 6, total 6
Destek 1d10 : 2, total 2
Talih 1d10 : 9, total 9

Çevrimdışı Raiden Minamoto

  • Bakanlık Çalışanı
  • 6. Seviye
  • İleti: 24
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Raiden Minamoto
  • Güç Puanı: 62
  • 自業自得
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: wrula
  • Meslek: Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Amaterasu Büyücüler Sendikası
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 5
  • İksir Kabiliyeti: 5
Ynt: Mahşer Gecesi
« Yanıtla #31 : 21 Şubat, 2022 22:38:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Attığı büyüler teker teker çocuklara isabet ederken Raiden çocukların düşerken bir yerlerini vurmamalarını umdu sadece. O sırada Cornelia’nın attığı büyüden habersizdi. Yerde oluşan delik sonrasında Zain’le birlikte kilisenin girişi olan kısımda kalan kadın seherbazın Seth’e olanları bildirdiğini görebiliyordu. Yerde açılan delik yerine Cornalia ve Nicholas’ın girdikleri odaya yönelecekti aslında Raiden. Ama delikten aşağı baktığında gördükleri ona önceliğinin bir şekilde oraya inmek olması gerektiğini düşündürttü. 
 
Cornelia ve Nicholas birbirlerine destek olabilirlerdi. Ki o bunun hakkında düşünürken Cornelia’nın sesini duymuştu. Bir şey olduğu kesindi ama az önce küllerinden yeniden doğan bu kadın Nicholas’a da gereken yardımda bulunabilirdi diye düşünüyordu. Kendini bu fikre inandırdıktan sonra daha dikkatlice baktı aşağıya. Önündeki bu yerin bir mahzen olduğu belliydi. Kapkaranlık bu alanda baygın duran bir adamı seçebiliyordu. Üzerinde oturduğu sandalye üzerinde bulunduğu ortam kadar kara cübbelere sarılmış duruyordu.
 
Adama yardım etmekle alakalı hiçbir şey geçmiyordu o noktada aklından. Ne olduğunu veya bu adamın kim olduğunu bilmiyordu en sonunda. Belki de bir ayin sonunda yorgun düşmüş bir cadı avcısıydı, hiçbir şey bilmiyordu. Tam bu noktada da içini kemiren merak duygusu ortaya çıkıyordu. Burada ne olmuştu, kırılan heykel neden kırılmıştı, hafifçe seçebildiği bu büst kimin büstüydü. Aşağı inerse bunun bir kısmına cevap alabileceğini düşünüyordu.
 
En sonunda merakına tam manasıyla yenik düşen Raiden asasını kavramasıyla aşağıdaki zemine doğrulttu ve uzun zamandır kullanmadığı bu büyünün sözünü söyledi. “Spongify!” Zeminin istediği gibi yumuşayıp yumuşamadığını buradan seçemiyordu. Fakat bu atlamasına engel değildi. Aşağı atlamadan önce arkasında bıraktığı Zion’a kendisini takip etmemesini söylemişti. Eğer ölümüne gidiyorsa bu ani kararları yüzünden birinin daha yanında ölmesini istemiyordu. Atlarken eğer büyüyü doğru düzgün yapamadıysa inişini yumuşatabilmek için de elinden geleni yapmıştı.

Yetenek 1d10 : 5, total 5
Destek 1d10 : 10, total 10
Talih 1d10 : 5, total 5
[/justify]

Çevrimdışı Meredith Vivienne Boleyn

  • Hayalet
  • 6. Seviye
  • İleti: 24
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Meredith Vivienne Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: Eski Seherbaz
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Travma: Umutsuz Vaka
Ynt: Mahşer Gecesi
« Yanıtla #32 : 21 Şubat, 2022 23:04:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Genç Seherbaz, boş gözlerle bakıyordu okuduğu mektuba. Hiçbir şey anlamamıştı, sanki gerçek tüm çıplaklığıyla gözlerinin önündeydi fakat o bir türlü göremiyordu. Nicholas kimdi? Mahşerin 4 Avcısı’ndan kastedilen neydi? Arka planda gerçekten ne dönüyordu? Bütün bu Cadı Avcılarının onları hazırlıklı bir şekilde beklediğine bakılırsa zaten geleceklerini biliyorlardı. Ama nasıl? İçlerinde hainler olduğunu anlamak için dahi olmaya gerek yoktu fakat yine de mantığına oturtamıyordu bazı şeyleri.

