"Ucube"lik yakıştırmasının oltalarına takıldıklarında Diana öne doğru bir adım atmak istese de bu adımı Adrian'ın sesiyle kesildi. Genç çocuk kendisinin önüne geçip bilhassa sözünü kesmeseydi, parmakları şimdi karşısındaki Slytherinli çocuğun saçlarına dolanmış olabilirdi. Yaklaşık bir saat önceki yaşanan o kin dolu böbürlenmeyi yanındaki Gryffindorlu karşı takıma yönelttiğinde ise sırtını dikleştirdi. İşlerin bu raddeye gelmesini beklemiyordu ve sonrasını düşünmemişti bile. Onun kafasında kurduğu senaryoya göre, Gryffindor masasındaki ufaklı tefekli birkaç öğrenciyle birlikte bu konunun üzerinde alay edecekler, iki üç gün sonrasında da yaşanan şeyler herkesin anı defterinden silinip gidecekti. Fakat gittikçe kızışan duygu sarmalı, buna pek de müsaade etmedi.
Adrian, yüksek bel pantolonunun cebinden asasını çıkartıp karşısındaki gruba yönelttiğinde onu engellemeyi denedi fakat yeterince hızlı değildi. Karşısındakiler sırayla ağızlarından çirkin birer sümüklü böcek çıkartmaya başladığında yüzünü ekşitip geri adım atmaya yeltendi. Mesafe koyamayacağını anladığında endişeyle karşısındaki kıza baktı. Hayretler içindeydi ve bir hayli kendisinden tiksinmiş görünüyordu. Kızın ağzından üzerine doğru gelen bir sümüklü böceği göğsüyle karşılayan Diana, parmaklarını dudaklarına götürerek öğürdü. "Kes şunu, iğrenç!" derken yüzünü ekşitti. Ayaklarının önü irili ufaklı böceklerle dolarken dizlerinin arkası ahşap sandalyelere değene dek geri adım atmaya çalıştı. Bu ilk vukuattı.
İkinci vukuat ise daha büyüktü. Adrian, yine yarını yokmuş gibi asasını masadaki tabaklara yönelttiğinde saniyeler içinde tümü yer çekiminin zıtlığındaki yerini almıştı. Etrafta uçuşan hayaletler hayretler içerisinde çığlıklar atıyor, "Yüce Merlin aşkına! Hogwarts başımıza yıkılacak!" diyerek sağdan sola uçuşuyorlardı. Birbirlerinin içinden geçiyor, nereye gittiklerinin farkına bile varmadan bazen tabaklara çarpıp ruhlar aleminin git-gelliğine kapılıyorlardı.
Diana normal şartlarda bir yemek savaşına asla hayır demezdi. Fakat bu iki durum, ki özellikle de tabakların şu an havada yolunu kaybetmiş bir baykuş gibi geziniyor olması, onları tamamen haksızlığa sürüklüyordu. "ADRIAN!" diye bağırdı yanındaki çocuğa. Ufak kaos ortamı bir kasırga gibi büyümüş tüm masalara sıçrıyordu. Kimisi bunun sözlü bir tartışmanın devamı niteliğinde olduğunu bilirken kimisi de eğlenebilmek için bu yemek savaşını birilerinin başlatmış olduğunu düşünüyordu. Diana, kendisinden gittikçe uzaklaşan ve bir orkestra şefi gibi ellerini havaya kaldırıp tabakların hareketini müzikalleştiren büyücüye tekrar seslendi. "ADRIAN! İNDİR ŞUNLARI!" dediği sırada kafasının tepesine yuvarlak bir kase düştü. İçindeki bezelye ve havuç birer top gibi başından aşağıya yuvarlanırken hamurdan yapılmış, tıpkı bir spagettiyi andıran yiyecek saçlarını boyladı. "ADRIIIANNN!" diye bu defa daha güçlü bir şekilde bağırdığında masanın üzerinde, muhtemelen birilerinin üzerinden düşen İskoç yumurtasını -siz ona yumurtalı içli köfte de diyebilirsiniz- avucuna yerleştirip çocuğun kafasının arkasına yapıştırdı. Bir anlığına tüm öfkesi geçip sesi etraftaki gülüşmelere katılarak kıkırdamaya başladı. Kıkırdaması büyüdü, büyük kahkahalara dönüştü. Saçına, tişörtüne, üzerindeki her şeye irili ufaklı, taneli veyahut sulu besinler ulaştığında leş gibi koktuğunun farkındaydı. İşin korkunç yanı, yalnızca kendisi öyle kokmuyordu. Bütün büyük salon, Hogwarts yemekhanesi gibi yemek kokmaya başlamıştı.
Kahkahası kapının dışındaki heybetli görüntüye takılıp, Profesör Marshall'ı gördüğünde söndü, dudaklarını ısırdı. Yüzünde yukarıya doğru bakan çizgiler tek bir hat boyunca düzlükteki yerini aldı. Artık gülümsemiyordu. Elini genç büyücünün sırtına doğru götürdüğünde "Adrian!" diyerek büyük kapıyı göstermeye çalıştı. "Sıçtık biz, sıçtık!" derken onu geriye doğru çekiştirmeye çalışıyordu. Diana, çocuğu öyle kuvvetli savuruyordu ki çocuğun profesörü görüp görmediği bile belirsizdi. "Profesör Marshall geliyor, kaçsana! Acele et biraz!" dediği sırada ayağı yerdeki sümüklü böceklerin salgılarına takıldı ve çocuğun poposunu da üzerine alarak yere düştü. Adrian'ın vücudu altında ezilen etleri bir yana, büyücüyü üzerinden iteklemekle meşguldü. Adrian inanılmaz yavaş hareketlerle anın eğlencesinden kopmaktan kaçınırken bu durum Diana'nın sinirlerini hoplatmıştı. Başları belaya girecekti ve bu büyücü hala asasının bir ucuyla nasıl tabakları havada tutmaya çalışırdı? Öfkeli bir nefesi dışarıya bıraktığında dirseklerinin üzerine doğruldu, çevresindeki gürültü yavaşça azaldığında başını yukarıya kaldırdı. Profesör Marshall, tam da karşısındaydı. Zihninde renkli harflerle bir şimşek ve kelime bulutu çaktı. "İşte şimdi, sıçmanın ta kendisini gördün Diana."