İngiltere Büyücedünyası > Knockturn Yolu
Mahşerin 4 Avcısı
(1/1)
Kont Sati Von Richmond:
Mezar taşlarının arasında, kendisine bol gelen pardösüsünün sürtünmek üzere olduğu mermer yolun üzerinde tereddütlü bir şekilde ilerlemekteydi Bay Twinkle. Ölüm kokan yerleri artık sevmemeye başladığını fark ediyordu buraya her uğradığında. Belki de fazla yaşlanıyordu.
[spoiler][/spoiler]
Elinde bir buketle mezar taşlarının birisinin başında duraksadı. Üzerinde kalın harflerle Elizabeth Twinkle yazan bir mezar taşı. 1830 – 1856... Huzursuzca etrafı süzdü taşa doğru eğilmeden önce. Gece karanlığında güç bela görebilse de, hep bu saatlerde olması gerektiği üzere mezarlıkta kimseciklerin olmadığını teyit ettikten sonra mezarın başında dizlerinin üzerine çöktü.
Buketi yavaşça mezardaki solmuş bitkilerin arasına bırakırken, kısa boyu sebebiyle güçlükle uzanabildiği topraktaki kimi ölü otları sökmeye başlamıştı gayriihtiyari. “Asa kullanmasını bilen düzgün bir bekçi bile bulamadılar...” Aralanan dudaklarının arasından mırıldanarak konuşuyor, bir yandan da toprağı temizlemeye çalışıyordu. “Benim güzel Elize'm. Böyle kuru bir toprağı hiç hak etmedin sen.” Pardösüsünün iç cebinden bir çırpıda çıkardığı asasını toprağa doğrulttu. Basit bir Aqua Erecto vasıtasıyla tahta çubuğundan dökülen sular toprağa karışmaya, tek tük kalmış yeşil bitkileri canlılıkla doldurmaya başlamıştı.
“Sevdiğiniz birisi miydi?”
İrkilerek ayaklandı ve sesin geldiği yöne döndü başseherbaz. Hemen yanı başındaki beyazlar içerisindeki kadını fark etti korkuyla. Mezarlığın sessizliği ve kasveti ile birleştiğinde hayalet sanılıp korkulması işten bile değildi. Bembeyaz, gelinliği andıran bir elbise. Gümüş renginde saçlar... Ama güzeller güzeli bir yüz. Öyle ki; kadınlarla arası iyi sayılsa bile Bay Twinkle bu kadından daha güzelini gördüğünü düşünmüyordu. Masum ve kadınsı yüz hatlarına rağmen asil bir matem taşıyordu bakışlarında. Masallarda anlatılan prensesler gibiydi. Korkudan hayranlığa savrulan duygular eşliğindeki başseherbaz, ne asasını hala önünde tuttuğundan, ne de ucundan damlayan suyun mermer zeminde çıkardığı şıpırtılardan bihaber bakmayı sürdürdü bir süre daha.
[spoiler][/spoiler]
Kadın bakışlarını önce asaya indirdi, peşinden de kaldırıp adamın gözlerine doğrulttu. Mona Lisa’nın gülümsemesini andıran bir tebessüm vardı ince dudaklarında. “Korkuttuysam özür dilerim, çok üzgün bir haliniz vardı.”
Bay Twinkle deminden beri yukarıya, kadının güzel yüzüne diktiği bakışlarını telaşla kaçırdı. “Korkmak mı? Sizin gibi güzel bir hanım ancak güzel heyecanlar uyandırır erkeklerin kalplerinde.” Kadının gülümsemesinden kaçırdığı başını bir anlığına mezar taşına çevirip Elizabeth’in ismiyle göz göze gelince bir utanç hissi kaplayıvermişti içini. Lakin belli etmeye niyeti yoktu. “Sevdiğim birisiydi, evet. Eski eşim.”
“Öyle mi? Çok üzüldüm, gerçekten. Nasıl kaybettiniz?”
“İksir kazası...” Kadının bir muggle olmadığına emindi. Nitekim büyücülerin mezarlarıyla dolu bir mezarlığa gelip, asasını gördüğünde çığlık atmamasından anlaşılabilirdi.
“Çok yazık. Ben de eşimi kaybettim. Hem de düğün günümüzde. Acınızı anlayabiliyorum, gerçekten.”