Bay Carter, ona her şeyin iyi olacağını söylediğinde burukça gülümsedi. Gerçekten inanmak istediği bir sözdü bu. Yorulmuştu. Adam dışarı yöneldiğinde Meredith ona durmasını söylemek istemiş olsa da çok geçti. Tek başına fırlamak halen oldukça tehlikeliydi, ve genç Seherbaz bir takım arkadaşını daha kaybetmek istemiyordu. Mektubu geri katladı ve cebine koydu. Ardından adamın arkasından dışarı çıktı temkinli adımlarla.

Dışarıda çok fazla kanlı beden vardı, korkunçtu, Meredith midesinin kalktığını hissetti. Asasına sımsıkı sarıldı, Bay Carter’sa yerdeki kızıl-beyaz saçlı bir Cadı Avcısına saldırıyordu. Her ne kadar onu yalnız bırakmak istemiyor olsa da adamın devam etmesini söyleyen bakışlarının üzerine salon boyunca ilerledi saklana saklana. Şimdiye kadar yaptığı kalkanlar sayesinde hasar almamıştı fakat bundan sonrasında bir başınaydı, Tanrı onu korusun.

Kilisenin öteki ucunda artık her ne yaşandıysa en az kendi taraflarındaki kadar dehşete düşürücüydü. Yerdeki koca delik, kan izleri, hareketsiz yatan bedenler… Ne tarafa gideceğine karar vermesini sağlayan aşağı atlarken gördüğü bir siluetti. Kim olduğunu bilmiyordu, belki kaçan bir cadı avcısıydı belki de görevdeki bakanlık çalışanlarının bir diğeriydi. Artık her neyle karşılaşacaksa gözünü karartmıştı. Atladı. “Arresto Momentum!”
[/justify]

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 4, total 4
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 3, total 3
« Son Düzenleme: 21 Şubat, 2022 23:06:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Meredith Vivienne Boleyn »

Çevrimdışı Redferne Amaranthe Roseborough

Ynt: Mahşer Gecesi
« Yanıtla #33 : 21 Şubat, 2022 23:16:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İblis bu kâfirin dilini kara gücüyle donatmıştı belli ki... Kaidesinden kayıp vücudunu yerde bulan Redferne diğer aciz kullar gibi talihine küfürde bulunmak yerine tanrısından kuvvet diledi. Yılmayacaktı. Cemaati ve Avcıları gibi son ana dek elinden gelen daha fazlasını gayret etme yolundan sapmayacak, şaşmayacaktı. Elebaşı Seth Carter uzaklardan görünmüştü ama! Ah, ne büyük müjde! Barışla söze alınmış yalanlar dökülmüştü ağzından. Peder Redferne bu günah dilli kâfirin yalanlarına kanmayacak yara izleri taşıyordu hem yüreğinde, hem de şanlı çatışmalarında siper ettiği sinesinde. Barışın tatlı rüzgarlarıyla saçı dalgalanmadan önce Pagan kâfirlerinin dediği gibi, ilk önce leş kargaları düşman etiyle karınlarını doyurmalılardı! Zorlukla da olsa ayağa geri kalktı Peder, bu şanlı kurbanı tanrının cehennemine yollayabilme şansı kendisine bahşedildiği bilincinin verdiği güçle. Eğer kâfir kendisini böyle yalan sözlerle kandırıp savunmasız anını kollayacağına güvendiyse bile buna izin veremezdi kıdemli Avcı. O kendisine doğru gelmezse, kendisi ona varacaktı cezasını vermeye. Adam yavaş adımlarla geri dönemeyeceği sınırı aştığında ise iki eliyle tuttuğu Victoria'yı öperek kutsamış ve hitabına başlamıştı:
"Şeytan'ın taklidini yapanların kaderinde, onun saflarına cehennemde katılmakla yargılanmak vardır Seth Carter!"
Derken bir şarıltı; müritlerin bunca zaman büyücülerin altındaki sınırlarına gelmesini bekledikleri, büyücülerin ise şu ana dek dikkat etmeyi ihmal ettikleri üst kat balkonlarından aşağı akmıştı havayla temas ettikleri anda ateş alarak. Avcılar arasında "Bizans Yağı" adıyla bilinen ve kiminin düşmanının başına bile gelmemesini dileceği bir ceza yöntemiydi kilisenin kutsallığı bozulmuş taş zemininde yayılan. Yapıştığı et, kumaş, kemik, taş ne varsa varlığı yanıp kül olana kadar yakardı bu belanın sıvı hâlini alan tuzak.
"Biz, tek gerçek tanrının dünyevî temsilcileriyiz. Biz, kâfirler ile mücadeleden kaçmayız. 'Eğer Rabb'imiz İsa'yı sevmeyen varsa, bırakalım da lanetlenenlerden olsunlar Mesih'in gelişinde.' Amin!" sözleriyle atıldı, ikisinin de boylarını aşan ateşten bir çember içinde kapana kısılmış olan şu anki baş düşmanı Seth Carter'ın üzerine, Redferne Amaranthe Roseborough. Nefsine yenilip şeytanla işbirliği karşılığında edindiği asasından çıkan ışığa yakalanmadan altından eğilerek geçmeyi planlayarak... Victoria aç ve susamıştı!

