Xavier, bütün öğrencileriyle eşit şekilde ilgilenebilmek isteyen bir profesördü. En ufak sorunlarında bile yanlarında olmak ve çözmeleri için elinden gelenin en iyiini yapabilmek isterdi. Kendi kendilerine başa çıkamayacakları problemlerden tutun saç bakım rutinlerine kadar her şeye yardımcı olabilmek isterdi ve öğrencilerinin ona güvenmesi dünyada sahip olabileceği her şeyden daha güzel hissetirirdi. Elbette hepsine ayrı ayrı uzun zaman ayıramıyordu, okulda yüzlerce öğrenci varken imkansızdı bu. O yüzden önceliğini en çok yardıma ihtiyacı olan öğrencilere veriyordu. Altıncı sınıftaki Ravenclaw öğrencisi Reina Carter'da bunların başını çekenlerden biriydi. Derslerde genelde sessizdi, büyü yapmaktan kaçınır, asasını bile düzgün tutamaz ve zar zor yaptığı büyüler akla mantığa sığmayan kabus gibi sonuçlara sebep olurdu. Bu nedenle de kızı ofisine çağırmıştı, bu saatte anca vakit bulabilmişti çünkü beşinci sınıftaki Rebecca Olineaux, Xavier'ın biricik kız kardeşi, ağabeyine yağcılık yaparak Gryffindor'a fazladan puan kazandırma çabasına girmiş ve işin sonunda binasına puan kırdırmaktan son anda kurtularak kaçmıştı.
"Barbatos, sence Reina için ne yapabiliriz?" dedi kızın gelmesini beklerken. Barbatos sarkastik bir tonla, "Düello turnuvasına yazdıralım. Okuldakine değil, kan ve vahşet içerenler var ya! Ölmeden çıkamadıkların." diyince Xavier düz bir tonla 'ha ha' yapıp geçmişti. Öğrencisinin bu sorununun üstesinden gelebilmek için önce sebebini bilmeliydi. Dersini sevmediğini ve katılmak istemediğini düşünmüyordu çünkü kızcağızın arkadaşlarına nasıl imrenerek baktığını görmüştü. Düşüncelere dalmışken sonunda kapısı çalındı, oturuşunu düzeltip, "Gelin lütfen!" dedi ve içeri giren genç kuzguna gülümsedi. "Hoş geldin Reina, buyur otur lütfen." dedi masasının karşısındaki koltuğu eliyle gösterirken. Barbatos da eksik kalmadı, "Selam şekerim." diye selamladı kızı. Kız oturunca önce içecek bir şeyler ikram etti kendini daha rahat hissetmesi için. "Öğrencime alkol teklif edemem o yüzden... Hangisini tercih edersin? Çay, kahve, balkabağı suyu, portakallı soda, balıklı yeşil gazoz..." Profesör saymaya devam ederken bir şeyler içmekten oldukça zevk alan bir adam olduğu anlaşılıyordu. Mavi cübbeli cadı seçtikten sonra normal bir sohbetle başladı.
"Nasılsın Reina? Günün nasıl geçti?" diye sordu. Kız anlatırken güzel güzel dinledi, aralara minik yorumlar kattı. Reina'nın lafı bitince de başka bir soru ekledi, "Bugün hiç büyü yaptın mı peki? Hatta, hiç asanı eline aldın mı?" Bunu demesiyle öğrencisi ölüm sessizliğine bürünmüştü. Xavier ise kızmadığını göstermek için şefkatle gülümsedi. "Tahmin etmiştim, sorun değil. Seni de tam bunun için çağırmıştım aslında. Fark ettim ki derslerimde biraz sessizsin ve büyü yapmamak için elinden geleni yapıyorsun. Hatta Mirabelle'e ödevini yaptırdığını fark ettim, çok belli oluyordu." Son cümlesiyle Reina paniklemiş, kem küm etmiş olsa da profesör sadece gülmekle yetindi. "Dediğim gibi sorun değil. Ancak ödevini yapmamış olsan bile sana kızmayacaktım, dürüstlük benim için yapılmış bir ödevden daha önemli. Ah, konumuz bu değil ama. Sakıncası yoksa bana neden büyü yapmaktan hatta asana bile dokunmaktan kaçındığını anlatabilir misin Reina? Yardımcı olmak istiyorum. Birlikte bir çözüm bulabiliriz buna."