Kadın elini aşağılara indirip, baş seherbazın omzuna koymuştu. Bay Twinkle’ın ise gözü kadının üzerindeki gelinliği andıran elbiseye takıldı yeniden. Sanki, kocasını az önce kaybetmiş de soluğu mezarlıkta almış gibiydi. Yine de bu ürpertici görüntüsüne rağmen göz ardı edilemeyecek bir güzelliğe sahipti. Ona sahip olma dürtüsü uyanıyordu içinde bir yerlerde. “Siz, eşinizi nasıl?...” Bir an bunu sormakta tereddüt edip sustu. Böyle bir hanım efendiyi bir seherbaz gibi sorgulamak kabalıktı.
“Kara büyü... Benim için katlanılması çok zor bir acıydı. Ama isterseniz eşinizi yad edelim biraz. Mezarına kadar gelip, hala onu unutmamış olmanız ve sevginizi göstermeniz gerçekten çok romantik. İksir kazasından demiştiniz. Ne tür bir iksirdi acaba?”
Kadının sorgular gibi sorduğu sorular, bir kaşının istemsizce kalkmasına sebep oldu Bay Twinkle’ın. Seherbaz olan kendisi miydi, yoksa bu kadın mı? Tereddüdünü gizlemeye çalışarak cevap verdi. “Önemli bir karışım değildi. Tarif ters tepti, hepsi bu. Kabalığımı maruz görün hanım efendi, kendimi tanıtmayı unuttum. Egnast Twinkle, baş seherbaz. Rica etsem, bana adınızı bana bahşeder miydiniz?”
Kadının merakla açılan gözleri, gecenin içinde iki dolunay gibi parlamaktaydı. “Adım Lenore, bayım. O kadar memnun oldum ki tanıştığıma. Sizin gibi kendinden emin bir beyefendi. Üstelik bekar... Ayrıca söylemiş miydim, seherbazlık hep ilgimi cezbetmiştir. Neler yapıyorsunuz işinizde?”
Bay Twinkle’ın şüphe uzuvları kabarmaya başlamıştı. Nasıl bir büyücü yahut cadı, bir seherbazla karşılaştığında böyle cümleler kurardı ki? Kendisini kadının güzelliğinin tesirinden kurtarmak istercesine birkaç adım geri attı. “Benim gibi bir seherbazın ağzını yoklamaya mı çalışıyorsunuz hanımefendi? Bu numaraları yutmayacağı bilinecek kadar ünlü olduğumu düşünüyordum zaten.”
“Demiştim sana, Lenore. Bunlar belli ki, kendi sapkın alemlerinin dedektif bozuntuları!” Mezarlıktaki tek tük ağaçların birisinin ardından kızıl saçlarıyla dikkat çeken bir kadın daha belirmişti. Bay Twinkle onların yerini belli eden herhangi bir sesi, bu tenha yerde nasıl duyamadığına şaşırıyordu. Belli ki, gerçekten de yaşlanıyordu. “Belli ki lafı cımbızla almamız gerekecek, benim cımbızımla!” Kızıl saçlı kadın, gri ve siyah renklerde seyreden şaşalı bir elbisesinin ardında sakladığı demir parçasını açığa çıkardı yavaşça. Ay ışığının yansımasında bir hançeri andırdığı kuşkusuzdu. Kıvrımlı, sivri, kılıç kadar uzun sayılabilecek bir hançer. Dudaklarında alaycı bir gülümseme, asil ama burnu havada bir duruş, kızıl saçlar ve arzuyla yanan gözler...
[spoiler][/spoiler]
Tuzağın kokusunu sezmek zor değildi artık. Bay Twinkle asasını önünde doğrultarak aralarında kalmamak adına açısını genişletmek üzere gerisingeri adımlamaya başlamıştı. Elizabethin mezarı olmasaydı tam arkasında, her iki kadını da karşısına alabilirdi. “Neler oluyor burada? Bana ne hadle tuzak-“
“Hayır Jean!” Lenore sitemkar şekilde karşılık verdi kızıl saçlı kadına. “Ona zarar vermeyeceğiz! O, sevdiği kadının mezarının başına seneler sonra gelecek kadar vefakar, duygusal bir adam. Ayrıca bekar ve de çok çekici. Bize istediklerimizi anlatırsın değil mi, Bay Twinkle? Yoksa sen de beni üzüp, çekip gidecek misin bu dünyadan sevgili kocam gibi? Bırakma beni Twinkle, ne olur bırakma!”
“Ne anlatacağı pek umurumda değil. Cücelerden bahsedildiğini duymuştum ama hiç böylesine denk gelmemiştim. Onu ayak parmaklarından kafatasına kadar yarıp içine bakmak istiyorum Lenore! Belki kanı farklı renktedir, görmek istemez misin? Derisinden boynumu saracak güzel bir kürk... Cüce derisinden kürkümü gördüğünde kontes Valeria’nın yüzünün alacağı şekli merak ediyorum.”