Fedakârlık olmadan, savaş nedir ki?

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

Çevrimdışı Kont Sati Von Richmond

Ynt: Mahşer Gecesi
« Yanıtla #34 : 21 Şubat, 2022 23:28:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cornelia, büyüsü işe yaramayınca Nicholas'ı kaptığı gibi St. Mungo'ya cisimlenmişti. Nicholas tam cisimlenmeden evvel asasıyla yaptığı büyü sayesinde gırtlağındaki kesiği kapatmaya çalışsa da pek başarılı olamamıştı. Gırtlağı birazcık kapanmaya yüz tutsa da kanlar akmaya devam ediyordu. Duman oldu her ikisi de. Havaya karıştılar. Metreler, kilometreler aştılar. Bir hayat meselesiydi onlar için bu. Memat ise ne zaman geleceği belli olmayan bir ev sahibi.

St. Mungo'nun bahçesindeki çimenlere iniverdiler tozu dumana katıp. İkisi de sırt üstü yere yığıldılar indikleri gibi. Bulutsuz gökyüzü... Yıldızlar. Kayıp giden zamanın emareleri. Nicholas'tan yayılan bir kan gölü sararken ikilinin etrafını, onları kaplayan ve kuşatan, kimi gölgeler seçtiler karanlıkta yanlarına yaklaşan. Şifacılar... Cornelia gecenin bu saatinde bir şekilde şifacıların ortasına cisimlenebilmeyi başarmıştı. Talih miydi, yoksa kader mi? Tamponlar konuldu, asalar çekildi. Yarası gitgide iyileşirken Nicholas'ın bilinci kaybolmuştu. Yaşayacaktı. Ancak uzun bir süre (site zamanıyla bir ay) konuşamayacak, sesli iletişim kuramayacaktı. Olsundu. Hayat buna rağmen güzeldi.

Raiden asasını doğrulttuğu zemine yaptığı büyü sayesinde inişini kolaylaştırmıştı karanlık mahzene. Etrafta sandalyedeki adam dışında kimsecikler yoktu. Adamın yüzünü görebileceği kadar yakınlaştığında dehşetle bu kişinin Egnast Twinkle olduğunu fark edecekti. Başseherbaz... Bir gözünün olması gereken yerde kocaman ve dehşet verici bir delikle hem de... Kan sızan bir delik. Yerde ayağının ucunda yuvarlanan bir cisim gördü. Dikkatle baktığında bunun yuvasından çıkarılmış bir göz olduğunu fark edecekti. Peki, bu gördüğü gözü ne yapacaktı?

[spoiler][/spoiler]

Meredith, tören salonundan koşarak geçerken dökülen kızgın yağları fark etmiş asasıyla onlardan kaçınmaya çalışsa da ayağına ulaşan kimi yağ kalıntıları pabucuna değerek ayaklarının kızarmasına sebebiyet vermişti. Hareketleri zorlaşmaya başlamış şekilde güçlükle deliğe doğru ilerlemiş ve Arresto Momentum vasıtasıyla aşağıya atlamıştı. Zaman yavaşlar gibi oldu sonra bir anda hızlandı. Yere sert bir şekilde kondu. Ayakları o kadar acımıştı ki yerde çömelip acı içinde kıvranmaya başladı. Eğer kalkıp etrafına bir göz atabilirse yanına indiği mermer kürsü dikkatini çekecekti ilk. Sonra da başseherbaz. Kan kaybediyordu. Bir gözünün olması gereken yerde deliği fark edebilmişti dehşet içerisinde. Durumu kötü gözüküyordu. Ayrıca bir parmağı da kesilmişti. İşaret parmağı... Kan damlaları zemini ıslatıyordu.

Seth tören salonunda ilerleyip büyüsünü sallarken bir tuzak daha tetiklenmişti. Nihai tuzak... Balkonlardan dökülen kızgın Bizans yağı önce Seth Carter'ın tepesine ve sonrasında ise zemini yakarak gürültüyle şarıl şarıl dökülmüştü şimdi. Başından aşağı kızgın yağ dökülen adam çığlıklar atarak yere yığılmak üzereyken yapmış olduğu Descendo Cadı Avcısının pantolonunu vurmuş ve tüm bel altı kıyafetini yere indirmişti. Belden aşağısı anadan doğma üryan şekilde, namahremin gözükmesine aldırış dahi etmeden, pantolonu ile paçalı donundan kurtulmaya çalışan Rahip Roseborough ayaklarına takılan kıyafetler ve makus talihsizliği ile beraber öne doğru, kızgın yağlarla yanmakta olan Seth Carter'ın üzerine kapaklanıvermişti. Kılıcı Seth Carter'ın göğsünde derin, yanıcı bir kesik bırakırken Rahip de kendisini kızgın yağların içerisinde kavrulurken bulmuştu. Her ikisi de yanıyor ve kavruluyorlardı yerde. Güçlükle sürünebiliyor ayağa kalkma kuvvetini bile kendilerinde bulamıyorlardı.


Not:

1- Son GM Metni 00:30'da girilecektir.

2- Cornelia ve Nicholas dilerse St. Mungo'da RP'lerine devam edebilirler. Nicholas site zamanıyla bir ay boyunca rplerinde konuşamaz, diyalog kuramaz...

3- Seth Carter ve Rahip Roseborough büyü yapmaktan ve saldırabilmekten yoksun bir şekilde yerde kıvranmaktalardır. Çok ufak faaliyetler (sürünmek, konuşmak, yardım çağırmak) gibi hareketleri yapmaları mümkün olsa da öncelikleri ne yazık ki kızgın yağın etkisinden kurtulmak, yanan etlerini söndürmek ve hayatta kalmak olacaktır.
« Son Düzenleme: 22 Şubat, 2022 02:51:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Kont Sati Von Richmond »

Çevrimdışı Seth Carter

  • Bakanlık Çalışanı
  • 14. Seviye
  • İleti: 100
  • 5 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Seth Carter
  • Güç Puanı: 5
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren.
  • Meslek: Britanya Sihir Bakanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 23
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 30
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye; Kehanet, 3. Seviye
Ynt: Mahşer Gecesi
« Yanıtla #35 : 22 Şubat, 2022 00:23:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Adam dediklerime kulak aldırmıyordu. Perdelerini sıkı sıkı kapatmıştı ve ışığın girmesine izin vermiyordu. Peki ondan kurtulmak istersem, pes edersem, karanlıkta bırakırsam temsil ettiğim her şeye ters yapmış olmaz mıydım? Kafamdan aşağıya bir şırıltı ile dökülen alev ile tamamlandı ağzımdan dökülen büyünün devamı. İlk başta aşırı sıcak hissini hissetmiyorsun, sonrasında ise aklını başından alacak bir acı sarıyor vücudunu. Anlaşılmamanın getirdiği minik bir ses çıkıyor ağzından, sonra o çığlık büyüyor, büyüyor! Üstelik karşımdaki adam da yerden kalkmış ve kılıcı ile üstüme kapaklanmıştı. Artık o da yanıyordu! Üstümden ittirdim bir hışımla "APTAL!" diye bağırdım acı çığlıklarım arasından. "YUVARLAN! YERDE YUVARLAN!" Üstümdeki kıyafetlerden kurtulmak için gömleğimi iki yandan tutup çektim can havliyle. Çıkaracaktım tüm kıyafetlerimi. Yerde yuvarlanacak, ateşin sönmesi için elimden geleni yapacaktım. Büyü yapamayacağıma emindim. Şuan asla konsantre olamazdım bu acıyla. Tüm derimi koparıyorlardı sanki. Yıllardır çektiğim gönül yaram gibi, tek sigara ile dinmeyecekti. Yakacaktı. Cwénhild ruhumu yakmıştı yangınıyla. Şimdi de vücudum yanıyordu işte. Yanımdaki adamın söylediği cehennem benim için hiçbir şeydi. Zaten dünyada yanmış, kül olmuştum ben.