Jean’ın dehşetengiz bakışları Bay Twinkle’ın kemiklerini titretmişti bir anlığına. Ne kara büyücülerle, ne isyankar cincücelerle uğraşmıştı. Bu sapkınlara kendisini yem edecek değildi. Bir sıçrayışta gerisingeriye eski karısının mezarına konuverdi. Az önce suladığı toprak, çamur halinde çizmelerine bulaşıyordu. “Affet beni Elize'm!”
Asasını kendisine nispeten daha yakın olan Lenore’ye doğrulttu. “Her ne çılgınlığın kucağına düştüyseniz, asamla sizleri azat etmeyi kendime görev addederim! Sersemle-“ Bir pençenin varlığını hissetti aniden parmaklarında, bir şey, küçük ve görülmesi zor kapkara bir canlı derin bir çizik atmıştı asasını tutan eline. Üstelik düşen asayı da kaptığı gibi ağzıyla, ay ışığının aydınlatamadığı bir mezarın başına götürmeye başlamıştı. Bir kedi miydi o? Siyah canlının koşturduğu yer bir kandilin ışığıyla aydınlandı. Mezarın başına oturmuş bir adam, gözlerinde solgun tonlarla ve sıkılgan bir tavırla bakışlarını birbirlerine saldırmaya hazır olan üçlüye çevirmişti. Yanı başına gelen tüy yumağının ağzından Bay Twinkle’ın asasını alırken papyonunu düzeltmeyi de ihmal etmemişti. “Aferin sana, güzel...” Asayı eliyle hafifçe tartıp devam etti sözüne. “Böyle bir tahta parçasına güzel bir ödeme yapacak antikacılar tanıyorum. Sahibinden az kullanılmış cadı asası!” Sonra da yorgun gözlerini Bay Twinkle’a dikti. “Bizi uğraştırmayın başsihirbaz. Sizinle ufak bir konuşma yapmak istiyoruz. Sorgulama desek daha iyi.”
[spoiler][/spoiler]
“Hah, yavruların nihayet bir fare yakalayabildi Edgar!”
“Off, eli çok acımış olmalı. Canını yakmamalısın, o iyi birisi!”
Bay Twinkle’ın tepesi atmıştı. Böyle bir tuzağa acemice yakalanmasını gururuna yediremiyordu. “Sihirbaz değil, SE-HER-BAZ! Beni canlı yakalayabileceğinizi sanıyorsanız, beni hiç tanıyamamışsınız demektir sizi örümcek kafalı muggle sürüsü! Yoksa benim her zaman iki tane asa taşıdığımı da bilirdiniz!” Parmakları hızlıca pantolonunun kemerine uzandı. Asanın tahta sapını tam kavramıştı ki, boynuna sivri bir cismin saplandığını dehşet içerisinde fark etti. Nereden geldiğini kestiremediği bir cisim.
Başı dönmeye başlamıştı. Kemerinden çıkardığı asasıyla kendisini toparlayacak bir büyü yapmaya niyetleniyordu ki, karanlığın içerisinden beliren bir figür daha gördü. Elinde ağır bir arbaletle yaklaşmaktaydı. Uzun gagası olan, karanlık bir cübbenin içerisindeki karanlık bir siluet. Kafasındaki ufak şapkası haricinde bir kuşu andırıyordu. Boynundaki gümüş kolyeye dikkat etmemek imkansızdı. Bir haç... İki derin boşluktan ibaret göz yuvaları. Ürpertici bir maske...
[spoiler][/spoiler]
Bay Twinkle, eski eşinin mezarındaki toprağa yığılırken yarı baygın bir halde görüntüler de bulanıklaşmaya başlamıştı. Bilinci tamamen kaybolmadan evvel birkaç konuşma çalındı kulağına. Artık anlamlandıramayacağı konuşmalar. Sonrası.... Sonrası karanlık.
“Güzel atıştı Pierre! Artık izninizle şu cücenin derisinden-”
“Hayır Jean! Sırf sen caka satacaksın diye bu yakışıklı ve iyi adamı doğramana izin vermeyeceğim!”
“Biz bunu sorgulamak için ödeme almıyor muyduk? Planlar mı değişti? Değiştiyse benim payımı hanginiz ödeyecek!?”
“O asa ile aç karnını doyuracak kadar bozukluk kazanabilirsin Edgar!”
“Ah canım benim, eli nasıl da kanıyor! Güzel pardösüsü de çamur içinde kaldı. Hep bizim yüzümüzden! Çok canisiniz...”
“Bu yufka yüreğin beni yoruyor Lenore! Biraz daha geç gelsek yine evlenecektin neredeyse...”
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git