Ölmemeliydim burada ölemezdim. Kızımı yeni tanımıştım. Onunla geçireceğimiz bir hayatımız olacaktı daha. Reina ile birlikte Hogwarts'tan mezun olduğunda mezuniyetilerine gidecektim. Erkek arkadaş edineceklerdi. Damatlarımla tanışacaktım. Belki benimle paylaşırlarsa dertlerini dinleyecektim. Yanlarında olmalıydım. Bunca sene kimsesiz kalmıştı. Reina ailesi öldüğü için benimleydi. Onları bırakamazdım. Cwén öldükten sonra ölmüştüm ruhen, neden yaşamıştım peki? Kızım için. Reina için. Şimdi de Mirabelle için yaşamalıydım. Onları bırakamazdım. Lütfen diye yalvarıyordum üstümdeki ateşi söndürmeye çalışırken. Kızlarımla vakit geçirebileyim. Kendim için hiçbir şey istemedim hayatta. Sadece Cwénhild'i istedim. Onun benim olamaması doğruydu. Bencillikti istemem ama şuan hayatı istemek, kendim için değildi işte. İki mükemmel kız evlada sahip çıkabilmek içindi. Gözlerimin yanmasa ağlardım. Yüzüm yanmasa ağlardım. Bağırmaktan başka bir şey yapabilsem isimlerini sayıklardım. Kurtulmak istiyordum bu durumdan. Kurtulduktan sonra yanımdaki zavallı adama yardım etmek istiyordum. Kızlarımı tekrar görmek, sarılmak istiyordum.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 2, total 2

Çevrimdışı Raiden Minamoto

  • Bakanlık Çalışanı
  • 6. Seviye
  • İleti: 24
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Raiden Minamoto
  • Güç Puanı: 62
  • 自業自得
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: wrula
  • Meslek: Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Çalışanı
  • Cemiyet: Amaterasu Büyücüler Sendikası
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 5
  • İksir Kabiliyeti: 5
Ynt: Mahşer Gecesi
« Yanıtla #36 : 22 Şubat, 2022 00:23:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Raiden sorunsuz bir inişin ardından etrafını hızlıca bir inceledi. Birisi var mı bakmalıydı. En sonunda baygın duran adam dışında boş olduğuna emin olabildi. Doğru düzgün düşünmeden atlamıştı delikten içeri. Aklına burada duran adamın bir cadı avcısı olabilme fikri gelse de atlamıştı. Ne olduğunu tam anlamıyla görememesine rağmen merakına yenik düşmüştü. Mahzendeki adama biraz daha dikkatli baktı Raiden. 
 
“Bay Twinkle?”
 
Karşısındaki adam bir süredir ortalarda gözükmeyen başseharbazın ta kendisiydi. Adamın gözünün olması gereken yerden kan boşalıyordu ve parmaklarından biri de yerinde değildi. Adamın yüzüne bakmamaya özen göstererek nefes alıp veriyor mu kontrol etti. Ama bu sırada yere bakan Raiden yere akan kandan daha çok tüylerini ürpertecek bir şeyle karşılaşmıştı. Bu karşısındaki baygın adamın gözüydü. 
 
Bu gözü almalıydı değil mi? En sonunda yerde öylece duruyordu. Yere eğilip gözü aldıktan sonra cebine indirdi. İndirmesinin hemen ardından da ‘Ben ne yapıyorum ya?’ sorusu aklına gelmişti. Paradan başka bir şeyi pek düşünmeyen kadının alışkanlığıydı yerde gördüğü şeyleri ceplemek. Fakat şu an yaptığıyla kendisini bile şaşırtabilmişti. Cebinde bir göz olması fikri kadının midesini bulandırmıştı sanki daha önce bu tarz şeylere dokunmamış gibi. Ama bu seferki farklı diyordu içinden. Bu gözün sahibi daha önce kanlı canlı da gördüğü biriydi. Fakat bu düşüncelere rağmen ceplediği göze bir daha dokunma fikrini şu an kaldıramadığı için de elini bir daha cebine götüremedi.
 
Arkasından gelen cadıyı da bu cepleme işinden sonra fark etmişti. Meredith bu odaya gelirken birkaç yara almıştı belliydi. Hırpalanmış duran cadıya iyi olup olmadığını sorarken iyi değilsen al bu adamı da yanında St Mungo’ya götür demeye hazırlanıyordu. Ama beklediği cevabı alamamıştı. Cadının sorusunu cevapladıktan sonra kendisine yönelttiği aynı soruya karşılık kısaca iyi olduğunu söylemişti.
 
Az önce gözünü ceplediği adamın yanında daha uzun süre durmak kadını rahatsız ediyor olsa da Meredith’e dönüp başseherbazı St Mungo’ya götüreceğini söylemişti. Karşısındaki kadına son bir defa bakıp kendisine dikkat etmesini söyledikten sonra Bay Twinkle ile St Mungo’ya ışınlandı.

Yetenek 1d10 : 1, total 1
Destek 1d10 : 9, total 9
Talih 1d10 : 2, total 2
[/justify]

Çevrimdışı Meredith Vivienne Boleyn

  • Hayalet
  • 6. Seviye
  • İleti: 24
  • 0 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Meredith Vivienne Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: Eski Seherbaz
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Travma: Umutsuz Vaka
Ynt: Mahşer Gecesi
« Yanıtla #37 : 22 Şubat, 2022 00:43:58 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kızıl cadı yanmıştı. Bir kez daha. Tanrının evinde yapılan saygısızlıktı belki de bütün bu üst üste binen talihsizliklerin nedeni. Ona hayır için kullansın diye verdiği ‘hediye’yi amacından saptırdığı için cezalandırılıyordu. Tanrının bir hediyesi olan büyü güçlerini yalnızca iyilik için kullanma yeminini bozmuştu Von Motke’yi öldürdüğü gün. Düştüğü mermer zeminde acı içinde kıvranırken başına gelenleri tamamen hak ettiğini düşünüyordu. Fakat cezası yetersizdi, birden fazla can almıştı, ödemesi gereken bedel bitmemişti.

Cebindeki iksire uzandı gözyaşları eşliğinde. Yola çıkmadan önce lazım olacağını düşündüğü ekipmanlarla birlikte aldığı Wiggenweld İksiri’ydi bu. Titreyen elleriyle şişenin tıpasını açtı ve hızlıca dikledi. İksir içmeden hoşlanmıyor olsa da görevini sürdürebilmesi için katlanması gerekiyordu. İksirin iyileştirici etkisi bedenindeki acıları dindirirken bir başka şok ile sarsılacaktı.

Karşısında birkaç gün önce ortadan kaybolduğu bilinen tanıdık bir sima vardı, Egnast Twinkle, Baş Seherbaz. Kan kaybediyordu, işkence görmüş gibiydi, gözlerinden biri ve işaret parmağı yoktu. Meredith, ağzından küçük bir çığlığın kopmasına engel olamadı. O sırada salonda bir kıpırtı ona doğru yaklaşmıştı, Meredith hızla asasını çekti. Atladığını gördüğü siluetti bu. Bir başka Cadı Avcısı değildi neyse ki. Kızıl cadı tanıdık bir yüz gördüğü için rahatlamıştı, asasını indirdi ve ona nasıl olduğunu sordu.

Kendisine göre iyi bir durumda görünüyordu adı Raiden olan cadı, Baş Seherbaz’ı St Mungo’ya götüreceğini söylemişti. Ona itiraz etmedi ve sessizce adama yaklaşıp hiçliğe karışmasını izledi. Sonra yorgun bakışlarını salonda gezdirdi herhangi bir tehlike belirtisi olup olmadığını anlamak için. Görünürde bir şey yok gibiydi. Hala acıyan ayaklarıyla sendeleye sendeleye düştüğü deliğin altına doğru ilerledi. Bay Carter’ı yukarıda, kızgın yağların içinde bırakmıştı. Geri dönmeliydi.

“Zain!” diye seslendi tüm gücüyle. “Beni duyuyor musun?”

Genç büyücüden yanıt çabuk gelmesi Meredith’i sevindirmişti. “Git ve yardım getir Zain!”

Sonrasında bir cisimlenme sesi duyuldu, sıra kendisindeydi. Yukarı geri cisimlenecek ve doğrudan Bay Carter’a koşacaktı yardım için. Yardım et Yüce Tanrım.
[/justify]

Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3

Çevrimdışı Redferne Amaranthe Roseborough

Ynt: Mahşer Gecesi
« Yanıtla #38 : 22 Şubat, 2022 01:16:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Çünkü onlara yük olan boyunduruğu, omuzlarını döven değneği, onlara eziyet edenlerin sopasını paramparça edeceksin; tıpkı Midyanlıları yenilgiye uğrattığın günkü gibi. Gürültülü savaşta giyilen zırhları ve kanda yuvarlanmış giysileri, yakılacak; yem olacak ateşine..."

Savaşçı Peder'in kafasında yankılanıyordu ateşle ilgili ayetler. Haçlı Seferleri'ne katılan yiğitler gibi, İşkaryot Yahuda'nin İsa'yi öpüşüne benzer biçimde kutsamıştı Victoria'yı saldırmadan önce. Belki bir tek bunun için bile hoyrat şeytanın büyüsüyle ayağına dolanan donu kendisini bir kez daha yere serdiğinde kâfirin kanını da akıtabilmeyi başarmıştı. Victoria şanına doymuştu bu gece, kana ve ete çok doyamamış olsa da. Selene de yüzünü kara çıkarmamıştı Redferne'in, bir kâfir kadınının cenabet kanını döktürmüştü. Canı yanıyordu. Daha önce tatmadığı bir acı değildi bu en azından. Cadı Avcısı olmaya adım attığı ilk günlerde unutmayacağı şeyler görüp tecrübelemişti; yakılmak ya da aletsiz işkencelerle bedeninin her noktasından acı çektirilmesini de yaşamıştı bu adam. Ah, Rabb'in hükmü ve hiddeti ne güzel yakıyordu bu kulunu. Günahsız kul olmazdı kolay kolay, belki Papa bile yanacaktı az da olsa. Bu nedenle yüzünde gülümsemeyle kabullendi Peder bu alevleri.
Yapışkan maddenin bedenlerine tutunmasından kaçamıyor, saklanamıyor, kurtulamıyorlardı alevler ve acı içinde kardeşleşen iki savaşçı...
Aynı zamanda saldıramıyor, savunamıyor, acıdan başka çok az şeyi düşünebiliyorlardı.

Seth Carter direniyordu ama, hem kendini hem de Peder'i kurtarmayı istercesine sözler savuruyordu çaresizce. Cemaatinde olsa ne yavuz bir Avcı olurdu böylesi bir adam diye düşündü Redferne. Saçlarını okşar, omuzlarından tutar, her türlü güvensizliği karşısında güven verirdi bir pederin oğul diye çağırıp günahlarından arındıracağı hemen herkes gibi. Şimdi ateşler içinde bir olmuşlarken, tanrıdan başka kim ayırabilirdi ikisi arasındaki farkı?
"'Sodom ve Gomore'yi altüst ettiğim gibi, altüst ettim içinizden bazılarını. Ateşten kurtarılan yanık odun parçasına döndünüz, yine de yönelmediniz bana.' buyurdu Rab..." dedi zorla nefes aldıktan sonra Peder Redferne ve devam etti: "'Böylece, budur sana yapacaklarım, ey İsrail ve sana yapacağım için bunları, tanrınla karşılaşmaya hazırlan.'"

Yanacaklarsa da birlikte; cennete uçarken günahla hırpalanmış ruhunu cehenneme daha yüksekten, kendi elleriyle bırakma isteğiyle sarılacaktı Seth Carter'a. Belki böyle olursa günahından arınan ruhu, bir gün alevle yanmanın büyük bir ceza oluşuyla Cennet Kapıları'ndan geçip Rabb'in tahtına secde ederdi belki?
"Kızgın fırına atılsak bile, ey kral, kendisine kulluk ettiğimiz Tanrı bizi kızgın fırından kurtarabilir; şüphesiz senin elinden de bizi kurtaracaktır. Ama bizi kurtarmasa bile bil ki, ey kral, ilahlarına kulluk etmeyiz, diktiğin altın heykele tapınmayız. Amin." dedi sarılmaya yeltenerek, belki cadılarca öldürülmese ve yaşasaydı oğlu olabilecek yaştaki adama öz babası gibi.

İçinden son kez bir dua olsun ve sesi güçlenip cennetteki tahtında oturan Rabb'ine ulaşsın diye.. ve dokundu altından yapılma o haça.

Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

Çevrimdışı Kont Sati Von Richmond

Ynt: Mahşer Gecesi
« Yanıtla #39 : 22 Şubat, 2022 01:18:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Raiden, yerden gözü kaptığı gibi baygın haldeki Başseherbaz ile birlikte St. Mungo'ya cisimlenmişti. Adamın durumu çok kötü gözükse de zamanında yetiştirmeyi başarabilecekti.

O sırada kilisenin tören salonunda ise zamana karşı bir yarış vardı adeta. Rahip Roseborough can havliyle kıvranırken bir yandan da Seth Carter'a bir şekilde ulaşmaya çalışıyordu. Öbür yandan Zain ve Meredith ise Seth Carter'ın yanına varmak için var güçleriyle çaba sarf etmekteydiler.

Rahibin dudağından dualar okunan bir mahşer gecesinin yarısında, iki adam kıvranırken alevlerle çevrili zeminde, gök gürüldedi son bir defa yağmur tanelerini dökmeden evvel harabe olmuş kiliseye. Suyla yıkanacak ve kutsanacaktı son bir defa Aziz Michael'ın Kilisesi.

Meredith ve Zain, Seth Carter'ın başına vardıklarında rahibi adama sarılmış bir halde buldular üstü başı kan lekesi olmuş bir vaziyette. Tenleri kavrulurken, kızgın ateşte bir çırpıda başlarına koştular. Her ikisini de iyileştirmek için bildikleri büyüleri fısıldarken ardı ardına, rahibin titrediğini fark ettiler korku içerisinde.

Rahibin eli cebindeki altın haça dokunmuştu çoktan. En umutsuz ve çaresiz anınızda aziz Kardeşim, kilisemizde barındırdığımız Aziz Michael'ın altın haçına sığınınız. Dokunmasıyla beraber önce başı, sonra da bedeni dönmeye başladı kilisenin kanla boyanmış, alevle kararmış zemininde. Tekrar tekrar döndü ve döndü. Nitekim bir süre sonra bulanık bir surete dönüştü diğerlerinin gözü önünde ve kayboldu kilisenin zemininden. Sanki bir anda oradan çekilip alınmış gibi.

Meredith ve Zain duruma anlam veremeseler de Seth ile ilgilenmeye devam etmek zorundaydılar. Büyüler işe yaramış gibiydi, şimdilik. Seth'in yüzü ve bedeni korkunç görünüyordu. Bilinen en okkalı büyülerle bile tamir edilemeyecek kadar korkunç. Hayattaydı evet, hayatta kalacaktı belki. Ancak o yüze bakmak artık bir ıstıraba dönecekti. Yara izleri ve soyulmuş bir kafa derisi. Kurdeşen dökercesine kalkmış bir ten ve kan lekelerinin süslediği bağrıyla baygın halde yatan bir savaşçı.

Yağmur damlaları düştü kırmızı kiremitlere. Ölüm kokan mabedi yıkayan su, yaşananları da unutturabilecek miydi bu insanlara?


O sırada başka bir yerlerde

Rahip Roseborough'un dünyası dönmüştü. Bir an kusacak gibi oldu. Yanıkların verdiği acı yüzünden kusabilecek hali bile yoktu oysa. Boyutlar daraldı, gözleri ışıkla kısıldı. Ölmüş müydü yoksa? Rab mıydı onu çağıran bir haç aracılığıyla? Zemin kaydı bedeninin altından ve boşlukta asılı kaldı bir süre. Değişen, uzayan siluetler, vitraylar ve alaca renge boyanmış bir boyut. Kilisenin zemininden yok olduğunun farkında bile değildi.

Ahşap zemine sırt üstü düştüğünde duraksadığını fark etti ışıkların. Kiliseye geri mi dönmüştü yoksa? Rab, onu kabul etmemiş miydi cennetine? Yanık izleri canını acıtsa da göz kapaklarını güçlükle araladı. Acı içinde iniltiler döküldü dudaklarından. Bulunduğu yer bir kilise değildi. Ahşap duvarlı, mütevazi ev mobilyaları ile döşenmiş bir evdeydi. Ve en garibi de, gece değildi. Bir an kilisenin revirinde olduğunu sandı ancak burası reviri de andırmıyordu. Başını kaldırdı güçbela etrafına göz atabilmek adına.

Kızıl cübbeler içerisindeki bir adamın tam yanında durduğunu o anda fark edebildi. Burası her neresiyse, cübbeli zatın tasvirleri ona birilerini anımsatıyor ancak acı içerisinde kamaşan zihni kim olduğunu çıkaramıyordu. Kızıl cübbeli ona döndü yüzünü. Sivri çeneyi saran beyaz sakallar çarptı gözüne. İnce, kırışmış dudakları aralandı.

"Hoş geldin Rahip Efendi... Biz de seni bekliyorduk!" Cübbelinin bakışları rahibin beline ve oradan aşağısına kaymıştı yavaşça.

"Ancak bu halde bulmayı beklemiyorduk elbette! Acınız geçecek merak etmeyin. Birazdan kardeşlerimiz burada olacaklar. Aramıza yeniden hoş geldiniz Aziz Kardeşim Roseborough. Sizin gibi kudretli ve imanlı bir kardeşimizle yüz yüze tanışabilmeyi dört gözle bekliyordum."

Kendisini takdim eder gibi yavaşça eğmişti başını öne. "Engizitör Mahkemesi Baş Engizitörü Gabriel... Rab'bın yollarımızı böyle ihtiyaç duyduğunuz bir anda kesiştirmesi kader değildir de nedir?"

Cevap veremedi Rahip. Gözleri kararırken başı, tekrardan yere düştü. Tam kapanmadan göz kapakları son bir görüntü çalındı pencerelerden gözüne. Bir sokak ve bir tabela. Çok adını duymuştu burasının. Ama görmek, hiç nasip olmamıştı.



Malleus Maleficarum ana kurgumuzun 1. sezonu burada sonlanmıştır. Katılımlarınız ve destekleriniz için Büyücedünya RPG ekibi olarak binlerce kez teşekkür ederiz. Çok yakında yeni sezon, yeni heyecanlar ve yeni görevler ile geri döneceğiz!